Bazı insanlar büyüten yaşı değil yaşadıklarıdır. Ve yine bazı insanlar görünüşü sebebiyle duygularını gizlemekte ustadır. Tıpkı soyadının hakkını veren Hakan Demir gibi...
Yirmi yedi yaşındaki genç adam düz uzun kirpiklerinin çevrelediği bıçak keskinliğine sahip koyu kahveleri. Yüzünden eksik etmediği kısa kirli sakallarıyla sert tanımından millerce öte uzaklıktaydı. Buna rağmen karşı cinsi kendisine çeken albeniye sahipti. Yanlışa haksızlığa eğilmeyen başı hafif dalgalı saçlarıyla kaplıydı. Uzun boyunu destekleyen abartısız vücut kasları onu daha cazip ihtişamlı kılıyordu. Görünüşünün aksine kulağa çalınan nahif dingin ses tonu ılık bahar rüzgarı gibi insana huzur veriyordu. Kendisini durmaksızın çalışmaya adamış etrafında iş yaşamı dışında hiç kimse yoktu. Ağır yaşanmışlıklarıyla yıllarıdır yalnızlığa demir atmış, insanlarla arasına aşılması imkansız duvarlar örmüştü. Mecbur kalmadıkça konuşmaz lakayt sahte tavırlardan hiç haz etmez tiksinirdi.
Genç yaşına rağmen varlıklıydı alışılmışın dışında karanlık tarafı yoktu. Sahip olduğu mal varlığını küçük yaşta gecesini gündüzüne katarak, dişinden tırnağından artırarak elde etmişti. Bulunduğu ortama ayak uydurur istediğini ustalıkla elde ederdi. İnatçı kişiliğiyle şartları kendisi belirler elde ettiklerinden vazgeçmezdi.
İki kadından aldığı darbe sonrası bir tek yatağına giren kadınlardan vazgeçerdi.
Bazen para karşılığı bazense kendi rızasıyla birlikte olduğu kadınlara ikinci bir şans vermezdi. Cinsel ihtiyaçları için bile olsa insanları kullanmazdı. Gerçi Hakan Demir’in kendine özgü tılsımı cezbeden yanına ilk andan kapılan kadınlar bu durumu pek hoş karşılamıyor. Yeniden ulaşmak için verdikleri tüm uğraşlar boşa çıkıyordu.
Hakan ise hâlinden memnun olduğundan zerre şikâyeti yoktu. Taş kesilmiş kalbine dokunan -dokunduğunu sandığı- tek bir kadın olmuştu. Gizem aile olmaya olan inancını kaybettiren, sevgiyi destekleyen hislerini katletmişti.
Senelerdir yaptığı gibi faaliyete geçen cinsel dürtüleriyle soluğu şehir dışında aldı. Çalışmaktan ibaret yaşamını idame ettiği şehirden, çok zora kalmadığı müddetçe de ülkeden bir kadınla cinsel birliktelik yaşamazdı. Amacına uygun yüksek sesli müziğin hiç susmadığı mekândan yanına gelen kadınla ayrıldı. Gece yarısı yatağına girmek için sabırsızlanan kadınla otele geçti. Ateşli hoş kadına yatakta hak ettiği ilgiyi ruhsuz dokunuşlarıyla sabahın ilk ışıklarına dek gösterdi. Libidosunun yüksekliğiyle başını döndürdüğü kadın uyuyakalınca duşunu alıp otelden ayrıldı. Özel jetiyle iş dışında tanınmadığı ülkeden ayrıldı. Cinsellik dışında kadınlarla aynı yatağı paylaşmayan Hakan, birkaç saatlik yolculuk sürecini uyuyarak değerlendirdi. İstanbul semalarında süzülen jet özel piste iniş yaptığında evine uğradı. Uyku sersemliğinden arınmak için duş aldı. İş yaşamına ve mevsime uygun takım elbisesini giyip kahvaltısını hazırladı. Yalnızlık hayatının her alanında bâkiydi. Sadece uyumak için geldiği evine anlaşmalı temizlik şirketi çalışanları dışında kimse girmezdi. Tüm günü dinç geçirmek için kahvaltıda tüketmekten keyif aldığı çayı tercih etmedi. Akrep ve yelkovanın amansız takibinin ortaya çıkarttığı rakamlarla evden ayrıldı.
Ustalıkla yön verdiği direksiyon hâkimiyetiyle ağır ilerleyen trafiğe methiyeler dizerek ilerledi. İki yıl önce kurduğu mimarlık şirketine epey gecikmeli ulaşan genç adam, otopark girişini kaçırınca direksiyonu plazanın ana giriş kapısına çevirdi. Son model jeepin anahtarını görevliye teslim etti. Araçtan uzaklaştıran adımları nedensizce yüreğini sıkıştırdı. Benliğini kuşatan tuhaf kasvet yüklü histen kurtulmak için derin nefesler aldı. Adlandıramadığı durum adım attıkça katlandı heybetli gövdesi güneşin altında ürperdi. Elleri ve ayakları kışın ayazında çıplak kalmış gibi titredi. Aldırış etmemeye özen gösterdi lâkin bağı çözülen dizleri tutuk adımlar atmasına sebep oluyordu.
Oysa Hakan Demir bastığı yeri titreten adamdı!
Ana giriş kapısına yaklaşırken göğüs kafesini döven organın hiddetli vuruşuyla nefesini kesti. Dik duruşundan taviz vermeden sık soluklar aldı. Odağına denk düşen görüntüyle, ekseninde siyah noktaların raks ettiği kahvelerinde şimşekler çaktı. Cılız bedeniyle poyrazın savurduğu yaprak misali ilerleyen kızla adlandıramadığı garip durum son buldu. Donuk tutuk vaziyeti yerle bir olan Hakan'ın ayakları bedeninden bağımsız harekete geçti. Olağanüstü bir hızla koşan genç adam, kızın yerle bütünleşmeye hazırlanan bedenini son saniyede yakaladı. Kollarına yığılan tüy gibi hafif kızın eş zamanlı kirpikleri buluştu. Solgun nemli yüze çatlamış dudaklara kısaca göz attı oyalanmadan, geniş sarsmamaya özen gösterdiği adımlarıyla varla yok arası ağırlığı jeepine taşıdı.
Güvenlik görevlileri nadir gördükleri ruhsuz adamı ilk kez ana girişte görmenin şaşkınlığını yaşadı. Hemen her gün şirketinde çalışan kadınların mesafeli tavrından dem vurup veryansın etsin ettiğine kulak misafiri oluyorlardı. Kadınlara göre nefes almadan yedi yirmi dört çalıştığı için Hakan Demir işkolikti. İş dışında bir Allah'ın kuluyla sohbet etmez verilen selamı geri çevirmezdi. Hakkında konuşanların üç aşağı beş yukarı derdi belliydi. Elde etmek için kendilerince planlar yapan o kadınlar, şimdi Hakan Demir’i kucağında kadınla koştuğunu görse hayâl zannederdi. Bunca zaman yanında iş dışında hiçbir kadın görülmemişti. Kısa sürede elde ettiği üstün başarısıyla dikkat çeken Hakan Demir. Magazin ağına malzeme olmamış hiçbir yerde, adı hiçbir kadınla anılmamış boy göstermemişti. Kirpiklerini kırpmadan film izler gibi Hakan'ı izleyen görevliler aldıkları komutu yerine getirdi.
Hakan seslenmelerine rağmen tepki vermeyen kuş tüyü kadar hafif kızı jeepin arka yolcu koltuğuna yatırdı. Güvenlikten anahtarını alıp şoför mahalline yerleşti. Kapısını yerinden sökecek kudrette çarpan genç adam kontağı çevirip gaza yüklendi. Birkaç dakikadır yaptıkları pek bilinçli değildi, uzuvları beyninden bağımsız hareket ediyordu. Emin olduğu ise tanışıklığı bağı olmadığı birinin hâli hâl değildi. Akıcı trafikte son sürat ilerlerken dikiz aynasından baygın kızı sıkça kontrol etti. En yakınındaki hastanenin aciline ulaşınca frene asıldı. Hatasının bilincine vardığında kendisine edepsiz küfürlerini sıraladı. Oyalanmadan kontağı kapatıp araçtan indiği gibi cılız gövdesinin yarısı koltuktan sarkmış kızı kucağına aldı. Kendisine duyduğu öfkeyle açık kapıyı tekme atarak kapattı. Koşar adım acil servise giriş yaptığında sinirden uğuldayan kulakları acil personelinin seslenişlerini duymuyordu.
Duygusuz robot diye adlandırılan Hakan panik ve endişeyle kan ter içinde müşahede odasına ulaştı. Denk geldiğinden beri gözle görülür yaşam belirtisi vermeyen, zayıf vücudu temkinlice sedyeye yatırdı. Ait olduğu evrende sadece kız ve kendisi varmış gibi davranan genç adam, omuzunda hissettiği baskıyla irkilip soyutlandığı yaşama geri döndü. Donuk kahvelerini yanı başındaki doktorun meraklı gözleriyle buluşturdu.
"Beyefendi artık hasta hakkında bilgi verir misiniz? Hastayla ola yakınlık dereceniz nedir?"
Hakan işittikleriyle içine saplandığı durumu sorguladı. Sahi kimdi baygın yatan bu küçük kız? Neyi vardı? Neden onca seslenişine hiç tepki vermemişti? Asıl önemlisi süreci bilinmeyen zaman diliminde yaptıkları, bulduğu noktada neyin nesiydi? Sorular silsilesinin Birçok sorunun tek cevabı vardı. Koca bir bilinmezlik!
Aklını kurcalayanları kenara iteleyip silkelenerek doktoru yanıtladı. “Kendisini tanımıyorum neden bu hâlde olduğuna dair bir fikrim yok. Onun tuhaf yürüyüşü ayakta durmakta zorlandığı dikkatimi çekti. Bir anda kendimi onun yanında buldum düşüp kafasını çarpmasına son anda engel oldum. Ancak o kucağıma düştüğü gibi bayıldı o zamandan beri kirpikleri kımıldamadı.”
Doktor verilen bilgileri can kulağıyla dinlerken kontrollerini yaptı. Saptadığı muayene bulgularıyla yüksek sesle isteklerini sıraladı. “Çabuk damar yolu açıp rutin tetkikler için kan alın. Hemen sıvı takviyesi için serum takılsın."
Hakan doktorun aceleci hâllerini pürdikkat izledi, pürüzsüz simasını bürüyen elemle kaşlarını çattı. Doktorun görünürde yarası olmayan kıza acımasına anlam veremeyip merakla sordu. "Nesi var?"
Doktor koşuşturan hemşirelerin kaybettiği her saniyeyle panikledi. Merakı sesine yansıyan adama açıklama yapacak durumda değildi. Hâlâ baygın yatan kızın açılmayan damar yoluyla yüksek sesle hemşirelere çıkıştı. "Size çabuk olun dedim! Hasta açlık ve susuzluktan ölmek üzere!”
Hakan koşuşturma seslerini bastıran hiddetli tonla ellerini yumruk yaptı. Bir sonraki sefere yenilmeyen yemekler, açgözlülük yüzünden haddinden fazla alınıp çöpe atılan gıda ve ekmekler. Gözlerinde film şeridi gibi akan görüntülerle çılgına döndü. Tüm bunlar olurken ufacık bir kız açlık ve susuzluktan ölmek üzereydi ve biliyordu ki onun gibi niceleri vardı. Genç adam içten içe dünyanın adaletsizliğine isyan ederken bakışları sedyede baygın yatan kıza kaydı. Kaskatı kesilen Hakan gözlerini sımsıkı yumup kenetli dişleri arasından nefretle soludu. "Midesinden önce gözü doymayanlara lanet olsun.”
İstekleri yerine gelmeye başlayan doktor, adamın haklı söylemlerini duysa da yorum yapmadı. Zamanla yarışmış bir canı daha ölümün kıyısından almanın yavan sevincini yaşıyordu. Yapılan sıvı takviyesine enjekte ettiği iğneyi çöpe attı. Rahatlamış soluğunu seslice bırakıp ölümün kıyısına savrulan kızı hastaneye getiren adama döndü. “Beyefendi hastanın kayıt işlemleri için kimliği gerek, onu bulduğunuzda çantası veya cüzdanı var mıydı?”
Genç adam kızı gördüğünden beri hiçbir şeyin farkında değildi. Olanları zihin süzgecinden geçirirken boşlukla karşılaşınca başını olumsuzca çevirdi. Soluğunu sıkıntıyla verip ensesini sıvazladı belirli belirsiz sesle mırıldandı. "Bilmiyorum,” duran aklının çarkları döndüğünde aceleyle ekledi. “Onu arabamla getirdim belki işe yarar bir şey bulabilirim.”
Hakan koşar adım terk ettiği müşahede odası gibi istem dışı yaptıklarını sorgulamayı geride bıraktı. Kızın neyi olduğunu öğrenmiş öğrendiği hakikatle sarsıldığı kadar öfkelenmişti. Telaşeden kilitlemediği jeepinin arka yolcu bölümünü kontrol etti, boşlukla karşılaşan kahvelerini kıstı. Koltuğun diğer kenarına sıkışmış kimlik kısa sürede atmaca keskinliğine sahip gözlerinin radarına girdi. Geniş adımlarıyla kayıt bankosuna ulaştığında göz ucuyla bile bakmadığı kimliği görevliye verdi. Olanları özet geçip kaydın tamamlanmasıyla istenilen tutarı ödedi. Uzatılan kimliği yine bakmadan cebine attı. Seri adımlarıyla ulaştığı müşahede odasında küçük kızı göremeyince tedirgin olup kaşlarını çattı. Sedyenin çarşaflarını yenileyen temizlik personeline seslendi. "Kolay gelsin, buradaki baygın hasta nerede?"
Temizlik görevlisi anlayışla gülümseyerek genç adamı yanıtladı. “Hasta tedavisi için normal odaya alındı. Üçüncü kat iki yüz on numara.”
Hakan aldığı yanıtla rahatlayıp görevliye teşekkür etti, asansör alanındaki yoğunlukla merdivenlere yöneldi. Düzenli spor yapmanın sağladığı çeviklikle merdivenleri çabucak tırmandı. Ulaştığı katta koridorun iki yanına belirli aralıklarla sıralanmış, odaları ayıran numaraları takip ederek kızın alındığı odaya ulaştı. Neyle karşılaşacağını bilmediğinden temkinli davranıp kapıyı tıklattı. Olumsuz yanıt veren gür erkek sesiyle geriye çekilip sırtını duvara yasladı. Yay misali gerilen bedeniyle beklemeye koyuldu.
Dakikalar sonra odadan çıkan farklı doktorla aralarında ki mesafeyi iki adımıyla kapattı. Onunda yüzünde meslektaşıyla aynı ifade vardı ortak olan hisleri görmezden gelmeyi tercih etti. Ölümün kıyısında aldığı kızın durumunu sordu. Kendisini tanıtıp branşını ileten doktorun sözleri gerginliğini öfkeye devretti. İşittiği her kelime beynine balyoz darbeleri indirdi. Dönüp duran her cümle sinir uçlarını kamçılayıp Aaa öfkesini körükledi.
Öfke içinde büyüdükçe bir kıvılcım çaktı her hücresi ateşlerde yanıp tutuştu. Nefes aldıkça öfke ateşi harlandı gözle görülmeyen o yangın büyüdü. İleride farklı sebeple çıkacak daha büyük yangının ortasında kalacağından habersizdi.
Genç adam konuşmasını sürdüren doktora odaklandı. “Dediğim gibi hastanın vücut direnci kazanması için bir süre misafir edeceğiz. Bu yüzden ailesine haber verilmeli üzerinden telefon çıkmadı. Acaba aracınıza düşmüş olabilir mi?"
Hakan olumsuzca başını çevirdi. "Yalnızca kimliği vardı."
Dahiliye doktoru anlayışla gülümsedi. "Haber vermek için yarın hastanın uyanmasını bekleyeceğiz."
Hakan gözleriyle onay verirken parmaklarını kısa saçlarına karıştı. Kim olduğunu bilmediği kızla benzer yanları vardı. Eriştiği statüye kolay gelmemiş yokluk görmüştü. Şimdi elinden geldiğince zorda olan kişileri maddi anlamda destekliyordu. Tesadüfen denk geldiği kıza yardım etmek boynunun borcuydu. Mesafeli tutumundan ödün vermeden doktora kartvizitini uzattı. “Gereken ne varsa yapılsın tüm masrafları karşılayacağım. Herhangi bir durumda bana ulaşabilirsiniz daha sonra yine uğrarım.”
Doktor kartviziti önlüğünün cebine koyarken teminat verircesine gülümsedi. "Aklınız kalmasın Hakan Bey, gereken her şey en iyi biçimde yapılacak."
Hakan doktorla tokalaşıp kapalı kapıya kısa bir bakış attı. İyi çalışmalar dileyip hastaneden ayrıldı. Gelişigüzel park ettiği jeepi şirkete sürdü. Gözü yolda aklı hastanede yatan kızdaydı. Muayenede saptanan darp bulguları hâlâ kulaklarında çınlıyordu. O cılız bedene darbe vurulduğunu bilmek, onun kabulleneceği bir şey değildi. Onu gördüğünden beri bilinçsizce yaptıklarını salim kafayla düşününce şaşırmıyor katiyen yadırgamıyordu.
Plazanın kapalı otoparkına aracı park edip rutininin dışında saatte şirketine giriş yaptı. Koridorda denk geldiği çalışanların afallamış bakışlarını göz ardı edip ofisine geçti. Heybetli gövdesini külçe gibi koltuğuna bıraktığında başını geriye meyletti. Buluşan kirpiklerinin ardında son birkaç saat sahnelendi. Kız hakkında söylenenler kulaklarında çınlayıp durulan öfkesini kırbaçladı. Nefesleri düzensizleşen genç adam vücudunu sıkan gömleğinin üstten birkaç düğmesini açtı. Hissettiği yoğun öfke hücrelerinde kol gezerken tıklanan kapıyla gözlerini açtı. Vücudunu dikleştirip üzerine çekidüzen verince beklenilen komutu verdi.
Topuk sesi zeminde yankılanan insan kaynakları müdiresine cam masasının önündeki koltuğu işaret etti. Şuh gülüşüyle uzattığı dosyayı aldı. "Toplantıdan önce kontrol etmek istemiştiniz." Hafif başını sallamakla yetinip vakit kaybetmeden dosyayı inceledi. Üzerinde gezinen bakışları hissettiğinde kirpikleri arasından kendisine hayranlıkla bakan kadına kısa bir bakış attı. Kahvelerini satırlarda gezdirirken yoğun bakışların ağırlığına katlanamadı. Bir sonraki sayfayı çevirirken boğazını temizledi. "Çıkabilirsiniz."
Patronu tarafından kibarca kovulan alımlı kadın bozulsa da belli etmedi. Hüsranla yerinden kalkıp kapıya yöneldi, kulpa uzanan eli Hakan'ın âşık olunası sesiyle havada asılı kaldı. "Boştaki pozisyon için alım yapıldı mı?"
Kadın kalp atışlarını hızlandıran ilâhi sesle gülümsedi, ardına döndüğünde belli belirsiz iç çekerek yanıtladı. "Hayır Hakan Bey, sabah bir başvuru oldu ancak eğitimsiz ve vasıfsızdı."
Dosyayı incelemeyi sürdüren Hakan kalemine uzanırken yanıtladı. "Tamam teşekkürler," Nihayet yalnız kaldığında kadının yaklaşımı, olanlar sebebiyle konsantre olamadığı dosayı kapattı. Yüzünü sıvazlayıp film camla kaplı duvara adımladı. Ellerini biçimli bacaklarını saran pantolonun cebine koydu. İşlek caddede akıp giden trafiği kaldırımda ilerleyen insanları seyre daldı. Hakan yerinden kıpırdamadan dakikaların kovalamacısı benliğinden silindi.
Toplantıya başlamak için kendisini bekleyenler ise hayretler içindeydi. Her zaman dakik planlı çalışan patronları toplantıya geç kalmıştı. Şaşılası durumla fırsat ayağına gelen asistanı Merve ortamdan ayrıldı. Çoğu çalışma arkadaşı gibi imkânsıza tutulmuştu. Sadece diğerlerine nazaran kendisini daha şanslı görüyordu. Kıyafetlerine çekidüzen verip derin bir nefes aldı. Birkaç kez tıklattığı kapının ardından bir ömür dinlemekten usanmayacağı sesi gecikmelide olsa duydu. Hızlanan kalp atışlarıyla kapıyı aralığından süzüldü. Görevini icra ettiğinde gözleriyle onay veren patronu, görkemli vücuduyla yanından rüzgar gibi geçtiğinde baharatımsı kokusunu derince soludu.
Hakan aklından çıkan detayla seri adımlarını toplantı odasına yöneltti. Uzun süren kendisi açısından pekte verimli geçmeyen toplantı nihâyete erince sıkıntıyla soludu. Tek kaldığı geniş odanın camından sızan doğal ışık günün geceye erişecek olduğunun habercisiydi. Olduğu yere sığmayan genç adam ofisinden kişisel eşyalarını aldı. Verimsiz geçen iş günü sabah yaşadıkları derken yorulmuştu. Evine gidip dinlenmek arzusuyla şirketten ayrıldı.
İstanbul'un lanet trafiğinde kağnı gibi ilerlerken şehrin gürültüsünü, zihninde tekrar eden doktorun sözleri bastırdı. İş odaklı planlı hisleri yok sayan kendi tercihiydi. Yıllar sonra ilk kez iş dışında kızın hâline odaklıydı. Düşüncelerinin kuşatması altında dubleks evine ulaştı. Şık lüks ve konforlu evinde karanlık ruhuna tezat her köşede beyaz hakimdi. İçindeki kasvet bulutu dağılmak bilmeyen genç adam avcuna kıstırdığı kişisel aksesuarları koltuğa fırlattı. Kattaki banyoya girdiğinde giysileri çıkartmadan soğuk suyun altına girdi. Kıza yapılanlarla izlerini taşıdığı geçmişine sürüklenmişti. Fitili ateşlenen yoğun öfkeyle sarmalanmış vücut ısısı düşmedi. Fıskiyeden akan soğuk su akıp giden zamanla yarıştı. Zaten sert görüntüsüyle maskelediği kendi yaşanmışlığını senelerdir sindirmiş değildi. Ansızın tesadüfi denk geldiği kıza yapılanları aklı mantığı almıyordu. O küçük cılız vücudu darp sonucu oluşan morluklarla yer yer sigara izmariti izleriyle doluydu. Hepsinin dayanılmaz acısını bilirdi, çocuksu beden o acılara nasıl dayanmıştı. Gün boyu zihnini işgal eden düşüncelerin hıncıyla fayansı yumrukladı. Peş peşe indirdiği darbeler öfkesini dindirmezken yara almış yırtıcı hayvan gibi yakardı. "Lanet olsun!”
Aldığı nefesten eksilmeyen iki kelime git gide cılızlaştı, alnını fayansa yaslayıp kapalı gözleriyle bir müddet bekledi. Öfke yüklü bedenine ıslaklık nedeniyle ağırlaşıp yapışan giysilerden kurtuldu. Kısa tuttuğu duş sonrası sarmal merdivenleri tırmanıp yatak odasına çıktı. Burnundan soluyan genç adam giyinip hazırlandığı filtre kahveyle salona geçti. Kupasını orta sehpaya bırakıp hırpalanan bedenini L koltuğa bıraktı. Başını kolçağa yasladığında gün içinde olanlar amaçsızca baktığı tavamda sergilendi. Yayvanca oturuşunu dikleştirip yüzünü birkaç kez sıvazladı. Geçmişin girdabına sürüklenen genç adam eti kemiğinden sıyırılıyormuş gibi acı çekiyordu.
Gürültüyle soluğunu bırakıp kahvesinden bir yudum aldı. Ruhu bedenine dar gelen Hakan olduğu yere sığamadı. Kupasıyla aralı sürgülü kapıdan balkona geçti. Şehrin geceyi delip geçen gürültüsüne kulak kabartarak kahvesini yudumladı. Büyükşehrin dezavantajı bu gece onun için ayrı bir katlanılmazdı. Az evvel kapalı mekâna sığamadığı gibi açık ferah alanada sığamadı. Yarıladığı kupayı hasır masaya bıraktı. Gün içinde olanlar bir gece öncesinin uykusuzluğuyla bitap vücudunu, dinlendirmek maksadıyla yüz üstü yatağa bıraktı.
Beyninde doktorun kızla ilgili söyledikleri yankılanırken kapalı gözlerinin ardında kendi geçmişi perdelendi. Sıkıntıyla dönüp durduğu yatakta uyuyamayacağına kanaat getirip ayaklandı. Eve sığamayan genç adam koltuğa bıraktığı kişisel aksesuarlarını alıp kendisini dışarı attı.
Jeepin sürücü koltuğuna geçip gaz pedalına yüklendi. Direksiyonu en yakın sahile çevirip tenha yollarda bir müddet ilerledi. İstediği konuma ulaştığı gibi ücra köşeye park ettiği araçtan çıktı. Denize yakın kayalığa oturup iyot kokusunu derince soludu. Kahveleri ay ışığının karanlık suları süsleyen ışıltısına sabitledi. Hafif esintiyle kayalıklara çarpan ezgiyi dinledi. Olanlar zehirli sarmaşık gibi ruhuna dolanan Hakan bir nebze olsun ferahlamayı diledi. Bir yudum huzura muhtaç olan genç adam dakikalar geçmesine rağmen umduğunu bulamadı. Ciğerlerine sığdırdığı oksijen içindeki ateşi harladıkça harladı. Açık alanda Hakan'ı yakıp kül etti.
Sanki koskoca evren iğne deliği gibi ufaktı içine herkesi sığdırıyordu da bir kendisine yer bulamıyordu. Oturduğu kayalıktan hışımla kalktı ayak bastığı kaya parçalarını kum tanelerine çevirmek ister gibi sert adımlarıyla ezdi. Park hâlindeki jeepine binip var gücüyle sıktığı direksiyona boş sayılan yollarda nereye gideceğini bilmeden yön verdi.
Bilinçsizce ilerlediği güzergâhta kahveleri trafik levhasına takıldı. Kendi kendisine mırıldanırken hızını düşürdü, “Buraya kadar gelmişken durumu hakkında bilgi alayım.” Şerit değiştirirken gözleri direksiyonu kavrayan ellerine kaydı. Kavisli kalın kaşları hafif meyille çatılırken bembeyaz olan parmak boğumlarıyla tutuşunu gevşetti. Hastanenin otoparkına aracı park edip karşılaştığı andan itibaren allak bullak eden kızın bulunduğu kata çıktı. Nöbetçi hemşirelerden durumda değişim olmadığı bilgisini aldı. Dillendirdiği talep aklının ucundan geçmemişti. Söylediğini idrak etmenin şaşkınlığını yaşarken geri çevrilmeyişiyle sessiz kaldı. Ardına döndüğünde amacı hastaneden ayrılmaktı. Lâkin bağımsızlığını ilân eden ayakları genç adamı kızın yanına taşıdı.
Koyu kahvelerinin radarına loş ışığın aydınlattığı hastane odasında, kömür karası ince tutumlar boneden firar etmiş. Kenetli kirpiklerinin gölgesi çıkık elmacık kemiklerine vuran soluk tenli kızla, ne zamandır tuttuğunu bilmediği nefesini bıraktı. Saatler boyu çektiği eziyet eş zamanlı son bulan Hakan’ın başına buyruk ayakları harekete geçti. Hastane kokusunu bastıran nitelendirmediği kokunun kaynağına yaklaştı. Kirpiklerini kırpmadan derin uykuda olan kızı izledi. Hiçbir sebep kadına şiddet uygulamayı işkence etmeyi gerektirmezdi. Biraz uzağındaki çocuksu beden kabullenilmez duruma maruz kalmıştı. Fiziki muayenede saptananlar tedavi edilirdi. Daha fazlasını ruhunda taşıdığı aşikârdı tedavisi mümkün topyekûn silinmesi imkânsıza yakındı.
Bizzat deneyimlediği kendisinden biliyordu.
Yorgun gövdesini hasta yatağının karşısındaki koltuğa bıraktı. Koyu kahveleri mıhlanıp kaldığı kızdan ayrılmadan dakikaları devirdi. Yayvanca oturduğu geniş koltukta su misali hızla geçen zamanla anbean gevşedi. Evinde limanına uğramayan uyku bitkin bedenine sızdı. Başı kolçağa düşerken odağı değişmedi git gide kısılan kirpik mesafesi sıfırlandı.
Gökyüzü geceyi uğurlayalı birkaç saat olmuşken Hakan düz uzun kirpikleri işittiği sayıklamayla aralandı. Gövdesini dikleştiren genç adam uyku sersemliğiyle etrafa bakındı. Kımıldayan kuru dudaklardan çıkan cılız sese kulak kesildi. “Su."
Uyku hâli toz bulutu gibi dağılan Hakan keskin bakışlarıyla hastane odasını taradı. Güçlükle duyduğu sesin sık tekrarlanmasıyla koşar adım kafeteryaya indi. Suyu rahat içmesi için aldığı pipetle kısa sürede odaya döndü. Sayıklaması süren kızın başını hafifçe kaldırdı pipeti çatlamış aralı dudaklarına sabitledi. Pürdikkat gözleri kapalı kana kana su içen kıza yardımcı oldu. Bir müddet sonra serbest kalan pipetle yeteri miktarda sıvı aldığına kanaat getirdiği kızın başını yavaşça yastığa bıraktı.
Hafifçe tıklatılan kapıyla irkilip iki büklüm gövdesini dikleştirip geriye adımladı. Açılan kapıyla omzu üzerinden ardına baktı. Minyon tipli kumral hemşirenin sevecen sesine baş sallamakla karşılık verdi. "Günaydın" işini rahat yapabilmesi için kenara kaydı.
Hemşire ilk iş bitmek üzere olan serumu yenilenip kızın ateşini ölçtü. Hastane önlüğünün açıkta bıraktığı kemikten ibaret koluna tansiyon aletini takıp ölçümünü yaptı. Kontrollerini tamamlayan hemşire elde ettiği verileri takip dosyasına not etti.
Hakan çekildiği köşeden işlemlerin tamamlanmasıyla ayrıldı. Nahif sesinin desibelini kısık tuttu. “Durumunda bir değişiklik var mı?
Kumral hemşire hastanın olumlu değişim göstermesinin verdiği rahatlıkla gülümsedi. “Nilay Hanımın.”
Hakan kaşları duyduğu isimle havalandı sorgular nitelikte tekrarladı. “Nilay?"
Hemşire uyuyan hastayı işaret ederek bilgi verdi. “İlk geldiğinde epey düşük tansiyonu vücut kitle endeksine uygun seviyeye yakın. Maalesef ateşi hâlâ biraz yüksek ancak korkulacak düzeyde değil.” Kollarını göğüs hizasında katlı adama geçmiş olsun dileğini iletip odadan ayrıldı.
Hakan edindiği bilgilerle rahatlayınca birkaç saat uyuduğu koltuğa geçti. Kısa süreli rahatsız alanda uyumasına rağmen epey dinçti. Titreyen telefonunu cebinden çıkarıp sabahın körü denen saatte arayan asistanıyla kaşlarını çattı. Sessizce koridora çıkıp aramayı yanıtladı. “Merve hanım bir sorun mu var?”
Genç adam heyecanı sesine yansımış toplantı hatırlatması yapan asistanıyla ensesini sıktı. “Toplantıyı iptal edin Merve Hanım, bugün gelmeyeceğim.”
Asistan duyduklarını idrak etmekte zorlanırken tereddütle sordu. "Anlamadım?"
Afallaması normaldi ilk kez bir toplantıyı iptal ediyordu. Üstelik bir saat kala! Hakan kısa kesim dalgalı saçlarını çekiştirip bıkkınca soluyup görüşmeyi sonlandırdı. “Anlaşılmayacak bir şey yok Merve Hanım, toplantıyı iptal edin. İyi çalışmalar.”
Kapıyı aralayıp Nilay'ı kontrol etti, bir şeyler yemek için kafeteryaya indi. Elindeki tepsiyle boş masalardan birine yerleşti. Tepsidekilerden atıştırırken aklı verimli olamayacağını bildiğinden iptal ettiği toplantıya kaydı. İçinde bulunduğu durum sebebiyle bir süre işine odaklanması zordu. Düşüncelere dalan genç adam karşındaki boş sandalye çekilince, tabağına diktiği gözlerini öfkeyle karşına destursuz oturan kişiye kaldırdı..