El ele

595 Words
Nilüfer'in çığlığıyla uyandım. Öyle bir çığlıktı ki birkaç saniye boyunca nerede olduğumu bile anlayamadım. Sonra yataktan fırladım. Koridoru geçip Nilüfer'in odasına girdiğimde gördüğüm manzara içimi parçaladı. Yatağın içinde çırpınıyordu. Küçücük bedeni çarşafların arasında kıvranıyor, ellerini sanki görünmeyen bir şeyden kurtulmaya çalışır gibi savuruyordu. — Hayır... Sesi boğuk çıkıyordu. — Hayır, bırakın beni... Yatağın yanına diz çöktüm. — Nilüfer! Beni duymuyordu. Ellerini tuttum. Avuçları buz gibiydi. — Nilüfer, uyan. Başını sağa sola çeviriyor, gözlerini açmadan ağlıyordu. — Abi... O tek kelimeyle içimde bir şey koptu. — Buradayım. Ne söylediğimi ben de bilmiyordum. Ama ellerini bırakmadım. — Nilüfer, buradasın. Evdesin. Çırpınışı biraz yavaşladı. — Kimse sana dokunamaz. Parmaklarını avuçlarımın içinde sıktım. — Duyuyor musun beni? Kirpikleri titredi. Gözlerini bir anda açtı. Koca yeşil gözleri karanlığın içinde bana kilitlendi. Birkaç saniye boyunca nefes alamadı. Sonra beni tanıdı. — Emre... — Buradayım. Nilüfer doğrulmaya çalıştı. Ben hemen geri çekildim. Ona dokunmadan önce izin vermem gerektiğini o an fark ettim. Nilüfer iki eliyle göğsünü tuttu. Nefes nefese kalmıştı. — Rüya mıydı? Başımı salladım. — Rüyaydı. — Çok gerçekti. Sesindeki titremeyi duydum. — Biliyorum. — Abimi gördüm. Bir süre sustu. — Beni çağırıyordu. Gözlerinden yaşlar süzüldü. — Ona yetişemedim. İçim acıdı. Yanına biraz daha yaklaştım. — Sedat sana kızmazdı. Nilüfer başını kaldırdı. — Nereden biliyorsun? Gülümsedim. — Çünkü onu tanıyordum. Nilüfer gözyaşlarını sildi. — Bana hep yetişirdi. Sesi küçüldü. — Şimdi yok. Cevap veremedim. Çünkü Sedat artık gerçekten yoktu. Ve ben bunu her söylediğimde, kaybın ağırlığı biraz daha büyüyordu. Nilüfer çarşafı kendine çekti. — Gitme. O iki kelime beni olduğum yere çiviledi. Bir süre yüzüne baktım. — Gitmem. — Gerçekten mi? — Gerçekten. Yatağın kenarındaki sandalyeye oturdum. Nilüfer başını yastığa yasladı. Gözlerini kapattı. Bir süre sonra nefesi yavaşladı. Tam uyuduğunu düşündüğüm anda parmakları elime dokundu. Çekmedi. Ben de elimi çekmedim. O gece ilk kez şunu anladım: Sedat bana kardeşini emanet etmişti. Ama Nilüfer'in ihtiyacı olan şey yalnızca korunmak değildi. Bazen insanın yanında birinin sessizce oturması yeterdi. Ben de sabaha kadar orada kaldım. Elini bırakmadan. Emre, hayatının en zor şartlarında bile günlerce uykusuz kalmış, saatlerce nöbet tutmuş, bedeninin artık yorulmayı bile unuttuğu geceler geçirmişti. Bu yüzden o gece sabaha kadar Nilüfer’in başında beklemek onun için zor değildi. Zor olan, gözlerini kapattığında gördüğü şeydi. Sedat... Onu o aracın içinde bırakıp gitmek zorunda kaldığı o son an, zihninin bir köşesinde durmadan yeniden yaşanıyordu. Patlamanın sesi, yükselen duman, Sedat’ın yüzündeki o kararlı ifade... Ve son sözü: “Kardeşimi sana emanet ediyorum.” Emre koltuğa yaslanmış, gözlerini Nilüfer’den ayırmadan sabaha kadar oturmuştu. Nilüfer bazen acıyla inliyor, bazen yatağın içinde huzursuzca dönüyor, sonra birden sessizleşip yastığa yüzünü gömerek ağlıyordu. Her sessiz ağlayışında Emre’nin göğsünün ortasında ağır bir şey oturuyordu. Onu uyandırmak istemiyordu. Bazen yalnızca başını kaldırıp ona bakıyor, sonra yeniden koltuğuna yaslanıyordu. Gece ilerledikçe odanın içindeki sessizlik daha da koyulaştı. Bir ara Nilüfer yeniden hareket etti. Üzerindeki çarşaf bacaklarından aşağı doğru kaydı. Emre’nin gözü istemsizce yatağa takıldı. Şortunun altından görünen ince, uzun beyaz bacaklarını fark etti, biraz uzun baktığı anlayınca bakışlarını hemen başka tarafa çevirdi. Bir an için kendini, arkadaşının kız kardeşine bakarken yakalamış gibi hissetti. Sedat... İçinden yalnızca bu ismi geçirdi. Sonra elini uzattı. Çarşafın ucunu iki parmağının arasına aldı ve mümkün olduğunca dikkatli, neredeyse dokunmaya bile çekinerek Nilüfer’in üzerine örttü. Sanki yaptığı şeyin bile bir sınırı vardı. Sanki Sedat bir yerlerden onu izliyor ve kardeşini korumasını bekliyordu. Emre elini hemen geri çekti. Nilüfer derin bir nefes aldı. Yüzündeki gerginlik biraz olsun azaldı. Emre yeniden koltuğuna yaslandı. Sabahın ilk ışıkları perde aralığından odaya süzülmeye başladığında hâlâ uyumamıştı. Ama uykusuzluk umurunda değildi. Çünkü Sedat’a verdiği söz vardı. Ve o söz, o gece Emre’nin gözlerini açık tutmaya yetmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD