6. Bölüm

1792 Words
İyi okumalar Kahvaltı boyunca sürekli konuşup türlü şaklabanlıklar yaparak hepimizi güldürmüştü Güneş. “Uygar öğleden sonraya toplantın yok değil mi canım. Bak havaalanına gideceksin. Babam özellikle söyledi ‘Uygar gelir alır bizi.’ Diye. Biliyorsun babamı taktımı takar.” Dedi Alya. Sesinden belliydi bu konunun ciddi olduğu. “Ailen mi geliyor?” diye sordum çayımı içerken. “Evet, şehir dışında yaşıyorlar. Bugün öğleden sonra gelecekler.” Diye cevapladı Alya. “Ya gelmeleri iyi hoş ama bütün bir haftayı diken üstünde geçireceğim. Babanın beni nişanlanınca daha az germesi gerekmez miydi?” Uygar çok masum bir şekilde isyan etmişti. Kendimizi tutamayıp bu isyanına güldük hepimiz. “Aynı şey Güneş’in başına gelse emin ol o çocuğu bakışlarımla bile yakarım. Sen nişanlınla yaşıyorsun ve genel olarak baksan 2 ayda bir anca yaşıyorsun bu stresi. O kadarı da tuzu biberi olsun.” Dedi Berke Bey. Haklıydı aslında. Babalık iç güdüsü sonuçta. “Uygar hadi artık masayı yedin yürü.” Dedi Berke Bey masadan kalkarken. Uygar ters ters bakıp, “Ne alıp veremediğin var senin benimle ya.” Dedi bardağının dibinde kalan çayını içip kalktı masadan. “Yok yani rahat batıyor sana, İki dakika rahat oturunca hemen karnına ağrı giriyor demi.” Ceketini giyerken söylenmeyi de ihmal etmedi. “Görüşürüz canım. Haberleşiriz öğleden sonra.” Dedi Alya gülerek. Berke Bey Güneşle birlikte kapıya gitmişti. Bende yanlarına gittim. “Ben yokken uslu duruyorsun anlaştık mı babacım.” Dedi ama Güneş Berke Beyin kravatıyla oynamakla meşguldü. “Küçük Hanım kime diyorum ben!” Güneş öfleyerek benim kucağıma atılınca hepimiz gülmeye başlamıştık. “Ohoo senin daha yaşın kaç başın kaç şimdiden babaya öflemeler falan ne oluyoruz hanımefendi?” Berke bey sahte kızgınlıkla söylendi Güneş’e. Yanaklarını öpüp kucağıma verdi. “Bu şimdiden böyleyse ben sizin ergenliğinizi düşünemiyorum abi.” Diye dalga geçti Uygar. Onlar evden çıkarken Alya Uygarı hala havaalanı konusunda tembihliyordu. Ali abi de Berke beylerin arkasından çıkmıştı. “Ee kaldık baş başa. Şunların acelesinden rahat rahat oturamadık da. Hazır Güneşin keyfi yerindeyken geçin bahçeye bende çay katıp geleyim rahatça oturalım.” Dedi Sultan abla. Ben bahçeye çıkarken Alya da Güneşin pusetini getirdi. “Anlat bakalım. Neler yapıyorsun, hayatında birileri var mı, gerçi Berke seni baya anlattı ama ben senden dinlemek isterim.” Berke Beyin, Güneş’in üzerine ne kadar titrediğini oldukça iyi biliyordum o yüzden beni en yakın arkadaşlarına anlatmasını garipsemedim. “Adım Eylül Yücel. Açıkçası anlatılacak güzel bir hayat hikayem yok. Geçmişim toplanamayacak kadar dağınık. Alkolik canavar bir baba ile büyüdüm. Annem ben lisedeyken vefat etti. Şu an babam ile görüşmüyorum. Öyle işte. Pek iç açıcı değil benim hikayem. Sen anlat.” Sultan abla çayları getirmişti. Tepsiyi masaya bırakıp pusetteki Güneşi kucağına alıp onunla oynamaya başladı. “Benimkisi sıradan. Acı bir geçmişim yok ama hiç şımartılmadım da büyürken. Annem avukat, o yüzden hep kararında tutardı evdeki işleyişi. Mutlu ederdi beni ama yüz bulup şımarmayacağım kadar. Babam fazla korumacıydı. Bakınca anneme göre daha katı görünürdü ama yufka yürekliydi. Şu an İzmir de yaşıyorlar. Öyle işte, sıradan bir hayat benimkisi.” Geçmişinden bahsederken her ne kadar sıradan dese de mutlu bir şekilde anlatıyordu. Nasıl bir geçmişi olursa olsun her insan çocukluğuna dönüp baktığında gülümseyerek anlattığı anıları olurdu. Alya’nın ki de babasıyla olan anılarıydı anlaşılan. Ne kadar garipti değil mi? Bazılarının en derin yaralarının olduğu yerlerinde bazılarının çiçekleri açardı. --------------------------------- Berke Vural Masamdaki çizimleri toplayıp Tuğçe’ye seslendim. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde “Levent’i, Çiçek’i birde Aslı hanımı toplantı odasına çağırır mısın.” Dedim. Yeni bir okul ile anlaşmıştık. Aslında işlerin taslaklarını ben veya Uygar yapardık ama bu projede diğer çalışanların da etkin rol oynamasına karar vermiştik. Masadaki çizimleri ve kendi taslaklarımı alıp çıktım. Toplantı odasına geçmeden Uygarın odasına uğradım. Nadir zamanlarda olduğu gibi çalışıyordu. Bu çocuk bazen beni şaşırtıyor. “Leventleri toplantı odasına çağırttım. Hadi gel geçelim bizde.” Dedim. “Bende onunla ilgileniyordum. Hadi geçelim.” Bilgisayarını alıp peşimden geldi. ---------------------------- Bir saati geçkin süredir okul projesinin çizimleriyle uğraşıyorduk. Ve projede beklediğimizden daha fazla sorun çıkıyordu. Stajını yeni tamamlayan iki genç mimarın kendileri buldukları sorunlara kendilerinin çözüm üretmelerini sağlıyorduk. Böyle durumlarda kendimi bir öğreten gibi hissetmekten alıkoyamıyordum. “Sınıfların büyüklükleri ve konumları farklı ona göre ayarlasak.” dedi Levent aklına gelen çözümü dile getirerek. Çiçek ise “Ama o tahtalar standart ölçüde üretiliyor. Ve boyut değişikliği çok pahalıya gelir.” Diyerek ona katılmadığını belirtti. Haklıydı da. “Peki inşaat yapılırken hiç mi dikkat edilmemiş prizlere.” Dedi Uygar çizimlere bakarken. “En son kaba inşaatı görmeye gittik biz Uygar Bey.” Levent’in söylediğinin üzerine o gün içinde proje alanına gitmeye karar verdik. O toplantının ardından Hande ile yeni müşteri sözleşmesini ayarlamaya uğraştık. “Son maddeyi silelim ya. Çok alakasız kalıyor diğerlerinin yanında.” Dedi Hande. O maddeyi tekrar okuduğumda çok da gerekli olmadığı konusunda ona katıldım. “Haklısın. Kendimi kaptırmışım ben o maddeyi iptal edelim. Son hali bu. Kabul ederse eder etmezse gerçekten daha fazla çekemem onları da egolarını da. İptal ederiz sözleşmeyi.” Dedim. Hande omzuma vurup “Sakin ol şampiyon. Hallederim ben şimdi.” Dedi gülerek. Dosyayı kaydedip fotokopiye yolladı. “Sen kağıtlardan birini al sende de olsun bir nüshası. Ben birini müşteriye sunarım.” Dedi Kağıtlardan birini bana verirken birini müşteri dosyasına koydu. “Yemin ederim sen olmasan nasıl ayakta kalırdık bilmiyorum.” Dedim önüme koyduğu kâğıdı alıp kalktım masadan. “Ah zaten bu ben iyi ki varım.” Gülerek saçlarını karıştırıp o arkamdan söylenmeye başlamışken odasından çıktım. Odama geçerken Tuğçe geldi yanıma. “Berke Bey Aslı hanımlar sizi bekliyormuş.” Günün yoğunluğuna kendimi o kadar kaptırmıştım ki proje alanına gideceğimizi unutmuştum. “Tamam çıkıyoruz şimdi.” Dedim. Odama gidip elimdeki kâğıdı çekmeceye koydum. Çizim dosyalarını ve diğer notları toplayıp aldım yanıma. “Uygar hadi okula gidiyoruz.” Dedim kapısının önünden geçerken. Şimdi fark ettim de bu Uygarın odası sanki her şeyin merkezindeydi. Onun odasının önünden geçmeden gidemiyordun resmen bir yere. Adam boş işler uzmanı olmasına rağmen şirketin merkezinde olmayı başarıyordu. “Geldim, hadi gidelim. Daha havaalanına gideceğim.” Dedi bana yetişip. “A sen bide oraya yetişeceksin demi. Zor iş be abi ilişki falan. Babası var annesi var derdi var tasası var.” “Böyle atıp tutması kolay tabi. Sen âşık ol ben göreceğim seni o zaman Yalnız Kral.” Dedi gülerek. “Uygar saçma sapan konuşma. Kapattım ben o defteri. Bundan sonra hayatımın merkezinde tek bir kişi var o da Güneş’im.” Asansörden inip arabamın yanına ilerlerken “Sen birisini seversin de bende o günleri görürüm inşallah. O zaman bir daha konuşuruz kardeşim.” Dedi ve ön koltuğa oturdu. Ben bir kere gerçekten âşık olmuştum onda da zaten hayatım değişmişti. Bir daha aynı şeyleri yaşayamam. O yüzden kendimi sadece işime ve kızıma adamıştım. Bu da hiç değişmeyecekti. "Oğlum tamam âşık olduğunda düşünürsün ne düşüneceksen yetişmemiz gerek bin şu arabaya artık." Uygar camı tıklatınca irkildim. Arabaya binip kontağı çalıştırdım. Her zamanki gibi gün içinde kendimi işime odakladım. ---------------------------------- “Bahçeyi üçe bölelim. Sahalar, çimenlik toprak alan ve normal beton alan olarak.” Dedim yanımda ilk işleri için heyecanla dolaşan Levent ve Çiçeğe. Çalışanların ilk projelerinde yanlarında olmayı çok seviyordum. Aklıma hep kendi ilk projem geliyordu. Proje sorumlusu Aslı Hanım Uygarla birlikte yanımıza geldi. “Ustalarla görüştük, bina inşaatı konusunda notlarımızı da ilettik. İnşaatı o yönde devam ettirecekler sadece bazı taşıyıcı kolonlar yüzünden birkaç çizimde değişiklik yapmamız gerek. Mesela ikinci katta ki sınıflara ayrılan koridorun duvarını yıkıp daha geniş bir alan oluşturalım demiştik ama maalesef o iptal oldu.” Dedi Aslı Hanım. İnşaat yapılırken bina içinde en çok karşılaştığımız sorun taşıyıcı kolonlar oluyor ve bir anda bütün çizimi iptal edebiliyordu. “İyi de bu konuyu konuşmuştuk zaten ayarlayacaklardı.” Dedim. “Öyle ama ayarlanamayacak şekildeymiş. Temelden hata yaratırmış.” Uygar da benim verdiğim tepkiyi vermişti anlaşılan. “Neyse o konuyu tekrar düşünürüz siz bahçe notlarına baksanıza.” Dedim Çiçeğin elindeki tableti Uygara uzatıp. “HAYIR! Of yaa. Saat kaç olmuş geç kaldım. Alya kesecek beni.” tableti Aslı’nın eline tutuşturup merdivenlere doğru koştu. “Uygar.” Diye seslendim arkasından. Merdivenin başında durup döndü bana. Telaştan arabasız geldiğini unutmuştu. Cebimdeki anahtarları ona fırlattım. Havada yakalayıp “Eyvallah kardeşim.” Dedi koşarak aşağı inerken. O kadar telaşlıydı ki merdivenden düşecekti nerdeyse. Telaşlı olmakda da çok haklıydı. Alya özellikle tembihlemesine rağmen unutmuştu ve hali hazırda İstanbul trafiğini göz önünde bulundurup 15-20 dakika erken çıkmalıydı. Şirkete oranla şu an bulunduğumuz konu havaalanına daha yakındı ve usta şofördü Uygar o yüzden belki ucu ucuna yetişe bilirdi. ---------------------------------- Uygar Deniz Berke den anahtarları alıp hemen arabaya koştum. Alya’nın babası Kemal amca geleneksel kız babası korumacılığında olduğu için ve bende birincil damat adayları olduğum için çok anlaşamıyorduk. Ve oldukça kuralcıydı da adam. O yüzden eğer onları havaalanında bekletirsem burada olduğu süre benim için çokta iyi geçmezdi. Gaza yüklenebildiğim kadar yüklendim. Şansıma trafik yoğunluğu çok değildi ama ışıklar sağ olsun yolun akmasını engelliyordu. Telefonum çalınca cebimden çıkartıp kimin aradığına göz ucuyla bakıp yola döndüm. Aramayı cevaplayıp hoparlöre aldım. “Hayatım gittin mi Havaalanına? Geç kalmadın değil mi?” diye sordu Alya. Gerçekten beni o kadar iyi tanıyordu ki geç kalacağımdan emindi ama yine de ona benim başımın etini yeme hakkını tanımayacaktım. “Varmak üzereyim canım. Işıklar oyaladı biraz. Uçak inmeden varmış olurum.” Sonuçta pembe yalandı bu. Tamamen psikolojik sağlığımı korumak için söylenmiş pembe bir yalan. Hatta yalan bile sayılmaz pek çok kişi daha yeni çıktığı yol da 5 dakikaya oradayım demiştir. Benimki de o hesap işte. “Ooo çok iyi unutursun sanmıştım. Şaşırttın beni.” Dedi. En azından bu sayede beni ne kadar iyi tanıdığını görmüş olduk. “Aşk olsun aileni almayı unutur muyum ben hiç” dedim tavırlı bir sesle. ‘Üzgünüm hayatım aileni almayı unuttum.’ “O zaman anneninki kadar güzel olmasa da akşam için sütlaç yaptım sana. Aferin mahiyetinde” işte bu be. Eğer sonunda anne tarifli sütlaç kazanacaksam Alya’nın geç kaldığımı bilmesine gerek yoktu bence. “Yok anneminki kadar olamaz zaten de yine de seninki de güzel olmuştur.” Sonuçta bazı yemekler vardır ve onu kimse anneniz kadar güzel yapamaz. Nişanlınız bile. “İyi o zaman git anneninkini ye. Sonuçta ben annen kadar güzel yemek yapamam.” Fakat tabi ki siz akıllı olun ve bunu nişanlınıza söylemeyin. “Ya hayatım ben onu öylesine söyledim sen şey ettin diye yani yoksa eminim seninki de çok güzeldir.” Dedim durumu toplamak adına. Gerçekten beynim hem yola hem Alya ya odaklanınca ne söylediğime dikkat etmemiştim resmen. “Ben onu lafın gelişi söyledim. Ama demek ki sen benim yemeklerimi beğenmiyorsun ki ilk fırsatta anneninkini övüyorsun.” Dedi. Boş bulunup düşünmeden söylediklerimin cezasını çektireceği belliydi. “Olur mu güzelim, ben senin yemeklerini çok seviyorum hem sevmesem yer miyim o kadar? Hem sen sütlacın tarifini annemden almadın mı? Aynı tarifle yaptığın için en az anneminki kadar lezzetli olmuştur o da.” Dedim gönlünü almak için. “İyi tamam uzatmayacağım. Yoldasın zaten. Sonra konuşuruz” biraz daha tatlı davranıp kapattım telefonu. Evlilikteki altın kuraldır bu. Asla evde annenin yemeğini övemezsin. Unutulmaması gereken en önemli husustur. Bunun cezasını çok çekmesem bari.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD