ORHAN’IN HAYAL KIRIKLIĞI Nilüfer’in gözlerindeki o hırçın, savunmacı bakışlar hâlâ silinmemişti. Salondaki loş ışık, fırtına öncesi sessizlik gibi çökmüştü üzerlerine. Orhan, odanın ortasında tek bir adım bile atmadan, bir zamanlar hükmetmeye çalıştığı bu kadının ve yanındaki Emre’nin tam karşısında duruyordu. Ama bu kez duruşunda ne o kibirli tavır vardı ne de Trabzon’daki o kabadayı edası. Derin bir nefes çekti içine; sanki göğsünde yıllardır biriken o ağır tozu dışarı üflemek ister gibiydi. "Nilüfer..." dedi, sesi ilk kez bu kadar pürüzsüz ve savunmasız çıkıyordu. "Biliyorum, şu an yüzüme bakmak bile mideni bulandırıyor. Haklısın. Ama dinlemek zorundasın." Bakışlarını halının üzerindeki tek bir noktaya sabitledi. Yüzündeki o tanıdık alaycı gülüşün yerini, yılların biriktirdiği kar

