4. Bölüm

1399 Words
İyi okumalar Eylül Yücel Bütün gün Güneşle oynadık. Bana başta hiç alışamamıştı ama oyun oynadıkça mutlu olduğunu hissediyordum. Sevilmeyi o kadar çok hak ediyordu ki. Gerçekten bir anne nasıl kızını bırakıp gidebilir aklım almıyordu. Oynamayı bırakıp Güneş’i izlemeye dalmıştım. O da durup bana bakmaya başladı. Başını hafif yana eğmiş benim ona yaptığım gibi o da beni inceliyordu. Sultan abla, “Güneş’in mamasını hazırladım. Hadi mutfağa.” Diye bağırana kadar birbirimize bakıyorduk. İkimizde Sultan ablanın sesiyle irkilmiştik. Gülümseyerek onu kucağıma aldım ve mutfağa gittik. “Berke yavaş yavaş eline kaşık veriyor. El becerisi gelişsin diye. Ama etrafa döke saça yiyor ve karnı doymuyor. O yüzden bu kaşık onun tutması için.” Dedi Güneşin eline bir kaşık verip. Daha sonra bana da bir kaşık verdi. “Bu da karnının doyması için senin yedireceğin kaşık.” Dedi. Güneşi mama sandalyesine oturttum. Bende yanına oturup mamasını önüne koydum. Mutlu bir şekilde kaşığını tabağa daldırdı. --------------------------- Elimdeki batmış ıslak mendili diğer batıkların yanına koyup yenisini aldım. Kaşığı Güneşin eline verdiğimizde hiç kimse bu kadar batacağını tahmin etmezdi. Kaşığı tabağa ilk daldırdığında sorun yoktu. Ama mamanın kıvamı normalde olmasından bir tık daha cıvık olunca her yer mama olmuştu. Güneş’in batık kıyafetlerini çıkarmış ve ıslak mendille batık yerlerini temizlemiştim. Yeni kıyafet giydirdim ve onu kucağıma alıp sallanan sandalyeye oturdum. Uykusunun gelmesini beklemiştim ama o kocaman açık gözleriyle bakıyordu bana. Sandalyenin yanında, komodinin üzerindeki müzik kutusu dikkatimi çekti. Kutuya uzanıp müziği başlattım. Sakin melodili bir yabancı şarkı çalmaya başladı. Melodisi çok tanıdıktı ama çıkartamamıştım. Güneş şarkıyı duyunca kucağımda biraz kıpırdandı. Sandalye yavaş yavaş sallanırken saçını okşamaya başladım. Bir süre sonra gözleri kapanmaya başlamıştı. Şarkının öyle bir etkisi vardı ki benimde gözlerim kapanmaya başlamıştı. En sonunda Güneş dayanamayıp uykuya yenik düşmüştü. Biraz daha dalmasını bekleyip onu yatağa yatırdım. Yanağına öpücük kondurup müziği kapatıp çıktım odadan. ------------------------------------------------ Berke Vural Şirkete vardığımda otoparka Uygarla aynı anda girmiştik. Arabadan inip yanına gittim. “Günaydın patron.” Dedi omzuyla omzuma vururken. “Günaydın çırak.” Dedim bende aynı şekilde. “Ee anlat bakalım geldi mi yeni bakıcın?” diye sordu asansöre binerken. “Evet geldi. Ama bunu şu an değil toplantıda konuşalım. Sana anlattıklarımın aynısını birde Handeye anlatamam.” Dedim gülerek. Asansörden inip odalarımıza gittik. Odama girmeden önce Tuğçe ye kahve istediğimi söyledim. Odama girip bilgisayarı açtım ve toplantı için dosyalarımı ayarladım. “Herkes toplantı odasında Berke Bey.” Dedi Tuğçe elinde kahveyle odama gelip. Kahveyi alıp toplantı odasına geçtim. Her şey tamda alışıldığı gibiydi. Hande kahvesini içerken asistanının okuduğu şeyleri dinliyor, Uygar sandalyede yayılmış önündeki kâğıttan uçak yapıyordu. Diğer herkes te bu alışık manzaraya ayak uyduruyordu. “Günaydın.” Dedim yerime geçerken. “Günaydın patron.” Dedi Uygar yaptığı uçağı attı fakat uçak uçmadı. “Hadi ama uçman gerekiyordu.” Dedi hüsranla. Hande kahkahayla “Ay çen üjüldü mü? Üjülme çen ben sana yenisini alırım.” Dedi Uygar’a. Ama o sadece ters ters bakmakla yetindi. “Evet ne haberler var?” diye sordum gerilim artmasın diye. “Geçen hafta tamamladığımız villanın sahibinin asistanıyla konuştum. En yakın zamanda özellikle sizinle toplantı istiyorlar. Asistanından anladığım kadarıyla müşterimiz memnun kalmış.” Dedi baş tasarımcımız Derya. “Bu çok güzel. En yakın zamana ayarlayalım toplantıyı.” Dedim. Bu sabah için harika bir haberdi. “Ben de Mehmet beyle konuşup bugün geçen gittiğimiz kafede toplantı ayarladım.” Dedi Hande. “Ya benim o saatte çok önemli bir işim var. Gelmeyi çok isterdim ama kısmet işte. Siz selamlarımı iletirsiniz. Başka zamana artık.” Dedi Uygar büyük sahte bir hüzünle. “Daha saati söylemedim. Yani olmayan saatte çıkan önemli işin için çok üzüldüm. Ama bizimle toplantıya geleceksin bayım.” Handenin tepkisine karşı çıkamayıp yenildiğini anlayınca daha çok bozuldu Uygar. “Bu sabaha çok güzel başladık. Öğleden sonraya kadar birkaç fikir üzerinde daha çalışalım. Ama kafa karıştırmayalım. Adam bizden güven istiyor.” Dedim. Birkaç çizim üzerinde daha konuşup toplantıyı bitirdik. Dosyaları toplarken toplantı odası yavaş yavaş boşaldı. Uygar, “Anlat bakalım yeni bakıcın nasıl?” dedi. Hande, Uygarın söyledikleriyle hatırlamış olacak ki “Ay evet anlat hadi.” Dedi heyecanla dosyaları bırakıp tekrar oturup. “Yani iyi birine benziyor. Daha bir şey söylemek için erken. Ama içimden bir ses Güneşle çok iyi anlaşacaklarını söylüyor. Ya da bu ses Sultan ablanın sesi de olabilir.” Dedim gülerek. “Nasıl yani?” diye sordu Hande. Masadan telefonumu alıp Sultan ablanın attığı fotoğrafları açtım. İlk fotoğrafta Eylül, Güneş ile oyun oynuyordu. Bir diğerindeyse Eylül Güneş’e sarılmış onu öpüyordu. Güneş te halinden oldukça memnun bir şekilde gülüyordu. “Bunlar baya kaynaşmışlar.” Dedi Uygar gülümseyerek. “Evet çok tatlılar.” Hande de ekrana gülümseyerek bakarken, “Peki sen ne düşünüyorsun Eylül hakkında?” diye sordu. Telefonu alıp mesajlardan çıktım ve ekranı kilitleyip cebime attım. “Yani ne düşüne bilirim ki. Biraz genç ve çok da deneyimli değil. Ama Güneş ile ilgilenecekse genç ve enerjik biri olmalı değil mi. Ayrıca birbirlerini de sevmiş gibi gözüküyorlar.” Dedim ama onlar bu cevaptan tatmin olmamıştı. “Çok sıkıcısınız gidiyorum ben.” Dedi Uygar sandalyeden kalkarken. “Sakın kendine boş işler bulma. O toplantıya bizimle katılacaksın. Duydun mu beni.” Diye bağırdı Hande onu dinlemeden giden Uygarın arkasından. “Çıldırtıyor beni.” Dedi dosyalarını toplarken. “Bak şimdiden söylüyorum, bu kız hem senin hem bizim hayatımızda çok farklı bir yer edinecek. Yazdım bunu buraya.” Dedi hande parmağını masada hareket ettirirken. “Boş boş yazıp da kirletme masayı yürü hadi.” Dedim onu kolumun altına alıp odadan çıkarken. ------------------------------------------------- Eylül Yücel Güneş kendisi de dahil her yeri batırdıktan sonra sonunda yorulup uyumuştu. Kirli kıyafetlerini banyoya bırakıp aşağıya indim. Sultan abla batmış yerleri temizlemişti. “Kahve yapıyorum nasıl içersin?” diye sordu gülümseyerek. “Ben yaparım sen yorulma Sultan abla. Kahve nerde?” dedim dolaplara yaklaşıp. “Yok kuzum ne yorulması. Yaparım ben.” Dedi dolaptan kahveyi alıp makinanın yanına geçti. “Tamam madem az şekerli alırım.” dedim masaya oturup. Sultan abla kahveyi ve suyu makinaya koyup çalıştırdı. “Bekle beni burada.” Dedi ve kilere girip kapısını örttü. Neden oraya girmişti ve yaptığı şeyi görmemi istemiyordu anlayamadım. Şaşkın bakışlarla arkasından bakarken bir süre sonra elinde bir kutu ile çıktı. “Eğer çok yardım etmek istiyorsan lokumları tabağa koyabilirsin.” Dedi içinde lokum olduğunu öğrendiğim kutuyu hafifçe sallayıp bana uzattı. Lokumları alıp tezgâh a koydum. Dolaptan bir tabak aldım. Kutuyu açtıktan sonra bir süre lokumlarla bakıştım. Vay canına bu lokumlar gerçek miydi? O kadar güzel duruyorlardı ki kelimenin tam anlamıyla yeme de yanında yat. “Bu lokumlar çok güzel.” Dedim hayranlıkla. Sultan abla da kahkaha attı bu halime. “Özel getirtildiler. Tatları da harikadır. Çocuklar sürekli yiyorlardı baş edemedim bende saklıyorum artık. Özel zamanlarda çıkar saklandığı yerden.” Dedi kahveleri fincanlara boşalttı ve tepsiye koydu. “Bu evdeki ilk kahven bence çok özel bir zaman.” Dedi gülümseyip. “Öyle galiba.” Dedim bende gülümseyerek. Kahveleri ve lokumları alıp bahçeye çıktık. “Ee anlat bakalım Eylül kimdir? Neler yapar?” diye sordu Sultan abla kahvesinden yudumlarken. “Yani ‘Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane’ diyorsun.” Dedim gülerek. “Öyle de diyebiliriz.” Dedi söylediklerime gülerken. Uzun bir zaman sonra ilk defa birisi gerçekten hikayemi merak etmişti. Yani bunu anlatmak biraz zor. Çünkü yaşadığınız acılar zaten yeteri kadar kötüyken birde bunları sesli bir şekilde birisine anlatmak çok daha kötüdür. Bardağımdan bir yudum daha alıp masaya bıraktım. Sultan abla anlatmak da zorlandığımı hissetmiş olacak ki, “Eğer anlatmak istemiyorsan zorlama kendini canım.” Dedi. Evet anlatmak istemiyordum ama bir şeyleri içimde tutmam bana daha çok zarar veriyordu. Başımı olumsuz anlamda sallayıp boğazımı temizledim. Başlamanın vakti gelmişti. Babamın yaptıklarını hatırlamak bile kalbimi yorarken bunları birine anlatmak daha büyük bir işkenceydi. Anlatırken dolan gözlerimi kaçırdım. Benim anlatmaktan kaçındığım şeyleri annemin yaşadığını düşünmek yüreğimi eziyordu. “Babam benden ne kadar nefret etmişse annemde o kadar çok sevdi beni. Vefat ettikten sonra yokluğuna alışmak çok zor oldu.” Sultan ablada kahvesini masaya bıraktı. Elimi tuttu güven vermek istercesine. “Ah kuzum benim. Elleri kırılasıca herif. Kıyamam sana.” Dedi anlımı öptü ve ayağa kaldırdı beni. “Hadi git Güneş uyurken biraz dinlen sende.” Dedi beni içeri gönderirken. Başımı sallayıp odama çıktım. Yatağa uzanıp annemin hediyesi olan kar küresini aldım elime. İçindeki yapay kar tanelerini salladım. Keşke burada olsan annem. Keşke yanımda olup bana sarılıp her şey geçecek güzel kızım desen, saçlarımı okşayıp bana masal anlatsan. İkimizin maceradan maceraya koştuğumuz ve sonunda sonsuza kadar mutlu kaldığımız. Seni çok özledim anne. Hem de çok. Ama bak söz verdiğim gibiyim. Hala ayaktayım ve savaşıyorum. Senin öğrettiğin gibi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD