İyi okumalar
Karanlık mutfakta dolunayın ışığı pencereden sızarken hiçbir şey demeden gözlerine bakıyordum. O da hiçbir şey demedi. Bu zamana kadar içimde biriktirdiklerimi anlatmanın tarifsiz ferahlığı yayıldı gönlüme. Şimdiye kadar kimseye anlatmak gibi bir düşüncem dahi olmamıştı. Her dolunayda annemle birlikteymiş gibi hissederdim ve bunu birinin bilmesini istemezdim.
Ama artık ben büyümüştüm, annem gitmişti. Ve o sadece bir aydı. Her şeyi hep içime atardım. Kendi içimde çözerdim sorunlarımı. İçime ağlardım. Ama buraya geldiğimden beri fark ediyorum bazı şeyleri anlatmalıydık. Anlatmak rahatlatıcıydı.
Sonunda sesimi bulunca "Berke Bey..." dedim ama devamını getiremedim. Araya girip "Bana Bey demen gerekmiyor. Sonuçta sende artık ailedensin." Gülümseyerek söylediklerine bende aynı gülümsemeyle karşılık verdim.
"Hadi geç oldu artık yatalım." dedi. Onaylayıp merdivenlere yürümeye başladım. Karanlıkta doğru düzgünce hiçbir şey gözükmüyordu. Bir anda ayağıma çok sivri bir şey battı ve dik duramadım. Düşmemek için çırpınırken son anda merdiven demirine tutundum. Aslında belimdeki ellerinde yardımı olmuş olabilir. "Ne oldu? İyi misin?" diye sordu Berke Bey.
Derin ve rahat bir nefes alıp "Ayağımın kırılması dışında iyiyim." Dedim. Kıkırdadığını duydum. Bunda gülünecek ne var Allah aşkına ya. Sinirlerim bozuk zaten.
Ellerinden kurtulup daha dikkatli bir şekilde çıktım merdivenden. Odamın önüne geldiğimde arkama baktım. Göz göze geldik. "İyi geceler." dedi tebessüm ederek. "İyi geceler." diye karşılık verdim. Ve odama girdim. Kapıyı kapatıp yatağıma girdim. Bu sefer uykuya dalmam daha kolaydı.
--------------------------
Sabah gözlerimi kapının tıklatılması ile açtım. Alışmıştım artık Güneş’in ağlamasıyla uyanmaya. Garip geldi.
“Gel” dedim yatakta toparlanıp. Sultan ablanın gireceğini düşünüyordum ama içeriye kucağında Güneş ile Berke Bey girdi. Berke dememi istemişti ama tanıştığımızdan beri bey deyince Berke garip geliyordu. Hemen yataktan kalkıp uyku sersemi saçmalamaya başladım.
“Eylül sakin ol. Sen geç kalkmadın. Güneş biraz erkenci sadece. Biz oyalandık biraz ama durduramadım.” Diyerek böldü beni. Güneş kucağıma atılınca onu babasından aldım. Normalde uyandığında biraz aksi olurdu ama bu sefer etrafa gülücükler saçıyordu. Güneş’in başını öptü ve benimde kolumu sıvazladı. Berke aşağı inerken bende kıyafet çıkartıp giyindim. Saçımı da toplayıp Güneş ile birlikte aşağı indik.
Gülümseyerek girdim mutfağa. Berke dosyalarını düzenliyor. Ali abi gazete okuyor, Sultan abla da kahvaltı hazırlıyordu. Hepsine günaydın deyip Güneş’i mama sandalyesine oturttum ve mamasını hazırlamaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü yine olmamıştı. Bir türlü tam kıvamını tutturamıyordum. Ya çok katı oluyor ya çok cıvık. Birde bu sefer dalgınlığıma geldi mamasını ayarlarken ısınması için koyduğum sütü taşırdım. Ali abi kahkahasını esirgemeden gülerken, bezi yıkayan Sultan abla en azından gülmesini saklamaya çalışıyordu. Her ne kadar beceremese de.
“Hayır bezini bile sorunsuz değiştiriyorum ama şu mama işi bir türlü olmuyor.” Diye söylendim kendi kendime. Yeniden süt ısıtırken etrafa gelenleri silmeye başladım.
“Çünkü bir türlü inadını bırakıp tarif kağıdına bakmıyorsun. Ölçüler karışıyor.” Dedi Berke gülerek. Haklıydı kâğıda bakarak da yapabilirdim fakat toz mama kendi kutusunda değildi arkasından bakamazdım, o yüzden internetten arayıp bulmam gerekiyordu. Ve bende üşeniyordum. Sonuçta Güneş’in yiyebileceği kadar yapabiliyordum.
“Ama hazırlaya biliyorum.” Dedim bu sefer düzgün ısıttığım sütü mamanın üzerine dökerken. Biraz fazla cıvık olmuştu ama halledilmeyecek bir şey değildi sonuçta. Üzerine biraz daha toz mama ekleyip Güneş’in yanına oturdum. “Umarım zehirlenmezsin güzel kızım” diye dalga geçti Berke ve hepsi kıkırdadı.
“O kadar kötü olmadı ki.” Dedim tavırlı sesimle. “Ha kötü ama zehirleyecek kadar değil öyle mi?” zaten hepsi benimle dalga geçiyorken birde üzerine dalgınlıkla “Evet.” Diye saçmalamam mümkünmüş gibi hepsini daha çok güldürdü. Toparlamaya çalışmam bir işe yaramıyordu bende umursamayıp mamasını Güneş’e verdim. İlk başta yüzünü biraz ekşitmişti ama sonra yemişti. Tamam ölçüler karışmış olabilir ama yenmeyecek kadar da kötü değildi sonuçta.
----------------------------
Ben Güneş’i ayağımda sallarken Sultan abla da koltukta pür dikkat günlük dizisini izliyordu. Aslında hiç sevmezdim pembe dizileri ama Sultan abla sevdiği ve hiç kaçırmadığı için bende izliyordum.
“Bu kim?” diye sordum yeni gördüğüm bir yüzle. Sultan abla memnuniyetsiz bir sesle “Ay Filiz o. Sedef cadısının kardeşi. Geçen bölümün sonunda geldiydi. Aynı ablası gibi kafasının içi boş.” Son cümlesine kıkırdamıştı. Bazen kendini çok kaptırıyordu. Sanki gerçekten varlarmış gibi kızıyordu bazılarına.
“Bu ölmemiş miydi?” diye sordum şaşırarak. “Yok kız. Yavuz kaçırmış onu. Öldü dediydiler de silah sesi ona patlamamış.” Ah evet, birde bu vardı. Pembe diziler ölülerin dirildiği tek yerdi.
Bir tane kadının kendini yırtarak hem ağlayıp hem önündeki adama bağırıyordu. “Az önce mutluydular bunlar niye kendinden geçerek ağlıyor?” Gerçekten olayları bir yerden anlasam öbür tarafı boş kalıyordu.
“Onların haberi yok burada olanlardan. Hem sen izlemiyor musun da sorup duruyorsun hepsini?” sona doğru sesini kızgın tutmaya çalışmıştı ama ne kadar başarılı olduğu tartışılır. “Ya izliyorum ama hiçbir şey anlamıyorum ki.” Dedim sitemle. Sultan abla tam konuşacakken telefonum çaldı. Güneş ile oynarken bir yerlere fırlatmıştım ama neredeydi.
Sultan abla oyuncakların yanındaki masadan telefonumu uzatmıştı. Güneş kucağımda olduğu için kalkamamıştım. Dizimde yatıyordu. Uyusun diye ayağımda sallıyordum, uyumuyordu ama kaldırdığımda ağlıyordu. Sadece yatıyordu.
---------------------------
Berke Vural
Asansör odamın olduğu katta durunca telefonumu cebime atıp indim. Hande odasından çıkmış asistanını masasında kağıtlarla cebelleşiyordu. Sessizce yanına ilerleyip bir anda yüksek sesle konuşunca korkuyla sıçramıştı. Ben gülerken o bakışlarıyla beni öldürüyordu resmen.
“Ne tür bir salaksın sen Berke? Toplantıya kaç dakika kalmış hala şaklabanlık peşindesin.” Diye kızdı kattakilerin duyamayacağı şekilde. Bugün şirket için önemli toplantılardan biri vardı. Ki kaç gündür bununla ilgileniyorduk.
“Hande biraz sakin ol.” Dedim kolumdaki saate bakıp devam ettim “Senin deyişinle 90 dakikamız falan var. Rahatla sen, halledeceğiz.” Dedim sırtını sıvazlayıp. Handeyle uzun zamandır tanışıyoruz ve tanıdığımdan beri böyle konularda acayip stres yapar. Ama o çok planlı programlı çalışır bu yüzden aslında içimizde en rahat olması gereken o.
Sunum provası yapmak için toplantı odasına geçmiştik. Sunumu ben yapacaktım ve zaten bir süredir de bunun için çalışıyordum. Ama bu sahne öncesi son prova olunca heyecanlanmıştım biraz.
“Şey nerede, şirketin son yaptığı ihale bilgilerinin olduğu dosya?” diye sordu Hande önündeki dosyaları incelerken. “Ne demek nerde ordadır işte.” Sorusu bir an telaş yapmama sebep olmuştu. Birkaç hafta sonra önemli bir ihaleye girecektik ve bu toplantı o ihale için çok önemliydi. Bir aksilik çıkmamalıydı.
“Burada olsa neden sorayım acaba?!” diye çıkıştı Hande. Dosyayı unutmuş olmazdım değil mi? Şirketin en önemli toplantılarından birinde dosya unutamazdım.
“Tamam sakin olun. Arayıp evde olup olmadığını öğren. Bizde diğerlerini kontrol edelim.” Dedi Uygar ondan beklenmeyecek sakinlikle. Buna şaşıramayacak durumda olduğum için hemen telefonumu çıkarıp Eylül’ü aradım. Ali abi çalışıyordu ve Sultan ablanın dosyayı bulabileceğinden emin değildim.
Telefon 3. çalışta açılmıştı. “Efendim?” diye sordu merakla. Arkadan Güneş’in bağırışları geliyordu. Oyunlarını bozmuştum anlaşılan. “Eylül senden bir şey isteyeceğim.” Dedim bir yandan Uygarlara bakarken. Dosyayı arıyorlardı. “Tabi ki. Buyurun.” Dedi Güneş’in sesi kesilmişti. Sultan ablaya vermişti galiba.
“Benim çalışma odamda, masanın üzerinde ve kitaplıkta klasörlerin dışında dosyalar vardı. Onların içinden kapağında ihale bilgileri yazan dosyayı bulabilir misin?” diye sordum umutla. Uygarlar bulamamışlardı. Yani ya evdeydi ya da hiç yoktu. Telefondan hışırtılar geliyordu ve hiçbir şekilde bulamıyordu. Her geçen saniye daha da geriliyordum. Eğer o dosya olmazsa planladığımız sunumu yapamazdık ve 1 saat içinde yeni bir sunuma hazırlanmamız zordu. Adamlar her şeyin ispatlı, planlı olmasını istiyorlardı. O yüzden toplantının dosyalarının hepsi önemliydi.
“BULDUM!” diye bağırdı Eylül. İstemsizce ayağa fırlamıştım. “Bulmuş ordaymış.” Dedim bizimkilere bakıp. Dosya var olduğu için rahatlamışlardı ama unutmama da sinirliydiler.
“Eylül onu şirkete getirebilir misin acaba? Çok önemli.” Dedim. Bu onun görevi değildi. Ondan Güneş’i evde bırakıp gelmesini isteyemezdim ama sonuçta Sultan abla vardı aylardır o bakıyordu zaten.
“Tabi ki. Yarım saate oradayım.” Dedi. Telefonu kapattıktan sonra bana bakan gözlere döndüm. “Ne var? Böyle bakacağınıza siz ilgilenseydiniz bazılarıyla!” dedim. Hande göz devirmekle yetinirken Uygar sessiz kaldı.
------------------------------
Eylül Yücel
Berke’nin aramasını kapatıp hemen taksi çağırdım. Odama çıkıp eşofmanımı çıkarıp koyu kot pantolonumu giydim. Cüzdanımı alıp çıktım. Merdivenden inerken saçlarımı düzelttim.
Portmantodan baharlık ceketimi alıp salona girdim. “Sultan abla ben şirkete gidiyorum Berke Bey dosya istedi de. Çok geç kalmam. Alınacak bir şey varsa yazarsın bana.” Dedim Güneş’i öperken. “Tamam kızım. Dikkat et.” Kucağında Güneş olduğu için ayağa kalkamamıştı.
Dışarıdan korna sesi gelince spor ayakkabılarımın bağcıklarını bağlamadan çıktım evden. Taksiye binip adresi söyledim. Seslerinden belliydi dosyanın önemli olduğu. Zaten Berke de kaç gündür buna hazırlanıyordu. Alya’nın anlattıklarına göre toplantı baya önemliymiş ve bu toplantı ile ilgili bir dosyayı unutmasına şaşırmıştım açıkçası.
Taksi şirketin önünde durunca hemen parayı ödeyip indim. İçeriye girdiğimde sekreter masasında değildi. Omuz silkip asansörlere yöneldim. Asansör 6. Katta durunca indim. Her şey hatırladığım gibiydi. Ama dosya toplantı odasına gidecekti. Yerini bilmediğim için bir an öylece katın ortasında durakaldım. “Eylül değil mi?” diyen sesle kaşlarım çatılmıştı. “Evet?” dedim 30’lu yaşlarının başında gibi duran kadına dönerek. “Uygar Beyin sekreteriyim ben. Toplantı odasında bekliyorlar sizi. Şu oda.” Gülümseyerek daha önce geldiğim Berke’nin odasının çaprazındaki odayı işaret etti. Teşekkür edip gösterdiği odaya ilerledim.
Gülümseyerek içeri girdim. Bütün bakışlar bana dönerken ilk önce Berke ile göz göze geldim. Zaten ayakta olan Hande elimdeki dosyayı görünce rahatlamış bir şekilde gülümsedi. Aynı ifade hepsinin yüzüne yayılmıştı.
“Ve günün, hatta önümüzdeki pek çok günün kahramanı!” diyerek eliyle beni gösterdi Uygar. “Hoş geldin.” Deyip dostça sarıldı. Bende aynı şekilde karşılık verdim. Biz ayrıldıktan sonra, tanıştığımızdan beri nerdeyse ilk defa içten gülerken gördüğüm Hande geldi, “Bizi nasıl kurtardın anlatamam. Teşekkür ederiz.” Kolumu minnettarca sıvazlayıp dosyayı aldı elimden.
Berke masaya yaslanmış gülümseyerek bakıyordu bana. Bir şey dememişti, ya da bir tepki vermemişti. Ama gerekte yoktu. Bakışlarından anlaşılıyordu zaten.
----------------------------
Berke Vural
Eve geldiğimde kapıyı Sultan abla açtı. “Oğlum hoş geldin. Nasıl geçti?” diye sordu. Aslında işlerden hiç anlamazdı ama hep sorardı toplantıların nasıl geçtiğini, o gün neler yaptığımızı. Anlamasa bile dinlerdi hep. “Güzel geçti Sultanım.” Sarılıp içeri geçtim.
Sultan abla akşam yemeğini hazırlarken Ali abiyle bizde maç izliyorduk. Eylül ve Güneş te bahçede oynuyorlardı. Havalar sıcakken Güneş’in bahçede vakit geçirmesini istiyordu. Soğuklar başlayınca içeriye tıkılacaktı zaten.
Spikerin coşup heyecanla maçı anlattığı sırada Eylül’ün sesi duyuldu. Bana sesleniyordu. Daha çok bağırıyordu. Telaşla kalktım hemen. Bahçeye koştum. Benim arkamdan Ali abi ve Sultan ablada geliyordu.
“Berke çabuk gelin!” derken salondan bahçeye çıkan kapıya gelmişti o da. Tam ne olduğunu soracakken Güneş’in sesi duyuldu.
“Annnne”