~4.Bölüm~

2161 Words
"Kızım Ahmet bu..." Mukaddesle yerimizden kalkıp Elanın yanına gittik hemen. "Hani nerede?"dediğimiz aynı anda annem bahçe kapısını kapatıp beni çağırdı. "Ceylaaan..." Kızlara bir bakış atıp ön bahçeye çıktım. "Efendim anne?" "Kızım bak Melek teyzen senin için yaprak sarma göndermiş."deyip ağzıma çok lezzetli bir tane sarma koydu. Ağzım dolu dolu "Melek teyze mi? Oda kim?"dedim. "Ahmetin annesi."diye arkamda fısıldayan Elayla "Haaa! Allah razı olsun. Onlar niye gelmemiş?"deyip Mukaddese sırıtarak baktım. Mukaddes gülüp başını eğdi. Yine utandı yavrum ya. "Onlarında misafiri varmış. Senin gelmenin şerefine oğluyla sarmaları gönderdi işte kızım." "Ellerine sağlık. Çok güzel olmuş gerçekten."deyip kabı aldım ve bir tane daha ağzıma attıktan sonra Ela ve Mukaddesin ağzınada birer tane koydum. Sonra bizim ergen kardeşlerimiz Soner, Levent ve İsmail gelip saklama kabından birer tane sarma çaldılar. "Hey!" Üçüde sırayla kardeşlerimiz oluyordu. Soner benim, Levent Elanın, İsmail ise Mukaddesin kardeşiydi. Bizim sülale baya kalabalıktır. Doğuluların genelde ailesi, akrabası kalabalık oluyordu zaten. Eski yerimize döneceğimiz sırada kızların anne babaları yani amcam ve yengemler "Geç oldu. Biz kalkalım artık."deyince üçümüzünde yüzü düştü. Ne güzel sohbet ediyorduk. Onlar kalkınca diğerleri de kalktı. "Tekrar hoşgeldin kızım. Ne kadar kalacaksın burada?"dedi Elanın babası. "Bir ay kalacağım İnşaALLAH amcacığım." "İyi iyi bari. Doya doya tadını çıkar güzel kızım."diyen bu sefer Elanın annesi oldu. Böyle ayaküstü büyüklerle vedalaştıktan sonra dudakları bükülü kızlarıma döndüm. "Yaa aff! Ne güzel sohbet ediyorduk! Çok özlemiştim." "Ela kız yorgundur şimdi. Daha fazla yormayalım. Allah'ın izniyle nasıl olsa bir ay burada olacak. Hadi Ceylanım. Git, dinlen. Yorgunsundur şimdi." "Yani alıştım sayılır artık. Ne kadar 21 buçuk saatte uçakta telef olsam da iyiyim Elhamdülillah."deyip güldüm. Kızlar ise aynı anda "21 buçuk saat mi?"diye pörtlek gözlerle bana bakınca daha çok güldüm. "Abovv! 21 buçuk saat nedir anam! Ceylan sen bence hiç geri dönme. Sana çalışacak yer mi yok?" "Evet Ceylan. Ela haklı. Neden burada çalışmıyorsunki?" "Kızlar orayı seviyorum. Ve... alıştım yani ama düşünmüyor değilim. Neyse ya Allah kerim."deyip elimi enseme koydum. "Kızlar hadi sizi bekliyorlar."diye yanımıza gelen annemle bahçenin tamamen boşaldığını farkettim. Sonra sarılıp ayrıldık. Onlar gidince annem bahçe kapısını kilitleyip bana sarıldı. Bende ona sarıldım ve böyle eve girdik. Onlar gidince farkettim, ne kadar yorulduğumu. Namaz ve duştan sonra doğruca uykuya! Allahım sana hamd olsun. Evime döndüğüm için çok mutluyum... *** Dün gece misafirlerimizden dolayı ne kadar geç yatsamda sabah namazına 10 dakika falan kala kalkmış ve bir daha uykum gelmemişti. Sanırım hep böyle alıştığımdan dolayı olmalıydı. Birde buranın havası temiz olduğu için tabi. Yaşadığımız yerin kentsel dönüşüm ve teknolojiyle çok iç içe olmaması beni mutlu ediyordu. Böylece gündüz ve gece gökyüzünü çok daha rahat görüyordum. Sonuç olarak gece sadece 3 saat uyuyabilmiştim. Bu insan vücudu için birinci döngünün