bc

Sürgü

book_age16+
0
FOLLOW
1K
READ
mafia
tragedy
no-couple
serious
mystery
city
photographer
civilian
like
intro-logo
Blurb

Kendi ailesinin karanlık geçmişinden kaçan genç bir adam...

Onu olduğu gibi kabul eden bir kadın...

Ve geçmişin zincirleriyle birbirine bağlanmış iki düşman aile..."

Hayatını ailesinden uzak, kendi kurallarıyla yaşamaya yemin etmiş genç bir adam, bir gün karşısına çıkan bir kadınla hayatının değişeceğini bilmez. Ancak sevdiği kadın, onun kim olduğunu ve nereden geldiğini öğrenince her şeyi arkasında bırakıp gider.

Kadını kaybetmemek için yıllardır uzak durduğu ailesine dönmek zorunda kalan genç, geçmişin kapılarını bir kez daha aralar. Fakat bilmediği bir gerçek vardır: Sevdiği kadının ailesi, kendi ailesinin ezeli düşmanıdır.

Aşk mı kazanacak, yoksa kinle örülmüş bu duvarların altında her şey ezilip gidecek mi

chap-preview
Free preview
KARŞILAŞMA
Gece, sokak lambalarının altında sarı bir sis gibi akıyordu. Şehir uyumuyordu ama konuşmuyor, sadece soluk alıyordu. Adımlarını sessizce atan genç adam, omzuna asılı eski bir analog fotoğraf makinesiyle yürüyordu. Geceleri bazen ilham gelirdi ona ıssız sokaklarda, unuttuğu köşelerde yakaladığı ışık ve gölgelerle. Adı Doruktu. Şarkı söylediğinde insanlar susardı ama asıl kimliğini hep objektifin arkasında bulmuştu. O bir fotoğrafçıydı. İnsanları, onların en çıplak anlarını.üzgün bakışlarını, yorgun gülümsemelerini, bir anlık umutlarını yakalamayı seviyordu. Kaldırımın köşesine yaklaşırken bir şey dikkatini çekti. Hayır, “bir şey” değil, bir kadın. Yolun kenarında dizleri kan içinde, yüzü solmuş, yere çömelmişti. Sanki hem şimdiye ait değildi hem de bir anda oraya bırakılmış gibiydi. Doruk hemen hızlandı, diz çöküp ona yaklaştı. “Hey... İyi misiniz? Yardım edebilir miyim?” Kadın başını kaldırdı. Gözlerinde yaş yoktu ama korku öyle canlıydı ki, kelimelere ihtiyaç yoktu. Nefes nefese ve titrek bir sesle konuştu: “Beni taciz etmeye çalışan iki adamdan kaçarken düştüm... Dizlerim parçalandı. Sonra... beni öyle görünce birden... tekmelemeye başladılar ve kaçtılar.” Bir an sessizlik oldu. Doruk ne diyeceğini bilemedi. İnsanlık, bazen gerçekten susulacak kadar çirkindi. Ama Nehir’i yalnız bırakmaya da gönlü razı değildi. Doruk, Nehir’i nazikçe yerden kaldırdı. Dizlerinin kanlar içinde olması onu endişelendirmişti ama Nehir’in gözlerinde kararlı bir direnç vardı. Kısa bir süre yürüdükten sonra, köşedeki sakin bir kafeye girdiler. İçerisi dışarının soğukluğunu unutturuyordu; yumuşak müzik ve kahve kokusu ortamı sarmıştı. Doruk, garsona hızlıca su getirmesini söyledi. Nehir’i hemen rahat bir köşeye oturttu, cebinden çıkarıp getirdiği buz torbasını alnına koydu. Morluklar hafifçe belirginleşmişti. Adamların sertliği, Nehir’in bedeninde sessizce iz bırakmıştı. Doruk, derin bir nefes alıp Nehir’e döndü: “Bu adamlar... Nasıl tipler? Ne yaptılar, nasıl kaçtın?” Nehir, yaşadığı dehşeti ve adım adım olayları anlatmaya başladı. Doruk sessizce dinledi, gözleri hafifçe daralmıştı. Onların yüzlerini tam görememişti ama birkaç ipucu vardı. Saç stili, yürüyüş biçimi, konuşma tarzları... Doruk bunları zihninde kodlamaya çalıştı. “Fotoğraflarımda birini ya da arka plandaki herhangi bir detayı görebilir miyim?” diye sordu. Nehir başını salladı. Doruk, fotoğraf makinesini çıkardı ve çektiği son karelere baktı. Ancak adamların izine rastlayamadı. Hangi sokakta, hangi köşede, hangi an... Hepsi boştu. Biraz çaresizce cebinden telefonunu çıkardı ve en yakın dostu Emrecan’ı aradı. Emrecan, teknoloji işlerinde ustaydı; görüntü ve veri analizi konusunda elinden geleni yapabilirdi. Telefonun diğer ucundan Emrecan’ın sesi geldiğinde Doruk, yaşananları ve fotoğrafları detaylıca anlattı. Emrecan, kısa sürede yapabileceklerini anlattı. “Doruk, bana tüm dosyaları gönder. Gelişmiş yazılımlarla arka planları parçalara ayırıp, yüz tanıma programlarıyla karşılaştıracağım. Saatler sürebilir ama umudum var.” Aradan birkaç saat geçti. Gece ilerlemiş, sokak lambaları tek tek yanmıştı. Doruk telefonuna baktı; ekranda Emrecan’dan gelen bir mesaj vardı. Hemen aradı. Telefonun diğer ucundan heyecan ve biraz da yorgunluk karışımı bir ses yükseldi. “Doruk, biraz bekle... İşler karışık ama bir şeyler yakaladım. Sana hemen göndereceğim.” Doruk, Nehir’in halini görünce daha fazla dayanamayacağını hissetti. Onun durumunun daha da kötüye gitmemesi için en güvenli yerin kendi evi olduğuna karar verdi. “Seninle biraz daha ilgilenmem gerek. İstersen beni evime götüreyim, orada rahat edersin,” dedi nazikçe. Nehir, Doruk’un teklifini tereddütle ama sonunda kabul etti. Elini hafifçe Doruk’un koluna bıraktı. Birlikte, Kadıköy’ün o loş ışıklarla süslü sokaklarında yürümeye başladılar. Çevrelerinde beliren dükkanların ışıkları ve hafif esen rüzgar, şehirden uzak bir huzur vaat ediyordu. Adımlarını yavaşlatan Nehir, aniden durdu ve gözlerinden sıcak yaşlar fışkırdı. Doruk’a dönerek, titrek bir sesle “Senin kadar iyi insanlar yok bu dünyada, biliyor musun?” dedi. Doruk, onun bu sözlerini içinde derin bir gururla sakladı, sessizce gülümsedi ve cevap vermedi. O an hissettiklerini kelimelere dökmek istemiyordu. Eve vardıklarında, Doruk hemen Nehir’in dizlerindeki kanları temizledi ve pansuman yaptı. Başındaki buz torbasını değiştirdi, Nehir’in yüzündeki yorgunluk biraz olsun hafiflemiş gibiydi. Bir süre sonra Nehir, hafifçe doğrulup Doruk’a baktı. “Ağrı kesicin var mı? Biraz uyumak istiyorum,” dedi. Doruk, önce ne demek istediğini tam anlayamadı; uyuşturucudan mı bahsediyordu? Ama Doruk’un hayatında böyle bir şey yoktu, bu yüzden Nehir’in de kullanmadığını düşündü. Kendi ilaç kutusundan bir ağrı kesici çıkardı ve ona uzattı. Nehir ilacı alır almaz gözlerini kapattı, huzurla uykuya daldı. Doruk ise tüm gece boyunca onun yanında kaldı, uyku nedir bilmedi. Nehir’in durumunun iyi olduğundan emin olana kadar başından ayrılmadı. Nehir’i izlemekten kendini alamayan Doruk, sonunda dayanamadı ve telefonunu açtı. Emrecan’ın gönderdiği mesajları tek tek inceledi; adamların kimliklerini tespit etmeye çalışıyordu. Yüzleri, sanki daha önce karşılaşmış gibiydi. Zihninde karmaşık düşünceler dönerken Emrecan’la aralarında geçen konuşmalar bir yankı gibi tekrarlandı: “Ya bu adamlar bu gece bitecek, ya da daha fazlası gelecek.” Bu düşünce Doruk’un içini sarmıştı. Geceyi boş geçirmemeye karar verdi; adamları bulmak için yola çıkacaktı. Fakat Nehir’i yalnız bırakmanın nasıl olacağını bilemiyordu. Sonunda bu düşünceden vazgeçti. Evinin içinde yastığının altına sakladığı tabancayı sandığa geri koydu ve kilitledi. O gece Nehir’i korumak için başka planlar yapmalıydı. Sabah olduğunda Nehir gözlerini açtı. Güneş ışığı odanın içine yumuşakça dolarken, ikisi birlikte güzel bir kahvaltı yaptılar. Konuşmaları derinleşiyor, birbirlerini daha iyi anlamaya başlıyorlardı. Fakat Nehir, Doruk’un aile sorunlarına hep kaçamak cevaplar veriyordu. Doruk bir keresinde, “Baban iyi bir insan mı?” diye sorduğunda ya da “Annen baban var mı?” sorusunu yönelttiğinde, Nehir karşılık olarak hep “Senin var mı?” diye soruyordu. İkisi de aileleriyle yaşadıkları kırgınlıkların gölgesindeydi. Bu yüzden birbirlerine yakınlaşmaları zor, ama anlamaları kaçınılmazdı. Kahvaltıdan sonra Nehir, Doruk’a ciddi bir ifadeyle baktı ve “Adamları bulabildin mi?” diye sordu. Doruk bir an durakladı, sonra sertçe cevap verdi: “Sen neden bu kadar merak ediyorsun? Bu işlerle ben ilgileneceğim.” Nehir, gözlerini kaçırmadan, “Senin bunlarla ilgilenmene izin vermem. Sen çok iyi ve masum bir adamsın, ama ben masum bir kız değilim. Bu adamlarla kötü bir geçmişim var. Büyük ihtimalle beni birine benzettikleri için taciz etmeye çalışmış olabilirler,” dedi. Doruk’un içine ağır bir yük çöktü ama kararlılığından bir gram bile vazgeçmedi. Çünkü biliyordu; bu gece her şey ya bitecek ya da daha büyük fırtınaların habercisi olacaktı. Kahvaltıdan sonra, Doruk ile Nehir bütün günü Kadıköy’ün en güzel mekanlarında birlikte geçirmeye karar verdiler. Sokaklar, kafeler, parklar… İstanbul’un kalbi onların adımlarında atıyordu. Güneş yavaş yavaş batarken, akşam üzeri bir bara yöneldiler. İçkinin etkisiyle yüzlerindeki gerginlik biraz da olsa azaldı; Nehir ve Doruk kendilerini bir nebze olsun özgür hissetmeye başlamışlardı. Tam o sırada Nehir, gözleriyle barın köşesinde duran iki adamı fark etti. Yüzleri, gözleri çok tanıdıktı. Hemen Doruk’un kolunu dürttü, hafifçe çekiştirerek dışarı çıkardı. “Onlar oradan aşağı, mahalleye doğru gidiyorlar. Hemen peşlerinden gitmeliyiz,” dedi, sesi kararlı ve biraz da korkulu. Doruk, elindeki fotoğraf makinesini hızla çantasına koydu. Çantasını beline sardıktan sonra ellerini yumruk yapıp, düşünmeden koşmaya başladı. Adamların arkasından koştukça kalbi hızla çarpıyor, sadece tek bir şey vardı aklında: onları durdurmak. İlk karşılaştığı kilolu adam, Doruk’a ağır bir yumruk savurmaya çalıştı. Ancak Doruk, çevikliği ve ustalığıyla yumruğu kolayca savuşturdu. Aynı anda diğer adama doğru hızlıca yöneldi, sert bir aparkatla çenesine vurdu. Adamın başı hafifçe geriye savruldu. Kilolu adam hiddetle Doruk’a hamle yaptı, ama Doruk dövüş tekniklerini ustaca kullanıyordu. Kısa bir süre içinde diğerini yere indirip, onu etkisiz hale getirmeye çalışırken, sağ eliyle de ilk adamın saldırısını engellemeye devam etti. Tam o anda Nehir, dışarıdaki sandalyelerin üstünde duran bira şişesini kaptı ve hızla şişko adamın kafasına vurdu. Cam şişe kırılırken, adam acı ve öfkeyle bağırdı. Ama tam o anda, öfkeden gözü dönen adam cebinden hızlıca bir bıçak çıkardı ve Doruk’un karnına sapladı. Doruk, bıçağın acısını hemen hissetti ve yere yığılıp karnını tutmaya başladı. Kan hafifçe sızmaya başladı. Gözleri Nehir’le buluştu; o an aralarında kelimelerden çok daha güçlü bir bağ oluştu. Nehir, çantasından çıkardığı tabancayı hızla çekti, nişan aldı ve tereddüt etmeden adamı vurdu. Adam öne doğru sendeleyip yere yığıldı

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

His Unavailable Wife: Sir, You've Lost Me

read
10.7K
bc

Nanny And Her Four Alpha Bullies

read
26.4K
bc

Desired By The Hockey Captain Alpha

read
7.5K
bc

The Luna He Rejected (Extended version)

read
616.5K
bc

Alpha's Instant Connection

read
651.3K
bc

Secretly Rejected My Alpha Mate

read
36.1K
bc

Claimed by my Brother’s Best Friends

read
821.8K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook