İyi okumalar
Uygar Deniz
Havaalanın önünde oluşan trafik yüzünden biraz geç kalmıştım. Ama yine de tam onlar kapıdan çıkarken bende havaalanın önündeydim. Arabayı kenara çekip hemen indim. Valizlerle etrafa bakınıyorlardı. “Hoş geldiniz.” Dedim gülümseyerek yanlarına vardığımda.
“Hoş bulduk oğlum. Çok bekletmedik değil mi valizleri alırken sorun oldu da.” Dedi Alya’nın annesi Selvi teyze. Oh çok şükür. Onlar içerde onla oyalanmasalardı geç kalmış olacaktım.
“Olur mu hiç Selvi teyzem. Sorun yok.” Dedim sarılırken. Daha sonra Kemal amcaya da sarıldım. “Nasılsın delikanlı?” Dedi sırtıma vurup. “İyim Kemal amca siz nasılsınız.?” Ellerindeki valizleri alıp arabaya doğru ilerledik.
Arabayı evin garajına park edip indik. Bagajdan valizleri indirirken Selvi Teyze, Kemal amcaya valizlere yardım etmediği için söyleniyordu.
“Hanım aslan gibi delikanlı iki valizi taşıyamayacaksa ne anlamı kaldı gençliğin. Hem sende o kadar doldurmasaydın valizi ne bulduysan tıkıştırdın.” Diye çıkışan Kemal amcaya “Sanki keyfimden doldurdum. Maşallah çocuklardan farkın yok. Sana dolduruyoruz hepsini.” Cevabını verip salınarak geçti yanımızdan.
“La havle ya. Sinir ediyor beni.” Diye söylene söylene peşinden gitti Kemal amcada. Hallerine gülüp bende kapıya gittim. Selvi teyze ve Alya kapıda özlemle sarılıyorlardı birbirlerine. Bende yanlarından geçip misafir odasına götürdüm valizleri.
Onlar içeriye geçerken bende mutfaktan arka bahçeye çıktım. Telefonumu alıp Berke’yi aradım. Adamı inşaatın ortasında bırakıp arabasını da alıp gitmiştim. “Ne oldu yetişebildin mi kayınpederin ile kayınvalideni almaya?” diye dalga geçti telefonu açar açmaz.
“Of sorma ya. Ucu ucuna yetiştim. Valizleri alırken sorun olmuşta o yüzden geç çıkmışlar. Beni kapıda bekliyordum sanıyorlar. Alya’ya da söylemedim geç kaldığımı. Sende çaktırma sakın.” Dedim fazla ses yapmamaya dikkat ederek. “Neyse sen ne yaptın? Araba da kaldı bende.” Diye sordum.
“İnşattan çocuklarla döndüm. Şimdi de şirketteyim. Handeye bıraktırırım kendimi büyük ihtimal. İyi bak güzel evladıma. Garaja koyda evinde hissetsin canım benim. Birde karnı açtı yarın gelirken karnını da doyurursun.” Dedi gülerek. Hem benim arabama olan sevgimle dalga geçiyor, hem de bir iyilik yaptı ya hemen karşılığında bir şey yaptırması gerek. “Aman iyi doldurturuz benzinini de. Bir iyilik yaptın iyi ki.” Dedim tripli sesimle. Tepkimi umursamadan eğlendiğini belli etmekten geri durmuyordu.
“Kimle konuşuyorsun?” diye soran Alya yüzünden korkmuştum. “Neyse yarın görüşürüz.” Deyip kapattım telefonu. Alya’nın beline sarılıp saçlarını öptüm. “Berke ile konuşuyordum canım. İş konuları. Sen boş ver onu da neler yaptın yemeğe?” diye sordum yavaş yavaş içeri ilerlerken. Şu konu daha fazla dallanıp budaklanmadan kapansa da foyam ortaya çıkmasa bari.
-----------------------------
Eylül Yücel
Sultan abla ile Güneş’e banyo yaptırmaya karar verdik. Aslında ben yalnız yaptıracaktım fakat daha küvete suyu doldururken kucağımda kıpırdanıp sudan kaçmaya çalıştığı için Sultan ablayı çağırdım.
Şimdi de Sultan abla suyu hazırlarken ben de aynanın karşısında Güneşi eğlendirmeye uğraşıyordum. Aynada kendisini görünce acayip derecede mutlu oluyordu. Sultan abla suyu küvete doldurunca bende Güneşin kıyafetlerini çıkartıp yavaşça suya soktum. Ayakları suya değince hemen çırpınmaya başladı.
“Prensesim korkma. Bak ben tutuyorum seni.” Diye konuşa konuşa vücudunu da soktum suya. İlk başlarda o kadar çırpındı ki çıkmak için. Neyse ki banyonun her yeri su olduktan sonra bile olsa en azından alışmıştı. Ama alıştıktan sonrası daha zordu. Şampuan dökmemize izin vermiyor sürekli suyla oynuyordu.
Kahkahalar ve bol ıslanmayla geçen 5 dakikanın sonunda Sultan abla Güneşi şampuanlamıştı. Ama Güneş hala sadece su ile oynamak istiyordu. Banyo küvetinde kıpır kıpırdı sürekli. Kapının yanından gelen gülme sesiyle hepimizin gözleri kapıya döndü. Berke bey bize bakarak gülüyordu.
“Sıpa ya bak hele. Geçmiş gülüyor bide. Ne gülüyorsun baba sının kızı işte aynı sen.” Dedi Sultan abla. Kendimi tutamayıp gülmeye başladım. “Sıpa mı?”
“Oo, sen bakma bunun böyle havalı duruşuna. Küçükken o da aynı güneş gibiydi. Annesiyle zor zapt ederdik valla.” Dedi Sultan abla gülerek. Eski günlere gitmişti sanki. Güneş babasını görünce önce şaşırıp durmuştu ama şu an tekrar oynamaya başladı. Berke bey ıslanmamış yerlere basmaya dikkat ederek yanımıza gelip Güneşin yanağını öptü. “Baba gidip üstünü değiştirsin prensesim. Sende mis gibi yıkan ondan sonra oynayalım olur mu kızım?” dedi öbür yanağını da öperken. Çıkmadan Sultan ablanın da yanağını öpüp “İtiraf et bütün yaramazlıklarıma rağmen çok seviyordun beni.” Dedi keyifle.
“Seviyordum tabi sıpa. Annen sayılırım ben senin.” Sultan ablada Berke beyin sırtını sıvazladı. “Neyse hadi, benden duymadın ama biraz daha geç inersen mutfağı bulsan içindekileri bulamazsın. En son Ali abi dolaplara bakınıyordu benden söylemesi.” Dedi ve çıktı.
Resmen bombayı bırakıp gitmişti. Sultan abla söylenmeye başladığında kendi kendine sinir olmasın diye “Hadi sen git mutfağa sahip çık ben gerisini hallederim.” Dedim. Sultan abla biraz arada kalsa da tamam deyip söylene söylene çıktı banyodan. Bende Güneş’i yıkayıp havluya sardım. O kadar tatlıydı ki. Havlunun içinde oyuncak bebek gibi bakınıyordu sadece. Yanaklarını öpüp banyodan çıktık. Odasına girip krem sürdüm vücuduna. Öylece yatmış beni izliyordu. Banyodaki hareketliliğinden ise hiç eser kalmamıştı. Kremini sürüp bezini bağladım ve üşümesin diye hemen kıyafetlerini giydirdim. Saçlarını havluyla kuruturken gülmeye başladı. Ben havluyu saçlarını sürttükçe o gülüyordu. Bu halini izlemek bile içimi sıcacık yapıyordu.
---------------------------------
Berke Vural
Eve geldiğimde kimse yoktu ortada. Normalde her yerden sesleri gelirdi. Mutfağa girdiğimde Ali abiyi buzdolabını kurcalarken görmeyi beklemiyordum açıkçası. “Ali abi ne yapıyorsun burada?” diye sordum. Bir an irkilerek hemen doğruldu ve buzdolabını kapattı. “Ben şey. Hiş bir şey. Kapak. Kapakta leke vardı da ona bakıyordum ben.” Stresten kekeleye kekeleye konuşmuştu.
“Ben anladım seni abimde, buzdolabına koymaz onları. Soğuktan tadı bozulur diye.” Dedim gülerek. Yine Sultan ablanın lokumlarını arıyordu. “Herkes nerede?” diye sordum. “Banyodalar, Güneş’i yıkamaya çalışıyorlar.” Dedi Ali abi gülerek.
Banyonun kapısının önüne geldiğimde gülme sesleri geliyordu. Yavaşça açtım kapıyı, bu kadarını beklemiyordum. Sultan abla sabunlu saçlarına su dökmek için uğraşıyordu ama Güneş izin vermiyordu. Eylül dahil her yeri ıslatmıştı. O kadar komiklerdi ki kendimi tutamayıp güldüm. Hepsinin gözleri bana dönerken ben hala gülüyordum.
Üzerimi değiştirmek için odama geçtim. Takım elbisemi çıkartıp eşofman ve bir tişört giydim. O kadar yorulmuştum ki. Kendimi yatağa bıraktım. Biraz telefonumu kurcaladım. O sıra da Uygardan mesaj geldi.
-Allah rızası için kurtar beni!
Ne dediğini anlamaya çalışırken bir mesaj daha geldi.
-Ara beni. İşle ilgili önemli bir şey olduğunu söyleyeyim!
-Bak Mehmet beyin toplantılarında proje sunucusu bile olurum.
Anlaşılan mevzu oldukça ciddiydi. Yattığım yerden doğrulup Uygarı aradım. İkinci çalışta açtı hemen. “Buyurun Mehmet Bey.” Dedi. Mehmet bey mi? Bunun harbiden büyük yardıma ihtiyacı varmış belli ki.
“Ne oluyor oğlum?” dedim gülerek. “Evet ben hemen şimdi bakıyorum. Dün toplantıda da-” derken bir kapı kapanma sesi geldi. “Oh çok şükür. Vallahi canlı canlı ölüyordum içerde.” Dedi
“Uygar gerçekten ne olduğunu anlatır mısın artık?” dedim gülmemek için uğraşırken. “Ya abi geldik eve oturuyoruz falan. Selvi teyze bir kızı anlatmaya başladı. Çocukluktan arkadaşlarmış da kız şimdi evlenmiş de falan. Kemal amcada ucundan aldı yine lafı kendince alttan alt tan laf sokuyor. İkisi iki yerden sözde bilmem kimin kızının evliliğinden bahsederken bir anda bizim evliliğimize geldi konu. Alya da yemeğe bakıyım ben diye kaçtı gitti mutfağa. Ben kaldım mı 2 ye karşı 1. Ne diyeceğimi şaşırdım yemin ederim.” Dedi. Üniversite yıllarından beri çalkantılı devam eden ilişkileri iki ay önce parmaklarına takılan nişan yüzükleriyle durulmuştu. Aileleri düğünü çok uzatmak istemiyordu ama Alya bahara doğru bir düğün yapmak istediğini söylemişti. Uygar da biricik nişanlısının bu isteğini onayladığı için herkes saygı duymak zorunda kalıyordu.
“İnsanların kızıyla nişanlısın, aynı evde yaşıyorsunuz ve düğünü uzun zaman sonrasına ertelettiniz. İnsanlar oyalandığınızı düşünüyor. Sana karşı böyle davranmaları kadar normal bir şey söyler misin?” Dedim alayla. “Ne oyalanması kardeşim. Sadece şu an kendimizi buna hazır hissetmiyoruz. Sen gibi aşkı inkâr etmiyoruz yani.” Dedi iğneleme yaparak.
Aramızda konu aşka geldiğinde ben hep aşkla işim olmadığını ve böyle daha mutlu olduğumu söylerdim. Ve doğruydu da. İnsanlar kötü çünkü. En iyi sandığınız kişi bile kötü olabilir. Bundan hiçbir zaman emin olamazsınız. Size gerçekten aşıp olup olmadığından emin olamayacağınız gibi. Tecrübeyle sabit. Baya yaralayan bir tecrübeyle hem de.
Ben aşkın gerçekten var olduğunu biliyorum, bunun pek çok örneği vardı çevremde. Fakat beni bulmamıştı işte gerçek aşk. Beni bulacağına da inancım yok. Ya da bulmasını istemiyorum. Tekrar üzülmek, kırılmak istemiyorum. Bu yüzden kalbimin kapıları kapalı dünyaya. Zira çıkan kişi öyle darmaduman etti ki kalbimi, o yüzden tekrar cesaretim yok içeriye birisini almaya.