tamamlanış şekliydi. İkinci döngü ise 6 saatti. Buda ortalama yetişkin bir insanın günlük uyku ihtiyacıydı. Bilinç uykudayken 3 saatte bir derine daldığı için şu an dinçtim Elhamdülillah. Olmadı, bugün bir kaylule yapar, üstünü tamamlardım biiznillah. Sabah namazının ilk vakitlerinde namazımı kıldıktan sonra tüm evi ayağa kaldırıp herkesi namaza kaldırmaya çalışmıştım ama babam hariç erkek kardeşlerimin hiçbiri kalkmamıştı. Buna o kadar üzülmüştüm ki gözlerimin dolmasına engel olamadım. Kim isterdi ki ailesinden birinin ateşte yanmasını? Ama kararlıydım. Allah'ın izniyle bu işe bir çözüm bulacağım İnşaAllah. Onları namaza alıştırmadan buradan gitmeyeceğim! Oysaki ben gitmeden önce bu evin hali böyle değildi. Herkes namazını kesik kesik kılar olmuş. Bunu sabah gözlemem yeterli olmuştu. Böyle yaparak evin bereketini ve rızkını kaçırdıklarının farkındalar mıydı acaba? Böyle yapıyorum diye konu nereden buraya geldi, bilmiyorum ama annem ve babam eskisi gibi yine tesettürümü eleştirdiler. Yok efendim neden bu kadar kara kara giyiniyorum? Zaten hava sıcak; bir tunik giy, renkli bir eşarp tak, olsun bitsin! Diyorlardı ama daha önce anlattığım gibi yine ve yine anlattım. Dikkat çekmemek ve Allah'ın koyduğu ölçüyü aşmamak için yaptığımı söylüyorum ama sanki bunları ben uyduruyormuşum gibi sürekli "Abartma!"diyorlardı bana. Ah ah! Onları seviyorum. İyi, hoşta hiç değişmemişler be Rabb'im! Böyle kara kara giyiniyorum diye annem evde kalacağımdan korkuyor! İşin komikliğine bak ya! Gülmemek elde değil. Sonuç olarak bu konu unutulup tümden kapandığında bütün aile birlikte sabahın 7'sinde geniş balkonumuzda keyifle kahvaltı yapıyorduk. Bundan yıllar önce evimiz tek katlı bir gecekonduydu ve ben bu halini çok seviyordum. Abim evlendiğinde babam evi yıktırıp 5 katlı bir apartman inşa ettirdi. En alt katta kalabalık olduğumuz için biz, ikinci katta babamdan küçük kardeşi amcam ve ailesi, ki onlarda 6 kişiydiler. 3.katta ablam, eniştem ve yeğenim vardı. Onların evi aslında eniştemin ailesinin yanındaydı ama anlaşamadılar ve babamda onlara bu daireyi verdi. 4.katta en büyük abimin ailesi kalıyordu ve 5.katta haftaya evlenecek abim için ayarlanmıştı. Evi ve bahçeyi düşünmeye o kadar dalmışımki annemin seslendiğini duyamadım. "Ceylan?" "Ha? Efendim anne?" "Hasan hoca diyorum. Ne zamandır seni soruyordu. Ayıp oldu. Bir ziyaretine git artık. Mukaddese söyledim ben. Gitmeden önce seni almaya gelecek." "Anne başka bir zaman gitsem olmaz mı ya?" "Ben seni bilmez miyim? Eve bir girdin mi çıkmak, hava almak bilmezsin! O yüzden hayır! Bugün gidiyorsun." "İyi be ya hû! Sanki ne dedim?"diye ağzıma dilimlenmiş bir yumurta atıp alt dudağımı sarkıttım. Bunun üzerine kafama bir darbe geldi. Kaşlarım sinirle çatılmıştı. Bu Tan'dı. Benden birkaç dakika küçük kardeşim yani ikizimdi. Tan gibi bizim kızlar ve yaşıt sayılan tüm kuzenlerimde benden birkaç ay küçüktü. Bu düşüncelerden çıkıp kafamın acısıyla bende koluna bir tane geçirdim. "Ne vuruyon be!" "Canım istedi o yüzden."diye alayla güldü. Çok egolu bir insandı ve herkesi küçümserdi. Bir o kadarda yakışıklıydı. Peşinden koşan bir sürü kızı en iyi ben bilirdim. Lisedeyken bir rahat vermezlerdi bana ama onu severdim ve oda evde en iyi benimle anlaşırdı. Ee sonuçta ikizimdi. Dün gece beni karşılamaya gelmemişti. Beyfendinin halı saha maçı varmış. Birde geç saatte dönmüştü üstelik. Ona küserek baktığımda "Ya kızım sinek vardı. Niye hemen yüzünü asıyorsun?"diye bıkkınlıkla söylendi. "Acıdı ama..."deyince derin bir nefes alıp yanağımdan öptü. "Özür dilerim. Sinekleri sevmiyorum, biliyorsun."diye fısıldadı. Benim gibi biri en fazla 10 saniye küserdi. Haliyle hemen affetmiştim onu. "Tamam. Özrün kabul edildi."dedim sırıtarak. Çokta güzel gönül alıyordu haylaz kerata! Tan bana gülüp kahvaltısına devam etti. Annem bu sahneye sevgiyle bakarken bu hallerimizi özlediğini düşündüm. Evet, bende çok özlemiştim. Bir süre sonra erkekler iş arabalarına binip gitmeye hazırlanırken hanımlarıda onlara ayrı ayrı termoslarda çay demliyordu. Babam bir ortağıyla çalışmaya başladıktan sonra erkek kardeşlerimi ve bazı erkek kuzenlerimide yanına işe almıştı. Ayrıyeten amcam ve eniştemde son iki yılda babamın yanında işe girmişlerdi. Eniştemin bu durumları hep ailesiyle olan sorunlarından dolayıydı ama Allah babamdan razı olsun. Ona sahip çıkmıştı. Birde dininde biraz daha hassas olsa vallahi çok iyi olurdu. Bende biraz bahçede gökyüzüne bakayım diye dolaşırken Tan yanıma gelip bir kolunu omuzuma attı ve diğer kulaklığını çıkarıp kulağıma taktı. Anında yüzüm buruştu. Kulaklığı çıkarıp "Tan senin müziklerini sevmiyorum. Hep rock, rap falan mı dinlersin ya? Başka bir şey yok mu?"dedim. "Kulaklığını tak o zaman."deyince tekrar taktım ve kulağımda Toygar Işıklı'nın 'Sen bilirsin' şarkısı çalmaya başladı. Tan'a gülümseyip baş parmağımı kaldırdım 'iyi' anlamında. Genelde ilahi ve Kur'an tilaveti dinlemeyi severdim ama buda güzel bir şarkıydı. Nedense her dinlediğimde bir tuhaf hissederdim. Bu şarkı daha çok aşık insanlar içindi. Belkide bu yüzden tuhaf hissediyorumdur. "Selam Aleyküm?"diye bahçe kapısından giren Mukaddes ve Elayla hepimiz selamlarını aldık. "Kızlar gelin, kahvaltı edin."diye seslendi annem. Kahvaltı soframız hâlâ capcanlıydı. Erkekler işe gittikten sonra hanımlar sohbet ediyorlardıda ondan. "Afiyet olsun yenge. Biz yiyip geldik. Allah razı olsun. Ceylanı almaya gelmiştik."dedi Mukaddes. "Aa Ela sende mi geleceksin?"deyince Tan başını telefondan kaldırıp Elaya baktı, kısık gözlerle. Ela ise Tan 'a kaçamak bir atıp bana döndü ve "Evet."deyip başını salladı. Sonrada başını yere eğdi. Tek kaşım istemsizce havaya kalktı. Bizim Ela... utanıyor muydu? Ela! Bizim Ela! Ne oluyor ya burada? "Taaan! Hadi gidiyoruz."diye bağıran Fırat abimdi. Haftaya evlenecek olan abimdi. Allah eşine yardım etsin. Çok sinirli bir insandı. "Geldim abi."diyen Tan sonra bize döndü. "Sonra görüşürüz kızlar." Mukaddesle karşılık verirken Ela sessizdi hâlâ. Allah Allah! Bu bizim Ela olamaz! Ela asla utangaç biri değildi. Hatta hepimizden daha atılgan bir kızdı. İyide bu haller ne o zaman? Bu düşüncelerle şüpheyle ona baktım. Ela ise bunu anlamış gibi benimle göz göze gelmekten kaçınıyordu. İlginç! Bir şey mi olmuştu acaba? Babamların arabaları bahçeden çıktığında bizde annemlere haber verip camiye doğru gitmeye başladık. Ela hemen eski haline dönmüştü. Bu haliyle az önceki şüphelerimide unutturmuş bir şekilde sohbet ve neşeyle camiye gidiyorduk. Yine her yere özlemle baka baka gidiyordum. Çok özlemişim çok... Camiye gittiğimizdede aynı özlemle baktım yine. Çocukluğum burada geçmişti benim. Her yerde anılarımız vardı. İç çekmeden edemedim. Kızlarla camiye girdiğimde bizi bir ses karşıladı. Yine o güzel sesti bu. Dün akşamki harika ezanı okuyan sesti. Ahmet olmalıydı bu. Kur'an okuyordu. Sesi muhteşem ve çok acıklıydı. Anında gözlerim dolmuştu. Vakıa suresini okuyordu. Etrafını bir sürü küçük öğrenci sarmıştı. Yanında da Hasan hocam vardı. Arkası bize dönük olduğu için yine görememiştim yüzünü. Kızlarla anlaşmış gibi okumasını bölmeyip kapı eşiğinde durduk ve onu dinlemeye devam ettik. Sesini kaydetmeme izin verir miydi acaba? Mukaddese baktığımda aşkla yere bakıyordu ama yüzündeki hayranlık ifadesi tamamen Ahmeteydi. Elada benim gibi gülümseyerek dinliyordu. Gözlerimde biriken yaşları daha fazla tutamadım ve yanaklarıma dökülüverdiler. Çok güzel okuyordu. MaşaAllah! Sonunda okumasını bitirdiğinde Hasan hoca "Yüreğine sağlık evladım."deyip Ahmetin sırtını sıvazladı. Hemen sonra bizi farketti ve gözleri üzerimde durduğunda şaşkınlıkla bana baktı. "Ceylan? Kızım?" "Hocam? Selamun Aleyküm?"diye hızlıca gözyaşlarımı silip gülümsedim. Kızlardan ayrılıp hocamın yanına ulaştım ve eli yerine ceketinin üzerinden öpüp alnıma koydum. Burada saygıdan böyle yapılırdı. "Aleyküm selam. Sen ne zaman geldin kızım?" "Dün akşam geldim hocam. Nasılsınız?" "Elhamdülillah iyiyim. Sen nasılsın, işler nasıl gidiyor?" "Hamd olsun hocam. MaşaAllah çok iyi gidiyor." Hasan hoca bana gülümseyip ne ara ayağa kalkıpta yanında durduğunu bilmediğim Ahmete döndü. Onun burada olduğunu tamamen unutmuştum. Bizim Mukaddes yine kızarmıştı. Elayla hemen yanımda duruyorlardı. "Ahmet oğlum bak bu Ceylan. Küçüklüğünden beri buranın başkanı hep o olmuştur. Ben yokken camiye sahip çıkar, çocuklara ders verir ve mukabelelerde hep o Kur'an okurdu. Okulunu bitirdikten sonra yurt dışına yerleşti başarılı kızım." "Estağfurullah hocam." "MaşaAllah. Hoşgeldiniz. Allah yolunuzu açık etsin."diye yüzü arkamdaki duvarda olan Ahmete döndüğümde refleksle yüzüne bakıp hemen yere baktım. Müstakbel eniştemde olsa namahremdi. Yalnız yüzü çok tanıdık gelmişti ama hâlâ hatırlamıyordum onu. Bir türlü aklıma gelmiyorduki eski anılar! "Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Bu arada ağzınıza sağlık. Çok güzel okudunuz MaşaAllah. Acaba sesinizi kaydetsem bana kızar mısınız eniş- auhh..." Mukaddesin çimdiğiyle son anda susmuştum. Valla 'enişte bey' dediğimin farkında değildim. Ahmet yere bakıp gülümserken Mukaddes bana ölümcül bakışlar atıyordu. Bunun üzerine bende gülemeden edemedim. "Estağfurullah. Tabi alabilirsiniz. Benim için sakıncası yoktur."deyince içimden "oleyy!"diye haykırdım. Helal be enişte bey! "Ee kızım? Ne kadar kalacaksın burada?" "Valla hocam. Allah nasip ederse bir ay başınızı şişireceğim."deyip sırıttım. Hasan hoca da güldü. Enişte bey ise tebessüm etmişti. "Başım gözüm üstüne çocuğum. Çok sevindim gelmene. Ders mi vereceksiniz şimdi?" "Aslında hocam. Sizi görmeye gelmiştim ama kızların derslerinide dinlerim." "Tamam o zaman. Siz işinize bakın. Benim yapmak gereken bir telefon görüşmesi var. Sonra derse geçeriz olur mu Mukaddes?" "Ta-tabi hocam." Kekeleyince Elayla kıkırdadık. Ahmet buradayken bu kadar mı heyecan yapıyordu? Hasan hoca üst kata çıkarken içeriye çok tatlı bir kız girdi sonra. Bizim tesettürümüzden vardı üstünde. "Selam Aleyküm?"diye neşeyle konuştu kız. "Hümeyra? Aleyküm selam."diye heyecanla karşılık verdi Mukaddes. Aa demek Hümeyra buydu. Yani Ahmetin kız kardeşi oluyordu. Bizde selamını alırken Ahmet "Bir şey mi oldu abim?"diye sordu. "Yooo. Mukaddes ablamı özledim."deyip ikisine alayla baktı. Elayla biz yine kıkırdarken çiftimiz utanmıştı. Allah'ım ya! Hümeyra beni farkedip "Bu güzel kızda kim böyle?"dedi sırıtarak. "Bende tam aynı soruyu soracaktım."diye bizim kızlara göz kırptım. "Yaaa çok tatlısın."deyip elimden tuttuğu gibi etrafımda döndürdü beni Hümeyra. "Aynaya hiç bakmıyorsun galiba."deyip kaşlarımı kaldırıp ona baktım. "Ay ben bu kızı yerim valla ya."deyince hepimiz güldük. "Hümeyracığım bu güzel kızımız Ceylan oluyor. Mahallemizin en kıdemlilerinden. Hani sana hep bahsederdik ya?" "Yok artık! Şu Yeni Zelanda da çevirmen olan havalı kız sen misin?" Ahmet elini ağzına dayayıp öksürürken "Hümeyra!"diye uyarmayı ihmal etmemişti. Haklıydı. Bir insanı övmek iyi değildi. Bu benimde hoşuma gitmiyordu. "Ne var abi ya?" "Estağfurullah. Havalı falan demeyelimde Allah rızası için desek çok daha güzel olur." "Ay bide mütevazi bu. Kız sana sarılayım mı?" Bu kız kaç yaşında da bu kadar rahat konuşabiliyordu? Allahım çok tatlı! "Sarıl tabi kız. Sen demeseydin ben söyleyecektim."diye gülünce samimice sarıldı bana. Bende ona sardım kollarımı. Ayrıldığında "Ya sen şimdi geride dönersin değil mi? Ben seni çok sevdim. Yokluğuna nasıl alışırım?"deyince yine güldüm ama enişte bey yanımızdayken sesimin çıkmasına izin vermiyordum. Hiçbirimiz vermiyorduk. "Allah kerim belkide burada çalışmaya başlarım ama bu düşünce için erken daha." "Ay iyi bari." "Hümeyracığım benim çocuklarla ilgilenmem gerekiyor. Sende daha fazla rahatsız etme insanları abim olur mu?" "Merak etme abi." Ahmet başını iki yana sallayıp gitti. Ondan sonra Hümeyra hiç susmadı tabi ama ben bu kızı çok sevdim ya. Tam kafa dengim. Hümeyrayla tanışma faslımızdan sonra kızlarla bir köşeye oturmaya karar verip sohbetleri iyice bir koyulaştırdık. "Geçen gün abimi arkadaşıyla sohbet ederken duydum Mukaddes. Küçükken okulda sen yere mi düşmüşsün ne? Oda senin elinden tutup ayağa kaldırmış ve dizindeki yarayı falan temizlemiş. Bunu biliyor muydun?" Şu an onları merakla dinliyordum. Ee sonra ne olmuş acaba? "İyide ben küçükken hiç okulda düştüğümü, düşsem bile kimsenin kaldırdığını hatırlamıyorum ki? Emin misin Hümeyra?"diyen Mukaddesten sonra Ela öyle bir şey söyledi ki hepimizin yüzü şaşkınlıkla ona döndü. Hatta nereden duydu bilmiyorum ama Ahmette bizden farksızdı. "Çünkü düşen o kız sen değildin Mukaddes, Ceylandı da o yüzden..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD