bc

Sana rağmen

book_age18+
11
FOLLOW
1K
READ
revenge
dark
forbidden
love-triangle
contract marriage
BE
one-night stand
family
HE
love after marriage
age gap
fated
forced
opposites attract
second chance
friends to lovers
arranged marriage
curse
badboy
kickass heroine
sporty
neighbor
stepfather
mafia
single mother
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
campus
city
mythology
office/work place
pack
small town
magical world
ABO
cheating
childhood crush
disappearance
enimies to lovers
lies
rejected
superpower
war
musclebear
love at the first sight
friends with benefits
surrender
actor
like
intro-logo
Blurb

Hikaye 2000 yılında geçmektedir.

+21 anlatımlar detaylı olacaktır. Bunu göz önünde bulundurarak okuyunuz.

İpek, gençliğin verdiği deli dolu halleriyle yüreğimize hem umut hemde acı olmaya geliyor. Aşk, bulunması zor bir mücevherdir ve bulan herkes kıymetini bilemez.

chap-preview
Free preview
İPEK
Yazarın anlatımıyla İpek, 19 yaşında ışıl ışıl bir genç kızdı. Umutları, hayalleri ve yüreğinde sessizce büyüttüğü bir aşkı vardı. Her sabah olduğu gibi yine erkenden kalkmıştı. Küçük odasının perdesini aralayarak dışarı baktı, sokak sessizdi. Derin bir nefes aldı, ardından tezgahtar olarak çalıştığı iş yerine gitmek için hazırlanırken mutfaktan gelen annesinin sesini duydu. “Kahvaltı hazır kızım!” Safiye Hanım, 42 yaşında bir ev hanımıydı. Yüzünde yılların yorgunluğu olsa da gözlerinde hala sıcak bir şefkat vardı. Kocası Metin Bey ise 45 yaşında, bir fabrikada işçi olarak çalışan sessiz ve çalışkan bir adamdı. Kendi yağlarında kavrulan, mütevazı ama birbirine bağlı bir aileydiler. Oğulları İbrahim ise 24 yaşındaydı. Kuryelik yapan, tuttuğunu koparan, enerjik bir delikanlıydı. Bir süre sonra tüm aile kahvaltı masasının etrafında toplandı. Safiye Hanım, masadaki herkese tek tek bakıp içinden yine aynı duayı fısıldadı. “Allah’ım, bu aileyi bana bağışladığın için sana şükürler olsun.” İbrahim alelacele kahvaltısını yaptı. Çayını bir dikişte bitirip sandalyesini geriye itti. “Ben kaçtım, işe geç kalacağım!” Ayağa kalktıktan sonra her sabah yaptığı gibi annesinin yanına gidip yanaklarına sulu sulu öpücük kondurdu. Safiye Hanım yüzünü buruşturup yanaklarını eliyle silerken gülerek, “Öpme beni şöyle oğlum!” Mutfağın içinde küçük bir kahkaha yankılandı. Ama Safiye Hanım bilseydi, Oğlunu bir gün ilelebet kaybedeceğin. Böyle bir şey söyler miydi? Metin Bey de oğlunun peşinden kalktı. Ceketini alıp kapıya yöneldi. “Haydi oğlum, ben de çıkıyorum.” Baba oğul birlikte evden çıktılar. Kapı kapanırken ayak sesleri merdiven boşluğunda yankılandı. İpek ise zaten gitmek için hazırdı. Elinde çantasını tutuyor, babasının ve abisinin çıkmasını bekliyordu. Annesine dönüp, “Anneciğim, ben de gidiyorum. Yoksa geç kalacağım.” Safiye Hanım başını salladı. “Dikkat et kızım.” İpek kapıyı hızlıca kapatıp apartmandan çıktı. Ama acelesi işe yetişmek için değildi. Her sabah olduğu gibi, bu sabah da Yasin ile buluşacağı için acele ediyordu. Evden çıkmadan önce aynanın karşısında durmuştu. Saçlarını parmaklarıyla düzeltip kendine son kez baktı. Kumral saçları omuzlarına dökülüyordu. Beyaz teni ve yeşil gözleriyle dikkat çekici bir güzelliği vardı. Aynada kendine bakıp, “Fena değilsin İpek" diye mırıldandı. Kapıdan çıkar çıkmaz telefonunu eline aldı ve Yasin’e kısa bir mesaj attı. “Geliyorum.” Sevmek… Belki de böyle bir şeydi. İnsan sevdiğinin hiçbir kusurunu göremezdi. Tıpkı şimdi İpek’in göremediği gibi. İpek sokağın başına gelip köşeyi döndüğünde karşısında Yasin’i buldu. Yasin, duvara yaslanmış sigarasını içiyordu. İpek’i görür görmez sigarayı yere atıp ayağıyla ezdi. Sonra umursamaz bir tavırla kollarını açtı. “Canım sevgilim!” Bir adımda İpek’e ulaşıp onu kendine çekti. İpek biraz geri çekilmek istedi. Etrafına tedirgin tedirgin baktı. “Yasin, biri görür” diyerek Yasin 'in kollarından çıkmak istedi. Ama bu pek mümkün olmadı. Yasin’in kolları onu bir mengene gibi sarmıştı. İpek, yaşının getirdiği masumiyetle Yasin’in her hareketini saf bir sevgi gösterisi olarak görüyordu. “Yasin, hadi gidelim, Bir an önce uzaklaşalım. Biri görmesin.” Yasin ise gayet laubali bir tavırla kolunu İpek’in omuzlarına attı. “Gören görsün,” dedi umursamazca. “Kimseden saklımız gizlimiz yok.” İpek hafifçe gülümsedi ama içinde yine de küçük bir huzursuzluk kıpırdadı. İpek’in evi ile çalıştığı giyim mağazası arasında yaklaşık on beş, yirmi dakikalık bir yürüyüş mesafesi vardı. Yasin ise her sabah ve her akşam onu görmek için geliyordu. Ya da onu kontrol etmek için… Hangisinin gerçek sebep olduğunu zaman gösterecekti. Mağazanın önüne geldiklerinde İpek durdu. Yasin’e dönüp gülümsedi. “Akşama görüşürüz.” Yasin başını salladı. “Görüşürüz güzelim.” İpek cam kapıyı açıp içeri girdi. Mağazada kendisi gibi tezgahtar olarak çalışan bir kız daha vardı, Melis. Melis rafları düzenliyordu. İpek’i görünce başını kaldırdı. “Günaydın Melis.” Melis kısa bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Günaydın İpek. Yine Yasin’le gelmişsin.” Bir an durup İpek’e ciddi ciddi baktı. “Uzak dur şu çocuktan. Sağlam pabuç değil.” İpek kaşlarını çatarak çantasını tezgahın altına bıraktı. “Başlama Melis, Allah aşkına. Nesi var ki? Birbirimizi seviyoruz.” Melis derin bir iç çekti. Ellerini beline koyup başını iki yana salladı. “Ben sana artık ne diyeceğimi bilmiyorum.” Sonra tekrar raflara yöneldi. İpek ise camdan dışarı baktı. Yasin hala kapının önünde duruyor, gözlerini mağazadan ayırmadan içeri bakıyordu. İpek bunun farkında değildi. Ama Melis fark etmişti. Ve bu bakışların içinde sevgi değil… Başka bir şey vardı. Melis’le birlikte sabah işlerimizi paylaştık “Sen rafları sil, ben de depo kısmını toparlayayım,” dedim. “Tamam ama bugün müşteri çok olur gibi,” diye karşılık verdi. “Her gün çok zaten,” dedim gülerek. “Alıştık artık.” Saatler ilerledikçe dükkân dolup taştı. Geleni karşıla, ürünü anlat, kasaya geç… Bir ara Melis başını kaldırıp, “Nefes alabiliyor musun?” diye sordu. “Zor ama işimiz bu,” dedim. “Sen?” “Aynı,” dedi, gülerek. Öğlene doğru biraz sakinledi. “Yemek söyleyelim mi?” dedi Melis. “Söyleyelim, yoksa bayılacağım,” dedim. Sipariş geldi, tezgâhın arkasında ayaküstü yemeye başladık. Tam o sırada dışarıdan bir motor sesi geldi. Melis bir anda durdu. “Bu ses…” dedi. Ben de başımı kaldırdım. “Abim,” dedim. “Onun motoru bu.” Melis hemen toparlandı ama gözleri parladı. “Çıksana, çağır,” dedi. “Açtır o.” Kapıya yöneldim. Abim motoru park edip içeri girdi. “Kızlar, nasılsınız?” dedi neşeyle. “İyiyiz abicim, hoş geldin. Sen buralara gelmezdin, hayırdır?” dedim. Melis de hemen atıldı: “Hoş geldin İbrahim, yemek yiyoruz, sen de yesene.” Abim elini salladı. “Yok, sağ olun. Zaten yemeğe çıkacağım.” “Kimle?” dedim kaşlarımı kaldırarak. “Kız arkadaşımla,” dedi rahatça. “Ne?” dedim. “Benim neden haberim yok?” Melis’in sesi titredi: “Kim… kim arkadaşın, İbrahim?” Abim gülerek, “Köşedeki dükkânda çalışıyor. Ezgi,” dedi. Melis bir anda dondu kaldı. “İbrahim… Ezgi mi dedin?” “Evet, Ezgi. Ne var bunda?” dedi abim. Melis başını hafifçe salladı. “İbrahim… o kız bizim mahallede oturuyor.” “Eee?” dedi abim. “Ailesi… normal değil,” dedi Melis kısık sesle. “Bence vazgeç.” Abim hafifçe güldü. “Benim niyetim ciddi, Melis. Niye vazgeçeyim?” “Başın belaya girer,” dedi Melis. “Girmez,” dedi abim. “Ailesi öğrenirse gider isteriz. Bu kadar basit.” Melis gözlerini kaçırdı. “Umarım öyle olur,” dedi sessizce. Ben ikisine de baktım ama içimde bir huzursuzluk vardı. Melis’in sesi ilk defa bu kadar umutsuz çıkmıştı. Abim, “Hadi kızlar, görüşürüz,” deyip dükkandan çıktı. Giderken o kadar hevesli, o kadar mutluydu k, Aşık olduğu yüzünden, gözlerinin içindeki ışıltıdan belli oluyordu. Kapı kapanır kapanmaz içimde tuhaf bir sıkışma oldu. Çünkü dükkanda bir de Melis vardı… Abimin arkasında bıraktığı Melis. Melis’in yüzüne baktım. Gözleri abimin gittiği kapıya takılı kalmıştı. “Canım, hadi yemeğimizi yiyelim,” dedim yumuşak bir sesle. Hiç bana bakmadan cevap verdi. “Doydum ben, İpek, Sen ye. Ben depodan ürün getireyim.” Sözleri bahaneydi. Bunu ikimiz de biliyorduk. Arkasını dönüp bodrum kata inen merdivenlere doğru yürüdü. Adımları hızlıydı… Kaçıyordu. “Melis, lütfen!” diye seslendim arkasından. Elini havaya kaldırdı, ama arkasına bile bakmadı. O an içim burkuldu. Sevmek… Tek taraflı olunca insanın içini böyle sessizce acıtıyordu işte. Derin bir nefes aldım. Şükrettim içimden. Ben şanslıydım… Yasin ve ben birbirimizi gerçekten seviyorduk. Aradan uzun bir süre geçti. Melis sonunda yukarı çıktı. Elinde birkaç ürün vardı ama gözleri… Gözleri kıpkırmızıydı. Yanına yaklaştım. “Üzülme, Melis… Hayat bu. Belli mi olur, belki bir gün abim de....” Sözümü bitiremeden başını iki yana salladı. Dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. “İpek,” dedi, sesi kısılmıştı. “O kızın abileri normal değil.” Kaşlarım çatıldı. “Ne demek o?” “İkisi de serseri. Biri madde bağımlısı… Diğeri de mafya gibi takılıyor. İbrahim zarar görür. Uzak dursun.” Bir an donup kaldım. İçime bir korku yayıldı. Abim… Böyle insanların içine girerse… Bunu anlamak için falcı olmaya gerek yoktu. “Tamam,” dedim kararlı bir sesle. “Ben konuşacağım onunla. İnşallah ikna olur.” Melis bir anda elimi tuttu. “İnşallah, İpek…” dedi fısıldayarak. Günün geri kalanı da yoğun geçti. Müşteriler, ürünler, kasa derken ayakta duracak halim kalmamıştı. Akşamüstü bir rafa yaslandım. “Çok yoruldum, Melis, ayaklarım şişti. Bugün daha da kalabalıktı.” Cevap gelmedi. Başımı kaldırıp baktım. Melis dalmıştı. Elindeki ürünleri diziyor ama aklı bambaşka yerdeydi. Yanına gidip omzuna hafifçe vurdum. “Histt! Kız Nereye daldın gittin?” İrkilip bana döndü. “Ne dedin, canım? Anlamadım.” Gülümsemeye çalıştım. “Yorulduk diyorum.” “Öyle, Yorulduk,” dedi ve tekrar işine döndü. Belliydi. Melis’in aklı hala Ezgi meselesindeydi. Haksız da sayılmazdı. Ben bile korkmuştum. Mesai saati dolduğunda ikimiz de tükenmiştik. Sessizce kasanın başına geçtik. Günün hasılatını saydık. Paraları düzenleyip büyük kasaya yerleştirdik. Dükkanın ışıklarını kapatırken içimde garip bir his vardı. Mehmet Bey haftada bir gelip kasayı alırdı. Bize güveni tamdı. Gözü arkada kalmazdı. Ama benim aklımda tek bir şey vardı, Abim… Ve onun farkında bile olmadığı tehlike. Dükkanı kapatıp Melis ile vedalaştık. Karşı kaldırımda beni bekleyen Yasin’e doğru yürürken adımlarım hızlansa da kalbim ilk kez bu kadar tedirgindi. Yanına yaklaşır yaklaşmaz kolunu hafifçe tutup telaşla fısıldadım. “Hemen gidelim. Abim buralarda olabilir.” Yasin kaşlarını hafifçe çatıp yüzüme baktı. Gözlerinde sorgulayan bir ifade vardı. “Abin seni kontrole mi geliyor?” diye sordu. Başımı iki yana sallayıp gülümsedim. “Yok, Ezgi için geliyor.” “Ezgi kim ya? Nereden çıktı şimdi?” dedi, şaşkınlığını gizlemeden. Omuz silkip açıklamaya başladım. “Melis ile aynı mahallede oturuyormuş.” Yasin’in yüzünde bir anda tanıdık bir ifade belirdi. “He, Sen Enes ve Samet’in kız kardeşini diyorsun.” Bir an duraksadım. Şaşkınlıkla ona baktım. Kafamın içindeki sorular bir anda birbirine girdi. Merakım ağır bastı. “Sen abilerini tanıyor musun? Nasıl insanlar? Abim aşık olmus. Evlenmek ister bence.” Yasin hafifçe gülüp başını salladı. “Bir dur, İpek. Ne çok soru sordun tek nefeste.” Kollarımı göğsümde birleştirip ona ciddi ciddi baktım. “Tamam, sen sırayla cevap ver. Dinliyorum.” dedim, gözlerimi yüzünden ayırmadan. “Abileri arkadaşım. İkisi de iyi çocuktur.” dedi sakin bir sesle. Kaşlarımı çatıp tereddütle sordum. “İyi mi? Ama Melis kötü insanlar dedi…” Yasin, omzuma kolunu atıp beni kendine doğru çekti. “Boşver şimdi onları…” dedi umursamaz bir tavırla. “Biz kendi konumuza dönelim.” “Ne’ymiş bizim konumuz?” dedim. Yasin yüzüme bakarken hafifçe sırıttı. “Diyorum ki. İzin gününde birlikte bir kaçamak yapsak. Biraz gezer, dolaşırız. Sonra da baş başa kalacağımız bir yere gideriz.” Sözleri ile gülümsemem yavaşça silindi. “Gezer dolaşırız… ama baş başa kalmayı unut.” dedim net bir şekilde. Yasin’in yüzü bir anda değişti. Hafif bir sitemle bana baktı. “İpek, bırak bu geri kafalılığı. Güzelim yıl olmuş 2000… Sen hala neyin kafasındasın?” dedi. Derin bir nefes aldım. Gözlerimi ondan kaçırmadan, ama kararlı bir şekilde konuştum. “Yasin, lütfen… Ben öyle rahatça her şeyi yapamam. Daha önce de söyledim. Evlenmeden olmaz.” Yazarın anlatımıyla devam İbrahim’in içinde yeşeren aşk, onu adeta sarhoş etmişti. Gözleri, doğruyla yanlışı ayırt edemez hale gelmişti. Yaşadıkları mahalle dedikoduya fazlasıyla müsaitti, bu da İbrahim ve Ezgi için riski her geçen gün daha da büyütüyordu. Ezgi’nin abileri, İbrahim’in eceli olmak için pusuda bekliyordu. Zaman ise, en acı günü sinsice yaklaştırıyordu. İbrahim, öğlen fazla konuşamadığı, sevdiği, aşık olduğu kızı akşam görebilmek için yine motoruna atlamıştı. Rüzgar yüzüne çarparken kalbi göğus kafesine sığmıyor, her saniye Ezgi’ye biraz daha yaklaşmanın heyecanını yaşıyordu. Mağazanın bulunduğu sokağa geldiğinde motorunu yavaşlattı. Beklerken heyecandan yerinde duramıyor, caddede bir iki tur atıyordu. Tam o anda… Gözleri bir noktaya kilitlendi. Kız kardeşi İpek… ve yanında Yasin. İbrahim için zaman bir anda durdu. Motorun sesi, caddenin gürültüsü, insanların uğultusu… Hepsi silindi. Gözleri, karşısındaki manzaraya kitlenmis gibi kalakaldı. Yasin… Onun gözünde ipsiz sapsız bir gençti. Kız kardeşi, göz bebeği İpek onunla olamazdı. İbrahim’in içinden geçen tek şey vardı, İpek’in, kuzenleri Devrim’le birlikte olması. Devrim’in İpek’e olan sevgisini biliyordu. Ondan daha düzgün bir kısmet olamazdı. Hele ki Yasin gibi biri… Asla.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
40.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.4K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
551.5K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.2K
bc

HÜKÜM

read
231.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook