bc

Geçmişin Zincirleri 1: Kader Bağı

book_age18+
113
FOLLOW
2.3K
READ
prince
single mother
drama
highschool
childhood crush
superpower
affair
like
intro-logo
Blurb

+18 unsurlar içerir

Bir Prenses düşünün Sarayda değil Savaş alanlarında büyüyen, oyuncak bebek ve mücevherler yerine, kan ve vahşet gören. Bir baba düşünün eşi ve çocuğu İçin onlardan vazgeçen, bir anne düşünün kızına siper olurken ölen. Bir kız çocuğu düşünün her iki tarafı da yarım olan. İşte bu Karanlıklar Kralı ve Karanlık Ejderha Felix Black’in Kızı, Aisha Sui Black Fantastik kendini bulma macerası.

Düşünün ki sevdiğiniz kişi ile olamıyorsunuz sırf Melez olduğunuz için

Şimdi size soruyorum Bu durum size iyi olmaya mi iterdi yoksa kötü olmaya mı?

İyi ve kötü olmak seçim midir? Yoksa bir itilme durumu mu?

Peki bu durumda Aisha hangi seçeneği seçecek? Herşeye rağmen iyi olmayı mı? Yoksa kötü olmayı mı?

“Unutma Aisha, iyi veya kötü olmak seçimindir. Kötü olmaya zorlanmazsın sadece seçersin.”

Bu serinin ilk kitabı olup Yazarperest tarafından yazılmış ve özgün hikayedir. Tüm hakları saklıdır. Çalınması ve kopyalanması yasaktır. #TelifHakkı

chap-preview
Free preview
B-1 Başlangıç
25. imparatorluk yılının ikinci çeyreği, güneşin doğmaya başladığı zamanlardan birinde başladı her şey. Elayne, hafif esen sabah rüzgarıyla birlikte ona gelen İmparatorluk mektubuyla uyandı. Elçi, kapıyı adeta kırarcasına çalarak telaşla dikkatini çekti, hızla yataktan kalkıp giyindi ve merdivenlerden aşağıya inmeye başladı. Yüzünü telaşla yıkayarak biraz kendine geldi ve kapıyı açtı. Elçi, ter içinde ve soluk soluğaydı. Elleri titrek bir şekilde mektubu yırtarak açtı, içindekileri okumak için sabırsızlandı. Mektubun üzerinde imparatorun mührü vardı,Darın Werak’ın ihanet ettiği ve ordusunu üzerlerine saldırdığı yazıyordu. Darın’ın ihaneti kesinlikle açığa çıkmıştı. Elayne, elindeki mektubu sıkıca kavrayarak Akil’in odasına doğru koşmaya başladı. İçinde, bu savaştan sağ çıkamayacaklarına dair bir ses yankılanıyordu, ancak askerler emirlere karşı gelme şansına sahip değillerdi. Nefes nefese kalarak Akil’in kapısına ulaştığında içeri girdiğinde, Akil ona bakışından, olacakları önceden bilir gibi bir ifadeyle karşıladı. Akil Elayne 'ye öyle içli içli bakıyordu ki, Elayne anlamıştı Akil’in gideceğini ve onu durduramayacağını. Akil Elayne’ye her şeyi kabullenmiş bir şekilde bakıyordu, oysa Elayne içindeki alev alev yanan ve sönmeyen yangını kimse görmüyordu. Elayne , Akil’e"Gitme, kal" dese, kalır mıydı? Hayır, kalmazdı. Akil bir askerdi ve asker emirlere karşı gelemeyebilirdi. Elayne ağlamamaya çalışsa da içi acıyordu. Akil inkar etmek istese de öleceğini biliyordu ve kardeşi yalnız kalacaktı. "Söz ver Akil abi, geri geleceksin, tamam mı? Beni bırakmayacaksın" dedi Elayne. Akil cevap verdi: "Söz küçük general, ne olursa olsun sana döneceğim. Gerekirse dünyayla savaşacağım." Akil’in Elayne'ye olan bakışları o kadar masumdu ki, sanki Elayne’nin her zerresini ezberliyordu. Bu bakışlar, eğer Elayne’nin içindeki düşünceleri okuyabilseydi, Akil’in kararını verdiğini anlatıyordu. Zaman o kadar yavaş akıyordu ki, Elayne bildiklerinin altında ezilmeye devam ediyordu. Akil kapıya doğru yürümeye başladığında, asla bu eve dönemeyeceğini, kardeşini bir daha sarılamayacağını, gülüşünü, deliliklerini ve her defasında kapıdan içeri girdiğinde duyduğu "abi" deyişini kaybedeceğini iyi biliyordu. Akil öyle bir nefes aldı ki, sanki son nefesiydi, ciğerlerini delip geçiyordu. "Beni dinle kardeşim, her ne olursa olsun güçlü durmak zorundasın. Bu hayat acımasızdır ve ilk darbeyi yıkılan birisine acımaz" dedi Akil. Elayne bir kez daha abisinin haklı olduğuna kızdı, neden hep haklı olmak zorundaydı ki? Haksız olsa bile ayrılmayacaklardı. Sadece kafasını kabul eder şekilde aşağı yukarı sallarken, içinde kopan fırtınayı dindiremiyordu. Elayne’ye göre aradan 3 saat geçmişti, ama zamanın nasıl aktığını kaybetmişti ve hala Akil’den haber yoktu. Koşabildiği kadar hızlı koştu, kapıyı adeta kırarcasına açtı. Savaş meydanına gittiğinde Akil’i gördü. Yerde yatan bedeni neredeyse tanınmaz haldeydi, kılıç ve hançer darbeleriyle kaplıydı. "Akil abi , KALK AYAĞA LÜTFEN!" diye bağırdı Elayne. Elayne Akil’e baktığında fark etti ki, buz kesmiş ve nefes alışları kesik kesik geliyordu. Sanki yerde yatan kişi her zaman Elayne’yi ısıtan Akil değildi. Zorlukla gülümseyerek konuşmaya çalıştı. "Canımın içi, biliyorum sana söz verdim geri geleceğim diye. Ve inan, bunun için savaştım. Ama olmadı be güzelim, belki de yenilmez denilen bir savaşçının yenemeyeceği tek şey kaderdir. Üzülme, ama olur mu? Hep mutlu ol ve kendini sev. Hani sana hep ne derdim!" diyerek Akil zorda olsa konuştu. Elayne'nin gözünden akan yaşlar haddi hesabı yoktu, can yoldaşını ve sırdaşını kaybetmişti. Akil’in ölmeden önce söyledikleri aklına geldi: "Eğer olur da başaramazsam kardeşim, unutma bir asker bir ölür, bin dirilir." "Bir asker bir ölür, bin dirilir!" diye yankılandı Akil'in içinde. Akil , belki de ilk defa sözünü yerine getirememişti. Elayne, ilk defa hayatın acı yüzünü bu kadar derinden hissetti. Önce annesini kaybetmiş, sonra da abisini kaybetmişti. Elyne'nin canı öyle bir yanıyordu ki, adeta kor alevleri içini sarmış ve kalbini çayır çayır yakıyordu. Gözyaşları durmaksızın yanaklarından süzülüyordu, içindeki acı ve kaybın derinliği tarifsizdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, Elayne’nin dünyası karanlığa gömülmüştü. Hani abiler sözlerini tutar, ama Akil Elayne’ye verdiği sözü tutamamıştı. Akil, kardeşinin yanına dönmek için çok çabalamıştı, ama işte o da kadere yenik düşmüştü, her savaşçı gibi. Akil, zorda olsa konuşmaya çabaladı. "Bir asker bir ölür, bin dirilir..." Bu onun son sözleriydi. Bir daha Elayne’nin şakalarına gülemeyecek, eve elinde çikolatayla gelip deliliklerine kızamayacaktı. Elayne, farklı babadan dünyaya gelse de, onu asla ayırmamışlardı. Beraber güldüler, ağladılar, şakalaştılar, her şeyi birlikte yaptılar. Elayne, onlar için bir çok şey demekti; ölen anneleri, aile, kardeşlik ve daha birçok şey. Akil'in deliliği, şakaları, Kadeen'in çocukluğu, Zemora’nın modaya düşkünlüğü, hepsi aileyi temsil ediyordu. Elayne'nin kalbi kırılmıştı, içindeki acı tarif edilemezdi. Gözyaşları sel gibi akarken, tüm o anılar zihninde canlandı. Akil’in neşeli gülüşü, çocukluk oyunları, birlikte geçirdikleri saatler... Her bir anı, Elayne'nin içindeki aidiyet duygusunu ve sevgiyi temsil ediyordu. Aileleri eksik kalmıştı, parçalanmıştı. Elayne, yüreği paramparça, bir yandan pişmanlıkla doluydu. Keşke daha çok zaman geçirebilseydi, keşke ona sarılabilseydi, keşke... Elayne, Akil’in bedenine son bir kez daha bakarak, onunla birlikte bir parça da kendisinin öldüğünü hissetti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Akil’in hatıraları, ailenin değerlerini ve birliğini yaşatmaya devam edecekti, ama Elayne'nin yüreğindeki boşluk hiçbir zaman doldurulamayacaktı. Elayne’nin keder dolu iç çekişleri, yüreğine derin bir yük olarak çöktüğünde, abisinin toprağa verilişiyle birlikte, sessiz sedasız ortadan kayboldu. Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen, hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kaldı. İçindeki fırtınaları duyacak kimse yoktu, çünkü artık onun için duygularını paylaşacak bir omuz, bir dost kalmamıştı. Ardin, Elayne'nin yanına doğru adımlarını attığında, gözyaşlarına engel olamayan Elayne'yi gördü. O an, ne yapabileceğini bilemez bir haldeydi. Akil’in kaybını geri getiremezdi, Elayne'yi teselli edemezdi. Kendisini Akil’in mezarının başında bulan Ardin, ellerinde iris çiçekleriyle, gözünden süzülen bir damla yaşla birlikte şunları söyledi: "Elayne, unutma ki Akil abi, sadece mükemmel bir general değildi, aynı zamanda dostunda." Elayne, içten bir gülümsemeyle karşılık verdi, çünkü artık söyleyecek sözlerinin, ifade edecek duygularının gücü tükenmişti. Joha'nın verdiği sözü tutamamış olmanın hüznüyle doluydu. Artık daha fazla burada kalmak, daha fazla güçlü durmaya çalışmak anlamsızdı. Sevdiği iki kişiyi de toprağa vermek, onu öylesine yıkmıştı ki artık çocukluğu geride kalmıştı. Hiç kimse onun yanında duracak, onun sırrını bilmesine rağmen onu koruyacak kadar cesur olacak biri yoktu. Ardin, yaşadıkları olayın şokunu üzerinden atamayarak hıçkıra hıçkıra ağladı. Gözleri şişmişti, bu dünyanın bilinen altında ezilen insanlarla dolu olduğunu fark etmişti. Sui, Ardin'in şişen gözlerinden öperek ona destek oldu. Elayne , bu hayatta nadiren iyi veya kötü insanların olduğunu ve çoğunluğunun gri olduğunu anlatmıştı. Elayne ve Ardin gibi. Elayne , kendisinin de kusurları olduğunu belirtse de, Ardin ona baktığında çocuk yaşta büyümüş bir çocuk olduğunu gördü. Son kez mezara baktılar, vedalaştılar. Acının insanı büyüttüğünü düşündü Ardin. Elayne ise yeterince büyümüştü ve daha fazla büyümek istemiyordu. İçindeki fırtınayı kimse duymak istemiyordu, ve bu onu üzüyordu. Elayne son kez mezara baktı ve soğuktan donmuş elini tutarak kabristandan çıktı. Artık canavarları yenecek bir abisi olmadığını fark etti. Akil ile buraya gelmişti, ancak Ardin ile dönüyordu. Hayatın ne kadar tuhaf olduğunu düşündü, dün burada olanın bugün yok olduğunu yanında hissetti. En cesur askerin bile kader karşısında yenildiğini düşündü. Elayne , daha fazla güçlü durmaktan yorulmuştu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

HÜKÜM

read
225.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
527.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.9K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.8K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook