EYLÜL Güneş, odanın içine dün geceki fırtınanın enkazını toplamak ister gibi parlak bir ışıkla dolmuştu. Gece boyunca Sancak’ın yanıma gelmesini, kapıyı zorlamasını, hatta o vahşi haliyle hesap sormasını beklemiştim ama gelmemişti. Ağlama krizim, bir duvara çarpmış gibi onu durdurmuştu. Kazanan bendim fakat içimde tuhaf, isimsiz bir boşluk vardı. Üzerime şık, Asude’nin imzasını taşıyan, imajımı perçinleyen bir takım giyip mutfağa indim. Sancak, masanın başında, elinde bir fincan sade kahve ve önünde her zamanki gibi kusursuz hazırlanmış bir kahvaltıyla oturuyordu. Gözlerinin altı hafifçe çökmüştü, belli ki gece onun için de pek huzurlu geçmemişti. Hicbir şey olmamış gibi masaya oturdum. Bir parça peynir alırken, dün geceki o zayıf anını, ellerini üzerimden korkuyla çekişini hatırlayıp d

