"Tamam anne tamam! Bavulumu bekliyorum. Böyle zırt pırt ararsanız size laf yetiştirmekten eve gelemeyeceğim valla."
"Sus bakayım! Eşek sıpası! Bir yıl sonra eve geliyorsun. Benimde öyle susup beklememi mi istiyorsun? Laf yetiştireceğine dikkat et kendine. Sağ salim gel. Orada-"
"Orada minibüs bekliyor, biliyorum. Bunu yol boyunca en az 30 defa söyledin anne. Binip geleceğim. İlk defa evden ayrılmıyorum sonuçta. Ya insan bu kadar evhamlı olur mu? Neyse mangalı yaktınız değil mi? Geliyorum bir saate İnşaALLAH."
Annem ve arkadaki seslerden anladığım kadarıyla ailem, her bir sözüme apayrı gülüyorlardı. Ee haklıydım ama!
"Yaktık kızım yaktık. Hepimiz seni bekliyoruz. Tamam hadi dikkatli gel. Allah'a emanetsin."
"Tamam anne sizde. Bak bir dakika sonra yine arayayım deme ha? Ben size mesaj atarım."deyince yine gülüşme sesleri geldi.
"Anneye laf yetiştirme kız. Çabuk gel." Bu ses Gülhan ablamındı. Gözlerimi devirdim.
"Başım üstüne hemen efendim. Işınlanıp geliyorum. Hadi evde görüşürüz. Güle güle."diye gülüp telefonu kapattım.
Ah! Annemin şu bitmek bilmeyen endişeleri ve bitmek bilmeyen evhamları beni öldürecekti! Yol boyunca en az 100 defa aradı resmen kadın ya! O koca yol yormadı ama annemin evhamları çok güzel yordu, sağ olsun. Bunu bile özlemişim be! Şu an hava alanına bile özlemle bakıyordum. Bir yıl oldu be koskoca bir yıl. Kolay mı? Acaba nereler değişmiştir? Acaba benden sonra neler olmuştur?
Bir gün önce patronum izin veripte eve gittiğimde yolda internetten uçak bileti bakmıştım. Elhamdülillah ki yarına bir tane bulabilmiştim, her ne kadar akşama yakın bir saatte olsada.
Daha sonra eve gittiğim gibi bavulumu, gerekli her şeyimi toplayıp ertesi gün işe gitmiş ve tanıdığım herkesle vedalaşmıştım. Oradan da hava alanına gitmiştim tabi. Bir ay da olsa özleyecektim buraları.
Ve sonuç olarak uzun bir uçak yolculuğu sonrası ülkemdeydim. Memleketimdeydim. Elhamdülillah!
Bavullar sırayla geldiğinde bekleyip kendi bavulumun gelip gelmediğini kontrol etmeye başladım. Şu kayan platformda bavulları yakalamak bazen çok zor oluyordu. O yüzden gözümü girişten ayırmıyordumki hemen yakalayabileyim. Ve... işte geliyor benimkisi.
Tek hamlede bavulumun kulbundan yakalayıp yere bıraktım. Sırtımda sırt çantam, sol kolumda bilgisayar çantam ve sağ elimdede bavulumu sürükleyip mescidi aramaya başladım. Eğer ikindiyi kılmadan çıkarsam eve kadar yetişemezdim. Bir süre bakınıp bulamayınca bir görevliye sordum. Arka taraflarda olduğunu öğrenince adımlarımı hızlandırıp oraya doğru yol aldım.
Ve işte buldum, her adımımda bana sevap kazandıran yeri. En Sevgili'nin huzuruna yürümenin bile sevabı vardı bu dinde. İnsanlar daha ne istiyorlar? Daha neyin nankörlüğünü yapıyorduk acaba?
Çantalarımı bırakıp hızlı ve bir dakikalık abdesten sonra namaza durdum. Namaza acelet et ama namazda acele etme demişler...
Huzurlu ve biraz gözyaşılı bir namazdan sonra bavulumu tekrar sürükleyip şehir merkezine götüren minibüse bindim. Oradanda bir taksiye binip bir saate evde olacağım İnşaALLAH.
Yol uzun olduğu için kimi zaman ilahi dinledim, kimi zamanda Kur'an tilaveti. Kimi zaman kitap okudum, kimi zamanda zikir çektim. Ara sırada camdan dışarıya her yere özlemle bakıp iç çektim. Çok özlemişim çok! Böyle böyle yol bitti derken indiğim yerden 10 dakika sonra taksiye bindim ve kendimi tekrar yolda buldum. Allah'tan bu yol o kadar uzun değildi. Şoföre adresi verip arkama yaslandım ve yine camdan dışarıya, evime giden yollara daha bir özlemle baktım.
Yanımdada bir tane bayan vardı. Annemden biraz daha gençti. Tesettürü benim gibiydi ve aynı yere gidiyorduk. Şaşırmıştım. Sebebi ise bizim mahallede öyle çok kişi bu tesettürde gezmezdi. Hatta bazıları burun kıvırırdı. Yani ben buradan gitmeden önce böyleydi. İnşaALLAH bu düzen değişmiştir. Taksiye bindiğimi görünce binmek istedi. Bende tam tersi, o binmek isteyince bineyim dedim. Sonuçta takside sadece şoförle durmak pek uygun değildi. Elhamdülillah! Rabb'im yine kurtarmıştı beni.
Yol boyunca sohbet edip durduk. Sürekli güzel dinim İslamımdan bahsettik. Aynı mahallede olsakta onun evi bizden biraz uzakta olduğu için o benden erken inmişti. Evlerinin durağın orada olduğunu gördüm. Herhalde yeni taşınmışlardı. Yaklaşık iki-üç dakika sonra bende evin önünde inmiştim.
"Geldi! Anne geldi koş!"diye bir ses duymamdan hemen sonra bahçe kapısı açıldı ve en küçük kardeşim Sonerin kafası gözüktü. Ardından daha bir sürü yüz...
Ablamlar, yengemler, küçük kuzenlerim, yeğenlerim, en yakın arkadaşlarım, daha kimler kimler... Bütün sülaleyi toplamışlar resmen. Hepsi bana doğru koşuyordu.
Ve sonra annem, bagajdan bavulumu çıkarmama fırsat bırakmadan koşup boynuma atladı.
"Yavruuumm..." Hıçkırıklarına boğulmuştu. Bende dayanamadım ve ağlamaya başladım. Benden sonra etrafımıza toplanan diğer aile üyeleri de ağlamaya başlamıştı. Bir yıldır görmemiştim ben onları. Aslında annemlerle hep görüntülü konuşuyorduk ama canlısının yerini tutmuyordu ki. "Ceylanııımm..."
"Annem... Ağlama."deyip zorlukla kendimden ayırdım ve yanaklarındaki gözyaşlarını öyle sildim ama annem bırakmıyorduki diğerleri gelip sarılsın. Durmadan boynumda ağlıyordu ve bizide ağlatıyordu.
"Anne ölüp hortlamadım ya. Niye ölmüşümde sanki tekrar geri gelmişim gibi ağlıyorsun?"deyince annem kafama bir tane geçirdi.
"Salak kız! Öyle denir mi hiç!"
Ben gülünce Gülhan ablam "Tamam anne."deyip annemden ayırıp beni kollarının arasına aldı. Ondan sonra diğerlerine sarıldım. Gözüme Ela ve Mukaddes iliştiğinde ikisinin de diğerleri gibi ağladığını gördüm. Siz yapmayın bari! Gelip kocaman sarıldılar bana. Onlarıda çok özlemiştim.
"Ya bu kadar mı özlendim ben? Hiç bilmiyordum."deyince güldü herkes.
"Hadi kızım. Geç içeri. Yemek hazır."diyen anneme başımı sallayıp içeri girdim. Soner ve onunla yaşıt küçük kuzenim levent benim çantalarımı eve taşıyorlardı. Oy yerim! Bu sene lise biri bitirmişlerdi, annemden aldığım haber kadarıyla.
Bahçeye girdiğimde babamlar, abimler ve koca ailemizin geri kalan asıl kişilerini görüp hepsiyle sarılıp selamlaştım.
İki koca sofra kurmuşlardı koca bahçemize. Biri kadınlar için, diğeri erkekler için. Böyle yapmalarından çok etkilenmiştim. Bol sohbetli ve bol mangallı bir zaman geçirmiştik. Allahım mangal yemeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki. Aslında o kadar yolculuktan sonra bir duş ve biraz uykuyu tercih ederdim ama o kadar kişi benim için gelmişti, ayıp olurdu şimdi. Artık gittiklerinde yapardım işlerimi.
Yemekten sonra çaylar gelince herkes kendi arkadaş grubuyla bir kenara çekilip sohbet etmeye başlamıştı.
Bende biraz yeğenlerimle oynadıktan sonra patronum ve arkadaşlarımla konuşmuştum. Beni merak etmişlerdi. Telefonla konuşurken ailemdeki herkesi böyle göz altına almıştım işte.
Telefon konuşmamdan sonra Ela ve Mukaddes ne olduğunu anlayamadan beni zorla yanlarına çekiştirmişlerdi. O kadar çok eskileri yad edip o kadar güldük ki sohbetimizi çok güzel bir ses kesti.
"Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!"
Ezan sesiydi bu. Aman Allah'ım! Ne güzel bir sesti böyle. Nede güzel okuyordu öyle tane tane. Bayıldım! Bu sesi kaydetmem lazımdı. Böylece her zaman dinlerdim.
Fakat ses genç birinin sesine benziyordu. Annemle en son konuşmalarımızda imamın değişmediğini hâlâ Hasan hocanın olduğunu söylemişti bir kere. Hep o okurdu ezanları. Yoksa hocamın tayini mi çıkmıştı? İnşaALLAH öyle olmamıştır. Çok üzülürdüm sonra.
Kızlara baktığımda Mukaddesin utançtan kızardığını, Elanın ise ona imalı imalı bakıp sırıttığını gördüm. Bunlar ne saklıyorlardı böyle? Sizi gidi sizi...
"Kızlar bu ezanı okuyan da kim? Hasan hocam gitmedi değil mi? Neden o okumuyor?"deyince Ela Mukaddese bakıp bir kahkaha attı.
"Mukaddese sor. O daha iyi bilir. Değil mi kız?"deyip koluyla kolunu ittirdi.
"Yaaa Elaaa! Aff!"
Valla benden bişi saklıyorlar. Allah'ım! Yoksa düşündüğüm şey mi? O zaman havalara uçarım.
"Yoksa... Yoksa Mukaddes sen... Kız sen aşık mı oldun?"