3.Bölüm: "Önyargı"

1916 Words
3.Bölüm: “Önyargı” # Atomu parçaladı insanoğlu ama önyargıyı kıramadı… # Üsteğmen Hicran Akıncı… Bu söz hiç aklımdan çıkmaz. Çıkmasına izin vermezler. Bana karşı önyargılı insanlar hep oldu. Mücadele etmek için açıkçası çok da uğraşmadım, kendimi anlatmaya zamanım yok. Benim çok farklı savaşlarım var çünkü. Hem kendimle hem mesleğimle. Ceza diye verilen mutfakta kaç çuval olduğunu sayamadığım soğanları soyup doğradım. Elim, üstüm başım, her yerim soğan kokuyor. Ayrıca aralarından sık sık acı soğan çıktığı için ellerim şişti, ağlamaktan gözlerim de şişti. Herkes soğandan olduğunu zannediyor ama ben Masal Kızı çok özledim, onun için ağlıyorum. Aklımdan çıkaramıyorum. Başaramadım korumayı, kurtarmayı. Başaramadım. Beceriksizin tekiyim. Bu beceriksizlik ancak Altay Timi’nde alacağım bordo eğitimleriyle giderilebilir. Belki gerçekten operasyon emri gelene kadar burada alacağım eğitimler sayesinde biraz daha yeteneklerim gelişir diye umutluyum. Daha güzeli, Kurmay Albay Altay Akıncı bu karargahta. Eminim benden haberi oldu, İlbilge Hatun en kısa zamanda onunla operasyon konusunda istişare edeceğini söylemişti. Belki Altay Akıncı bana strateji konusunda eğitim verir. Operasyon tamamlanır, Masal Kız kurtarılırsa İlbilge Hatun’dan rica edeceğim, beni başka herhangi bir time dahil etmemesi konusunda. Kararlıyım, artık kendi timimi kurmak istiyorum ama o arada bordo bereli olsam hiç fena olmazdı. ÖKK [Özel Kuvvetler Komutanlığı] Eğitimleri efsane, o eğitimlerden özellikle Cehennem Haftası olarak belirtilen eğitim sürecini geçersem ben de bordo bereli olabilirim. Düşüncelerimden yemekhane sorumlusunun sesi ile çıktım. "Soğanlar tamam. Başaramazsın zannediyordum, pes edeceksin diye düşündüm ama hallettin. Sıra patateslerde." dedi. “Soğanlarla bir bütün oldum, aile gibiyiz.” deyince gülümsedi. “Ben Mehmet, tanışamadık kusura bakma en yoğun olduğum saate denk geldin. Sivilim, burdakilerin Mehmet abisiyim, sen de abi diyebilirsin.” “Memnun oldum. Hicran Akıncı… patates ve soğandan sorumlu üsteğmen…” dedim. Gülüştük. Ayağa kalktım. Arkama dönüp patates çuvallarına baktım. Benim gibi cezalı birkaç asker var, harıl harıl şakalaşıp patates soymaya devam ediyorlar. Elimdeki bıçakla onların yanına adımladım. Oturacağım sırada "Üsteğmen Hicran Akıncı" diye bana seslenen biri oldu. Dönüp baktığımda Kürşat Komutanı gördüm. Herkes ayağa kalktı, hazır ola geçti, ben de. Kürşat Komutan, "Patatesleri yarın halledersin, gel benimle." dedi. Elimdeki bıçağı yerine bırakıp Kürşat Komutanın peşinden hızlıca ilerledim. Demek ki yarın da bana mutfak cezası verecek. Ceza diyorum çünkü bu kesinlikle eğitim olamaz. Ama neden ceza aldığım konusunda herhangi bir fikrim yok. Kürşat Komutan önde, ben arkada koridorda ilerledik. Bir kapının önünde durdu, ben de durdum. Başıyla kapıyı işaret edince dönüp baktım. Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. "Erkekler tuvaleti?!" dedim. Soru sorar tonda çıktı sesim. "Kararlarımı mı sorguluyorsun Üsteğmen?" deyince, "Özür dilerim Komutanım, sesli düşündüm." dedim. "Sen düşünme. Sesli ya da sessiz düşünme. Tertemiz olacak burası. Temizlik kokusundan başka herhangi bir koku almayacağım. Bir saatin var." dedi. "Emredersiniz Komutanım." deyip o an yanımızdan geçen koridordaki görevli ere, "Temizlik odası nerede?" diye sordum. "Bu tarafta Komutanım, takip edin." dedi. Ondan rütbeliyim ama yapacağım iş aslında pek rütbeme göre değil. Neden böyle cezalar veriyor, bir türlü anlamadım. Buraya görevlendirilmeden önce İlbilge Hatun, "Kürşat Komutanın eğitim tarzı çok farklıdır ama sabret, sonuç güzel olacak." diye uyarmıştı beni fakat bu eğitim değil, olamaz! Bu olsa olsa…caydırıcı ceza! Temizlik odasından işime yarayacak bütün malzemeleri aldım. Kocaman sarı çizmelerden giydim, eldiven de taktım, hatta maske bile taktım. Bu şekilde erkekler tuvaletine girdim. Kürşat Komutan kapının önünde duruyordu. Acaba işten kaytaracağımı mı düşündü? Böyle bir şeyin imkanı yok. Başka bir askere; “Kimse girmeyecek, temizlik bitene kadar diğer kattaki tuvaleti kullansın herkes. Bir saat sonra geleceğim. Ve sen burada bir saat boyunca dikileceksin. Yardım etmek yok, yardım etmek maksadıyla içeriye birini almakta yok. Hele hele Üsteğmen Hicran içerideyken tuvaleti kullanmak için giriş asla yok. Tersi olursa askerliğini yakarım!" dedi. "Emredersiniz Komutanım." dedi diğer asker. Ben bolca köpüklü su yapıp tuvaletin duvarlarından itibaren yıkamaya başladım. Foşur foşur çamaşır suyu ve yüzey temizleyici ile her yeri bir güzel temizliyorum. Temizlik kokusu almak istediğini söyledi ama alıp alabileceği tek koku çamaşır suyu. Lavabolar, musluk başlıkları derken bütün her yeri elden geçirdim. Yerdeki su birikintilerini çekpasla tamamen tuvalet içlerine doğru çekip zemini kuruttum. Son kalan gücümle artık elime nemli bez alıp tek tek tuvalet aynalarını sildim. Eldiveni sıyırıp kolumdaki saate baktım, son beş dakika. Sonuncu aynayı da silip kullandığım tüm temizlik malzemelerini yeniden temizlik odasına bıraktım. Eldivenlerimi ve maskemi çıkarıp çöpe attım. Sarı çizmeleri çıkardım, yerine postallarımı giydim. Kadınlar tuvaletine girip elimi yüzümü yıkadım. Saçlarıma ve üstüme başıma çeki düzen verdim. Kapının önüne çıkmamla Kürşat Komutanın gelmesi bir oldu. Tuvalete girip teftiş etti ama postalları tamamen çamur içindeydi. Attığı her adımda benim az önce temizleyip kuruttuğum zemin tamamen çamur oldu. Ayak izi de kocaman. "Yüzüme bak, Üsteğmen!" deyince ayaklarına değil de gözlerine baktım. "Altay Timi'nde görev almak için kararlı mısın? Vazgeçtiysen bir telefona bakar. Kimi arayacağını, kimden yardım isteyeceğini çok iyi biliyorsun." dedi. Derin bir nefes alıp verdim; "Kararlıyım Komutanım. Bana emir verildi, o emri yerine getireceğim. Altay Timi'ndesin ve operasyon için haber bekle denildi. Haber beklemeye devam edeceğim. İsterseniz diğer kattaki tuvaleti de yıkayabilirim." deyince kaşlarını çatıp gözlerini kıstı. Meydan okuduğumu anladı, pes etmeyeceğimden artık emin. "Eve geç, dinlen. Yarın sabah 6'da içtimada göreceğim seni. Yorgunluk, uykusuzluk kabul etmiyorum." "Emredersiniz Komutanım." deyip arkamı döndüm. Sabah odada gördüğüm Altay Timi koridordaydı. Hepsi, Kürşat Komutanla beni izlemiş. Bakışlarında kesinlikle herhangi bir duygu belirtisi yok. Önce yüzlerine, sonra başlarındaki bordo berelerine baktım. Madem TSK'dayım, ben de bordo bereli olmak için uğraşsaydım keşke zamanında diye aklımdan geçirdim. Ama yeterli zamanım olmamıştı. Hızlıca adımlayıp hepsinin önünden geçtim ve kendimi lojmanda benim için hazırlatılan daireye attım. İçeri girince hızlıca soyundum. Soğuk suyun altına girdim, yine hem ağladım hem duş aldım. Hayatım zor, mesleğim zor. Önümde çıkacağım zorlu bir operasyon var. O operasyon süreci, karargahta geçireceğim günlerim hepsinden daha zor olacak, hissediyorum. Nefes alamayacak kadar içim sıkılıyor. Bu sıkıntı hiçbir zaman hayra çıkmadı. Beni yine zorlu ve yıpratıcı günler bekliyor. Duştan çıktım, pijamalarımı giyip kendimi öylece yatağa attım. Birkaç saat uyumam lazım, belki rüyamda Masal Kızı görürüm. Bir taraftan içim çok sıkılıyor ama diğer taraftan umudum taze… Hissediyorum bu defa başarılı bir operasyon olacak. Şehit vermeden Masal Kızı çekip alacağız. Ona karşı çok mahcubum ve telafi etmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. İlbilge Hatun elinin uzandığı her yerde Masal Kız için çalışmalara başladı. O da bana, karşı mahcup. Çünkü ilk operasyon TSK tabanlı olsun dediğimde, teşkilatla bu işi çözeriz deyip kabul etmemişti. Maalesef iki şehit verip döndük. Bu defa, tim TSK'dan olacak dedi ve beni buraya yolladı. Bana kalsa hemen ertesi gün yeni bir operasyon için tekrar sınır dışına çıkardım ama izin vermedi İlbilge Hatun. Tecrübeli olan o, yetkili olan da o. Dinlemekten başka çarem yok. Üzerimde çok emeği var. Annemden çok onun emeği var. Bu düşüncelerle uykuya daldım… Sanki uyumasam daha iyi olurmuş. Rüyamda Masal Kızı gördüm. İki eliyle birlikte gücünün yettiği kadar, beni iteleyip kendinden uzaklaştırdı. Bakışları nefret dolu, hem de ağlıyor. İçimi çekerek uyandım uykudan. Uyandığım gibi iki elimi yüzüme kapatıp ağlamaya başladım. "Diren, dünya güzeli, kurtaracağım seni." dedim. Saate baktığımda gece 2 olmuştu. Bu saatten sonra artık uyuyamam, zaten 4 saat kesintisiz uyku bana yetiyor. Kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Mutfağa geçtim, buzdolabını açtım, kendime sandviç hazırlayıp atıştırdım. Buzluğa ve kiler gibi olan dolaba da baktım. Baktıkça tebessüm ettim. Huyumu biliyor İlbilge Hatun. Malzemeleri çıkarıp mutfak tezgahının üzerine dizdim. Her ne kadar görmek istemesem de patates de aldım elime. Hepsini bir güzel yıkayıp soydum ve haşlanması için suya koydum. İki tepsi patatesli börek, iki tepsi de peynirli börek yapacağım. Başka türlü zaman geçiremiyor, mutfakta uğraşıyorum stres atmak için. Çünkü karargahı henüz çözemedim, çözebilecek miyim, o kadar vaktim olacak mı onu da bilmiyorum. Normalde spor yapıp aklımı dağıttığım da olur. Sanırım şimdilik mutfakta zaman geçireceğim. Sırayla iki çeşit börek yaptım. Pişen börekleri alıp saklama kutularına paketledim. Birer tepsi Altay Timi'ne olacak şekilde ayarladım. Birer tepsiyi de sanırım mutfak personeliyle birlikte yeriz diye aklımdan geçirdim. Böyle bir huyum var. Hangi karargahta görevli olursam olayım, mutlaka kendi ellerimle ikramlıklar hazırlayıp tanıştığım, bir arada görev yaptığım meslektaşlarıma ikram ederim. Çünkü hepimiz şehit olma ihtimali taşıyan insanlarız. Bu yüzden onların boğazından benim ikram ettiğim bir şey geçsin isterim. Kavgalı olduğumuz ya da Altay Timi gibi beni içlerine almak istemeyen askerler bile farkında olmadan benim hazırladığım yiyeceklerden defalarca yediler. Şimdi aynısı Altay Timi için de geçerli. Saate baktım, sabah 5.30. İçtimaya yarım saat kaldı. Temiz üniformamı giydim, saçlarımı sıkıca topuz yapıp tamamen hazırlandım ve saklama kutularını alıp dairemden çıktım. Önce - Kıdemli Yüzbaşı Kürşat Türkeli - yazan kapının önüne geldim. Saklama kutularının olduğu poşeti kapının koluna astım. Sonra diğer poşetle aşağı, yemekhaneye indim. Dün tanıştığım yemekhane sorumlusu, ayılmak için kendisine kahve yapmış, yudumluyordu. "Günaydın." dedim. "Günaydın. Bugün ceza erken verilmiş. Patates mi, soğan mı?" diye sorup tebessüm etti. "Henüz belli değil. Bunları bırakıyorum. Kahveyi boş mideyle içme. Cezanın durumuna göre görüşürüz Mehmet abi." dedim. "Sana ayıracağım Üsteğmen. Dün aç karnına soydun o kadar soğanı, sonrasında da tuvalet temizlemişsin. İlk değilsin emin ol! Ve sonuncu da olmayacaksın." "Buraya oyun oynamaya gelmedim Mehmet abi, askerim ben. Bana verilen emri yerine getirmek birinci görevim. Tuvalet de temizlerim, soğan da soyarım, fark etmez." deyip yukarı çıktım, bahçeye attım kendimi. Askerler yavaş yavaş artık içtima alanında toplanmaya başladılar. Altay Timi farklı bir yerde duruyor. Ben tam ortadayım, ne Altay Timi'ne yakınım ne diğer askerlere. Önce diğer askerlerin komutanı geldi, hepsi hazır ola geçtiler. Kürşat Komutan görününce biz de Altay Timi olarak farklı bir yerde tek sıra halinde dizildik, ben en sondayım. Kürşat Komutan karşımızda durup, "Günaydın asker!" diye bahçeyi inletecek derecede gür bir sesle selam verdi. "Sağ ol!" dedik hep bir ağızdan. "Rahat." dedi. Rahat pozisyonunu aldık. "Hicran Üsteğmen, yemekhaneye." deyince omuzlarım düştü ama itiraz edemiyorum. "Altay Timi, biraz ısınalım. Üç tur koş." dedi kendi timine… Ne güzel, onlar koşacaklar, ısınacaklar, ben yine patates soyacağım. Yapacak bir şey yok. Dayan Hicran Üsteğmen, Masal Kız için dayan diye kendi kendimi teskin ettim ve yemekhaneye doğru adımladım. Tabii ki yemekhaneye girince Mehmet abi ile göz göze geldik, gülüştük. Benim yaptığım börekleri yine bana ikram etti Mehmet abi ve sıcak bir çayda verdi. Ayaküstü biraz sohbet ettik. Altay Timi'ni tanıyormuş. İki tanesi oldukça varlıklı bir aileden gelen askermiş. Varlıklı olmalarına rağmen meslek olarak askerliği tercih etmelerine şaşırdım. Kiminin annesi doktor, kiminin babası hakim. Kürşat Komutan'dan bahsetmiyorum bile, annesi İlbilge Hatun mahlaslı emekli MİT personeli. Uzunca bir süre üst yetkide görev alıp hizmet etmiş teşkilata ve devlete. Belki de bu yüzden beni kabul etmeyecek Altay Timi… aralarına almayacak. Ben yetimhane çıkışlıyım. Her zaman olmasa da çoğu zaman yetimhane çıkışlı olduğum duyulunca bana karşı tavrını değiştiren insanlar oldu. Normal ailede büyüyen çoğu insana göre biz çürük elmayızdır. Bunu açıkça söylemezler, hal ve hareketleriyle belli ederler. Ailesi tarafından sevilmemiş, kabul edilmemiş ve devlet yurduna terk edilmiş çocuklarız biz. Orada kaldığımız için, orada büyüdüğümüz için aile nedir bilmeyiz. Sorunluyuzdur, psikolojik sıkıntılarımız vardır onlara göre. Çünkü biz tek kişilik çocuk odalarında değil, en az kırk kişinin olduğu koğuşlarda yaşamaya mahkum olduk. Kendi tercihimiz değildi, elimizden gelen bir şey de yoktu ama bunu normal ailede büyüyen birçok insana anlatamayız. Yine de ben diğerlerine göre şanslıydım. İlbilge Hatun koruyup kolladı, birebir ilgilendi benimle ama sonuç değişmedi. Başkalarının gözünde ben yetimhane çıkışlıyım… Ah anne, ah... Yaktın beni, bizi. O yetimhane kapısına kendi ellerinle beni bıraktığın günü hiç unutmuyorum. Çok ağladım, yalvardım, hatta ayaklarına kapandım. Ama hiç oralı olmadan, acımadan bırakıp öylece çekip gittin. Aklıma geldikçe kalbim sızlıyor. Fakat şu an geçmiş problemlerimle yüzleşecek ya da hatırlayacak durumda değilim. Kurtarılmayı bekleyen Masal Kız ve önümde soyulmayı bekleyen, küçük bir tepecik oluşturmuş patatesler var. Dünkü bıçağı alıp patates çuvallarının karşısına oturdum. "Hazırsanız başlıyoruz gençler." deyip patatesleri soymaya başladım. Şimdilik burada tekim ancak birazdan cezalı başka askerler de gelir, bir an önce bugünü tamamlarız… İlbilge Hatun, lütfen şu detaylı operasyon planın uzun sürmesin. Oğlunun niyeti eğitim verip beni geliştirmek değil, ceza verip edindiğim yeteneklerimi dahi unutturmak sanırım. Neyse canlar ve vatan sağ olsun…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD