9.Bölüm: "Az Kaldı"

2368 Words
9.Bölüm: “Az Kaldı” Üsteğmen Hicran Akıncı… Devlet terbiyesi, üst seviye eğitim ve zeka denilince benim aklıma her zaman İlbilge Hatun gelir. Gerçekten işini iyi yapan, aldığı eğitimin hakkını sonuna kadar veren bir devlet insanı. Yetimhanede beni sık sık ziyaret ederdi. Öyle saatlerce uzun uzadıya konuşmuşluğumuz, derin sohbetlerimiz olmadı ama bu hayatta beni hep en iyi tanıyan ilbilge Hatun oldu. Toplantı masasında ona bakışlarımdan konuşmamız gerektiğini anladı ve hemen yanına çağırdı. Karargah bahçesinde ağaçların arasına doğru yürümeye başladık. Sessizliği İlbilge Hatun bozdu; "Seni ne kadar zorladı? Hadi bakalım söyle," dedi. Kaşlarımı çatıp İlbilge Hatun'a baktım; "Oğlum Kürşat, seni fazla hırpaladı eminim," deyince tebessüm ettim; "Aslında alışık olduğum durumlardı, alışık olmadığım ise timine kabul etmesi," dedim. Hızla başını çevirip bana baktı, bu hareketine daha çok şaşırdım. "Ne yani sizin haberiniz yok muydu? Beni Altay Timi'ne dahil etti, yani geçici bir süreliğine," dedim. Başını hayır anlamında sağa sola sallayıp; "Kürşat kolay kolay geçici de olsa timine dahil etmezdi kimseyi. Geçici olduğunu sık sık hatırlattı mı sana?" "Gözüm üzerinde… bunu daha sık hatırlatıyor bana," deyince yüzünde duygu geçişleri oldu. İlbilge Hatun'un şaşkınlık ve sevinç karışımı bir şeydi sanki. "Neyse, dediğiniz gibi zaten bu geçici bir durum. Önemli olan başka bir mesele var." deyip Kürşat Komutan konusunu kapatmaya çalıştım. "Söyle kızım anlat, dinliyorum," dedi. "Masal Kız beni hatırlamazsa, gelmek istemezse ne yapmalıyım?" diye sordum. “İkna edemezsen maalesef zor kullanacaksın." "Nasıl yani, tehdit mi edeyim?" "Tabii ki hayır. Bayıltıp kucağına aldığın gibi çıkaracaksın o binadan. Başka şansımız yok. Tamam bizimkiler Delta Force'u yarışmalarda yendiler ama burası yarışma meydanı değil. Üçüncü defa sessiz bir operasyonla almamız imkansız, gürültülü operasyon yaparsak iki ülke arasında kriz çıkar. Karşı taraf durumu abartıp işi savaşa kadar bile götürür," deyip gülümsedi. "Bilmem gereken başka bir şey var mı?" diye sordum. Çünkü bu gülüş pek masum gelmedi bana. "O eyalette yaşayan ve FBI sorumlusu olan bir müdür var. Tamamen kişisel sebepler diyelim, sessiz bir rekabet içerisindeyiz ikimiz. Ne zaman böyle karşı karşıya gelsek Milli İstihbarat Teşkilatı, Altay Timi'nin tabiriyle FBI'ı tenekeye çeviriyor. Bu da kuduruyor, her zaman daha fazla saldırıyor. Sonra biz devreye girip yine başarılı bir operasyon düzenliyoruz, bu yine kuduruyor. Gerçekten bu konu artık kısır bir döngüye dönüştü ama Masal Kız’ın hayatı ve beyninde taşıdığı bilgiler tabii ki bizim kişisel problemlerimizin çok çok üzerinde. Sen bunları boşver, Masal Kız’ı Türkiye'ye getirmeye bak," dedi. "Anladım. Merak etmeyin, bu defa başaracağız," dedim. Derin bir nefes alıp verdi İlbilge Hatun ve; "Aslında baban..." dedi ama elimi kaldırıp susturdum. "Lütfen o meseleye girmeyelim. Benim için ölü hükmünde.” dedim. “Yapma kızım, bu doğru değil. O senin baban, aynı kandansınız," deyince başımı olumsuz anlamda sağa sola salladım. "Altay Timi'ne ilk kabul edilmeyip de dışlandığımda, hatta Kürşat Komutan'la bir olup hepsi bana aslında göstermelikte olsa mobbing uyguladığında aklıma ilk gelen şey ne oldu biliyor musunuz Başkanım?" diye sordum. "Nedir?" deyince; "Yetimhane çıkışlı olmam. Timdeki herkes güzel bir aileye sahip, anne babaları meslek sahibi, hepsi hayatta ve evlatlarına değer veriyorlar. Bazen kendi aralarında yaptıkları konuşmalara şahit oluyordum. Annem merak etti, karargaha dönünce hemen onu aramalıyım, gibi. Bir diğeri babam izin konusunda beni zorluyor, özlemiş diye arkadaşlarına anlatıyordu. Bu konuşmalara şahit olunca kendimi daha çok geriye çektim timden. Eğreti durdum yanlarında. Çünkü benim bir ailem yok. Yetimhanede büyüdüm. Kim bilir oralarda başıma neler geldi. Ailem bile beni istememiş, devletin kurumuna bırakıp gitmiş. Psikolojisi bozuktur bunun, üzerine bir de asker olmuş. Şimdiye kadar şahit oldukları kafayı sıyırmasına yeterlidir gibisinden düşünmüşlerdir diye hep kaçtım onlardan. Hatta tüm hayatım boyunca insanlardan. Çünkü arkamdan böyle konuşulduğunu defalarca duydum. Üstelik TSK'da, devletin en disiplinli kurumunda. Sivil hayatta kim bilir neler denilir benim için. Şu an bir mesleğim var, üstelik kutsal bir mesleğim. O kurumda beni büyüten devletime borcumu ödüyorum. Yetimhanede büyümek benim tercihim değildi. Hadi annem mecbur kaldı, ülkesine hizmet etmek zorundaydı, bizleri kendinden uzaklaştırıp emniyette olmamızı sağladı diyelim. Ama babam… onun geçerli hiçbir bahanesi yok benim gözümde," dedim. "Yapma Hicran, bu konuda çok katsın. Ama benim gözümde baban da eli kolu bağlı biriydi. Bak, bir dönem ben de evlatlarımı kendimden uzak tuttum, görevimi tercih ettim. Zamanla aramızda tekrar, zor da olsa yeniden o aile bağını kurduk, geliştirdik. Sen de izin ver kızım, bari bir adım at," dedi. Başımı hayır anlamında sağa sola salladım; "Ağzınızdan çıkan tek bir kelimeyi iki etmedim, her verdiğiniz görevi, emri eksiksiz yerine getirdim. Yetimhanede kalacaksın dediniz, kaldım. Senin özel yeteneklerin var, artık yetimhanede kalma, yanıma alıyorum dediğinizde yine itiraz etmedim. Nereye diye sormadan peşinize düşüp çıktım o kurumdan. Asker olacaksın dediniz, oldum. TSK'da verdiğiniz bütün harici görevleri yerine getirdim. Ama bu konuda size cevabım daima hayır olacak başkanım. Lütfen o yüzden ısrar etmeyin," dedim. "Pekala kızım, sen nasıl istersen öyle olsun," dedi İlbilge Hatun. Sırtımı sıvazladı. "Az kaldı. Yarın planın üzerinden geçiyoruz, ertesi gün operasyon için yolculuk. Hadi bakalım, kardeşine kavuşmaya az kaldı," dedi. "İnşallah Başkanım, inşallah," dedim. Birbirimize sarıldık. Sonrasında İlbilge Hatun ana binaya doğru yürüdü, ben lojman tarafına. Aslında anne baba sağ ama öksüz ve yetim biri olarak yaşadım ben. Tefeci soy ismini taşımak istemediğim için İlbilge Hatun'dan yardım istedim, kırmadı. Bir askere en çok yakışacak soy isim deyip Akıncı soy ismini verdi bana… Düşüncelerimden lojman binasından çıkan Kürşat Komutan'la göz göze gelince uzaklaştım. Sinir bozucu bir yavaşlıkla bana doğru adımladı, ne yapacağımı bilemedim. Yürüsem mi, beklesem mi? İki adım atmıştım ki, "Dur bakalım Üsteğmen Hicran," dedi. Durdum, o da gelip tam karşımda durdu. Başımı kaldırmak zorunda kaldım gözlerine bakabilmek için. "Neden gizledin benden?" diye sordu. “İlbilge Hatun'un emriydi, komutanım" dedim. "Benden de mi saklamanı emretti?" "Evet Komutanım." "Yine de söyleyebilirdin." "Bana verilen emirleri hiçbir zaman çiğnemedim." "Sicilini okudum Üsteğmen. Tek bir cezan yok, uyarın yok. Siciline işlemiş trafik cezan dahi yok. Kurallara uyup görevini her zaman dört dörtlük yerine getirmişsin. Umarım çıkacağımız operasyonda da başarılı olursun." "Olmak zorundayım Komutanım, başka çarem yok." “Böyle düşünürsen olamazsın. Sadece telafisi ve geri dönüşü olmayan hatalar yapma yeterli. Eksiksiz dönmeliyiz Altay Timi olarak o operasyondan. Anlıyorsun değil mi?" diye sordu. "Evet Komutanım, anladım," dedim. O sırada Aliyar Komutan seslendi; "Kürşat Komutanım, İlbilge Hatun sizi odasında bekliyor," dedi. Kürşat Komutan önce Aliyar Komutan'a sonra bana baktı, derin bir nefes alıp verdi ve; "Evine çık Hicran Üsteğmen, dinlen. Toplantıda elin alnına gidip durdu, başın ağrıdı galiba. İlaç al, uyu. Bahçede görmeyeceğim seni. Ayrıca kendini psikolojik olarak o operasyona hazırla," dedi. "Emredersiniz Komutanım," dedim ama hepimiz yerimizde kaldık. Ne Kürşat Komutan adım attı, ne de ben. Ne de Aliyar Komutan. Ortamda gergin bir hava var fakat sebebini çözemedim. Kürşat Komutan emir verdi diye kendime gelip hızlıca merdivenlere doğru yürüdüm, daireme çıkmak için adımladım. Ben binaya girmek için ilerleyince Kürşat Komutan da karargah binasına doğru ilerledi. Bu operasyonda gerçekten başarısız olmak gibi bir şansım yok. Hem Masal Kız için hem de kendim için. En ufak bir hatamda Kürşat Komutan beni çiğ çiğ yer, diye aklımdan geçirdim. Sonra kendimi daireme attım. Üzerimi değiştirdim, şort ve ip askılı tişört giydim. Birkaç çeşit hamur işi yapmaya başladım. Başka türlü bu kafayı toparlayamıyorum, zamandan ve mekandan uzaklaşamıyorum. En detaylı planları mutfakta hamur işi ya da yemek yaparken zihnimde kurdum. Önce yetimhanede zaman geçirdim. En az 6-7 kişilik koğuşlar, yemekhaneler, kişisel olmayan toplu kullanılan tuvalet ve banyolar. Daha sonra İlbilge Hatun beni yetimhaneden aldı ve yine benim gibi geneli kız çocuğu olan başka bir binaya götürdü. Yetimhane gibi değildi, odalar tek kişilikti. Odaların içinde kişisel banyo ve tuvaletlerimiz oldu ama yemekhane ortak kullanım alanıydı. O binada özel eğitimler aldık, hangimizin neye yeteneği varsa orada ortaya çıktı. Benim sinirli hallerim ve yakın dövüşteki yeteneğimi görünce asker olmama karar verildi. Hiç itiraz etmedim, oldum. Sınavlara sıkı çalıştım, MSÜ Kara Harp mezunuyum. Okul yıllarımda hep ortak kullanım alanlarıyla geçti. O yüzden böyle kendime ait bir daire olduğunda az da olsa yuva sıcaklığı olsun diye mutfakta daha özenli zaman geçiriyorum. Tek başıma yaşıyorum ama bazen 10 kişilik yemek yaptığım oluyor. Aldığım eğitimler dışında kendi kendimi hep mutfak konusunda eğittim çünkü başka türlü kendimi bir ev ortamında asla hissetmiyorum. Gerçek anlamda ev yemeği yemek istiyorsam ev yemekleri yapan bir restoranta gitmek istemiyorum. Kendimi böyle mutfağa atıp yemek yapmaya başlıyorum. Kimsesizliğimi unutuyorum, sanki bu yaşıma kadar hep bir aile ortamında büyümüşüm gibi hissediyorum mutfak sayesinde. Aslında annem beni yetimhaneye bırakmadan önce de evde sevgi dolu bir ortamda büyümedim. Sürekli çok çalışan, çok meşgul olan bir annem vardı. Onunla bir kere bile evcilik oynadığımı hatırlamıyorum. Zaten sonrasında beni yetimhaneye bıraktı. "Olmuyor, ev kadınlığı bana göre değil. Annelik bana göre değil, yapamıyorum. Seni yetimhaneye bırakmak zorundayım," demişti. Çok ağladım, çok yalvardım. "Asla yaramazlık yapmam, evi dağıtmam. Acıktığımda senden yemek istemem, bisküvi ile karnımı doyururum. Kuru ekmek yer, su içer yine karnımı doyururum. Yeter ki beni terk etmeyin," diye yalvarmıştım ama ikna edemedim. Ne gözyaşlarım, ne yalvarmalarım, ne de ayaklarına kapanmam… Annem vazgeçmedi. Beni o kurumun kapısında bırakıp uzaklaştı. O gün kendi kendime bir söz verdim. Bir daha kimseye yalvarmayacağım, kimseden sevgi dilenmeyeceğim, kimseye beni bırakma demeyeceğim. Bu zayıf yönümü göstermeyeceğim. Çünkü iyi biliyorum, beni üzmek isteyenler en zayıf noktamı bulup oradan yaralayacaklar. Aklıma o yetimhane kapısına terk edildiğim gün gelince hiçbir zaman gözyaşlarımı tutamam, başaramıyorum. Yine ağlamaya başladım. Hem ağladım hem böreklere şekil verdim. Bu yaşadığım acıları, hüzünleri Masal Kız’a yaşatmayacağım. Onu çok seveceğim, yanımdan bir an bile ayırmayacağım. Annemden babamdan görmediğim sevgiyi Masal Kız’a göstereceğim. Derin bir nefes alıp verdim. Annem kendi anneliğinden şikayet ederken nasıl olduysa Masal Kız’a hamile kaldı. Onu yanında tutmasının tek sebebi zekası oldu. Çünkü kardeşimin zekasını kullandı günlük niyetine, yoksa eminim en fazla 3-4 yaşından sonra Masal Kız’ı da yetimhaneye bırakır, deli gibi çalışmaya devam ederdi. İşine çok bağlı insanlardan her zaman uzak durdum ve korktum annem gibi olacaklar diye. Bu önyargımı İlbilge Hatun kırdı. İşine ve devletine çok bağlı, hatta görevi için o da çocuklarını terk etti ama yetimhaneye bırakmadı, babalarına emanet etti. Yıllar sonra en zor anlarında yeniden aileye dahil olmayı başardı, şimdi çocuklarına geç de olsa annelik yapıyor. Bana hep; "Sen de kendi çocuklarımı görüyorum," deyip özel hayatını benimle paylaşmıştı. Çocukları olduğunu biliyordum ama Kürşat Komutan'ın, İlbilge Hatun'un oğlu olduğunu Ankara'da MİT müsteşarlık binasında öğrenmiştim. "Seni yeni bir timle dahil edeceğim, komutanı benim oğlum. Kabul etmekten başka çaresi yok," demişti. Açıkçası Kürşat Komutan'ın beni böyle zorlayacağı hiç aklıma gelmemişti ama daha o odada annesine itiraz ettiğinde anladım ki işim yine zor. Fakat içimden, "Olsun, Masal Kız için değer" deyip geçiştirdim. Yaptığım hamur işlerini sırayla pişirdim, sonra hepsini paketledim, saklama kaplarına güzelce yerleştirdim. Yarın operasyonla ilgili yapacağımız toplantıda herkese ikram ederim diye düşündüm. Mutfak fırın çalıştığı için cehennem sıcaklığıyla eşdeğer duruma geldi, bunaldım ve bu küçük mutfakta duramayıp balkona çıktım. Gözlerimi kapatıp birkaç defa derin derin nefes alıp verdim. O sırada bir ses duydum. "Kötü bir rüya mı gördün Hicran?" dedi biri. Sesin geldiği tarafa dönüp baktığımda hemen yan balkonda sigara içen Aliyar Komutan'la göz göze geldik. Kaşlarımı çattım, sonra üzerimdeki kıyafet aklıma geldi. Gecelikten bozma, şort ve ip askılı tişört. Böyle aniden, üstelik bu kılıkla balkona atarsan kendini, adam uykudan uyandığını düşünür tabii salak Hicran… "Şey, aslında şey," dedim. Sonra, "Neyse benim işlerim var," deyip kendimi tekrar mutfağa attım. Balkon kapısını kapattım, tam perdeyi çekecektim ki lojmanın bahçesinde iki eli cebinde sırtını ağaca yaslamış öylece durup benim olduğum tarafa bakan Kürşat Komutan'ı gördüm. Hemen perdeyi çektim, mutfağın ışığını da kapattım. Bana uyu demişti, uyumadım. Acaba bunu da mı problem yapacak diye düşündüm. Sonra omuz silktim. Nasıl olsa İlbilge Hatun burada, beni korur, dedim. Gerçekten korunmaya ihtiyacım var çünkü Kürşat Komutan'dan tırsıyorum. Ertesi sabah 9.00'da hepimiz toplantı odasında hazır bir şekilde beklemeye başladık. Akşamdan yaptığım hamur işlerini toplantı masasına güzelce hazırlamıştım. Albay Aliyar Akıncı ve İlbilge Hatun gelmeden hiç kimse tadına bakmadı, daha doğrusu ben öyle zannettim. Sonra İlbilge Hatun ve Akıncı Komutan geldi. Ben, İlbilge Hatun, Akıncı Komutan ve Aliyar Komutan yedik ama Kürşat Komutan ve timin geri kalanı bir tane bile alıp tadına bakmadılar. Arada Hızır Komutan hamur işlerine bakıyor sanki canı istiyor gibi ama sonra Kürşat Komutan'la göz göze gelince tekrar bakışlarını barkovizyona çeviriyordu. 9.30'da başlayan ve brifing tarzında ilerleyen toplantımız iki buçukta bitti. İlbilge Hatun toplantı biter bitmez "Herkes yolculuk için hızlı bir şekilde hazırlansın. Hicran sen benimle aynı uçakta geliyorsun. Hadi hemen hazırlan,” deyip masadan kalktı. Bu yüzden ben de hemen toplantı odasını terk ettim. Koridorda ilerlerken İlbilge Hatun beni operasyon konusunda tekrar uyardı, Masal Kız gelmek istemezse bayılt diye sıkı sıkı tembihledi. "Belki ufak tefek bazı bilgileri unutabilir ama canı sağ olarak ele geçirelim yeter. Unuttuğu bilgiler bir şekilde tamamlanır, yerine gelir fakat onu FBI elinde bırakamayız," dedi. Sonra ben lojmandaki daireme geçip hızlıca hazırlandım. Yaklaşık 2 saat sonra hepimiz Amerika'ya gitmek için yola çıktık. Ben İlbilge Hatun'la aynı uçaktayım, Altay Timi ve Akıncı Komutan farklı bir uçakta. Aylardır MİT tarafından dikkat çekmeyecek şekilde Masal Kız’ın tutulduğu evi gözetledikleri ve çaprazında kalan iki katlı müstakil eve tek tek giriş yaptık. Hepimizin elinde hediye paketleri vardı, sanki bu evde bir parti veriliyor ve biz o partiye davetliymişiz gibi. Ben ve Esra peruk taktık, güneş gözlüğü kesinlikle siyah olmayan renkli kıyafetler giydik. Esra pembe, ben sarı. Timin erkekleri genelde kot pantolon tişört gibi spor giyindiler, kiminde takma sakal vardı. Bazıları sadece bıyık ama hepsinde değişik tarzda şapka. Ben ve Esra tek tek geldik, diğerleri ikişerli arkadaşmış gibi geldiler. Eve girdiğimiz anda hepimiz birbirimizle tokalaşıp hoş geldin, geçmiş olsun tarzında birbirimizi karşıladık. Evin salonunda büyük yemek masasının etrafında oturduk. Perdeler açık, her taraf aydınlatıldı, mumlar yakıldı. Dışarıdan duyulacak şekilde müzik sesi de var, sanki gerçekten bu evde bugün bir parti varmış gibi. Gece yarısından sonra tek tek ışıklar kapanacak, sonra sessizlik. Alkol aldığımız için evin belli yerlerinde sızdık ya da komşuların uyuduğunda, gecenin ilerleyen saatlerinde geldiğimiz gibi tek tek bu evden ayrıldık diye düşünecek çevredekiler. Biz ise bu masanın etrafında oturduk ve yarın yapacağımız operasyonu bir kez daha konuşup değerlendirdik. Kulaklıklar, dışarıdan bakıldığında belli olmayan şeffaf kulaklıklar. Benim gözümde kameralı bir gözlük olacak. Kurmay Albay Altay Akıncı kulaklıklardan hepimizi yönlendirecek, operasyonun tek yetkilisi şu an Akıncı Komutan. İlbilge Hatun havaalanında bizlerden ayrıldı. MİT'e ait başka güvenli bir evde bizden haber bekleyecek. Ben en önde ve maskesiz ilerleyeceğim, Masal Kız’la ilk teması ben gerçekleştireceğim. Tek isteğim gördüğü gibi beni hatırlaması ve bana güvenmesi. Sonrası zaten daha kolay. Omzumu camın pervazına yaslayıp kardeşimin tutulduğu evin köşesini gözetlemeye başladım. Az kaldı ablacığım, çok az kaldı, seni kurtaracağım diye aklımdan geçirirken Kürşat Komutan'ın sesini duydum; "Hicran Üsteğmen, camdan uzaklaş, görüntü verme," dedi. "Emredersiniz Komutanım," deyip camdan uzaklaşıp tekli koltuğa oturdum. Kürşat Komutan'dan kurtulmama da az kaldı, çok az kaldı… Soğuk nevale…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD