2. Bölüm

1651 Words
İyi okumalar BERKE VURAL Başlayacağımız yeni iş için hazırlanan örnek anlaşmayı inceliyordum. Bir süre sonra bağladığımız bu büyük iş piyasada tekrardan yükselmemizi sağlayacaktı. Ve bu işi Uygar ayarladığı için uzunca bir süre çenesinden kurtulamayacaktık. “Anlaşma gayet iyi bence. Adamlarla en kısa zaman da bir toplantı yapalım. Eğer anlaşırsak otele gider bakarız çalışma alanımıza. Ona göre fabrika müdürüyle de konuşalım.” Dedim. “Ben tasarımcılarla görüştüm. Onlar okey çizimlerin kabasına başladılar bile bizden onay bekliyorlar.” Uygarın söylediklerini başımı sallayarak onayladım. “O zaman sen toplantıyı ayarlarsın Hande.” “Yarın arar belirlerim toplantı gününü.” Dedi ajandasına not alırken. Önümdeki otelin dosyasını incelemeye başladım. Otel sahibi ile daha önce hiç çalışmamıştık ama eğer bu işi bağlarsak daha çok birlikte çalışacağımızdan eminim. “Berke ayrıca Mehmet Bey aradı. Yeni sitesiyle ilgili kafasına takılan şeyler olduğunu söyledi. Bizimle görüşmek istiyormuş. Sana ileteceğimi ve en yakın zamana toplantı ayarlayacağımı söyledim.” Dedi Hande. Oturduğu sandalyede büzüşerek, “Öf be bu Mehmet Bey beni çok yoruyor ya. Adamın adı bile enerjimi alıyor.” Söylendi Uygar. Bıkkınlıkla Uygarı dürtükleyip “Adam profesyonel çalışmak istiyor. Zaten o yüzden bizimle çalışıyor. Ayrıca şu an büyük bir yatırımın içinde kafasında sorular olması çok normal.” Diye cevapladı Hande. “Ya anlıyorum ama bu kadar kasmasına ne gerek var ki. Az rahat bıraksın. Ne profesyonelmiş arkadaş. Profesyonel olacağım diye kendini yiyip bitiriyor.” Uygar bizden daha geniş bir insandır. Hande de bende işimizi yaparken ciddi olsak da Uygar bu kadar ciddiliğe gelemez. Handeyle bu yüzden sürekli tartışırlar. “Tamamdır o zaman, Tuğçe bu hafta boşluğumuz varsa ekleyip Handeye söylersin.” asistanım beni onaylayıp notunu aldı. “Uygar sende adamı yargılamak yerine kendin biraz ciddi olabilirsin.” diye devam ettim Uygar’a dönüp. “Ay aman yok. Siz gibi kasıntı olmaya çalışırken yorulurum ben. Lütfen siz ikiniz halledin şu toplantı işini.” Dedi İkimizi de dinlemeyerek. “Senle uğraşamam Uygar. Ne halin varsa gör.” Dedi Hande sinirle dosyalarını toplarken. Uygar yine başarmıştı Handeyi delirtmeyi. Her seferinde bir yolunu bulup çileden çıkarıyordu. “Neyse ne toplantı bitmiştir arkadaşlar.” Dedim ve toplantı odasından çıkıp kendi odama geçtim. Dosyalarımı toparlayıp çantamı ve ceketimi alıp çıktım. “Tuğçe ben çıkıyorum.” Diye seslendim asistanıma ve bizimkilerin odasına ilerledim. Uygar da toplanmış Handeyi bekliyordu. “Hadisene kızım alt tarafı çantanı alıp çıkacaksın. Asistanın neden var ki senin. Bırak o toplasın.” Diye söyleniyordu. “Ay Uygar, ne tatava yaptın. Ben sen gibi dağınık değilim. Geldim işte. Hadi çıkalım.” Dedi Hande ve hep birlikte asansöre bindik. “Bize geçiyoruz değil mi?” diye sordum asansöre binince. “Sultan ablanın yemeklerini o kadar özledim ki tabi ki geliyorum.” Dedi Hande. “Tabi özlersin. Yemek yapmadığın ah pardon yapamadığın için hasret yaşarsın böyle ev yapımı yemeklere. Sen evde kalacaksın bu gidişle bak. Siz iki kasıntı kasıla kasıla birlikte yaşlanırsınız artık.” Dedi Uygar. Resmen zevk alıyordu Handeyi çıldırtmakta. “Uygar koparırım kafanı. Gayet te güzel yemek yapıyorum ben. Ayrıca niye taktınız siz benim yalnızlığıma ya. Ben mutluyum böyle.” Otoparka inip arabalara dağıldık. Sultan abla yıllardır benimle çalışan yardımcımdı. Evin işleri ile ilgilenir, yemek yapar ve tabi bana da bakardı. Manevi annem gibiydi. Güneş hayatımıza geldiğinden beri ona da bakıyordu ama artık hem evin işlerine hem de Güneş’e yetişemediği için bakıcı arıyorduk. Yol boyunca birbirleriyle çocuk gibi yarış yapan Hande ve Uygar eve aynı anda vardılar. Tam arabaları park ettiğimizde Uygarın nişanlısı Alya da taksiden iniyordu. “Hoş geldin Alya.” Dedim uzun zamandır tanıdığım ve kardeşim bildiğim kıza sarılıp. “Hoş bulduk Berke.” Dedi sırtıma vururken. Uygar ve Hande didişe didişe geldiler yanımıza. “Ya siz çocuk musunuz? Gelene kadar trafikte ne yarışı yapıyorsunuz.” Diye sitem ettim ikisine de. Alya özlemle Uygara sarılmıştı ama söylediğimi duyunca hemen ayrıldı. “Yine mi ya? Yemin ederim manyaksınız siz.” Dedi Alya da benim gibi sitemle. “Abartmayın ya. Hem o kadar da hızlı değildik.” Dedi Hande zile basarken. Hande her ne kadar ciddi ve dışarıya karşı biraz soğuk birisi olsa da sevdiği kişilerleyken ve özellikle Uygarla yarışırken ikisi de çocuk gibiydiler. Kapıyı Sultan abla açtı. Hepimize kocaman sarıldı anne şefkatiyle. “Hadi çabuk yemek hazır. Eller yıkansın.” Dedi bir çocukla konuşur edasında. Salonda Sultan ablanın eşi Ali abi ile oynayan Güneş sesimizi duyunca etrafına bakınmaya başladı. “Güneş. Ben geldim kızım. Buradayım bir tanem.” Diye seslendim beni bulması için. Sesimi duyunca hemen Ali abiye tutunup yerden kalkmaya çalıştı. Ali abi belinden tutup ona yardım ederken benimle göz göze gelince alkış yapmaya gülmeye başladı. O kadar tatlıydı ki ona her baktığımda içimdeki sevgi katlanarak artıyordu. Bende gülmeye başladım. Tam yanına gitmek için hareketlendiğimde Sultan abla geçti önüme. “Hop. Nereye?” dedi. “Kızımı sevmeye.” Dedim ve geçmeye çalıştım. Ama izin vermedi. “Dışardan geldin ellerin mikroplu. Gidip ellerini yıkayıp üstünü değiştirmeden kızına dokunamazsın. Hadi bakıyım.” Dedi hepimizi banyoya yönlendirirken. “Bu olay bana çok tanıdık geliyor.” Dedi Uygar gülerek. “Yıllar önce okuldan gelip o zamanların en değerlisi biricik köpeğinle oynamak istediğimizde de bu senaryoyu yaşardık.” Dedi Hande de geçmişe giderek. “Demek eve gelince önce el yıkanması gerektiğini hala öğrenemediniz.” Dedi Sultan abla içerden bağırarak. Ve el yıkamak için Uygar ve Hande arasında yine bir yarış başlamıştı. Lavaboya ilk Hande ulaştı. “Ve siz o zamanlar da böyle yarışırdınız. Ama ben hep karizmatik bir şekilde beklerdim ‘bu ergenler çekilse de elimi yıkasam.’ Diye.” Dedim omzumu kapıya yaslayıp ikisini izlerken. Hande yanımdan geçerken ellerindeki suyu yüzüme fırlattı ve “Karizmatikmiş sende beygir gibi koşardın bizimle.” Dedi ve gülerek içeri gitti. Ellerimizi yıkadıktan sonra Güneşin yanına gittik. Geldiğimizi görünce ellerini çırpmaya kucağıma gelmek istediğini göstermeye başladı. Hemen kucağıma aldım sımsıkı sarıldım melek kokuluma. O kadar tatlı, o kadar masumdu ki. Bir şey olacak diye ödüm kopuyordu. Sultan ablanın çağırmasıyla hep birlikte masaya oturduk. “Size bir haberim var. Sıkı durun. Aranan bakıcı bulundu!” dedi Hande sevinçle masadakilere. “Ya çok güzel haber. Sonunda içine sinen birini buldun Berke.” Diyerek destek oldu Alya. “Bu bir bakıcıyı böyle aradıysa ölene kadar bekar bir şekilde kalır senle Sultan abla.” Dedi Uygar gülerek. “Çok biliyorsun sen. Ben kızımla yaşlanacağım bir kere.” Dedim mama sandalyesinde oturan Güneş’in saçlarına öpücük kondurup. “Bakalım kızın seninle aynı şeyi düşünecek mi? İki güne bıktırırsın sen çocuğu da.” Gevşekçe söylediklerine yanımda oturmasının avantajıyla kafasına bir yapıştırarak cevap verdim. Çabucak bir atışmaya dönebilen muhabbetimizi hemen bölüp, “Çok araştırdın endişelerin de çok normal umarım sonunda içinin rahat edeceği birini bulmuşsundur Oğlum.” Dedi Sultan abla sırtımı sıvazlayıp. ------------------------------------------------ EYLÜL YÜCEL Otobüsten inip Azra’nın her seferinde onun uğraştırmamam için verdiği yedek anahtarla eve girdim. Kendisi şu an çalışıyordu o yüzden evde yalnızım. Sabahki kavgadan sonra tekrar onunla konuşmak istediğim son şey bile değil. Eşyalarımı koyduğum odaya gidip üzerimi değiştirdim ve tekrar salona gittim. Evde bir tane yatak olduğu için ben salondaki koltukta yatıyordum. Kendimi sabah düzelttiğim koltuğa bıraktım ve koltuğun ucundaki örtüyü üzerime çekip televizyonu açtım. Azra ile çocukluğumuzdan beri çok yakın olamadık. Annem ve teyzemin geçmişten gelme kavgaları vardı hep. Teyzem biraz doyumsuz dur. Bildim bileli hep böyle olmuştur. Her şeyi gözden geçiriyorum ve genel olarak teyzem annemden daha çok şeye sahip oldu. Ailesi tarafından annemden çok sevildi. Onu seven bir kocası vardı. Maddi durumları iyiydi ve teyzem başarılı bir iş kadınıydı. Yani geçmişi annemden daha aydınlık. Ama o bunlarla hiç yetinmedi. Hep daha fazlasını istedi. Ve şu an şehir dışında başarılı bir ofiste yönetici konumunda çalışıyor. Onunla çok uzun zamandır görüşmemiştik. Ve eksikliğini çekmediğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ama bazen düşünüyorum da kıskanç ve doyumsuz biri olmaktansa kendi öz kardeşinin yanında dursaydı, ona destek olsaydı annem şimdi yanımda olur muydu? Annem kendi ailesinde nedenini hiçbir zaman anlayamadığım bir şekilde teyzem kadar sevilmedi. Belki de teyzem annemden birçok konuda daha istekli veya daha dışa dönük olduğu içindi. Annem hep biraz daha çekingen kalmıştı onun yanında. Babam dedemin bir arkadaşının oğluymuş. Dedem babamın pek te elle tutulur bir adam olmadığını biliyormuş. Buna rağmen evlenmelerine izin vermiş. Annemle babam evlendirildiğinde babam başka birisini seviyormuş. Bu yüzden annemi hiç tam olarak sevmedi. Hep sevdiği kadına ulaşmasını engelleyen biri olarak gördü onu. Başlarda sözlü şiddet uyguladı. Daha sonra bu fiziksel şiddete döndü. Daha sonra şiddetin dozu arttı. Çocukluğuma dair anılarım şiddetle doluydu. Annemin acılı çığlıkları, yalvarmaları yankılanıyordu çocukluğumun odalarında. Bir ara annemi döverek bayılttığını hatırlıyorum. Nasıl bir hastalıklı kafası vardı bilmiyorum ama annem onun yüzünden öldüğünde onun hapse atılması için her şeyi yapmaya hazırdım. Aklım başıma gelmeye başladığında annemi dava açması konusunda ikna etmiştim ancak annemin açtığı davalardan kurtulmayı başarmıştı. Ama bu kez kurtulamadı. Daha fazla bunları düşünürsem kendimi tekrar toplamam zor olacağını biliyordum. Kafamı boşaltmak için Telefonumdan bir dizi açtım ve izlemeye başladım. Yaklaşık 2 saat sonra karnımın iyice acıkmasıyla diziyi kapatıp mutfağa gittim. Dolapta bir şey bulamadığım için makarna yapmaya karar verdim. Tencereye suyu doldurup ocağa koydum. Bulduğum salata malzemelerini çıkardım. Azra’nın erken gelmeyeceğinden emin olduğum için hazırladıklarımı tabağa koyup balkona çıktım. İzlediğim diziyi açıp yemeğimi yedim. Bazı şeyleri düşünmeyince hayat gerçekten daha kolaydı. Yemeğimi yedikten sonra bulaşıkları toplayıp Azra için ayırdıklarımı tezgâha koydum. Ona elimden geldiğince yük olmadan bir an önce buradan gitmek istiyorum. Eşyalarımı koyduğum odaya geçip valizimdeki kıyafetleri çıkartıp dağılmış olanları güzelce dürüp tekrar yerleştirdim. Diğer eşyalarımı da güzelce toparladım. Valizden yarın giyeceğim kıyafetleri çıkartıp valizleri kapattım. Sabah uğraşmamak için eşyaları kapının yanına taşıdım. Azra’ya her ne kadar çok sinirli olsam da konuşarak değil ama iş bulduğumu ve bir daha beni görmeyeceğini söylemeliydim. Bu yaptığımı umursayacağını pek sanmıyordum ama ben üzerime düşeni yapmalıydım. Gerisi onun inisiyatifine bağlıydı. Kâğıt almak için odasına girdim. Masada bulduğum kalem ve çekmecesinden aldığım kağıtla salona döndüm. Kâğıda yatılı iş bulduğumu, bir süredir evinde kaldığım için teşekkür ettiğimi, bundan sonra beni hiç görmeyeceğini ve birkaç şey daha yazıp kâğıdı vestiyere kalemi de masasına bıraktım. Bana verdiği yedek anahtarını da yazdığım mektubun üzerine koydum ve koltuğu yatağa çevirip çarşafı serdim. Yastığı ve örtüyü de alıp yattım. Kulaklığımı taktım ve hep yaptığım gibi soyutladım kendimi dünyadan. Gözlerimi kapattım yeni ve umutlu bir hayata uyanmak için.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD