Devrim’in anlatımıyla devam
Yanımda duran kıza bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum, heyecandan içime sığmıyor.
“Sakin ol oğlum, bak sonunda ilk adımı attınız, bundan sonrası kolay.” diye mırıldandım kendi kendime, derin bir nefes alarak.
Akif dayım sedire oturdu, iki yanını işaret etti.
“Oturun bakalım çocuklar.” dedi.
Dayımın bir yanına Ipek, diğer yanına ben oturdum. Ellerimi dizlerimin üstünde kenetledim, kalbim hala deli gibi atıyordu. Dayım, o her zamanki keskin sesiyle konuşmaya başladı.
“Ikiniz de bizim canımızsınız. Birbirinize uygun gördük ve siz de ileride ne kadar doğru bir karar olduğunu anlayacaksınız, özellikle sana bu sözlerim İpek.”
Başımı hafifçe eğdim. Dayım da biliyordu, Ipek isteyerek değil, bir vasiyet için sesini çıkarmıyordu bu evliliğe. Ipek sadece “anladım” der gibi başını sallamakla yetindi.
Gözlerine baktım, içim sıkıştı.
“Çocuklar,” dedi dayım, ellerini dizlerine vurup, “şimdi bu durumda düğün dernek kurulmaz, ama Ipek’in de hakkı düğününün olması, o yüzden düğün seneye olacak. O zamana kadar bu ev tamir edilecek, burada yaşayacaksınız, Metin eniştem de elinden geleni yapacak, tabii siz de, Fevzi enişte.” diyerek gözlerini babama dikti.
Babam, Metin eniştemin dizine elini koydu.
“Ikisi de evladımız,” dedi, “elimizden geleni yapacağız, tek sorun, Devrim köy yerinde ne iş yapacak, Akif?”
Yengem Muazzez, kimseye fırsat vermeden araya girdi, elini sallayarak.
“Aman ne olacak, arabası var, merkeze gider gelir, olmadı merkeze taşınırlar hep birlikte.” dedi.
Metin eniştem başını salladı, Safiye teyzem de ona katıldı.
“Tabii, daha zaman çok, bir çare bulunur.”
Herkes el birliğiyle bize huzurlu bir yuva kurmaya çalışıyordu. İçim hem ısınıyor hem de sıkışıyordu.
Annem, Ipek’e dönüp,
“Demet bir süre seninle kalsın kızım.” dedi.
Ipek bir anda panikledi, ellerini birbirine kenetledi.
“Ben, Istanbul’a gideceğim teyze, gerek yok.” dedi.
Kaşlarımı çattım, başımı ona doğru çevirdim.
Ailesi buradayken neden Istanbul’a gidecekti?
Eniştem, " benim niye haberim yok, Ipek?” dedim, sesim biraz sert çıkmıştı.
Ipek gözlerini kaçırdı.
“Baba, annemle konuştuk, eşyaları toplamak için gideceğim.” dedi.
Dayanamayıp araya girdim, hafifçe öne eğilerek.
“Yengenler toplar Ipek, senin gitmene gerek var mı?” dedim.
Ipek başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı.
“Benim gitmem gerekiyor, önemli.” dedi, kararlı bir sesle.
Gitmekte ne kadar istekli olduğunu hepimize göstermişti.
Herkes bir ağızdan itiraz etmeye başlayınca Ipek’in gözleri doldu. O an içim parçalandı. Gözlerinde biriken yaşlara dayanamadım.
“Ellemeyin kızı,” dedim, sesimi yumuşatarak, “gitsin, gitmeyin üstüne, üzülüyor.”
Ipek o an yüzüme baktı ve gülümsedi.
Belki de ilk kez bu kadar içten, bu kadar sevinçli gördüm onu.
Ben, Ipek’in bir gülüşü için her şeyi yapabilecek bir adamdım. Onu Istanbul’a göndermek de buna dahildi.
Kahveler bitti, konuşulacak ne varsa konuşuldu. Herkesin yüzünde garip bir ifade vardı, hem hüzün, hem umut.
Ayağa kalktık. Herkes vedalaşırken ben Ipek’i kolundan hafifçe tutup kenara çektim. Cebime uzandım, elim titreyerek onun için aldığım telefonu çıkardım.
“Bunu, senin için aldım,” dedim, gözlerine bakarak, “arada konuşalım diye.”
Sesim titriyordu, heyecandan.
Ipek telefonu görünce yüzü aydınlandı. Parmaklarıyla telefonu kavradı, sanki kaybolacakmış gibi sıkıca tuttu.
“Teşekkür ederim,” dedi, hafifçe gülümseyerek.
“Güle güle kullan,” dedim, “istediğin zaman ara, çünkü ben sesini duymak istediğim her an arayacağım.”
Tam o sırada annemin sesi geldi.
“Hadi oğlum, seni bekliyoruz.”
Derin bir nefes aldım. Gözlerimi Ipek’ten ayıramadan.
“Allah’a emanet ol, sevdam.” dedim.
Ilk kez ona içimdeki duyguyu bu kadar açık söylemiştim ve pişman değildim.
Kapıdan çıkmadan önce durdum. Omzumun üzerinden bir kez daha baktım. Göz göze geldik.
“Bir gün,” dedim içimden, dudaklarım kımıldadı, “seni gelin olarak almak için geleceğim.”
Sonra eşikten dışarı adım attım.
İpek’in anlatımıyla devam
Teyzemler gittiğinde kendimi çok kötü hissettim. İçimde garip bir sıkışma vardı, sanki kimse beni düşünmüyor, istemediğim bir evliliğe zorlanıyordum. Devrim’in giderken verdiği telefon ise içimde küçük de olsa bir umut yakmıştı. Yasin ile rahatça konuşabilecektim.
Hemen Yasin’in numarasını kaydettim. Annemler uyanıkken arayıp konuşamazdım, o yüzden mesaj attım.
“İpek ben, bu numaradan arayacağım seni,”
Telefonu elimde sımsıkı tutarken kalbim hızla atıyordu. Çok geçmeden cevap geldi.
“İyi misin İpek, seni çok merak ediyorum, ne zaman geliyorsun,”
Mesajı okurken istemsizce gülümsedim. Parmaklarım titreyerek yazdım.
“Yarın yola çıkacağım Yasin,”
Cevap anında geldi.
“Tamam, seni otogardan alırım,”
Bir an duraksadım, dudaklarımı ısırdım. İçimde hem korku hem heyecan vardı. Hızlıca yazdım.
“Olmaz Yasin, amcam gelecek beni almaya, seni ararım uygun bir zamanda, kaçarız,”
Mesajı gönderdikten sonra derin bir nefes aldım. Yasin’den gelen cevap kısa ama içimi ısıttı.
“Dört gözle bekliyorum,”
Telefonu göğsüme bastırdım, gözlerimi kapattım. Kalbim sanki yerinden çıkacak gibiydi.
“Allahım,” diye fısıldadım kendi kendime, “beni ne kadar özlemiş,”
Bir an aklıma Devrim geldi. Kaşlarımı hafifçe çattım.
“Bir de ‘sevdam’ diyor,” dedim içimden, “sevda nasıl olur, Yasin’den öğrenmeli insan,”
Başımı yastığa koydum. Annem ve babam çoktan yatmıştı. Ben de yorgunluktan gözlerimi kapattım ama içimdeki heyecan uyumama izin vermiyordu. Yine de bir süre sonra dalmışım.
Yarın, ve sonrası, benim için hayatımın dönüm noktasıydı.
Sabah güneş doğmadan uyandım. Yatakta doğrulup derin bir nefes aldım. İçimde tuhaf bir heyecan vardı. Hemen kalktım, kahvaltıyı hazırladım. Ellerim aceleyle hareket ediyordu.
Babamla birlikte otogara gidecektik. İstanbul’a, yeni hayatıma doğru.
Annem yanıma gelip omzuma dokundu.
“Kızım, kendine dikkat et, fazla yorma kendini, olduğu kadar,” dedi.
Gözlerine baktım, boğazıma bir yumru oturdu. Onu üzmek istemiyordum. Hafifçe gülümsedim.
“Tamam anne, merak etme, sen de kendine iyi bak,” dedim.
Annemi arkamda bırakacak olmak içimi acıtıyordu. Ama kendimi teselli ettiğim tek düşünce vardı.
“Bana kıyamazlar, affederler,”
Babamla birlikte evden çıktık. Sessizce yürüdük. Otogara vardığımızda kalbim daha da hızlandı. Otobüs saati gelince babama sarıldım. Kollarımı sıkı sıkı doladım boynuna.
“Kendine dikkat et kızım,” dedi.
Başımı salladım, konuşamadım. Gözlerim dolmuştu.
Otobüse bindim. Cam kenarına oturup dışarı baktım. Babam hala oradaydı. El salladı. Ben de titreyen elimle karşılık verdim.
Otobüs hareket etti.
Tekerler döndükçe içimde ki duygusallık arttı. Hem korkuyordum, hem de garip bir umut vardı içimde. Pişmanlık duygusu şuan için bir gram bile yoktu.
“Yeni hayatım,” diye fısıldadım.
Her kilometrede ona biraz daha yaklaşıyordum.