8.Bölüm: “Bazı Gerçekler”
Üsteğmen Hicran Akıncı…
İçim içime sığmıyor dedikleri o duygunun ne demek olduğunu şu an yaşıyorum. Çok heyecanlıyım çünkü attığım her adımda sanki toplantı odasına değil de Masal Kız’a yaklaşıyorum gibi hissediyorum ve tabii arkamda Kürşat Komutan’ın varlığını da hissediyorum. Önüme geçmedi, sakin bir şekilde beni takip etti. Üçüncü kata çıktım. İlbilge Hatun’un bahsettiği toplantı odasının kapısının önünde durdum. Tam kapıyı tıklatacaktım ki Kürşat Komutan, “Gözüm üzerinde olacak Üsteğmen Hicran Akıncı, bunu sakın unutma.” dedi. “Unutmam Komutanım.” deyip kapıyı tıklattım ve içeriden gel komutunu duyunca açtım.
Kürşat Komutan benim omzuma çarparak içeri adımını attı. İlbilge Hatun önce Kürşat Komutan’a sonra bana baktı. Masada o an dikkatimi çeken iki şey oldu: Birisi İlbilge Hatun, diğeri Kurmay Albay Altay Akıncı. İlbilge Hatun’un bir şekilde Albay Altay'ı bu operasyona dahil edeceğini tahmin etmiştim, hatta sırf Akıncı Komutan diye nam yapan Kurmay Albay Altay Akıncı bu operasyona dahil olsun diye beni bu karargaha gönderdiğine eminim ama ispat edemem. Kendimi tutamayıp tebessüm ettim.
“Gelin bakalım gençler.” dedi Albay.
Masaya doğru ilerleyip boş kalan sandalyelere oturduk. İlbilge Hatun ayağa kalktı, elindeki kumandadan bir düğmeye basınca barkovizyon aktif hâle geldi. Karşımızda tüm güzelliği ve şirinliği ile Masal Kız belirdi. İlbilge Hatun,
“Bugüne kadar katıldığınız tüm rehine kurtarma operasyonlarını unutun. Sıfırdan, belki de ilk defa bu tarz bir operasyon düzenleyeceksiniz. İki ülke arasında krize sebep olmadan, sessizce Hilal kızımızı alıp yeniden Türkiye topraklarına getireceksiniz. Dediğim gibi, şimdiye kadar yaptığınız operasyonların belki de tam zıttı ile karşı karşıyasınız. Normalde çatapat yapmayı, gürültülü bir şekilde operasyon çekmeyi seversiniz. Bu operasyonda sizden tamamen sessizlik istiyorum. Hayalet gibi davranacaksınız, sessizce girip o binadan Hilal kızımızı alıp bize getireceksiniz.” dedi.
Hem konuşup hem masa etrafında adımlıyordu. Tam benim arkamda durdu, iki elini iki omzuma koydu. “Operasyonla ilgili detaylı bilgiyi size ben değil, Üsteğmen Hicran Akıncı anlatacak.” deyince sol omzumun üzerinden başımı kaldırıp İlbilge Hatun’a baktım. Omzuma iki kere hafifçe vurdu. “Flash disk yanında mı?” diye sordu. “Evet Başkanım, hep yanımdaydı.” dedim. “Hadi bakalım, göster kendini.” deyip bir adım geri çekildi.
“Emredersiniz Başkanım.” dedim, ayağa kalktım.
Barkovizyonun kumandasını bana verdi. Masanın tam karşısında bir panel var, oraya yansıtılmıştı barkovizyon. Ben de o tarafa doğru adımladım. Şu an toplantı masasının tam karşısındayım ve masada oturan herkesin gözü üzerimde. Derince bir nefes alıp verdim, hem gücümü hem de konuşmadan önce nefesimi toparlamak istedim. Yanımdan 7/24 hiç ayırmadığım o flash diski çıkarıp barkovizyona taktım, sonra kumandadan tuşlara bastım. Ekrana orta yaşlarda, gözünde gözlüğü, sıkı topuz yapılmış saçları ve beyaz önlüğü ile annemin görüntüsü yansıtıldı.
“Ekranda gördüğünüz bu hanımefendi, Roketsan için çalışan Balistik Sistemler Başmühendisi Mihra Tefeci. Kurtarmak için operasyon düzenleyeceğimiz Hilal Tefeci’nin annesi. Mihra Tefeci, Roketsan tarafından kısa bir süre önce tüm dünyaya tanıtımı yapılan kıtalararası balistik füze Yıldırımhan’ı tasarlayan ve yapımını gerçekleştiren Türk ordusunun Ar-Ge (Araştırma - Geliştirme) ekibinin baş mühendisidir. Mihra Tefeci, aslında hayatı boyunca bilinen 75 suikastten Millî İstihbarat Teşkilatı’nın dikkatli ve titiz çalışmaları sayesinde sağ kurtulmuştur. Savunma ve saldırı teknolojileri açısından hem ülkemizde hem tüm dünyada bilinen, tanınan önemli bir bilim insanıdır Mihra Tefeci. Eğer onlara hizmet etmiyorsa Türkiye'ye de hizmet edemez görüşü nedeniyle öldürülmek istenmiştir.
En son üzerinde çalıştığı Yıldırımhan Füze'sinin yapımının tamamlanmasını engellemek için çok uğraştılar. Çünkü Yıldırımhan Hipersonik bir füze olarak tasarlandı. Yine Profesör Mihra Tefeci ve ekibi tarafından üretilen en yüksek tahrip gücüne sahip konvansiyonel uçak bombası GAZAP'ın 10 katı etki gücüne sahip. Yıldırımhan Füze'si ateşlendiği anda durdurulması imkansızdır ve 34 ülkenin başkentini vurma gücüne sahip bir füze olarak geliştirildi, tüm dünya bunu biliyordu. Üretilmesine karşıydılar. Türkiye, savaş ve savunma teknikleri açısından her geçen yıl artarak silah mühimmatını geliştirerek ve neredeyse dışa bağımlılığı sıfıra indirerek üretime devam etti. Savunma sanayindeki bu gelişmeleri, daha önce intihar süsü verilerek peş peşe mühendislerimizi öldürerek engellediler. Mihra Tefeci için de aynı şekilde bir ölüm planladılar, intihar süsüyle öldürüp üzerinde çalışılan füze ve diğer tüm silahların üretiminin durdurulmasını ya da gecikmesini istediler. Ancak dediğim gibi Millî İstihbarat Teşkilatımız tüm bu suikastları bertaraf etmeyi ve Mihra Tefeci’yi korumayı başarmıştı. Elim bir hastalık sonucu Mihra Tefeci geçen sene vefat etti, füzenin tanıtımını görmek ona nasip olmadı. Ayrıca son projesini tamamlamakta nasip olmadı. Ancak bu son projenin tüm detaylarını bilen biri vardı…” Deyip tekrar düğmeye bastım ve Masal Kız ekranda belirdi.
“Kızı Hilal Tefeci… Profesör Mihra Tefeci, küçük yaştan itibaren zekası sayesinde dikkat çekti. Dahi diyebileceğimiz IQ seviyesine sahipti. Ve kızı Hilal Tefeci’nin de annesinden eksik bir yanı yok. Mihra Tefeci bu durumu fark ettiğinde, bir gün suikaste kurban gideceğini düşünüp bütün formülleri ve projeleri kızı Hilal Tefeci’ye ezberletti. Dahi çocuğumuz 201,90 IQ seviyesine sahip. Maalesef bu bilgi içeriden birileri tarafından önce CIA sonra FBI’a sızdırıldı. Hedef yön değiştirdi, Mihra Tefeci yerine Hilal Tefeci’ye yoğunlaştılar, zaten Mihra Tefeci vefat edince de kızını kaçırdılar. Benim tabirimle Masal Kız. Ve bu Masal Kız’ın beynindeki formüllere, ona ezberletilen bilgilere ulaşmak için ellerinde tutuyorlar. İşkence yapamazlar, kötü davranamazlar. Çünkü korku ve panik halinde beynindeki bilgileri istemsizce, kasıtlı olarak siliyor. Acı eşiği çok düşük. İşkence edip acı çektirirlerse beyin kendini sıfırlayacak. Çünkü annesi, Profesör Mihra Tefeci kızı Hilal'i bu şekilde kodladı. İşte tam olarak bunu bildikleri için prensesler gibi bakmak zorundalar. Geçen sefer Hızır Komutanımın bahsettiği bir durum vardı. Yurtdışı olduğu için FBI değil, CIA'in elinde olmalıydı bu küçük kızımız. Ama annesi savunma sanayinde görev aldığı için olaya FBI el attı. İşin bir diğer sıkıntılı tarafı ise şu: İlk operasyonda maalesef istihbarattan iki şehidimiz oldu, başarısız bir operasyondu. Bizim bu küçük kızdan vazgeçmeyeceğimizi anlamış oldular, daha korunaklı, kendilerince daha güvenli bir alana çektiler Hilal’i. Bu çıkacağımız operasyonda yine başarısız olursak devreye bence kesinlikle değil ama tüm dünyada nam yapan, dünyanın en elit birliği olarak kabul edilen Delta Force işin içine girecek.” dedim.
Kürşat Komutan ukala bir şekilde sırıttı ve;
“NATO’nun düzenlediği uluslararası yarışmada dört sene üst üste yenip tenekeye çevirdiğimiz elit birlik Delta Force mu?” deyince tebessüm ettim.
Hızır Komutan, “Adamlar utanç duyduğu için artık o yarışmayı iptal ettiler. Bordo Berelilerin karşısında hiçbir elit birlik dayanamadı, bunu tüm dünyaya göstermiş olduk.” dedi.
“O Bordo Bereliler siz miydiniz?” diye sordum.
Esra, “Ta kendisiyiz.” dedi.
Tebessüm ettim;
“Delta Force ekibini dört sene üst üste bizim Bordo Bereliler yenip tenekeye çevirdi, bütün itibarı dünya genelinde sarsıldı. O yüzden NATO’nun düzenlediği o resmî yarışlar artık yapılmıyor diye duymuştum ama onları tüm dünyaya rezil eden Bordo Berelilerin siz olduğunuzu bilmiyordum.” deyince Kerem, “Altay Timi’ni çok hafife alıyorsun Üsteğmen Hicran.” dedi.
İlbilge Hatun, “Neyse, bu kadar goygoy yeterli. Şimdi operasyona geçelim Hicran.” deyince yerimde dikleştim ve anlatmaya devam ettim.
“İlbilge Başkanımın daha önce sizlere belirttiği gibi bu operasyon çok sessiz olacak. Hilal Tefeci’nin saklandığı bina tüm detaylarıyla, planlarıyla bize ulaştırıldı. Aylardır o binayı şüphe çekmeden gözetleyen bir ekip vardı. Şimdi bize düşen hayalet gibi sızıp Hilal kızımızı kaldığı odadan alıp çıkmak. Normal operasyonlarda iyi bilirim ki, tim komutanları en önde olur ama bu operasyonda öyle olmayacak. En önde ben olacağım. Hilal Tefeci’ye ilk ulaşan ben olmak zorundayım, önce beni görecek. O yüzden bende maske olmayacak. Tam teçhizat olabilirim ama yüzümde kimliğimi saklayacak herhangi bir maske bulundurmayacağım operasyon boyunca…” dedim.
Kürşat Komutan, “En önde olmanın nasıl bir mecburiyeti var? Neden yüzün açık olacak?” diye sordu.
İlbilge Hatun’un gözlerine baktım, başını onaylar anlamda sallayınca anlatmaya başladım;
“Hilal Tefeci dahi çocuk, bahsettiğim gibi üstün zekalı. Ama bu üstün zekasının ona getirdiği maalesef olumsuz bir durum da var: İşitme ve konuşma engelli. Ben onunla işaret dili aracılığıyla iletişime geçeceğim. Yüzümde maske olmayacak çünkü dudak okumayı biliyor. Korkmaması, panik yapmaması lazım. Yoksa bizimle gelmez, o binadan çıkaramazsınız.” dedim.
O sırada Hızır Komutan, “Esra da işaret dili biliyor, o da iletişim sağlayabilir. Daha önce başarısız olduğunuz ve iki şehit verilen bir operasyonda senin en önde ilerlemen, güvenliğimizi geçtim, operasyonun selameti açısından tehlikeli bir durum.” dedi.
Tekrar İlbilge Hatun’un gözlerine bakınca yine başını onaylar anlamda salladı. Kürşat Komutan bir bana bir İlbilge Hatun’a bakıyordu.
Aslında istemiyorum ama açıklamak zorundaydım; “Hilal Tefeci benim öz kız kardeşim, ablası olarak beni görmeli.” deyince Kürşat Komutan hızlıca ayağa kalktı.
“İmkânsız!!! Birinci derece yakın akraban… Değil bu operasyonda en önde olmak, dahil olman bile riskli. Sabırsızsın. Kardeşine kavuşmanın, onu kurtarmanın isteğiyle hata yaparsın. Benim senin sabırsızlığına kurban edecek, şehit verecek askerim yok. Operasyona kesinlikle katılmayacaksın!” dedi.
Beklediğim tepkiydi. Ama beklemediğim, Aliyar Komutan’ın tepkisi oldu.
“Sayısız kez unsur komutanı olarak görev aldım Kürşat Komutan. Operasyonda Hicran Üsteğmen bulunmalı ve dediği gibi en önde yer almalı. Hilal Tefeci kızımızla ilk teması Hicran Üsteğmen gerçekleştirmeli.” deyince Kürşat Komutan, Aliyar Komutan’a baktı ve; “Şu an unsur komutanı sen değilsin, Altay Timi’nin komutanı benim.” dedi.
Aliyar Komutan da ayağa kalktı. “Daima liyakat esastır, rütbe er meydanında alınır, kıdem rütbeyi keser iyi bilirsin! Rehine kurtarma operasyonlarında aranızda en tecrübeli, en kıdemli benim. Ve eğer Altay Timi, Hilal Tefeci için rehine kurtarma operasyonuna katılıyorsa sizin değil, benim öngörülerim, benim tavsiyelerim dikkate alınmalı. Dağlarda tecrübelisiniz tamam ama yurt dışı ve rehine kurtarma denilince iyi biliyorsunuz ki ben hepinizden daha tecrübeliyim bu konuda.” dedi.
İlbilge Hatun elini masaya vurdu ve;
“Karşınızda Kurmay Albayınız var, bu ne hadsizlik? Neyinize güvenip bir albayın karşısında ikili diyalog kurup tartışıyorsunuz?” dedi.
Şimdiye kadar sessiz kalan Kurmay Albay Altay Akıncı yavaşça ayağa kalktı, derin bir nefes alıp verdi. Eliyle bana sandalyeyi işaret edince ben yerime geçip oturdum. Kürşat Komutan bakışlarıyla ateş edebilse iki gözünden de kurşun çıkarıp beni vuracak, öyle öfkeli bakıyor bana ve Aliyar Komutan’a…
Kurmay Albay Altay Akıncı söze başladı;
“Üsteğmen Hicran Akıncı, ben Kurmay Albay Altay Akıncı… Soy isim benzerliği olduğu için aklınıza bizim akraba olduğumuz gelebilir. Hatta yaş farkına bakınca baba-kız veyahut amca-yeğen olma ihtimalimiz bile gelebilir ancak bu konuda içiniz rahat olsun. Sadece soy isim benzerliği var. Bu açıklamayı yapmak zorunda hissettim kendimi. Şimdi gelelim asıl meseleye… Kimsenin şahsî problemleri bizi ilgilendirmez. Burada önemli olan Hilal Tefeci’nin sağ salim yeniden Türkiye’ye dönmesi.
O kızın beynindeki tek bir formül, tek bir bilgi bile silinmeden güvenli bir şekilde vatanımıza kazandırmalıyız. Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğinde olduğumuz bir dönemde savunma sanayinin ilerleyip güçleneceği bilgiler madem Hilal Tefeci’nin beyninde kazılı, biz de o bilgileri ustalıkla elde etmeliyiz. Kendinize gelin, hata götürmeyecek bir operasyona çıkmak üzeresiniz.
Bana kalsa sessiz sedasız değil, Türk’ün demir yumruğunu masada hissettirmek adına gayet şenlikli ve gürültülü bir şekilde o binaya girelim, Hilal kızımızı alalım ve çıkaralım. Ama İlbilge Hatun’un tek ve kesin ricası sessizlik. Çünkü bu operasyonla aslında hem İlbilge Hatun hem Millî İstihbarat Teşkilatımız, Amerika’nın FBI ve CIA teşkilatlarına bir mesaj verecek. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ mesajını. Hepinize bu konuda güveniyorum.
Şimdi operasyonla ilgili tüm detayları, bina plan ve bilgilerini size aktaracağım. Dediğim gibi kişisel problem kaldırmayacak bir operasyon; benim yönlendirmelerimle, benim yönetimimde olacak.” deyip barkovizyondaki flash diski çıkardı, yerine kendi başka bir flash disk taktı ve düğmeye bastı.
Masal Kız’ın aylardır esir tutulduğu iki katlı mütevazı bir ev göründü ekranda. Bir asker nasıl rütbe alır, aldığı rütbeyi ve üniformayı hakkıyla nasıl taşır diye sorsanız, Kurmay Albay Altay Akıncı’yı örnek diye gösteririm. Aklımıza gelmeyecek, aylarca düşünsek pas geçeceğimiz, önemsemeyeceğimiz her detayı gözümüze soktu. Kim nereden giriş yapacak, ikinci katta küçük bir odada tutulan Hilal Kız’ı nasıl sessizce girip alacağız ve Türkiye Cumhuriyeti Millî İstihbarat Teşkilatı’na ait o zarfı nereye koyacağımıza kadar her şeyi tüm detaylarıyla anlattı. Tam üç buçuk saat sürdü bu detaylı anlatım. Bir ara elim alnıma gitti. Tek kestiremediğim, Hilal’le karşı karşıya geldiğimde benimle gelmeyi kabul etmezse ne yapmam gerektiğiydi. Bunu sadece İlbilge Hatun’la konuşabilirim.
Elimi alnımdan çekip karşıya baktığımda Albay Altay Akıncı ile göz göze geldik. “Bugünlük bu kadar yeter. Yarın bir kere daha üzerinden geçeceğiz, sonraki gün operasyonun düğmesine basıyoruz. Amerika ile aramızda olan saat farkını dikkate alırsak onların beklediği gibi gece değil, gündüz operasyon yapıp o binadan Hilal Kız’ı alacağız. Gece güvenlik tedbirlerini iki katına çıkarıyorlar, gündüz dalıp bu işin daha gecesi de var diye gerekli mesajı vereceğiz. Dağılabilirsiniz.” deyip barkovizyonu kapattı.
Yavaşça yerlerimizden kalktık. İlbilge Hatun, “Hicran, benimle gel.” dedi. Bakışlarından ona sorularım olduğunu tahmin etti. Hepimiz toplantı odasından çıkıp karargah bahçesine geçtik. Altay Timi kendi arasında konuşup yorum yapıyordu. Biz İlbilge Hatun’la ağaçlar arasında yavaş yavaş yürümeye başladık. Aklımdaki sorulara cevap almak istiyorum. Bakalım tecrübesine ve zekasına her daim güvendiğim İlbilge Hatun bana ne tavsiyelerde bulunacak?