Bölüm 2

1587 Words
Sabaha kurduğum alarmın çalışmamasıyla bende uyanmamış, mışıl mışıl güzel uykuma devam etmiştim. Ancak sarsılmam ile bağırdım. "Ne var bee!" Uykumun bozulmasına neden olan bu kişi abimdi beklenen üzerine. Dün eve geldikten sonra hiçbir şekilde izin almamıştım. Belki beni unuturlar diye umut etmiş, Sormaya bile kasmamıştım. Sonuçta abim bilmezse gitmek zorunda değildim. "Ne cırlıyorsun kızım!" diye tısladı bana. "Dünkü kız geldi. Bir plan yapmışsınız. Herhalde siz izin vermediniz lütfeeen diye bağırıp duruyor kapıda." Dediği kesinlikle Güneş'ti ne olurdu beni unutsa? Salsa? Uyusam? Alışverişe gitmesem? Uzunca ofladım. "İyi be çık odadan." abim kaşlarını çatıp laf attı. "Düzgün konuş." gözlerimi devirip dilimi çıkardım. En sonunda odadan çıktığında dolabın yanına gidip kıyafetlerle bakışmaya başladım. Ben buraya 1 haftalığına geldiğimi düşündüğümden çok fazla almamıştım. Eğer burada daha fazla kalacak isem, acilen alışverişe çıkmam gerekiyordu. Ama işte üşenmek ve o deneme odalarının kısılan kapılarının arasına girmek istemiyordum. Üstüme beyaz bir krop geçirip altıma da yırtık bir şort giydim. Şortu burası İzmir olduğundan yani herkes böyle giyindiğinden rahatlıkla giyebileceğim için bayağı kısa almıştım. Eğer İstanbul'da bu şortu giyseydim her geçenden kötü bakışlara maruz kalırdım. Malum Türkiye sorunları(!)... Telefonumu, kulaklığımı, cüzdanımı ve kitabımı küçük bir çantaya koydum ve güneş gözlüğümü takıp odadan çıktım. Banyoya girdiğimde saçıma Loreal'in yeni bakım yağını sürerek yatıştırdım. Saçıma su dalgası çekmişim gibi duruyordu bunu kullandığımda. Saçımı da yapıp evin kapısına doğru aşağı kata indim. Kapıda yere sıkıntıdan bağcılar oturuşu yapmış bir adet güneş görmeyi beklemiyordum açıkçası?... "Hööh! Sonunda be! Ne uzun durdun! Abinden izin aldım yine iyisin." Keşke almasaydın.. Birlikte sitenin kapısına yürüdük. Beyaz bir Volvo XC90 SUV modelinin önünde durunca bunun bizi bekleyen kız olduğunu anladım. Arka camın açılması ile sarı, uçları mavi saçlı mavi gözlü bir kız göründü. Kız kocaman gülümsüyordu. "Selaaam!" diye bağırdı kafasını dışarı çıkarıp. "Ben Melis! Gelsenize içeri!" gülümsedim ve kapıyı açıp içeri girdim. Güneş ise arka sıkışmasın diye öne oturmayı tercih etti. "Ne kadar güzelsin! Keşke benim de saçlarım siyahımsı kahve olsa..." dediğiyle gözlerimi büyüttüm. "Tanrım! Seni ciddi değilsin değil mi?! Sarı saç için herşeyimi veririm!" Melis inanamaz gibi baktı. "Bir tarafta mavi gözlü kahvemsi siyah saçlı olmak var diğer tarafta mavi gözlü sarı saçlı var. Sence bu bir denklem sayılabilir mi?! Hayır! Çünkü cevabı belli!" Gözlerimi devirdim. "Tabiiki sarı saçlı! Sarışın mavi gözlüler senin gibi doğuştan meteor doğuyor! Yeşil gözlülerse doğuştan kendini beğenmiş." Kız heyecanla kafasını salladı. "Evet! Bir de Züppe oluyorlar!!" Bende heyecanla kafamı salladım. "yaa!! EVET!" diye de kıza katıldım. "Bu sitede de bir tane var adı da Buse. Kız kendini o kadar güzel buluyor ki! Birisi geçen dediki 'Buse sen güzel bir kızsın' Buse de dediki 'Biliyorum Canım!' Iyyyy..." "Ayyy... Güzel mi peki.?" Melis kafasını salladı. "Keşke. Bari güzel olsa.. Öyle büyük bir alnı varki herşeyi mahvediyor!" güldüm. Tam ağzımı açmıştım ki kesildim. "Siz şimdiden dedikoduya başladınız bakıyorum." dedi önden güneş gülerek. Melis kocaman bir kahkaha attı. Biz konuşurken geleceğimiz yere gelmiş olacağız ki şoför arabayı kenara çekti. "Harun abi, Siz şu kenardaki kafeye oturun isterseniz. Sıkılmayın beklerken." diye önerdi Melis şoföre. Adam kafasını sallayıp güldü. Biz de arabadan çıktık. Her nereye geldiysek burası AVM'msi bir yerdi. "Benim favori mayocum burada hadi!" diye seslendi Melis bize. İçeri girdiğimizde bizi Avm'nin uzun koridorunda biraz yürüttükten sonra bir mağazanın önünde durup bizi bekledi. Mağazanın adı 'Viosuits!' Diye garip bir addı. Melis benim elimden tutup içeri sürüklemeye başladı. "Kaç beden giyiyorsun? Burası bedenlere göre sıralı." Bilmiyorum anlamında kafamı salladım. "Bakar mısınız?" diyerek görevliyi çağırdı Melis. "Arkadaşımın bedenini ölçebilir miyiz?" Kadın kafasını salladı ve bir metre ile geldi Göğüslerimin etrafına metreyi sardı ve not etti. Sonra da bizi benim bedenimin peronuna götürdü. Bayağı büyük bir perondu. Melis yanıma gelip kulağıma fısıldadı. "Ne büyükmüş." sonra da kahkaha atmayı ihmal etmedi. Ona öldürücü bakışlar yolladım ve modellere baktım. Ben az çok soluk bir renge sahip olduğumdan siyah mayolar bakıyordum. Bunu gören Melis bana baktı. "Hey? Siyah mayo almak yasak! Bugün renklisin tatlım." deyip rengarenk aşırı dekolteli bir mayo çıkardı. "Bunu kesinlikle alıyoruz." Gözlerimi belertip ona baktım. "Abartmaa! İnsanlar ne düşünür." Melis gözlerini devirdi. "Çok güzel olduğunu. Benim senin gibi göğüslerim olsa..-" Güneşin gözlerini şişirerek ağzına elini koymasıyla sözü kesildi. Güneş 5 saniye olmadan elini çekti. "Hayvan! Isırdı!" En sonunda kavga dövüş, şamata 1 saatte mağazadan 20 tane mayo ile dolu kocaman poşetlerle çıktık. Buradan da beni kıyafet mağazasına soktular. Tanrı kimseyi bu ikisinin eline vermesin.. En sonunda Avm den çıktığımızda -8 de girdiğimiz Avm den 13 de çıkmıştık- Arabaya bindik ve siteye doğru gittik. "Haydi! Hızla giyin seni kapıda beklerim bak." korkulu bakışlarımı Melis'e gönderdim. "Kaytaramazsın hiç sormayı dahi deneme." Gözlerimi devirip içeri geçtim. Abimin bilmiş bakışlarına öfkeli bakışlar ile karşılık verip torbaları yukarı çıkarmaya başladım. En sonunda ilk beğendiğimiz dekolteli bikiniyi alıp üstümü değiştirdim. Onun üzerine de kısa bir plaj elbisesi giydim ve kafama şapkamı alıp güneş gözlüğümü taktım. Hazır olduğuma karar verdikten sonra plaj çantası hazırladım. İçerisine havlular ve güneş kremi ile birlikte diğer çantama koyduğum şeyleri - kulaklık, kitap, Telefon - de içerisine koyup çalan kapıya doğru aşağı kata indim. "Hadisene! Mısraa!!" diye bağırıyordu Melis. Koşarak yanına gittim ama aldığımız terlikleri unuttuğum fark edip geri yukarı koşup onu alıp indim. Ben anlatırken yoruldum.. En sonunda Melis ile bizim villadan çıkmayı başardık ve bizi ikimizi kapıda bekliyorlardı. "Vaay! Getiremeyi başarmışsınız kızı!" diye bağırdı Batu. Eren oradan mırıldandı. "Dün sanki içinden onu kaç kere zorladıkları için küfrediyormuş gibi gözüküyordu da neyse." Bu çocuk beni anlamıştı. Melis, Eren'e öldürücü ama cidden öldürücü-dünden dolayı herhalde- bakışlar attı. "Evet. Artık gidelim mi gençler." diyerek seslendi Bora. "Dursanıza Be Salaklar!" diye cırlayan bir ses ile kimse arkaya dönmedi benim dışımda. İpek adındaki kız koşarak bize geliyordu. "Saati kim sızdırdı?" diye sordu Bartu. "Kimse. Ben sizi camdan gördüm. Dolunay ve Melisi takip ettim." "İyi bok yedin." diye mırıldandı Batu. "Adım Mısra." diyerek düzelttim ben de. "Neyse ne işte be. Bir şey değişmiyor! Ha mısra ha dolunay ikiside garip!" Oradan Batu atladı. "Düzgün konuş." İpek gözlerini devirdi. "Yeni kız geldiğinden beri beni unuttunuz!" diyerek bana pis bir bakış attı. "Biz seni hiçbir zaman yanımızda istemedik ki." diye mırıldandı Melis sadece benim duyduğum bir seste. "Hayır İpek, Seni bize karşı hakaretlerinden dolayı ve nezaketten yoksun, gıcık ve bizim her şeyde kötülüğümüzü düşündüğün için unuttuk. Gerçi ne zaman hatırladığımız malum soru da.. Yani sonuç olarak Mısra ile hiçbir alakası yok bu konunun." dedi olaya el atarak Bora. Kız 'he he' dercesine yüzünü buruşturup salladı. Sonra da yediği hakaretlere rağmen peşimizden gelmeye devam etti. Melis de bu sırada Bartu ile koyu bir sohbete dalmasıyla ben de tek başıma yürümeye başladım. Öndeki Bora, yanımın boş olduğunu görüp adımlarını yavaşlattı. Sonra da yanımdan yürümeye başladı. "Hey.. Naber Mısra. Hiç boş kalmıyor yanın.! Gelemedim bir türlü." Güldüm. "Eh işte iyi sayılır. Senden n'aber.?" o önce ofladı. "Off deme on de." dedim sanki otomatikman. Bana uzaylı görmüş gibi baktı. "On bir." dediğiyle ben ona uzaylı görmüş gibi bakmaya başladım. "Tanrım. Sonunda esprisi bana benzeyen birisi!" diye konuştum şaşkınlıkla. Sonra da ona sarıldım. Evet Sarıldım. Sarıldım. Sarıldım. "Ay ben çok özür dilerim. Bir anlık heyecanla.. her gün böyle espri yetenekleri görmüyorum.." Cidden utanmıştım. "Heey... Utanma!" deyip kahkaha attı Bora. "Senin niye canın sıkkın?" diye sordum konuyu değiştirmek için. "Sonuçta esprilerle kaynamadan önce sen sıkıntı ile ofluyordun?" Somurtmaya geri döndü. "Konu İpek. Onu istemiyorum. Kimse istemiyor. Bize her seferinde yamuk yapıyor. Bizim kötülüğümüzü düşünüp gıcık gıcık hareketler yapıyor. Kimse onu burada istemiyor ama gitmiyor!" Bunu fısıldayarak kulağıma eğilmişken söylemişti. Malum.. Boy farkı.. "Belki de yalnız kalmıştır?" diye sordum İpek'e bakarak. Bora gözlerini devirdi. "Hayır o yalnız kalmaz istese bizim karşı siteninkilere giderdi. Onlarla iyi anlaşıyor. Zaten bizden aldığı bilgileri her seferinde onlara taşıyor!" "Hey fısılda!" diye tısladım. "Kız tam önümüzde Bora." Gözlerini devirdi. "Duysa da bir şey olmaz zaten o da kendini biliyor. Umurumda değil. Gidip yüzüne bile söyledim." Gözlerimi belerttim. "Neee!! Gidip yüzüne mi söyledin.!?" evet anlamında kafasını salladı. "Alemsin Bora. Yapılır mı bu?" Konuşa konuşa zaten 5 dakikalık yolda beach'e gelmiştik. Şezlong olmadığından yere havlu serecektik anlaşılan. O sırada salak gibi etrafıma bakmadığımdan Eren'in elindeki şemsiyeyi görmemiştim. Demekki şemsiye dikecek altına yatacaktık. Sonunda havluları koyma işi bittiğinde sıcaktan terlemiştim. Üstümdeki elbiseyi çıkardığımda kendimi çıplak gibi hissettiğim için kollarımı bağladım. Bora ve Batu bana bakıyorlardı. "Haydi denizee!!!" diye bağırdı arkadan Bartu. Güneşi kucaklayıp suya koştu ve sonra suya fırlattı. Batu'nun bakışlarından sonumun böyle olacağını anlayıp kaçmaya başladım. O da arkamdan kovalıyordu. Bu arada böyle söylemek garip olacak ama şey.. Iııı.. Niye Bartu garibanım dışında herkesin baklavası vardı.. ?? Bunu düşündüğüm için yavaşladığımda bir anda omzumda bir nefes hissettim. Arkama bakmadan geri koşmaya başladım. Tam o sırada diğerlerinin sonunun geldiğini görüp- İpek dışında- Durdum. Benim durmamla Batu da bana çarptı ve ben yere uçtum. Evet uçtum. O sırada bari bu salak da düşsün diye ona çelme taktım. Hayır, klişeler gibi üstüme düşmedi. Yanımda doğru düşüp yüzünü kuma gömdü o da benim gibi. Kafamı kumdan çıkardım ve tükürdüm. Sonra Batu'yu görmemle kahkaha atmaya başladım. O da kafasını çıkarıp ağzındaki kumları tükürdü ve o da kahkaha atmaya başladı dayanamayıp. "Hayır küçükhanım sonunuzdan kaçamazsınız.." Hızla ayağa kalktı ve beni de ayağımdan sürükledi. Evet ayağımdan sürükledi. Saçlarımın kumda sürünmesiyle çığlık attım. O da arkasına baktı ve saçma durumu gördü. Bununla birlikte ben vazgeçer diye düşünürken bu beni iki ayağımdan tutup omzuna yani sırtından sarkmaya yolladı. "BATUUUU!!!" diye cırladım var gücümle. Koşarak denize girmesiyle beni de bıraktı. Ben de denize düştüm. "Ya Batu!! Öldürürüm seni!" Batu gözlerini devirdi. "1.60 boyunla? Bekliyorum." "Ben kısa değilim Batu sen fazla uzunsun. değil mi Bora!" Bora kahkaha attım. "Ya ya ne demezsin" dedi. Ona da pis bakışlarımdan yolladım. Tabi biraz sonra olacakları bilseydim yollamazdım. Batu ayağımdan Bora kollarımdan tuttu ve beni hamak sallar gibi sallamaya başladılar. Sonra da suya attılar. Beni beni... Suya... - - - - - -
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD