5. Bölüm

2066 Words
İyi okumalar Uygar Deniz Zorla getirildiğim toplantıda ilgiliymişim gibi durmaya çalışıyordum ama Mehmet Bey öyle çok enerji sömüren biriydi ki. Adamın yüzüne bakınca bile yaşam enerjim puf uçuyordu. Önümde kâğıda rastgele şeyler çizmeyi bırakıp kahvemden yudumladım. Yudumlamaz olaydım. O kadar sıcaktı ki. Canımın acısıyla ne yapacağımı şaşırmıştım. Verdiğim saçma tepkilerle masadaki gözler bana dönmüştü. Eğer bakışlarla birini öldürmek mümkün olsaydı Berke ve Hande şu an beni gömmüştü çoktan. Zaten zorla getirmişlerdi ve yol boyu çocukluk yaptığımı söyleyip durmuşlardı. “Affedersiniz.” Dedim zorla yutkunup. Öyle bir yanmıştım ki hala acıyordu dilim. Bunun o ikisinin bedduası olduğuna inanmak için çok güçlü sebeplerim vardı. Tekrar konuştukları konuya dönmüşlerdi. Bende neyden bahsettiklerini dinlemek için kendimi zorluyordum. Küçük yaştayken dikkat eksikliği tanısı konulmuştu. Ayrıca o zamanlar hiperaktif bir çocuktum da. Uzun bir süre aynı şeyle ilgilenemiyor, yaptığım bir işten hemen sıkılıyordum. Bizimkiler ve bazı ilaçlar sayesinde artık çok azdı bu durum ama hala uzun süre bir şeye odaklanamıyorum. Adam bilmem kaçıncı kez saçma sapan sorular sormaya devam etti. Telefonumun cebimde titrediğini hissedince masanın altından baktım. Alya mesaj atmıştı. -Ne yapıyorsun canım? Masadakilerin dikkatini çektim mi diye başımı yukarıya kaldırdığım anda Hande’nin bana attığı öldürücü derecede sinirli bakışlarıyla karşılaştım. Masanın altından elini uzatıp telefonumu istedi. Küçükken de hep böyle olurdu. Derslerde, birlikte çalışırken hep dikkatimi toplamaya çalışırlardı. Çok kez şimdi olduğu gibi derste telefonumu almıştır Hande. El mecbur telefonu ona verdim ve adamın sorduğu sorulara Berke’nin sakince verdiği cevapları dinledim. ----------------------------- “Bizim için de çok güzel geçti Mehmet Bey. Önemli olan sizin kafanızda soru işaretlerinin kalmamasıydı. Biz çalışmaları hemen başlatacağız. Çizimler zaten sizde var. Bir şey olursa tekrar konuşuruz.” Dedi Hande adamın elini sıkıp. Ya kız sözde halkla ilişkiler müdürü ama her türlü işi yapıyor. Valla şirketin pelerinsiz kahramanı falan olabilir. Sonunda adamla vedalaşıp arabaya binebildik. Berke’nin arabasıyla gelmiştik ve daha rahat oturmak için ben arkaya geçtim. Berke arabayı çalıştırıp kafenin önünden ayrılınca Hande sanki gittikleri misafirlikte çocuğunun yaptıklarını içine atıp arabaya binince onu bir güzel haşlayacak anne edasında bir sinirle döndü arkasını. “Uygar sen manyak mısın? Kafanda sorun mu var senin? Biz sana demedik mi şirketten çıkarken lütfen adamın yanında düzgün dur diye. Oğlum adam en büyük müşterimiz. En büyük yatırımı için gelmiş bizimle anlaşmış yaptığın hareketlere bak. Sen durumun ciddiyetini niye kavrayamıyorsun ya. İş dünyasındayız ya hani biz, sevmediğimiz insanlarla da çalışabiliriz.” Diye kızdı önden. Anlaşılan bu kez onu baya bir kızdırmıştım. Fakat bu benim elimde olan bir şey değildi. Yaptığım işe kendimi tamamen kaptırmazsam imkânı yok dikkatimi toplayamıyordum. “Ayrıca Alya mesaj attı. Kaynanan geliyormuş hafta sonu.” Dedi telefonumu verirken. “Şirkete geçiyoruz değil mi?” diye sordu Berke. Hande bana kızarken hiç araya girmedi. Girmez de zaten. Ama Alya’nın ailesinin geldiğini duymak onu da keyiflendirmişti. “Ay saat kaç olmuş ya. Benim toplantım vardı ona yetişmem lazım.” Dedi Hande telaşla. “Tamam bırakırız biz seni adresi ver.” Dedi Berke. Alya’nın mesajını açtım ve cevap yazdım. -Aşkım eğer zamansız işim çıkmazsa ben giderim havaalanına. Akşamda yemeği dışarda yeriz. -Kaç gün kalacaklarmış? Alya