9. Bölüm

2129 Words
Ayça Nil’de Feyza da gözlerine inanamıyordu. Aralık kalmış ağızlar, pörtlek bakışlar ve kireç gibi atan beti benizleri… Kapının ardında kendi bedenini şaşkınlık içinde seyretmekten ileri gidemediler bir süre. Çığlık atıp kapıyı kendi kapatmak istiyordu Ayça ama bütün kas sistemi buz kesmişti. Bir adım atsa içeri girerdi Feyza, ne yazık ki o da Ayça Nil gibi put gibi dikilmekten ileri gidemiyordu. “Bu- bu benim bedenim!” güç bela ağzından dökülen sözcüklerle içeriye girdi Feyza. “Hayır, yok imkânsız. Böyle bir şey olamaz rüya görüyorum,” diye söylenerek kapıyı kapattı. “Hayır, bu bir kâbus, kâbus görüyorum!” bağırarak geriledi Ayça Nil. “Böyle bir şey olamaz ya, karşımda kendi bedenimle konuşuyorum! Üstelik şu dünyada en nefret ettiğim kişinin bedenindeyim! Böylesine berbat bir kâbus ne zaman biter offf!” “Bir saniye, yoksa sen,” kaşlarını çatıp kendi bedenine iyice yaklaştı Feyza, “Çakma Sarışın? Bu sen olamazsın değil mi? Has s***ir!” bu kez Feyza da çığlığı bastı. “Orada dur, bir adım daha atma sakın! Bu kâbusa son vereceğim, uyanmam lazım!” dedikten sonra kendisini çimdikledi. “Ahhh, çok acıdı! Ama neden hala uyanmıyorum?” Tekrar ve tekrar çimdiklemeye devam etti, kolları kıp kırmızı oldu. Feyza kendi bedeninin işe yaramayan çabalarını bir süre izledi. Ardından etrafına bakınmaya başladı. Oda, dün gece uyumadan önceki halini korumuştu. Yatağı, yapacağı sunum için hazırladığı çalışma kâğıtları, kendi bedenindeki pijamaları… “Dur bir saniye,” diye öne atıldı Feyza. Kendini çimdiklemekte ısrar eden bedenini kavradı. “Kes şunu,” sağ kolunu tutup devam etti. “Bileklik!” “Ne bilekliği-“ “Bileğine bak! Sağ bileğine,” bir hışımda sağ bileğini kavradı ve gözlerinin içine baktı. “Dün pazardan aldığım bilekliğim, ne olmuş ona?” “Of!” diyerek gözlerini devirdi Feyza. “Pembe taşlı olan üstelik sağ bileğinde!” “Eee?” Ablak ablak yüzüne baktı Ayça Nil. “Kendi kendimden azar yiyorum sanki ne saçma bir rüya! Bir de bedenimdeki kişi Nifak Tanrıçası, ben de onun bedenindeyim… Daha neler, nasıl bir bilinçaltım var benim!” diye düşünüyordu içinden. “Dün tezgâhta gördüğümüz ilk bileklik o!” tıslarcasına söyledi bunları Feyza. Ayça’nın bedenindeyken öfkeyle çıkan sesine parlayan mavi gözleri eşlik ediyordu. “Evet de,” hala neyi ima ettiğini anlamıyordu Ayça Nil. “Ne olmuş bu bilekliğe anlamıyorum.” “Of Allah’ım neydi benim günahım! Sen dün pembe olanını aldın, ben de mavi olanı! Şuna baksana benim bileğimde mavi olan, sende ise pembe olan var. Üstelik bendeki solda sendeki sağda!” tane tane anlatmaya çalıştı bu sefer. “Ne yani rüyadaki hatayı mı buldun? Aferin sana, tebrik ederim!” diyerek sinir bozucu bir ifadeyle alkışladı onu Ayça Nil. “Ne, dur bir saniye…” kaşlarını çattı Feyza, “Bunun bir rüya olduğunu mu düşünüyorsun?” “Ha ha hahahah!” kahkaha ile gülmeye başladı Ayça Nil. Karnını tutarak kendi güldü. “Elbette bir rüya görüyorum! Hatta rüya değil bir kâbus bu! Şu hale baksana, başka birinin bedenindeyim üstelik şu evrende yüzünü bile görmek isteyeceğim son kişinin bedeninde; Nifak Tanrıçasının bedenindeyim!” bir saniye durup tekrar kahkahalarla devam etti. “Bu kâbus yetmezmiş gibi bir de benim güzeller güzeli, makyajı akmış yüzü uyumaktan şişmiş zavallı bedenim karşımda bana bir şeyler anlatıyor… Saçmalığın patladığı yer ise bedenimin içindeki kişi bana Nifak Tanrıçası Feyza Akdeniz olduğunu söylüyor! Ha ha hahahahahaa!” Ayça Nil kahkahalarla gülerken Feyza buz kesilmiş bedeniyle ayakta kala kaldı. “Ama,” kuru kuru yutkundu. “Olamaz, bu mümkün değil…” “Neymiş mümkün olmayan? Dert etme birkaç dakika sonra uyanınca her şey normale döner. Neden böyle bir kâbus gördüysem, vicdan azabından mı acaba?” “Eğer bu gördüğün şeyin bir kabus olduğunu düşünüyorsan…” Gözlerinin içine baktı. Turuncu saçlarının altında gölgede kalan ela gözleri parlıyordu. Aynaya bakıyor gibi hissetti Feyza, ama içinde kendi olmayan bir aynaydı bu. “Peki ya benim gördüğüm ne? İkimiz aynı anda, aynı saçma rüyayı görüyor olabilir miyiz? İhtimali var mı bunun?” “Peki, madem buna bir ihtimal veremiyorsun o zaman ben de sana şunu sorayım zeka küpü; bedenlerimizin değişmesinin ihtimali olabilir mi? Ben söyleyeyim o güzel kafanı hiç yorma; Böyle Bir Şey Olamaz!” İlk kez Ayça Nil’e hak verdi Feyza. Sessizce yatağın köşesine oturdu. “Her şey öyle gerçekçi ki… Üzerime sinen parfüm kokusunu bile duyabiliyorum.” Ayça Nil, Feyza’nın aksine kendinden emin bir şekilde yatağa attı kendini. “Sonuçta ne demişler; Rüyalarda ve aşkta imkânsız diye bir şey yoktur…” “Belki de haklıdır,” diye düşündü içinden Feyza. Oturduğu yerde sol bileğindeki mavi taşlı bilekliğe bakmaya başladı. Dün taktığı bilekliğe benzemiyordu bu. Kanat figürü gitmişti, yılanın ağzı kuyruğunun ucunu yutmuş mavi taş ona bakan bir göz gibi kafasının ortasında parlıyordu. Göz ucuyla Ayça’nın bilekliğine de baktı. “O da aynı şekilde…” diye mırıldandı. Tam bir soru sormaya yeltendi ki çalan oda telefonunun sesiyle ikisi birden yerinden sıçradılar. “Ödüm patladı!” diyerek yataktan fırladı Ayça. Telefon çalmaya devam ediyordu. “Açsana şu telefonu!” dedi Feyza. “Niye ben açıyorum? Sen açsana-“ “Burası benim, yani senin bedeninin odası!” “Offf, cidden anlamadın mı rüya bu sen açsan da ben açsam da ne değişir…” diye homurdanarak ahizeye uzandı Ayça Nil. “Alo-“ “-Sesinden anlaşıldığı üzere çoktan uyanmışsınız,” dedi hattın öbür ucundaki ses. Duyduğu sesle yüzü ekşidi, kireç kesildi Ayça Nil’in. “-Sanıyorum ki odada yalnız değilsin, lütfen telefonu ikinizin de duyacağı şekilde tut, bu söyleyeceklerimi dinlemelisiniz…” “Sen de kimsin!” diye çıkıştı Ayça Nil, tüyleri diken diken olmuştu. Feyza telefondan gelen sesi tam olarak duyamasa da kendi bedenindeki Ayça’nın yüz ifadesine bakınca bir şeylerin yanlış gittiğini sezebiliyordu. “-Lütfen dediğimi yap, çok vaktimiz yok. Her ikiniz de neler olduğunu neden birbirinizin bedenlerinde uyandığınızı merak ediyor olmalısınız…” “Bu- bunu nereden biliyorsun?” diye sorarken telefonu Feyza’nın da duyabileceği şekilde aralarına aldı. “Bak bu kabus boktan bir hal adı ama, kapatıyorum telefonu-“ “-Yerinde olsam, bunu yapmazdım…” diyen buz gibi bir ses telefonun diğer hattından iliklerini dondurmaya yetmişti. “Bu ses!” diyerek Ayça’ya ve ahizeye döndü Feyza; “Hatırlıyorum seni! Sen o pazardaki teyzesin; bize bileklikleri hediye eden!” “- Doğru tahmin ettin…” diyerek belli belirsiz kıkırdadı yaşlı kadın. “İçimden bir ses bunun bir rüya olmadığının farkında olduğunu söylüyor, yanılmıyorum değil mi?” “Ne?” diyerek Feyza’ya baktı. “Ne demek rüya değil? Saçmalama çıldırdın mı teyze sen!” “-Sakin ol ve biraz soluklan-“ dediği gibi Ayça Nil’in sesi kesildi. Neler olduğunu anlayamadı Ayça bir kelime daha edemiyordu.  “-Size anlatacaklarımı sadece bir kere söyleyeceğim, bu nedenle lütfen iyi dinleyin beni ve kelimelerimi zihninize kazıyın…” Ayça’nın donup kaldığını gördü Feyza, hattın ucundaki nefes alıp verme seslerini işitirken “Seni dinliyoruz,” dedi. “-Sizin buraya geleceğiniz biliniyordu, çok öncelerden müjdelendi bana. Biri güzel Afrodit gibi birinin zihni Athena’ya rakip! Ama bir sorun var, aralarına buzdan setler çekilmiş kalplerinin. Nefret sarmış bedenlerini, gözlerini kör etmiş geçmişin getirileri! Athena ile Afrodit’in küslüğü her yüz yılda bir bulurmuş bedenleri. O bedenler, hiç şaşmaz, birbirlerini bulurlar! Tıpkı sizin gibi…” “Ne demek istiyorsun?” diye sordu ürkekçe Feyza. “-Dediklerimi dinle ama bölme beni, anlatacağım size gerçekleri ve geçmişten bu güne gelen bir laneti…” “Bir lanet mi?” “-Bileğinize bakın, hediye sanıp taktığınız bilekliklerin bir bedeli bu yaşadığınız ruhların beden değişimi. Athena’nın zeki ruhu Afrodit’in güzel bedeninde, güzellik ise zekânın bedeninde şimdi!” Yaşlı kadının sözleriyle birbirlerine baktılar, ikisi de tek kelime etmedi. “-Buna denir yılanların laneti! Eris’in yılanları ruhları alır bir başka bedene taşır. Yılanlara bakın, göreceksiniz, sizden geriye kalan tek şey o taşlarda saklı. O taşlarla ruhlarınız mühürlendi bu lanete…” “Ama neden!” bir anda çıkıştı Feyza, “Neden yaptın bunu bize! Bileklik! Ah, çıkmıyor bu!” panikle bilekliği zorlasa da çabaları boşaydı. “-Boşuna zahmet ediyorsun, sorularına yanıt bulabilirim ama bunu size yapan ben değilim. Biriniz,” dedi yaşlı kadın, “Eris ile anlaşmış, bunu yapan sizsiniz. Ben sadece aracıyım. Şimdi iyi dinleyin beni, sizi bu lanetten kurtaracak kişi ben değilim, şimdilik tabii…” “Lütfen, teyze lütfen söyle!” diye bağırdı Feyza, sabrı taşmak üzereydi. “-Önce bilmelisiniz ki bu durumdan kurtulmak için kimseye ruhlarınızın beden değiştirdiğini anlatmamalısınız; eğer tek bir kişiye bile bunu söylerseniz asla eski hallerinize dönemezsiniz. Hayatlarınıza bu bedenlerle devam edersiniz…” “Hayır, bu asla olamaz!” diyerek ahizeyi sıkı sıkı kavradı Feyza. “-Ne yazık ki, size söylemem gereken şeylerden biri de bileklikleriniz, ruhlarınız onlar ile birbirinizin bedenlerine mühürlendi. Onları çıkartamazsınız, olur da yılanların gözlerindeki parlayan taşları kırarsanız, hayatlarınızı kaybedersiniz…” Bir mühlet bekledi yaşlı kadın, dediklerinin hazmedilmesi zordu, farkındaydı. “-Son olarak uyarmam gerek sizi, eski bedeninize dönene dek siz artık kendiniz değilsiniz. Nefretiniz ve öfkeniz size sadece zarar verdi, bu duruma düşmenize neden oldu, şimdiden sonra birbirilerinizin hayatlarında yaşayacaksınız bir süre, zora düşürmeyin kendinizi. Anlayış ve sağduyu, bolca sevgi ve iyiliğin iyileştiremeyeceği hiçbir şey yoktur…” “Ne, ne demek istiyorsun tam olarak anlayamadım!” “-Duyduklarınızı hatırlayın, düşünün ve doğru olanı yapın. Zamanı gelince tekrar karşılaşacağız. O zamana kadar iyice düşünün, yaptıklarınızı değil yapacaklarınızı… Unutmayın; Zıtlığın içindeki uyum olun!” sözlerinden sonra hat kesildi. “Alo! Teyze, alo! Telefonu kapadı!” dakikalar sonra konuşabildi Ayça Nil. Elleri tir tir titriyordu. Ağlamak üzereydi, midesindeki asit dolu safranın tadı boğazını cayır cayır yakıyordu. “Hayır! Hayır, ne yapacağım ben! Uyanmalıyım! Uyamalı-“ “Sakin ol!” diyerek ellerini kavradı Feyza, “Bağırmayı kes, bizi otel telefonundan aradı! Çabuk şu terlikleri giy lobide olmalı hala!” Telefon kapanana kadar aklına gelen binlerce ihtimali değerlendirmişti Feyza, onları oda telefonundan aramıştı yaşlı kadın, bileğini kavradığı Ayça Nil’i peşinden sürükleyerek kapıya yöneldi. Bir hışımda oda kartını alıp koridora koştular peş peşe. Ayça’da eşlik ediyordu ona ama neler olduğunu anlamış sayılmazdı. Hala bir rüya gördüğüne inanmak istiyordu. Başka birinin hele Feyza’nın bedeninde hapsolup kalmış olma fikrini düşündükçe kusacak gibi oluyordu. Ayaklarında otel terlikleri vardı, birinin üzerinde dün akşamüstü giydiği mini etek kombini ötekinde gri pijamalarla asansöre koştular paytak adımlarla. “Hadi, hadi, hadi,” söylenerek asansör çağırma düğmesine defalarca bastı Feyza. Ağır ağır açıldı kapı, içeriye girip hemen lobinin parlak sarı kat düğmesine bastı hızla. “Ne yapıyoruz biz!” sonunda öfkeyle çıkıştı Ayça Nil. “Teyze gitmeden yetişmeye çalışıyorum!” “Saçmalık bu! Nereden biliyorsun burada olduğunu,” gözyaşları süzülürken güç bela sesi titremeden konuştu. Asansör dört kat aşağıya öyle yavaş iniyordu ki oflayarak hızla söze girişti Feyza. “Otel telefonu dış hatlara kapalı, eğer dışardan arasaydı lobiye çağrılırdık veya ne bileyim cep telefonumuzdan arardı!” “Bunu nereden biliyorsun?” diye sordu Ayça Nil. “Oda telefonuyla evi aramayı denedim, uyarı bildirimi bile almadım hiçbir ses gelmedi. Telefonun altında bir defter var, orada lobi ve oda temizlik servisi numaraları yazıyor sadece…” uzun uzun anlatırken kapı açıldı. “Her neyse işte, bu hat sadece otel içinde çalışıyor anlayacağın. Yani lobiden aramış olmalı bizi.” Ayça’nın bir cevap vermesini beklemeden sıkıca tuttuğu kolundan çekerek lobiye doğru koşmaya başladı. Birkaç adımda girişe vardıklarında içeride uyumak üzere olan personel dışında kimse yoktu. “Bakar mısınız,” diyerek personele seslendi Feyza, “az önce buraya yaşlı bir teyze geldi mi?” “Affedersiniz, ne dediğinizi anlayamadım bir daha tekrar edebilir misiniz acaba?” diye sordu lobideki personel uyukladığını belli etmemeye çalışarak. “Buraya yaşlı bir teyze gelip telefonu kullandı mı acaba-“ güç bela sorusunu tamamlarken Ayça kolunu çekiştirmeye başladı. “Yaşlı bir teyze mi?” diye sordu personel. “Evet, evet gri saçlı mavi gözlü…” “Şu-şuraya bak!” dedi Ayça Nil hayret dolu bir sesle. “Ne var? Nereye- hayır, hayır, hayır!” Ayça’nın gösterdiği tarafa bakınca yaşlı kadının bir taksiye binmek üzere olduğunu gördü Feyza. “Koş, çabuk durdur onu!” İkisi birlikte otel terlikleriyle giriş kapısına koşmaya başladılar. Bir yandan taksiye “Dur!” diye bağırıyorlardı. Aracın film kaplı camı ağır ağır aşağı inerken yaşlı kadın yüzünü çevirdi onlara. “Bu kadar acele etmenize lüzum yoktu, tekrar görüşeceğiz…” dedi ve taksi hareket etti. Sadece saniyeler içinde ana caddeye varıp gözlerinin menzilinden çıktı. Saniyelerle kaçırdılar yaşlı kadını. Nefes nefese doğan güneşin ilk ışıkları altında otelin girişinde birbirlerine bakakaldılar. Kendi bedenleri tam karşılarında duruyordu, havanın soğukluğu buzdan ineler gibi bedenlerini sızlatıyordu. Kadının dedikleri Feyza’nın kulağında çınlıyordu Ayça’ya bakarken. Ayça Nil ise artık bir rüya görmediğinin farkındaydı. “Böyle bir şey olamaz!” dediği şey gerçekti. Kulağa her ne kadar gerçekdışı gelse de ruhları beden değiştirmişti. Bunun kanıtı ise tam karşısında duruyordu… Peki ya şimdi ne yapacaklardı? Bir süre daha soğukta bakıştılar bu soruyu haykıran gözlerle. Nefret ettikleri kişilerin bedenlerinde hapis kalmışlardı, birbirlerinin hayatlarını mı yaşayacaklardı? “Ne yapacağım ben?” diye düşündü Ayça Nil. “Neler olacak peki şimdiden sonra,” düşünceleri istila etmişti Feyza’nın zihnini. Belirsizliklerle bir sessiz sessiz yürümeye başladılar. “Odaya dönelim, seninle konuşmalıyım,” dedi Feyza. İstemese de onaylamak zorundaydı Ayça Nil. Gelişlerinin aksine sessizce asansöre ilerlediler. Odaya varana dek ağızlarını bıçak açmadı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD