2.Bölüm: “Saf ve Temiz”
Barlas Uslu…
Tüm hayalim asker olmaktı. Herkes biliyordu bu hayalimi. Olmuştum da zaten. Kara Harp Okulu’nu dereceyle bitirip rütbeli bir şekilde TSK'da göreve başladım. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değilmiş. Dağlarda operasyon yapmak sabır işi. Vatan haini terörist görünce bende o sabır kalmıyor. Ne zaman komutan görev verip operasyona yollasa uyarırdı;
“En az bir tanesi nefes alsın, sorgu için." derdi ama asla sağ getirmedim. Gerek yok beslemeye, zaten sorguda yalan konuşup oyalamak isteyecek bizi, bir de döl israfı dövüp kendimizi yormaya değmezdi.
8 kişilik özel bir birliğin komutanıydım.
Gölge Timi.
Bu adı almamızın sebebi, hedefe çok sessiz yaklaşıp sonrasında büyük gürültü çıkarmamız. 38 operasyonun otuz ikisini sessiz yapmadığım için sürekli rütbe durdurma cezası aldım. Kıdemli yüzbaşı olabilirmişim, ceza almasaymışım. Çok da umrumda değil. Ben hainleri öldürmeye devam edeyim, yeter.
Son iki operasyonda şüphelendiğim bazı şeyler oldu. Peşine düştüğüm "Sansar" lakaplı, Ürdün asıllı organ ticareti yapan terörist, son dakika elimden kurtuluyordu. İçeride bir hain olabilir. Ama konduramıyordum. Yine timimle birlikte arazi taraması yaparken ortalığın çok sessiz olmasından şüphelendim. Durup etrafımı iyice gözlemledim. Time kulaklık aracılığıyla uyarı verdim. Bir karartı gördüm, kaçan biri var. Anında hedef alıp sıktım, sanırım diz kapağına denk geldi. Sonra her yer toz bulutu. Her tarafa patlayıcı yerleştirmiş şerefsiz. Tam da arazi taraması yapacağımız bölgeye. Sadece ben yaralı kurtuldum, o da geride durup şüpheli durum var mı diye baktığım için.
Askerlerimin hepsini şehit verdim. Sekiz kişilik timden sadece ben kaldım. Tek başıma Ürdün'e gidip Sansar'a operasyon çektim. Özel kuvvetlerde olduğum için istediğim yere gidebiliyordum. Sansar puştu dokuz canlıymış. Sadece bacağından yara aldı. Aksak kaldı ve adı artık "Aksak Sansar" oldu. Cenaze törenlerinden sonra karargahta ortalığı yakıp yıktığım için beni masa başına çektiler. Hainin peşindeydim ancak ona ulaşamadan babamın rahatsızlığı ve yeni bir tim kurma isteğimin olmamasıyla istifa ettim. Çünkü yeni tim kursam ilk hedefim Aksak Sansar olacak ve onun da tek hedefi yine timim olacaktı. Sansar bana, ben Sansar'a kafayı taktım. Elbet bir gün elime geçer. O günü sabırla bekliyorum. İstifamı epey beklettiler, hemen onaylamadılar. Ama ben vazgeçmeyince artık yürürlüğe koydular.
Herkes babam için istifa ettiğimi düşündü fakat ben tim arkadaşlarım için istifa ettim. Onların kanını yerde bırakmayacağım. Her ne kadar askeriyeden uzak dursam da içeriden sürekli bilgi alıyorum. Sansar ortaya çıktığı an karşısına ilk dikilecek kişi benim. TSK Sansar'ın peşinde diye ortalığa haberi yaydığım için eski itibarı yok. Çevresini tek tek boşaltıp yalnız bıraktım. Tüm bağlantılarını ortaya çıkarınca yeni işler yapamadı.
Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri peşinde.
Aileme, iş için şehir dışında görüşmelerim var deyip Sansar'ın peşine düştüğüm çok oldu. Ortaya çıkamıyor. Eline geçersem ölümüm kolay olmaz diyormuş sağda solda. Korkusundan saklanıyor ve haklı. Benden korksun. O yedi vatan evladının intikamını almak için peşindeyim. Gölge gibi iz sürüyorum. Herkesin haberi var, gizli saklı iş yapmıyorum. Üstlerimin ve güvendiğim birkaç arkadaşım dışında kimseyle irtibatta değilim. Onlar bizi satan hainin peşinde, ben Sansar'ın. Bakalım ne zaman ortaya çıkmaya cesaret edecek karabatak.
Sansar dışında, bazı tehlikeli olduğunu düşündükleri operasyonlar için bana geçici yetki ve görev veriyorlar. Özel izin ve yetkiyle son iki yılda dokuz operasyona çıktık, biri dışında diğer sekizi başarılı oldu. Başarısız olduğum dokuzuncu operasyonda yine bana sessiz ol dendi ama ben dağda mağara bırakmayıp patlattım. Sessiz olamadım. Gençleri kandırıp kimini zorla kimini ikna ederek örgüte adam toplayan dağ yapısına büyük operasyon çekince imzamı atmak istedim.
"Soyadınla tamamen zıtsın, en delibaş askerim sensin." demişti komutanım. Olsun, dağlarda sabır ve sessizlik benim işim değil. Ama sivil hayatta gayet sabırlı ve çok konuşmayan, sessiz biriyim. Arkadaşlarla toplandığımız zamanlarda genelde dinleyici taraf ben oluyorum.
Hakan, Aslan ve Toprak…
En yakın arkadaşlarım. Tabii bu arkadaşlarımın sevdiği, yine mahalleden olan Sıla, Meyra ve Özlem. Hepsi çift, grubun tek sap takılanı benim. Hakan ve Sıla birbirlerinin çocukluk aşkı mahallede. Şu an nişanlılar ve yakında düğünleri olacak. Aslan ve Meyra çok inişli çıkışlı bir sevgililik dönemindeler. İlerleyebilecekler mi merak ediyorum. Meyra aşçılık kurslarına gidiyor ve biraz rahat giyiniyor, Aslan da tabii adı gibi kükrüyor kıza. Birinde evine gizlice girip tüm ip askılı tişörtlerini makasla kesti. O derece manyak. Tabii ona uyup gözcülük yapan da benim. Toprak ve Özlem daha kendi halinde, daha sakin bir çift. Özlem terzi, Toprak muhasebeci. Aileler arasında söz kesildi. Galiba seneye onlar da evlenir.
Mahalledeki tüm çevrem bu, arkadaş olarak. Gerisiyle kötü değilim fakat en çok sevdiğim ve en sık görüştüğüm arkadaşlarım bu altı kişi. Annem de zaten bu arkadaşlarımın annesiyle çok samimi. Sürekli gün yapıp duruyor onlarla. Babamın da kahvede takıldığı çevre yine benim arkadaşlarımın babaları.
Mahalleye dönüp babamın tamir atölyesinde eski mesleğime başladığım dönemde, çekirdekten yetiştiğim için alışmam zor olmadı. Durumumuz iyi. Ama babam bu dükkanı kapatmaya kıyamıyor. Çok ekmek yedirdi bu dükkan bize, kapanmasın diye resmen yalvardı. Ben de dayanamayıp işin başına geçtim.
Askeriyeden kalma alışkanlıklarım var: disiplin, temizlik ve düzen. Yanımdaki iki ergene de aşılıyorum ki askerde zorluk çekmesinler. Sonra bir gün o çıktı geldi.
Sare…
Sanayiden bir arkadaş aradı beni:
"Az önce bir hanımefendi seni sordu, avukat da olabilir müşteri de. Biraz fazla kibardı, sana 'bey' dedi. Düşün yani o derece!"
İstemsizce güldüm. Sürekli aracını tamir ettiğim Emre abi var, tesadüfen tanışıp iki yıldır konuşmayı devam ettirdiğim bir abi. Beni arayıp; “Komşum var aracıyla ilgilen, muayeneden geçmesi lazım. Kadın şoför çekiniyor sanayi ortamından.” diye haber vermişti. Sanırım beni soran o.
Dükkana doğru ilerlediğimde öylece dükkanın ortasında durmuş gençlerle konuşuyordu. Sonra arkasını dönünce göz göze geldik. Dupduru bir güzellik. Kapalı, naif duruşu, konuşması, hareketleriyle tam bir hanımefendi. Yakından göz rengini daha iyi anladım: yeşil ve kahve karışımı ela gözler. Adı da kendi gibi güzeldi.
Sare…
Saf ve temiz olan…
Sürekli bana "bey" deyip duruyor. En nefret ettiğim tabir. Komutanım veya usta hitaplarına alışkın olduğum için "Barlas Bey" biraz tuhaf geliyor kulağa.
Bir şekilde numarasını alınca rahatladım. Her türlü iletişim sağlarım diye düşündüm.
Arabasını o kadar hızlı yaptım ki hemen bitirip teslim etmek istedim. Çünkü bir an önce, bir kere daha görmek istiyorum onu. Sürekli durum paylaşıyor. Öğrencilerini çok seviyor sanırım. Kendini tek paylaştığı fotoğraflarda olmuştu, hemen ekran görüntüsü aldım. Profil fotoğrafı çok hoşuma gitti, onu da telefonuma kaydettim. Yandan habersiz çekilmiş bir fotoğraf. Ucu hafif havaya kalkık hokka gibi bir burun. Uzun kıvrık kirpikler. Beyaz ten. Küçük pembemsi dudaklar. İnsanın bu sevimliliği içine alıp saklayası geliyor.
Evliliğe karşı biri değilim. Öyle kadın düşmanı falan da değilim. Mahalleden görüştüğüm bir iki kız oldu ama "Tamirciyle düşünmüyorum, askerliğe dönersen bu iş olur." dediler. Mesleğimi beğenmediler, ben de yol verdim onlara. Anneme de "Başka kimseyle görüştürme beni. Kendi evleneceğim kadını kendim bulurum." dedim.
Sare öğretmen, ben tamirci. Olur muydu bilmem ama bana karşı çok saygılı. İşimi küçümsemedi.
Onunla en son babam için kan vermeye geldiğinde görüştük. Sonra benim işlerim yoğunlaştı. Derken bazı kızlar yüzünden numaramı değiştirdim ve öylece kopukluk oldu.
Aslında istesem daha da yakınlaşırdım ona, sürekli bahaneler bulup zamanla işi ilerletirdim fakat korktum. Aynı lafı ondan da duymaktan korktum. Mahalledeki en vasıfsız ev kızı bile; "Allah var, yakışıklısın ama tamirciyle olmaz. Meslek değiştir ya da başka bir firmada beyaz yakalı olarak çalış. O zaman bizim iş olur." dedi.
"Karşılığında sen ne vereceksin?" diye sorduğumda; "Terbiyesiz!" deyip kalkıp gitti. En büyük başarısı kısır yapmak olan kız bile tamirci olduğum için beğenmedi, şimdi karşımda öğretmen biri var, o hiç beğenmez. Bu düşüncelerle uzak durmaya karar verdim.
Sonra yıllardır biriktirdiğim paramla hayalimi gerçekleştirmek istedim. Restaurant açtım. Ama normal bir restaurant değil. Lüks bir mekandı ve et restaurantıydı.
Buradan işlerim yürüdü gitti. İkinci şubesini bile açtım, İstanbul'un başka zengin bir muhitine. Sonra babam ve annem için bir çiftlik satın aldım. Restaurantın etlerini ve birçok kullandığımız ürünleri oradan temin etmeye başladık. Böylece istediğim gibi lezzetli menüler çıkarabiliyorum. Şefler olmasa bile işler aksamaz çünkü ben tam bir et ustasıyım. Askerde öğrendim.
Aileme, özellikle babama çiftlik hayatı iyi geldi. Oraya bu işlerden anlayan 4 kişilik bir aileyi işe aldım. Annem babam sadece onların başında durup neyi nasıl yaptıklarını kontrol ediyor. Dükkana et, süt ve tereyağ çiftlikten geliyor. Büyükbaş hayvanları alıp besliyoruz, zamanı gelince usulüne uygun kesip etleri soğuk hava deposunda tutuyoruz. Tüketim durumuna göre yeniden hayvan alıp çiftliğe gönderiyorum. Düzenimi bu şekilde kurdum.
Mekanım zengin semtte ve lüks olunca, haliyle müşterilerimde zengin kesimden oldu. Zamanla harika bir çevrem ve konumum oluştu. Tek başıma, kendi emeğimle geldim. Sevmesem de artık herkes bana "Barlas Bey" diyor.
Arkadaşım Aslan ve Hakan'ı müdür yaptım. Biri bir şubede, biri diğer şubede müdür. Böylece gözüm arkada kalmıyor. Yine mahalleden gençlere iş verdim, garson veya mutfak bölümünde. Artık yeteneklerine göre ayarladım. Aslan'ın sevgilisi Meyra'yı da restauranta almayı düşünüyorum, aşçılık kursu bittiğinde. Aslan müdür, o şef. Umarım ortalığı ateşe vermezler. Sürekli didişiyorlar, belkide bir arada kalmak iyi gelir ilişkilerine.
Herkes çift, grubun tek takılanı ben olduğum için sürekli beni birileriyle tanıştırmaya devam ediyorlar fakat hiçbiri içime sinmiyor. İkinci defa görüşmeye bile ihtiyaç duymuyorum. İşin bir de mahalledeki kızlar tarafı var.
Tabii konum atlayınca, mahallede tamirci olduğum için bana hayır diyen kızlar şu an resmen yapıştı yakama ve bir türlü uzaklaştıramıyorum. Ahlaksız teklifte bile bulundular: "Bir kere yatalım, beğenirsin eminim. Sonra sen koşarsın peşimden." dediler. Ama bu sözler beni onlara yaklaştırmak yerine resmen tiksindirdi. Günübirlik ve tek gecelik ilişkilerle devam etmeye karar verdim. Annem sürekli; "32 yaşındasın, artık evlen." diye baskı yapıyor. En son biraz sert çıkınca artık bıraktı, ben de rahatladım.
Arkadaşlarım da ailem de kız arayıp bulup tanıştırma işine mola verdi. Özellikle annemin köşesine çekilmesi beni rahatlattı. Eve gelince kafamı dinleyebiliyorum. İçimde bir his var: Ben bir gün birini çok seveceğim, çok fena kapılacağım ama bu kim ve ne zaman olacak bilmiyorum.
Mahallenin zengin, müzmin bekarı olarak yaşamaya devam ediyorum.
Aklımın ve kalbimin bir köşesinde, konuşmayı ilerletemediğim Sare Öğretmen duruyordu.
Ya nasip…