ile 3 aydır nişanlıydık. Üniversite tanışmıştık. O zamanlar az koşmamıştım peşinden. Gerçi şimdi de pek farkı olduğu söylenemez. Ailesi şehir dışında yaşıyordu. İşlerini ayarlayabildikçe de kızlarını ziyarete geliyorlardı. Aslında ikisi de iyi insanlardır ama Babası kızına oldukça düşküdür ve bende kızının nişanlısı olduğum için babasıyla birlikteyken oldukça geriliyordum. Kendisinin beni sevdiğini biliyorum ama hep mesafeli durur. Alya dan gelen mesajla titredi telefon. -Babam kızımın yanına gidiyorum istediğim kadar kalırım diyormuş. Annem bir haftadan önce dönmez bu gidişle diyor. “Ne oldu lan yüzün düşmüş?” dedi Berke aynadan bana bakıp. “Sorma bilader ya Alya’nın ailesi bir hafta boyunca burada olacakmış.” Dedim hüsranla. İkisi gülmeye başladı. “Ay siz şimdi aynı koltukta sopa yutmuş gibi birbirinize yabancı aranızda iki metre oturursunuz.” Dedi Hande daha çok gülerek. “Ya dalga geçmeyin. Bütün hafta iki yabancı misafir çocuğu gibi olacağız acısı içimde.” Dedim kalbimi gösterip hüzünle. İkisi de gülmeye devam etti. “Ne yapalım artık, kızını bu kadar seviyorsan babasına katlanacaksın.” Dedi Berke keyifli sesiyle. Haklıydı. Kızını çok seviyordum ve mecbur babasına katlanacaktım. --------------------------------------------------- Eylül Yücel Güneşin bebefonun dan gelen ağlama sesiyle okuduğum kitabı bırakıp hemen odasına gittim. Yatağın korumalıklarına tutunmuş ağlıyordu. “Güzelim günaydın. Gel bakılım.” Dedim onu kucağıma alıp. Terli olduğu için ince bir ceket giydirdim. İşe başlayalı neredeyse bir hafta olacaktı. Çok uzun bir süre değildi ama Güneş ile birbirimize alışmamız için yeterliydi. Aşağıya inerken salonda örgü ören Sultan abla sesimizi duyunca bize döndü. “Günaydın yaramaz kuzum benim. Gel bakalım.” Dedi gülerek. Güneş’i yere oturtup oyuncaklarını önüne koydum. Bende Sultan ablanın oturduğu koltuğun önüne oturdum. “Sultan abla bu çok güzel olmuş.” Dedim hayranlıkla ördüğü mavili tuluma bakıp. Bu hayranlığıma gülümsedi. “Zilli, boynunu kaşındırdığı için ördüğüm yelekleri giymiyordu. Bende bunlardan ördüm. Hem alt kısmını sıkı örünce kışın sıcacık tutuyor.” Dedi. “Çok yeteneklisin, çok güzel oluyorlar. Ben hiç beceremem böyle şeyleri.” Dedim örgü sepetindeki yünlerle ve diğer yarım örgülerle ilgilenirken. “Neden yapamayacakmışsın? Öğretirim ben sana benden daha güzel yaparsın.” Elimdeki yapım aşamasındaki patiği incelerken “Yapabilir miyim ki, daha önce elime hiç örgü şişi almadım ben.” Dedim. “Yaparsın tabi ki.” Dedi saçımı okşayıp. “Ben mutfağa geçip yemeğe başlayayım. Ama müsait olur olmaz sana da öğretmeye başlayacağım” Deyip kalktı. Bende Güneşle oynamaya başladım. Oyun oynamaktan sıkılınca bahçeye çıktık. Bahçede olmayı o kadar çok seviyordu ki. Çimlerde yuvarlanmak çok hoşuna gidiyordu ayağa kalkmaya çalışıp sonra yere düşünce bile çok gülüyordu. Biraz çimlerde debelendikten sonra bir kitap alıp bahçe salıncağına oturdum. Güneş’i de yanıma oturtup kitabı okumaya başladım. Kitap kulakları kısa olan bir tavşanla ilgiliydi ve çocuk kitabı zaten diye saçmaladıkça saçmalamışlardı. Ama resimleri oldukça güzel çizilmişti kitabın. Güneş’te zaten beni dinlemekten çok resimlerle ilgilenmişti. Bir süre sonra kitabı elimden alıp kucağına koydu ve kendi kendine resimleri gösterip konuşup bir şeyler anlatmaya başladı. Çizimleri inceleyip kafasında kurduğu hikayeyi anlatırken videoya aldım. Güneş batana kadar bahçede oynadık. Hava esmeye başlayınca içeriye geçip çizgi film açıp, televizyonun karşısındaki koltuğa yayıldık. Güneş kendini çizgi filme baya kaptırmıştı. Bir anda kahkaha atmaya başladı. Dayanamayıp onu kendime çekip kocaman öptüm. Bu onu daha çok güldürdü. Onun gülüşüyle bende gülmeye başladım. Arkamızdan gelen gülme sesiyle başımı kapı girişine çevirdim. Berke bey gülerek bizi izliyordu. Güneş babasını görünce gülümseyip kendince konuşmaya başladı. “Babasının prensesi özledin mi beni. Güzel kızım, eğlendin mi bugün?” onlar baba kız konuşarak yukarı çıkarken bende Sultan ablaya yardıma gittim. “Eylülcüm dolaptan yoğurt çıkartır mısın?” dedi Sultan abla. Yoğurdu çıkartıp tabaklara koyarken zil çaldı. Elimdeki kaşığı bırakıp kapıya koştum. Gelen Ali abiydi. “Hoş geldin Ali abi” dedim gülümseyerek. “Hoş buldum Eylül kızım. Mis gibi kokuyor. Nasıl acıkmışım valla.” Dedi elindeki ekmek poşetiyle mutfağa geçerken. Bende mutfağa geçip yoğurdu tabaklara koyup tekrar buzdolabına kaldırdım. Berke bey ve Güneş de geldiler ve hep birlikte yemeğe başladık. Birlikte bol sohbetli, bol kahkahalı bir yemek yemiştik. Böyle bir aile sıcaklığını tatmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki. Beni hemen aileye kabul edip, yer açmışlardı ve bu benim için çok özel, güzeldi. Yemekten sonra Sultan abla çay demledi birlikte salona geçtik. Güneş biraz Babasıyla oynadı. Berke bey çalışmak için odasına giderken bende çayımı bitirip herkese iyi geceler dileyip Güneşle yukarıya çıktım. Güneş’in odasına girip geceliklerini giydirdim. Işığı kapatıp loş gece lambasını açtım ve sallanan sandalyeye oturdum. Gündüz bıraktığım komodinden müzik kutusunu tekrar aldım ve müziği başlattım. Güneş hem sallanmanın hem müziğin etkisiyle mayışmıştı. Saçlarını okşarken uyuya kaldı. Biraz dalmasını bekledim ve sonra yatağına yatırdım. Bebefonu açıp odadan sessizce çıktım. Kapıda Berke beyle karşılaşmayı beklemiyordum. İyi geceler dileyip yanından geçecekken söyledikleriyle durakladım. “Ben çok teşekkür ederim Eylül.” Dedi içten bir gülümsemeyle. Gözleri o kadar güzel parlıyordu ki. “Ne için?” dedim gözlerini izlemeyi bırakıp. “Güneş hak etmediği bir dünya ya doğdu. Ben onu gördüğüm ilk andan beri mutlu olması için her şeyi yaptım. Yapmaya da devam edeceğim. Ama bir şey gözler önünde ki Güneş seninle olmaktan çok mutlu. Senin yanında olmaktan, seninle vakit geçirmekten. Yabancıları hiçbir zaman sevmezdi ama sen onun için ilk günden bir bakıcıdan fazlası oldun.” O kadar içten söylemişti ki bunları ne diyeceğimi bilemedim bir an. “Ne teşekkürü bu artık benim görevim. O mutluysa ben daha çok mutluyum inanın.” Dedim gülümseyerek. “Aileye hoş geldin Eylül.” Dedi samimi bir şekilde. “Hoş buldum Berke Bey.” Dedim bende gülümseyerek. Odamın kapısını açmış içeriye girerken arkamı döndüm. “Berke Bey.” Oda odasına giriyordu. “Bakın Güneş ve siz ne yaşadınız bilmiyorum ama Güneş size sahip olduğu için inanın bana çok şanslı.” Sadece bana baktı gülümseyerek. Bende harikulade ela gözlerine. “İyi geceler Eylül.” “İyi geceler Berke Bey.” Kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yasladım. Dediklerim doğruydu. Anladığım kadarıyla Güneş de benim gibi şanssız bir çocuktu. Ama onun yanında harika bir babası vardı. Yalnız değildi. ----------------------------- Güne Güneş’in ağlamasıyla başladık. Bebefondan gelen ağlama sesiyle hemen odasına koştum. Beni kapıda görünce bana doğru atıldı. Beşikten düşmesin diye hemen yanına koşup kucağıma aldım. “Güneşcim, güzelim, güne neden ağlayarak başlıyorsun canım. Bak ne güzel yeni bir gün, niye ağlıyorsun ki.” Dedim sızlanarak. Ağlayarak kendince bir şeyler söyledi. “Evet, daha küçüksün konuşamıyorsun ama her derdimizi ağlayarak atlatamayız. Ağlamak bir çözüm değildir bunu öğrenmeliyiz.” Ben sızlanırken arkamdan gelen gülme sesiyle tırsıp arkamı döndüm. Berke bey ve Sultan abla bizi izliyordu. “Size katılıyorum öretmenim ağlayarak sorun çözülmez. Ne yapalım o zaman ne önerirsiniz?” diye soran Berke beye boş bulunup “Uyuyun. Uyku her bir şeyi çözer.” Dedim. Sultan ablayla birlikte gülmeye başlayınca anladım ne dediğimi. “Sen öyle mi yapıyorsun?” dedi gülerken Berke Bey. “Evet. Yani şey hayır.” Ne diyordum ben. Normalden erken ve bebek ağlamasıyla uyandığım için kafam yerinde değil hala. “Hadi ben kahvaltıyı hazırlamaya iniyorum.” Dedi Sultan abla ve hepimizi işaret edip, “Sizde kendinize gelip aşağı inin.” Deyip Berke beyi kendisiyle birlikte odadan çıkardı. Bende Güneşin üzerini değiştirip başına güzel bir toka taktım. Ayağına pembe patik giydirip kendi odama geçtik. Güneş’i yatağa bırakıp dolaptan rahat siyah bir kot ve mavi bir tişört aldım. Üzerimi değiştirip saçımı topladım ve birlikte aşağı indik. Güneş’i mama sandalyesine oturtup Sultan ablaya yardım ettim. Zil çalınca tam kapıya gidiyorduk ki Berke Bey “Ben bakarım.” Diye seslendi. Bende tezgâha geri dönüp tabağa kattığım reçelleri masaya koydum. Girişten gelen seslerle kaşlarımı çatıp önce kapıya sonra Sultan ablaya çevirdim başımı. O da bilmediğini belirtti mimikleriyle. Mutfağa giren Berke Beyin yanında onun yaşlarında bir erkek ve kadın vardı. Sultan abla onları görünce gülümseyip yanlarına gitti. “Hoş geldiniz kuzularım.” Dedi ikisine de sarılıp. “Hoş bulduk Sultanım özledin mi bizi.” Dedi erkek olan Sultan ablayı öperken. Diğer kadın da onu yavaşça kenara itip kendisi sarıldı Sultan ablaya. “Kadına özleyecek zaman bırakıyormuşuz gibi şöyle soruyorsun ya. Zırt pırt buradayız zaten.” dedi Berke Bey olayı anlamaya çalışan bana bakınca gülümsedi ve yanındakileri gösterip “Eylül bu Uygar, benim en yakın arkadaşlarımdan biridir, aynı zamanda şirketin ortaklarından kendisi. Biraz vurdumduymaz, gıcık, ukala, sinir bozucu… oha lan sen ne kadar kötü bir insanmışsın. Allah kolaylık versin Alya bence yol yakınken bir daha düşün.” Dedi şakaya vurarak. Uygar önce Berke Beyin kafasına vurup “Kes be kötüymüş kendisi melek sanki.” Dedi. Daha sonra önüme gelip “Tanıştığıma memnun oldum genç bayan. Siz bu ne dediğini bilmez patronunuza bakmayın. Aslında gayet iyi birisiyimdir. Başta yan etkim olur ama sonradan bağımlısı olursunuz.” Deyip eğilerek selam verdi. “Bende tanıştığımıza memnun oldum genç beyefendi.” Dedim onun gibi selam verirken. Uygar Ali abiye de sarılıp masaya geçerken Berke Bey yanındaki kadını işaret ederek “Buda Alya. Uygarın nişanlısı. O da çok yakın arkadaşlarımdandır.” Dedi. Alya elini uzatıp “Tanışabildiğimize sevindim Eylül. Berke bir bakıcı bulana kadar göbeğimiz çatlamıştı ama en sonunda en iyi bakıcıyı bulmuş.” Dedi. Oldukça içten ve samimi bir şekilde söyledikleriyle biraz utandığımı hissettim. Gülümseyerek “Teşekkür ederim bende memnun oldum tanıştığımıza.” Deyip sıktım elini. “Hadi bakıyım herkes sofraya.” Dedi Sultan abla. 2 kişilik daha servis açmıştı bile. Masadaki yerime geçtim ve önce Güneşin tabağına yiyeceklerden koydum. Normalde kendisi yemek istediği için ortalığı birbirine katan Güneş bu sabah hiç kendisi yemeğe yeltenmemişti. Karşısında oturan Uygar ve Alya ya bıdır bıdır bir şeyler anlatırken benim karnını doyurmama izin verdi. Güneşin belki bir annesi yoktu ama çok güzel bir aileye sahipti. Elbette ki bir annenin eksikliği asla giderilemez ama acısı hafifletilebilirdi. Bunu ancak harika bir aile yapabilirdi. Ve Güneş bu dünyadaki en iyi ailelerden birine sahipti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD