1. Bölüm – Gölgenin İçine Doğru
Suriye sınırına yakın bir bölgedeydi. Hava, Temmuz güneşine rağmen karanlık bir çuval gibi üzerlerine çökmüştü. Kumlar kuru, gökyüzü kasvetliydi. Genç cerrah Aslı, birkaç saat önce Şam'da gerçekleşen uluslararası bir sağlık seminerinde konuşma yapmış, ardından diğer doktorlarla birlikte organizasyonun düzenlediği klinik ziyareti için yola çıkmıştı. Güzergâh her zaman güvenli değildi ama güvenlik konvoyu eşlik ettiği sürece tehlike en aza indirgenmiş sayılırdı. Öyle sanılıyordu…
Konvoy, Halep'in dışında ilerlerken birden patlama sesiyle sarsıldı. Araçlarının önündeki zırhlı cip havaya uçmuş, toz duman her yeri kaplamıştı. Ardından gelen silah sesleri yankılandı. Panik içinde sağa sola kaçışan doktorlar, çığlık atan çevirmenler, emir vermeye çalışan birkaç güvenlik görevlisi... Ama hiçbir şey organize değildi. Planlıydı bu saldırı. Terör örgütü acımasızdı ve hedeflerini iyi belirlemişti.
Aslı yerde sürünerek yol kenarındaki bir hendeğe sığınmaya çalışırken kolundan sertçe çekildi. Göz göze geldiği silahlı adamın yüzü siyah bir kumaşla örtülmüştü, sadece gözleri görünüyordu. Soğuk, boş ve karanlık… Her şey bir anda kararmıştı.
---
Üç Gün Sonra - Özel Tim Karargâhı, Türkiye-Suriye Sınırı
Komutan Harun, operasyona gitmeden önce masasındaki haritalara son bir kez daha baktı. Üç gündür haber alınamayan sağlık ekibi ve onlarla birlikte kaçırılan sivil görevliler için oluşturulan istihbarat haritası, bölgedeki birkaç ihtimali işaret ediyordu. Harun, Milli İstihbarat Teşkilatı ile ortak çalışan seçkin özel timin başındaydı. Soğukkanlı, otoriter, her zaman hesaplı ve gerektiğinde acımasız...
"Kaçırılanlar arasında Türk doktor Aslı Demir de var komutanım. Suriye'deki göreve gönüllü olarak katılmış. Cerrahmış," dedi genç istihbarat subayı Cüneyt.
Harun kaşlarını çattı. “Neden özellikle onun adı geçiyor?”
“İçeriden gelen bilgiye göre, örgütün kadınları genellikle propaganda malzemesi olarak kullanma yöntemi var. Ayrıca... onun kaçış girişimi olmuş. Henüz doğrulanmadı ama başarısız olduğu düşünülüyor.”
Harun haritaya bir kez daha baktı. Dağlık alanlara açılan bir geçit vardı. Gri bölge... Dronların bile uçamadığı derin vadiler.
“Sessiz operasyon olacak. Üç kişilik ekip. Geceden sızacağız. Eğer rehine sağsa, alacağız,” dedi Harun kararlı bir tonla.
---
Sığınak – Terör Örgütü Kampı
Aslı, içerideki loş taş odaya sırtını dayamış, sol elindeki yara için kendi gömleğinin parçasından yaptığı bezle tampon yapıyordu. Yanındaki Suriyeli hemşire Nabia uyukluyordu, ama Aslı’nin gözüne uyku girmiyordu. Üç gündür kaçmayı planlıyordu. Beden yorgun olsa da akıl asla durmazdı.
Bir keresinde güvenlik açığını fark etti: Her sabah saat beşte nöbetçi değişiminden sonra yaklaşık dört dakikalık bir boşluk oluyordu. Duvarın dış tarafındaki su bidonlarını taşıyan bir militan kısa süreliğine arkasını dönüyordu. Eğer o sırada tel örgüye tırmanabilirse…
Ama yalnız kaçmak istemiyordu. Nabia, ameliyathane görevlisi Mahmud ve diğer doktorlar… Kimseyi geride bırakmak istemezdi. Fakat o gece Nabia ateşlenince ve Mahmud’a bir tür kriz geldiğinde kaçış planı tek kişilik hale geldi.
“Affedin…” dedi fısıltıyla. Yalnızca gözyaşıyla değil, öfkeyle de doluydu. Kendine, düşmana, dünyaya…
Çıkışı başardı.
Telleri geçtiğinde avuçları kan içindeydi ama buna değdi. Koştu, koştu… Kararan dağların arasına karıştı.
---
Sabah – Vadi Girişi
Harun ve ekibi vadinin ağzına vardığında, telsizden gelen mesaj çınladı:
“Gri bölgeden tekil bir hareket tespit edildi. Muhtemelen sivil. Sığınaktan kaçan biri olabilir.”
Harun hemen yönünü değiştirdi. İki adamını geçide yolladı, kendisi tepeye tırmandı. Dağların arasındaki patikada, yorgun düşmüş, nefes nefese bir kadın… Yaralıydı, gömleği yırtık, saçları çamura bulanmıştı. Ama gözleri… hâlâ ateşle doluydu.
“Dur!” diye seslendi Harun, silahını omzunda hazırda tutarak.
Kadın irkildi. Yabancı mıydı? Dost mu, düşman mı?
“Türk Silahlı Kuvvetleri’ndenim. Güvendesin.”
Kadın yere diz çöktü. Sırtını bir kayaya yasladı. Dudaklarından tek kelime çıktı:
“Geç kaldınız…”
---
Geçici Üs Noktası – İlk Temas
Aslı, karargâha getirildiğinde hemen tıbbi müdahale yapıldı. Harun sorgu için yanına geldiğinde, kadın hâlâ inatçıydı.
“Diğerleri nerede?” dedi Harun.
“Bilmiyorum. Onları orada bırakmak zorundaydım.”
“Sen nasıl kaçtın?”
Aslı gözlerinin içine baktı. “Siz üç gündür hâlâ nasıl bulamadınız?”
Sessizlik çöktü aralarına. İkisi de baş eğmedi. Biri askerdi, diğeri kurtulan bir mahkûm. Ama ikisi de aynı şeyi taşıyordu içlerinde: Suçluluk, öfke ve yutkunulamayan sorular.
Gece çöktüğünde, karargâh çadırının dışında Harun tek başına nöbet tutarken Aslı uzaktan onu izliyordu. Yorgunluğu yüzüne vurmuştu ama içinde hâlâ savaşan bir taraf vardı. Aynı Harun gibi.
O an şunu düşündü:
Bu adam sadece onu kurtarmaya mı gelmişti?
Yoksa onun da kaybettiği bir şey mi vardı bu savaşta?