Lobiden ayrıldıktan sonra ikisi de sessiz sedasız Feyza’nın odasına geçip bir süre durumu idrak etmeye çalışmışlardı. Artık bir kâbus görmediğinin bu kâbusu bizzat yaşadığının farkına varabilmişti Ayça Nil. Feyza’nın çelimsiz bedenine, yüzünde yer yer tomurcuklanan sivilcelerine ve çalı süpürgesini andıran kızıl turuncu saçlarına bakıp derin derin soluyordu.
“Ben ne yapacağım şimdi!” diye haykırdı sonunda, “Senin bedeninde kalmak istemiyorum!”
Ayça Nil’i duymuyordu Feyza. Odanın daracık koridorunda bir balkon kapısına bir çıkış kapısına volta atıp dudaklarını kemiriyordu. Yaşlı kadının dediklerini düşünüyor bu durumdan bir an önce kurtulmak için bir yol arıyordu. Ayça’nın oksijenle açılmış sarı saçlarına, adını bile bilmediği makyaj aletleri ile boyanmış yüzüne daha ne kadar tahammül ederdi bilemiyordu.
“Beni duyuyor musun sen? Sana diyorum!”
“Mızmızlanmayı keser misin bir saniye, ben de senin boya küpü bedeninde hapsolmaktan memnun değilim! Bu durumdan nasıl kurtuluruz, nasıl böyle bir şey olabilir bunu düşünüyorum!”
“Offff!”
“Oflamayı kes! Biraz işe yara, teyzenin dediklerini düşün,” diyerek karşısına geçti Ayça’nın.
Kendi bedeninin karşısında olmak çok tuhaf bir histi her ikisi için de, ama bu his mi yoksa nefret ettikleri birbirleri ile iletişim halinde olmak zorunda kalmaları mı daha tuhaftı şaibeliydi.
“Telefonda,” diyerek kısık sesle söze girişti Ayça Nil, “Eğer bedenlerimizi geri istiyorsak bu durumu kimseye anlatmayın dedi.”
“Bu durumda, kimseye bir şey söylememeliyiz.”
“İyi de, bir şey söylemesen bile benim gibi olamazsın sen! Herkes durumu çakar!”
“Aynı şekilde sen de benim hayatımı yaşayamazsın! O süslü püslü kokoş halinle, gıcık tavırlarınla en ufak bir hareketinde senin ben olmadığımı anlar herkes!”
“Ne! Kokoş ve gıcık mı? En azından süper ukala ve kibirli bir ders kolik değilim Nifak Tanrıçası!” diye çıkıştı Ayça Nil.
“Dur, dur, dur sen bana ukala, kibirli, ders kolik ve Nifak Tanrıçası mı dedin?” Kaşlarını çatıp başını sağa sola salladı. “Kafanda bana karşı nasıl bir nefret şatosu ördün umurumda değil ama bana hakaret edemezsin Çakma Sarışın! Ayrıca ben kibirli ve ukala da değilim!”
“Ha haha ha! Şu cevaplarınla bile ne kadar kibirli olduğun anlaşılıyor… Kendini ne sanıyorsan!” sırtını dikleştirip pişkin pişkin gülmeye başladı Ayça Nil.
“Biliyor musun, cidden uğraşılmaya değmez birisin! Abimin sende ne bulduğunu anlamıyorum!” sonunda gizli silahını devreye soktu Feyza, sözleri ardından Ayça Nil’in gülümseyişi buhar olup uçtu gitti.
Birden çatılan kaşlar ve kararan ifadesiyle derin derin solumaya başladı.
“Bu konuyu hangi cesaretle açarsın!” bir anda Feyza’nın saçını kavradı. Sağ bileğindeki pembe taş parıl parıl parlıyordu.
“Ah! Bırak saçımı!”
“Şu an benim bedenimde bulduğun özgüvenle konuşuyorsun zavallı şey, eğer bir daha bu konuyu açarsan seni buna pişman ederim!”
Daha önce Ayça’nın birkaç kızla kavga ettiğini duymuştu Feyza ama ilk kez birinci şahıstan tadıyordu bu acıyı. Acıyla çırpındı, bağırdı kendi bedeninin içindeki Ayça Nil’in o sinsi bakışlarını ilk kez gördü.
“Bedenimin içinde olduğuna dua et,” diyerek avucundaki saçları bırakıp gerisin geriye itti onu. “Bu durumda olduğumuz için seninle anlaşacağımı, geçmişe sünger çekeceğimi sanma Feyza! Bana yaptıklarını asla ama asla unutmadım. Şimdi çeneni kapat, o zeki aklını fesatlığa yorma; bizi bu durumdan kurtarmanın yollarını düşün.”
Acıyan saç diplerini ovarak geriledi Feyza. “Aklını kaçırmış bu!” diye düşünüyordu içinden.
“Bir diğer dediği, bilekliklerdeki taşlar,” diyerek bir anda konuyu değiştirdiği gibi sakince arkasına yaslandı Ayça Nil. Az önce hırçın bir yılan gibi taslayan kız o değildi sanki.
“Kırılırsa hayatlarınız sona erer… Dedi. Yani onlara bir şey olursa ölürüz.” Sözün devamını getiren Feyza oldu. Ayça’nın her hareketini temkinli bakışlarla izleterek devam etti. “ Duyduklarınızı hatırlayın, düşünün ve doğru olanı yapın. Zamanı gelince tekrar karşılaşacağız ve Zıtlığın içindeki uyum olun…”
“Şiir gibi, özünde ne demek istedi peki?”
“Bilmiyorum.”
“Aman ne harika! Teyzenin biri bize bileklik hediye ediyor, sabaha uyanınca bir de ne göreyim! Dünya yok olsa endişeleneceğim son insanın bedenindeyim, kendi bedenimde de nefret ettiğim kız var! Tam her şey absürt bir rüya ne de olsa böyle bir şey olamaz derken telefon çalıyor; yaşlı teyze bize boktan bir laneti anlatıyor bu da yetmezmiş gibi nasıl eski halimize döneceğimizi söylemeden defolup gidiyor! Seninle aynı odada oturup bu duruma bir çözüm arıyorum ben de, offf kafayı yiyeceğim of of of!”
Ayça Nil’in feryatları devam ederken Feyza duvara yaslanıp düşünmeye başladı. Zihninde bir şimşek çakmış gibi mavi gözlerini kocaman açarak Ayça’ya döndü.
“Bu odada olduğumuzu nasıl bildi?”
“Ciddi misin, buna mı takıldın şimdi? Kadın ruhlarımızın beden değişmesine neden oldu!”
“Detayı fark etmiyor musun?” heyecanla bir adım yanına yaklaştı Feyza. “Oteli bulmasını anlarım, senin ve benim burada kaldığımı tahmin etmesini de ama kayıt yaptığımız yerde ismimiz yazsa bile seninle aynı odada olduğumuzu nasıl bildi? Bu odayı nasıl aradı?”
“Of! Ne bileyim ben büyü falan yapmıştır, belki de bilekliklerimizde sihirsel bir GPS vardır…”
“Büyü ve sihirle mi?”
“Neden olmasın, farkındaysan benim bedenimdesin ve kendimle konuşuyorum…”
“Belki de, haklısın…” diyerek tekrar sakinleşti.
“Şu falcılar, büyücüler! Bir daha falcıya büyücüye gidersem ne olsun…” diye dırdırlandı Ayça Nil.
Bir süre anlamsız konuşmalarla odada dolanıp yaşlı kadının dediklerini tekrar etmelerle vakit geçirdiler. Ardından Feyza kararlı bir ifadeyle komodinin altındaki çekmeceyi açtı.
“Ne yapıyorsun?” diye sordu Ayça Nil.
Elinde bir not defteri tutuyordu Feyza, “Kalem arıyorum,” diye cevapladı.
“Neden?”
Anlamsız bakışlarla yüzünü ekşiterek Feyza’yı izledi Ayça Nil.
“Neden olacak, bu durumda olsak da birbirimizin hayatında kimse bunu bilmemeli. Bu yüzden seninle kurallar oluşturmamız gerek.”
Oflayarak Feyza’ya döndü Ayça Nil.
“Madem kuralları yazacaksın ilk olarak bir daha az önceki konuyu açmak; yani abinden bahsetmek yok! Bu benim ilk kuralım,” diyerek kollarını göğsünün önünde kovuşturdu.
Gayriihtiyari tek kaşını kaldırdı Feyza, ağzını açıp konuşacağı sırada Ayça Nil söze devam etti
“İkinci kuralım ise-“
“Hop hop hop! Orada dur bakalım, kurallar derken böyle aklımıza eseni yazıp tek taraflı oluşturalım demedim. İkimizin de uyacağı kuralları kararlaştıralım. Yoksa böyle ilerleyemeyiz.”
“Off iyi tamam ya. Ama yine de dediğim geçerli, Uygarın konusu bir daha açılırsa saçlarını mora boyarım, dövme yaptırırım haberin olsun!”
Başını iki yana salladı Feyza, “Çattık belaya bu kızla konuşmak imkânsız! Neyse bir an önce kuralları belirlemeliyim,” diye düşünerek burnundan soludu.
Bir süre kuralları kararlaştırmak için didiştiler, tartıştılar konuştular. Sonunda not defterinin bir kâğıdına tüm kuralları yazdılar. Not defterini Feyza’nın elinden çekti, okumaya başladı Ayça Nil.
“İlk kural; ikimiz de bedenlerimize ve birbirimize saygı duyacağız.
İkinci kural; arkadaş çevremize karşı durumu belli etmemek için birbirimizin hayatını yaşayacağız.
Üçüncü kural; aile konularında en ufak bir sorun yaşandığında birbirimizi arayacağız.
Dördüncü kural; Sosyal medya hesaplarımızdaki engelleri kaldıracağız…” bu kural ikisini de kapsıyordu.
“Beşinci kural; Feyza’nın bedeninin saçları boyanmayacak dövme yapılmayacak veya onu zor duruma düşürecek bir işlem yapılmayacak- Hey, bunu ne ara yazdın? O zaman ben de:
Altıncı kural; Ayça Nil’in saçları bakımlı olacak, makyajı yapılacak ve her Perşembe kuaför randevusu asla kaçırılmayacak! Kuralını eklerim!” diterek araya girdi Ayça.
Gözlerini devirdi, “Tamam olur,” dedi Feyza.
“Çok ciddiyim, bunlar benim için ölüm kalım meselesi! Odana döner dönmez yıkanıp saçlarını düzeltip makyaj yapmalısın. Ve beni ara, sana giyeceğin kıyafetleri-“
“Oyun oyamıyoruz burada, detayları sonra hallederiz şu kuralları oku, ikimiz de imzalayalım artık!”
“Bir de imzalayacak mıyız? Komiksin!”
“Offf, hadi işte oku şunları!”
Ofladı Ayça Nil, sıkılmaya başlamıştı okuyup bitirmek istiyordu artık.
“Yedinci kural; Telefonlar yüzümüze kapatılmayacak.
Sekizinci kural; Topluluk içinde veya kalabalıkta birbirimizle doğrudan konuşmak yerine mesaj atılacak. Mesaj atılamayacak kadar acil bir durum söz konusuysa şifreli kelime kullanılacak; Böyle Bir Şey Olamaz!” Gözlerini kısıp tekrar etti. “Böyle Bir Şey Olamaz, cidden bunu mu kararlaştırdık?”
“Hem dikkat çekmeyen, hem de bizim anlayacağımız bir kelime… Sonuçta birbirimizin bedenlerinde olduğumuzu fark ettiğimizde de bunu demiştik. Böylece pekiştirmiş olacağız, bu duruma alışmamızı engelleyecek bir kelime-“
“Tamam, tamam her neyse…
Dokuzuncu kural; Burada yazan bütün kurallara uyulacaktır, kurallara uyulmaması söz konusu dahi edilemez ve bu durum Ayça Nil Özçelik ile Feyza Akdeniz arasında bir sır olarak kabul edilecektir. Her hafta durum değerlendirilmesi yapılıp bir çözüm yolu için buluşma düzenlenecektir.”
“Dokuz kural, ikimiz için de adil ve zor değil.”
“Sayılır, yine de anlayamadığım bir şey var. Bu durumundan nasıl kurtulacağımızı bilmiyoruz, yani bu durumda evlerimize birbirimiz olarak mı gideceğiz?” diye sordu Ayça Nil.
“Bu hafta sonunda ikimiz de kendi bedenlerimizde olacağız!” diyerek gülümsedi Feyza.
“Nasıl yani çözüm yolunu biliyor musun! Neden hiçbir şey demedin onca saattir kural hazırlıyoruz korkudan kusmak üzereyim!” diye bağırmaya başladı Ayça.
“Elbette çözümü bilmiyorum, sakin ol biraz! Aklımda bir fikir var, eğer biraz yalnız kalıp düşünebilirsem-“ sözünü bitirmesine fırsat doğmadan komodindeki telefon çalmaya başladı.
Sesli Arama
Atakan Doğan MAT
-Çalıyor…
“Kahretsin, şu aptal arkadaşın seni, yani beni arıyor ne yapacağım?” bir anda panikledi Ayça Nil.
“Offf Atakan, unuttuğuma inanamıyorum! Sunum için erken kalkıp prova yapacaktık, buraya gelecek!”
“Sunum mu? Buraya mı gelecek?”
“Şimdi sakin ol, telefonu açıp ona bu sabah da biraz rahatsız olduğunu söyle,” dedi Feyza.
“Peki ya sonra?”
“Ne bileyim aç konuş işte, sonrasında yardım edeceğim sana.”
Feyza’nın sözleriyle bir bangır bangır çalan telefonu eline aldı. Açmak için yeşil butonu kaydırdı.
“-Alooo! Kankam hala uyuyor musun yoksa! Saat 08:30 olmak üzere prova yapacaktık unuttun mu?” durmadan peşi sıra konuşmaya başladı Atakan. “Alo, Feyz beni duyuyor musun?”
“Bir cevap vermelisin! Hadi!” diye fısıldadı Feyza.
“A-alo,” diye söze başladı Ayça. Feyza gibi konuşmaya çalışıyordu ama daha çok dilini ısırmış gibi çıkıyordu sesi. “Hastayım, provaya-“
“-Hayda… Olmaz ama dün gece de hastayım dedin, sunuma çalışamadık! Üstelik Mehmet Hoca programda değişiklik yapmış, sunumumuz bugün saat 15:45’de!”
“Ne!” diye bağırdı Feyza, kendini tutamadı. “Olamaz, hayır hayır!” Telefonu Ayça’nın elinden kaptığı gibi sessize aldı. “Bu sunumu bugün yapamazsın! Hayır olmaz, hiçbir şey bilmiyorsun! Mahvoldum ben!”
Bütün yaz bu sunum için çalışmıştı Feyza. Şimdi en olmadık anda, bedeninde Ayça Nil varken sunumu yapmaları gerekiyordu. Başını sallayıp itiraz etmeye devam etti.
“Offf! Senin sunumunu yapmaya meraklı değilim zaten, dur biraz şu arkadaşınla konuşup hallederim.” Telefonu açıp konuşmaya devam etti.
“Bak, gerçekten çok hastayım. Anlatamam-“
“-Feyza yapma gözünü seveyim, konuların kalan kısmını birkaç saatte ezberleyemem! Çok hastaysan hastaneye gidelim, hem o zaman ikimiz de sunum yapamayız,” diye cevapladı Atakan. “Odana geliyorum, beş dakikada giyin üstünü değiştirmiş ol Feyz kankam. Eğer stresten bana numara yapıyorsan acımam o sunuma katılmanı sağlarım ama gerçekten hastaysan taksi çağırıp hastaneye gideceğiz. İtiraz kabul etmiyorum!” dedi ve telefonu kapattı.
“Buraya geliyor!”
“Of Ata of!” diyerek elleriyle yüzünü sıvazladı Feyza.
“Hasta olduğuma inanır mı?”
“İmkânı yok, gözümden tanır beni, yani seni…” diye düzeltti sözünü. Sunum için hazırladığı çalışma kağıtlarını buldu bir çırpıda, hızla Ayça’nın eline tutuşturdu. “Al bunlara çalış biraz, sunuma kadar bir şeyler yapıyor gibi davran. Mehmet Hoca ile konuşup senin yerine en sunmaya çalışacağım. Atakan gelmeden önce üstünü değiştir, beni burada görmemesi gerek. Offf ne yapacağım ben odanın kartı içeride kaldı!”
“Kapıyı sertçe çal, Merve veya Yeliz açar. Bir şey sorarsa hava almaya çıktım ne var dersin, gerçi sormazlar ama sen bunu boş ver de Atakan ile ne yapacağımı anlat!”
“Telefonumu ver,” diyerek elindeki telefonu aldı. “Hay aksi, parmak izi şifresi çalışmaz tabii!” diyerek şifreyi girdi.
“199912, telefonun şifresi bu mu? Doğum tarihin mi?” diye dalga geçti Ayça.
Bununla uğraşacak zamanı yoktu Feyza’nın. Hızla telefon rehberinde, sosyal medya hesaplarında engellenen kullanıcılar arasından Ayça Nil Özçelik’in engelini kaldırdı sırayla.
“Artık bana telefondan ulaşabilirsin,” dedi.
“Aman çok iyi! İçim ferahladı engeli kaldırınca!” öfkeyle homurdandı, “Sunum için ne yapacağız diyorum sen anca engel kaldır ve odadan git, beni kankanla yalnız bırak! Of ne yapacağım ben!”
“Bir yolunu bulursun,” dedi pişkin pişkin gülerek. Ayağa kalktı Feyza, artık gitmeliydi.
“Hey, odaya geçince makyajını yenilemeyi unutma! Saçlarım korkunç gözüküyor onlara da şekil ver! Of nasıl yapacaksan!”
Bir cevap vermedi, dışarıya çıktı. Odasının karşısındaki kapıya geçip derin bir nefes aldı Feyza. “Bunu yapabilirim, Ayça’nın arkadaşları ile konuşmak ne kadar zor ki!” diye düşünerek kapıyı çaldı.