Paris’ten döndüğümüzden beri günler birbirini kovalıyordu. İlk birkaç gün, o üç günün büyüsü hâlâ üzerimdeydi. Ama zaman ilerledikçe, Aras’ın ofisteki kontrollü, mesafeli hali yine ağır basmaya başladı. Sanki Paris, bir başkasının hayatında yaşanmış bir rüya gibiydi. Ama bazen… Bazen bana öyle bir bakıyordu ki, o anların tamamen unutulmadığını anlıyordum. Haftanın ortasıydı. Sabah erkenden ofise geldiğimde, masamda yeni bir proje dosyası duruyordu. Üzerinde Aras’ın el yazısıyla “Öncelikli” yazıyordu. Dosyayı açar açmaz, Mert’in ismini de gördüm. Bu projede birlikte çalışmamız gerekiyordu. Mert kısa süre sonra masama yanaştı. “Demek sen de bu işin içindesin,” dedi gülümseyerek. “Öyle görünüyor,” dedim. “İyi. O zaman beraber hareket etmemiz lazım. Toplantıyı öğleden sonra yapalım, sana

