Ahmet sızdığı bankta yüzüne değen ıslaklıkla kaşlarını çattı. Ufaktan yerine gelen bilincine şiddetli baş ağrısı eşlik etti. Sert zeminle bütünleşen uzuvlarını kımıldatırken gözlerini zorlukla açtı. Meymenetsiz suratının dibine girmiş mahzunca bakan sokak köpeğini, elinin tersiyle itip uzaklaştırdı. Gövdesini doğrultup baş ağrısını hafifletmek için elleri arasına kıstırdığı başını ovuşturdu. Kâr etmeyen baskısını sonlandırıp yol kenarına park ettiği aracına yerleşti. Mesafe yakın olsa da trafiğe takılmaktan kurtulamadı. Eve ulaşınca direkt banyoya girip aceleyle hazırlandı, dinmeyen ağrısının sıkıntısıyla attığı sert adımlar sessiz evde yankılandı. Akşam ettiği eziyet yetmez gibi çekyatta uyuyan yüzü darp izleriyle bezeli Nilay’ı söylenerek sarstı. “Kalk lan miskin miskin yatıp asabımı bozma!” Feryat eden acı yüklü tonla gözlerini açan kızı kolundan tuttuğu gibi mutfağa sürükledi. Tezgaha doğru iteklediği Nilay'ı yere düşmesini umursamadı. “Bana okkalı bir kahve yap!”
Genç kız insanlık dışı uyandırılma sonrası afallarken zemine çarpan vücudu, ilacın etki alanından uzaklaştı. Belirgin acıya göz yumarak kendisinden istenileni yaptı. Fincanı şakaklarını ovan Ahmet'in önüne bırakıp zıttı açıya ilerledi. Ayakta durmakta güçlük çeken vücudunu yaslandığı duvarla destekledi. Başı önde ne yapacağını bilmez hâlde bekledi, yakınında oluşan hareketlilikle korkuyla yutkundu. Birkaç hışırtı sonrası duyduklarına inanamadı lakin odağına düşen kâğıt parçası gerçekliliği kanıtlıyordu. “İki alt sokaktaki marketten yemeklik bir şeyler al!”
İlk defa bir başına, bir yere gidecek olmanın oluşturduğu şaşkınlık, mutluluk ve sevinçle harmanlandı. Dağınık saçlarına sinsi zehirli yılan gibi süzülen parmaklarla irkildi. Saç diplerinin çekiştirilmesiyle başı geriye meyledince hisleri kursağında kaldı. Yüzüne eğilen adamın öfkeli gözleri korkmasına sebep oldu. Korkusunun nedeni yeniden o yatağa atılmaktı.
Ahmet asıldığı saçları gevşetmeden tehditkâr sözlerini ses tonuyla destekledi. Televizyon sehpasının çekmecesinde evin yedek anahtar var.” Nilay'ın saçlarına biraz daha asıldı başını iyice geriye yatırdı. Baskı uyguladığı dişleri arasından soludu, ”Kaçmaya kalkışma seni bulmam zor olmaz! Bulduğum gibi eve getirir ayaklarını zincirlerim! Tuvalete gitmek için yalvarırken aklının almayacağı şeyler yaparım!” Yüzleri arasındaki mesafeyi en aza indirgediğinde yüksek oktavlı sesiyle bağırdı. Beni anladın mı lan!“
Genç kız saç köklerindeki keskin sızının tahrip edici boyutuyla gözlerini sımsıkı yumup elemle fısıldadı. “Anladım.”
Ahmet eline doladığı saçları serbest bırakıp kızı iteledi. Yere kapaklanan Nilay'ın boşluğuna gelişigüzel tekme savurup evden çıktı.
Yalnız kalan genç kız acıyla haşır neşir bedeniyle zeminde kıvrandı. Akıp giden gözyaşlarının tuzu dışarı çıkacak olmanın mutluluğuyla kıvrılan yara bere içindeki dudaklarını yaktı. Kendisini daha iyi hissedince ayaklanıp aralı pencereden temiz havayı soludu. Hissettiği heyecan acılarını dindirirken banyoya geçip darmadağın saçlarını düzeltti. Bir ilki yaşamanın sevinciyle çarpan kalbi, benliğinde kanat çırpan yüzlerce kuş sürüsünü misafir ediyordu. Simasını benzeyen izlere aldırış etmeden banyodan ayrıldı. İçinde kaybolduğu üzerine birkaç beden büyük uzun elbisesini düzeltti. Düğün alışverişinde alınan babetlerini giyip kapıyı kilitledi. Merdivenleri seke seke inip bina çıkışına ulaştı. Saatler evvel maruz kaldığı şiddetin sancılarını hissetmiyordu. Dışarı çıkıyor olmak deva olmuş acılarını unutturmuştu, derin bir nefes alıp sokağa çıktığı gibi başını hafif geriye yatırdı. Dudak kıvrımları yanaklarına yol alırken bulutsuz göğe baktı. Kirpikleri minnetle buluşurken cıvıldayan seslere kulak kesildi. Temiz havayı engelsiz solumanın sefasını sürüp gülümseyerek yola revan oldu. Perişan hâlini garipseyen bakışlara denk gelmesi tedirgin ederken gülüşü soldu ancak silinmedi. Esareti sürse bile özgürdü kaçmak aklının ucundan geçmedi. Yol yordam bilmemesi sorundu üstelik oldukça büyük kalabalık şehirdeydi.
Adımları markete ulaştığında vakit kaybetmeden sebzeleri seçti, içeridekileri takip ederek kasaya yöneldi. Etrafında kimse olmadığından işittiği sese döndü “Hanımefendi aldıklarınızı tartmamız gerek.” Nilay bilmediği yaşam daha ilk günden gerçeğiyle burun buruna gelmiş mahcup olmuştu. Topukları üzerinde dönüp görevliye çekingen gülüşüyle mırıldandı. “Lütfen, kusuruma bakmayın.”
Market görevlisi yüzündeki yaralarla gülümseyen kızla ellerini yumruk yaptı. ‘Yine bir kadın darp edilmiş her şeye rağmen gülümsüyordu. ‘Daha kaç kadın şiddete maruz kalacak, susmaya mecbur bırakılacaktı? Var olan düzene haysiyetsizliğe küfür etmek dışında sıradan bir vatandaşın elinden ne gelirdi? Yardım etse göz koydu, etmese merhamet yoksunuydu. Bakmaya yükümlü oldukları için susmaya mecbur kalınırdı.' Görevli düşüncelerinden çocuksu sesle sıyrıldı. “Aldıklarımı tartar mısınız?” Boğazına çöreklenen yumruyu iteleyip göz kontağı kurmadan işe koyuldu.
Nilay başı önde işlemin tamamlanmasıyla kasaya ilerledi. Gördüğü şekerleme türlerini canı çekmiş, kalmayan para yüzünden çektiğiyle kalmıştı. Kendisine üzülüp acıyarak bakanların farkındaydı. Şartlar baba evine nazaran daha rahat olduğundan umursamadı. Aynı güzergahı takip ederek eve ulaştığı gibi mutfağa geçip yemekleri yaptı. İlerleyen saatle masayı hazırlarken kilit sesiyle yutkundu. Saatler boyu benliğini terk eden korku, dalga dalga hücrelerini sardı. Ara verdiği işine titreyen elleriyle devam etti.
Ahmet selamsız sabahsız eczane poşetiyle girdiği evde masaya kuruldu. İnsanın midesini ayağa kaldıracak şekilde yemekleri yiyip cinsel performans ilacını içti. Eczacının söylediğine göre yarım saatte etkisini gösteren etkili bir ilaçtı.
Genç kız adam yemeğini yerken öne eğik başıyla kapı eşiğinde bekledi. Ahmet'in odadan çıkmasıyla kalan birkaç lokma yiyip bulaşıkları yıkadı. Dikkat çekmemek için sokak lambasının aydınlattığı mutfakta otururken yüreği ağızında atıyordu.
Ahmet iki saati aşkın süredir etki etmeyen ilaçla öfkelendi. Eczacı ve kendisine küfürler ederek odasında dört döndü. Akıp giden dakikalar sinirlerini kamçılarken hışımla odasından çıktı. Soluğu küçük karısının yanında alıp çekiştirerek kaldırdığı Nilay'ın boğazına yapıştı. Son günlerde harcadığı para gözüne batıyordu. Bu gidişata dur demek için tükürükler saçarak konuştu. “Bir sikime yaradığın yok! Bundan sonra benim paramla kuru ekmek ve su dışında hiçbir şey yediğini görmeyeceğim! Günlük vereceğim parayla benim yiyeceğim kadar malzeme alıp pişireceksin!“ Hırsı gözlerini kör etmiş hiç suçu olmayan kızın nefes almak uğruna çırpındığını görmüyordu. “Beni, anladın mı lan?”
Oksijensizlik Nilay'ın gözlerine perde indirmiş kıyıya vuran balık misali çırpınıyordu. Ölmeyi hep dilemişti ancak can tatlıydı, vazgeçmek kolay değildi. Boğazını sıkan baskı son bulunca tutulduğu öksürük nöbetiyle iki büklüm olan takatsiz vücudu zemini boyladı.
Ahmet sıkmaktan uyuşan elini yapıştığı noktadan çekti, sık derin nefeslerle kan akışını hızlandırdığı elini masaya vurdu. Beklediği yanıtın gelmek bilmeyişiyle hırladı. “Cevap ver ulan cevap, anladın mı?” Seri öksürüklere karışan kesik onayla sandalyeyi devirdi. Öksürmeleri süren kıza birkaç tekme savurup lağım ağzına yakışan küfürlerini sıraladı. Yaşlılığın verdiği bitkinlikle odasına geçti.
Yalnız kalan genç kız zor bela hareket ettirdiği cılız, hırpalanmaktan usanmış bedenini çekyata bıraktı.
İki ay Nilay için kan ve gözyaşıyla benzer döngüde geçti. Ahmet’in deneyimlemekten vazgeçmediği cinsel performans ilaçları ise zerre etki etmemişti. Küçük karısına uyguladığı fiziksel şiddete ek, gözünün önünde afiyetle yemek yiyerek psikolojik şiddette uyguluyordu. Eve her zamanki vakitten daha erken geldiği gün Nilay’ı yaptığı yemeklerden yerken bulmuş. Kızın ağzından burnundan oluk oluk kan getirecek kadar dövmüştü. Benzer birkaç dakika değişikle geldiği günlerde, yaptığının işe yaradığını görmüş teftiş etmekten vazgeçmemişti.
Nilay gün geçtikçe açlıktan halsiz düşmüş kilo vermişti. Kemikleri sayılacak kıvama gelen bedeni ruh sağlığı olanları kaldırmıyordu. Ailesinin yanında en azından karnı doyasıya yemese de gıdasız kalmıyordu. Son bir aydır onların yanında olmayı diler olmuştu. Geldiği boyut cesaret hissini tetiklemiş kendi parasını kazanma kararı almıştı. Pişirdiği protein kaynağı gıdanın kokusuyla açlıktan bayılmak üzereydi. Cılız sesiyle durmaksızın kendisini yüreklendiriyordu. “Bu akşam söyleyeceğim dayanacak gücüm kalmadı. Allah'ım sen yardım et, yalvarırım çalışmama izin versin.”
Yemeğin altını kapatmasıyla eş zamanlı açılan kilit sesiyle gözlerini yumdu. Aynı hareketi birkaç kez tekrarlayıp ciğerlerini havayla genişletti.
Ahmet hazır masadaki eksiklikle kaşlarını çattı, protein kaynağı gıdayla odaya giren Nilay’la homurdandı. “Yarım yamalak iş yapma.” Geçen zaman zarfında hayata geçirdiği işkence biçimini yerine getirmeyen kızı sandalyeye çekti. İlk zamanlar kapının kenarında bekleyen Nilay’ı artık yemek boyunca yanında tutuyordu.
Nilay son günlerde dayanma gücünü istisnasız ihlâl eden duruma katlanamadı. Ağzını şapırdatan adamdan bakışlarını kaçırdı. Yumruk yaptığı ellerinden cesaret alıp cılız sesiyle mırıldandı. “Ben çalışmak istiyorum.”
Ahmet'in fısıltıyı andıran sesle gözü döndü çatalı duvara fırlattı. “Lan başıma çalışıp orospu mu olacaksın!” Dili kirli zihniyetinin zehrini akıtırken ayağa kalktığı gibi kızın saçlarına asıldı. Avını pençesine kıstırmış yırtıcı hayvan gibi üzerine eğildi. “Ne bok yemeye çalışacaksın, kuru ekmek neyine yetmiyor nankör!”
Nilay canına tak diyen durumu nihayete erdirmekte kararlıydı. Dayağa hakarete nasılsa alışkındı tek korkusu o yatakta olmaktı. Ara sıra başına gelen şeyin olma ihtimalini göze alıp isyan eder gibi çıkıştı. “Günde birkaç dilim kuru ekmekle doyulmuyor. Kaç ay direndim artık dayanamıyorum. Alın terimle paramı kazanmak karnım doyasıya yemek yemek istiyorum.”
Ahmet geri cevap verip dinlenen küçük karısıyla ilk an şaşırsa da belli etmedi. Yüksek perdeden çağlayan sesin kesilmesiyle kahkaha attı. “Demek küçük karım bana baş kaldırıyor.” Yüzleri arasında bir nefeslik mesafe bırakıp dişlerini sıktı. “Senin o diklenen başını gövdenden ayırırım. Akıllı ol benim asabımı bozma.”
Nilay cesareti kırılsa da vazgeçmedi güçsüz sesiyle âdeta yalvardı. “Lütfen ne istersen yaparım. Ne olur izin ver.”
Ahmet’in dudakları şeytani gülüşle kıvrılırken parmaklarının tersini Nilay’ın boynunda gezdirdi “Demek ne istersem yapacaksın.”
Genç kız adamın yakın teması dokunuşlarıyla iğrenirken yanan umut ışığına tutundu. “Evet, ne istersen.”
Ahmet’in aklına son dönemlerdeki maddi kaybını geri kazanmak geldi. Kız zaten sözünden çıkmıyordu ailesi iplerini hiç bırakmamıştı. Aynı taktiği uyguluyor kendisini tanımayan karısına göz dağı veriyordu. Ondan iki kat korkması için elinden geleni yapmıştı. Nilay’ı getirdiği boyuttan ziyadesiyle memnundu. Ne derse yapacak kıvamdaydı, yatağı ısınmamış bari cebi dolsundu. “Kazandığın paranın çoğunu bana verecek, yemeğimi tam vaktinde hazırlayacaksın! Hâl ve hareketlerinde ufacık değişiklik sezmeyeceğim! En ufak farklılıkta senin bacaklarını kırar bu eve zincirlerim!” duraksadı kızın boğazına yapışıp işaret parmağını doğrulttu. “En önemlisi namusuma zeval getirmeyeceksin!
Ar'dan bahseden kişiliksiz, kızı yaşındaki birinin körpe vücuduna iffetine göz diken şahsiyetsizdi.
Nilay boğazını saran baskının varlığına aldırış etmeden, açlığının son bulma sevinciyle gözleriyle onay verdi. Adamın geri çekilmesiyle gözyaşları içinde mırıldanarak yineledi. “Kabul istediğin her şeyi harfiyen yerine getireceğim.”
Ahmet alayla güldü “Çalışsanda çalışmasanda sözümden çıkma şansın yok!” Çenesini sıvazlayıp kıza üstten bakışlar attı, bu zamana kadar giydikleri şehre uygun değildi. Bu kılıkta işe alınmaz dilenci zannedilirdi. Eline üç kuruş para sıkıştırır işe filan almazdı. Akrep taşıdığı cebine son kez elini attı, kaz gelecek yerden tavuk esirgeyemezdi. “Önce şu besleme kıyafetlerinden kurtul! Üstüne edepli birkaç parça al.”
Nilay’ın tecrübe edeceği yeni ilkle sevinci katlanırken hevesle başını salladı. Yanından geçip giden Ahmet’le içinde tuttuğu gülüşünü serbest bıraktı. Mutfağa taşıdıklarını çarçabuk yıkayıp ceylan gibi sekerek salona girip kapısını örttü. Mutluluk heyecan ve umudun çevrelediği vücudunu çekyata bıraktı. Kursağından günler sonra kuru ekmek dışında bir şeyler geçecekti. Yarının bilinmezlik ve sürprizlerini düşlerken çekyatta dönüp durdu. Gece yarısı zor bela uykuya daldı dinlenmesi gerekti. Sonunu bilmediği yeniliklere adım atacaktı. Geçmişi ardında bırakamayacaktı belki ama dirayetli olması gerekti.
Genç kız heyecandan birçok kez uyanmış doğru düzgün uyumamasına rağmen bedeni dinçti. Sadece hayat tecrübesi olmadığı gibi iş tecrübesinin olmaması gözünü korkutuyordu. Derinlerden gelen cılız sese kulak verip ayağa kalktı. 'Başarabilirsin.'
Günlük rutin gereksinimlerini tamamladığı gibi seri adımlarla mutfağa geçip Ahmet'in kahvaltısını hazırladı. Her zamanki saatinde uyanan adamın meymenetsiz suratını yıkamadan masada yerini almıştı. İştahla yaptığı kahvaltısını bitirip evden çıkmasını sabırsızca bekledi. Neyse ki daha yarısına gelmeden azat edilmiş ev toparlama işine girişmişti.
Yeni alınan karar uygulamaya geçmeden ufak çaplı değişiklik, Nilay'ın yaralarla kaplı ruhuna şifa olmuş umut kırıntıları ekmişti. Evden ayrılmadan tehdit bazlı tembihlerini sıralayan adamı sessizce dinlendi. Gidişiyle masayı toparlayıp payına bırakılan kuru ekmeğini yedi. Üzerine temiz elbiselerinden birisini giyip saçlarını ördü. Kıyafet parası ve anahtarını alıp erkenden evden ayrıldı.
Berrak gökyüzünün misafir ettiği güneşin göz alıcılığına hayranlıkla bakan Nilay, keşfedilmemiş duru güzelliğinin yanında sönük kaldığından habersizdi. Güneşin albenisine kapılmaya son verip kendi kararıyla alacağı kıyafetleri aramaya koyuldu. Dışarıya adım attığı an tereddüttü buhar olup uçtu. Eski evlerin bulunduğu sokakları aşan adımları işlek caddeye ulaştı. Birbirine karışan farklı müzik sesleri, yeni iş gününe hazırlanan çalışanların telaşı... Normalde her bireyin zihni yoran görüntü Nilayı mutlu ediyordu.
Kısıtlamalar olsa bile kendince bir nevi kendince özgür sayılırdı...
Birkaç dükkân ötesindeki kadın giyim mağazasıyla adımları hızlandı. Camekan vitrine bakınca yüzü düştü sergilenen giysiler giyebileceği türden değildi. Birkaç mağaza vitrininde sonuç değişmezken umudunu kaybetmedi. Lâkin akıp giden zamanın farkında değildi.
Kendisine uygun kıyafet bulma umudu körelirken adımlarının temposu düştü. Kuytuda kalan mağazanın dışında sergilenenlerle bu yaşına dek hiç belirmeyen bir gülüş dudaklarında sahnelendi. Çokta kısa sayılmayan mesafeyi hızlıca kat edip mağazaya giriş yaptı. Türlerine göre bölümlere ayrılan kıyafet askılarını karıştırdı. Işıldayarak baktığı askıları itelerken yakınından gelen ince sesle irkildi. Çarçabuk kendisini toparlayıp yardım teklifinde bulunan görevliyi geri çevirmedi. Bedeni sorulduğunda askıya uzanan eli havada asılı kalırken dakikalardır hevesle kıyafetlere bakan gözleri ayak ucuna indi.
Mahrum kaldığını bildiği her şeye üzülüyordu ancak bir başkasının şahit olmasından utandı. Hayattan bir haber yabancı olduğu gibi kendi bedeninden bile bir haberdi.
Satış danışmanını, müşterinin durgunlaşması çokta şaşırtmadı. Üzerindeki bol elbise olanı gözler önüne sergiliyordu. Hor görüp aşağılamak iş etiğinden önce kişiliğine aykırıydı. Sevecen tavırla yaklaşıp gözlemlediği duruma elverişli giysiler bakındı. Kara gözlerinin epey oyalandığı renk ve model önceliğiydi. “Görünüşe göre beden ölçülerimiz aynı ve çok şanslısınız otuz dört beden seçenekler mağazamızda az olsa bile çoğu yerde fazladır.”
Nilay karşılaştığı iyimser yaklaşımla mahzunlaştı. Utancını biraz olsun arkasında bırakmıştı ancak heyecan ve sevincini urgan misali boğazına dolanmıştı. İnce çekimser seslenişi bulan bakışları koluna tutuşturulanlara ilişti. Kaşla göz arası kendisini deneme kabininde buldu. Tutuk hareketlerle elbisesinden kurtulup askıdakileri üzerine giydi. Hüzün yüklü bakışlarını yeni giysinin sarmaladığı, ölçüsünü birkaç dakika evvel öğrendiği bedeninde gezdirdi. Tıklatılan kapının ardından gelen tez canlı seslenişle dudakları hafifçe kıvrıldı. Kilidi çevirip kabinden çıktığında samimiyetle konuşan satış danışmanından bakışlarını kaçırdı.
Sıradan günlük kıyafetle bile çok güzelsin..
Nilay utanma sıkıla teşekkür ederken görevli boy aynasının karşına yönlendirdi. Yansımasının aksettiği yüzeyle çakışan gözleri şaşkınlıkla büyürken kendi kendisine mırıldandı. 'Bu gerçekten ben miyim?' Koyu mavi taşlanmış kot etek bileklerinde bitiyordu. Beyaz desensiz uzun kollu gömlek üst gövdesine uygundu. Farklı görünüşünde göze batan tek sorun sutyensiz göğüsleriydi. Annesi vücuduna oranla büyük olan göğüsleri dikkat çekmesin diye sutyen almazdı.
Göze çarpan detayla satış danışmanı soluğu iç çamaşırı reyonunda aldı. Tahminleri doğrultusunda seçtiği beyaz sutyeni kısa sürede buldu. Yerinden kıpırdamadan şaşkınlık ve beğeniyle yansımasına bakan Nilay'a seslendi. “Yanlış anlama lütfen ama bunu giyersen daha iyi olur.”
Nilay uzatılan kutuyla kara gözlerini aynadan kaçırıp zemine indirdi. Terzinin ısrarla önerdiği annesinin hiddetle reddettiği kumaşın saklı olduğu kutuya kaçamak bir bakış attı. Şimdi annesi yanında yoktu, üstelik kısıtlı özgür yaşamını büyük bir şehirde idame ettiriyordu.
Düşünceleriyle boğuşurken gözleri kendisine epey yardımcı olan satış danışmanının üzgün yüzüne değdi. Derince iç çekerek aldığı kutuyla kabine girdi. Çıplak bıraktığı üst gövdesine taktığı sutyenin klipslerini vücuduna göre ayarladı. Çıkardıklarını hızla giyip örgüden yüzüne firar eden tutamları kulağının arkasına sıkıştırdı. Kabinden çıktığı gibi kocaman gülümseyip göz kırparak “Şimdi daha güzel oldunuz,” diyen satış danışmanına utangaçça gülümsedi.
Boy aynasının karşısına geçip yabancısı olduğu aksine son kez baktı. Aldıklarının tutarını öderken kendisine epey yardımcı olan kişiye teşekkürlerini sıraladı. Elbisesini tıkıştırdığı poşetle mağazadan ayrıldı. Görünüşüne çekidüzen vermiş hâlinden ziyadesiyle hoşnuttu. Kursağından lokma geçirmek için asıl gayesine ulaşmak için caddeyi tekrardan arşınladı. Denk geldiği ilanları hevesle inceledi şartlarının elverdikleriyle görüştü. Tecrübesiz oluşuyla daha ilk günden umutla çaldığı kapılar yüzüne kapandı.
Günler birbirini kovalarken Nilay'ın büyük umutları yerini kırıntılara bıraktı. Koşuşturmaktan bitap düşüp zorlansa da pes etmedi. Sabah erkenden çıktığı eve Ahmet’in gelmesine birkaç saat kala giriyordu. Kendisi açlıkla mücadele edip daha hızlı kilo kaybederken onay yemek yapmak apayrı eziyetti. Bu kadarı yetmez gibi sonuçsuz kalan iş arama girişimleriyle, her akşam saatlerce aşağılayıcı sözlerini işitiyordu. Bedeni güç kaybı ruhunu da eritirken her gece ağlayarak uyuyordu.
Nilay yeni güne kulağına çalınan kuş cıvıltılarıyla kirpiklerini araladı. Çekyatta güçlükle kalktığında gözleri ekseninde uçuşan noktalarla duvara tutunarak banyoya geçti. İhtiyaçlarını giderip suratını bol suyla yıkayınca biraz olsun kendisine geldi. Sarsak adımlarla hareket ederken tek lokma yiyemeyeceği kahvaltıyı zorlanarak hazırladı. Ahmet hakaret ve tehditlerini sıralayıp gidince alışılagelen işleri güçlükle tamamladı. İş bulma arzusuyla bilmediği sokaklarda umut kalıntılarıyla yürüdü. Yolları takip eden caddeler görkemli binaların yer aldığı farklı semte ulaştırdı. Açlığına ek güneşin yoğun ışınlarına maruz kalmak dilini damağını kuruttu. Su içme ihtiyacıyla kavrulan genç kızın beş kuruşu yoktu. Ahmet sadece kendi boğazından geçecek gıdaların ederine göre para veriyordu.
Odağına düşen parka yönelen genç kız ferahlayıp dinlenmek adına, kemikleri sayılan bedenini dev çınar ağacının güneşi gölgelediği banka bıraktı. Susuzluktan kuruyan dudaklarını nemlendirip susuzluğunu gidermeye çalıştı. Birkaç dakika sonra çabası sonuç verince kaybettiği zamanı telafi etmek için yerinden kalktı. Dış cephesi camla kaplı yapının ilan panosuna göz attı. 'Demir mimari de çalışacak ofis elemanı aranmaktadır. Tüm sosyal haklar mevcuttur.'
Okuduğu eğitim düzeyi ve tecrübe belirtmeyen ilanla yapıya giriş yaptı. İlanda okuduğu kata merdivenle çıkacak takati yoktu. Asansör bekleyen gruptan cesaret alıp aralarına karıştı. İçinde yeni deneyimleyeceği şeyin zerre heyecanı yoktu. Kabine girdiği gibi Demir Mimarinin bulunduğu katı tuşladı. Metal kapıların kapanmasıyla iflas etmek üzere olan vücudunun verdiği tepkilerle gözlerini yumdu. etrafında sabit kalan vücudu Zorlanarak aldığı nefeslerin arasına duasını sığdırdı. Robotik sesin belirttiği sayıyla kirpiklerini araladı, serin ferah alanda dik durmaya gayret ederek ilerledi. Demir mimari sınırına adım attığı an bankodaki görevliye iş görüşmesine geldiğini iletti. Görevlinin yönlendirmesiyle İnsan kaynakları departmanına genel bilgilerini verdi. Eğitimsiz özellikle tecrübesiz oluşu umudunun son kalıntılarını silip süpürdü.
Kendisini gülümseye zorlayıp başı önde ofisten ayrıldı. Ekseninde siyah karartıların uçuştuğu gözlerinden akan yaşlarla, asansöre binip görkemli binadan kısa sürede ayrıldı. Şehrin gürültüsü kulaklarına uğultu gibi gelirken ayakları birbirine dolandı. Başı dönen genç kız titremeye başladığında dizlerinin bağı çözüldü. Dolanan ayaklarıyla yalpalayarak attığı adımları kömür karası gözlerine inen kara deliğe takılıp usulca kapandı.
Kapanan irisleri ya açılmayacak sonsuzluğa kucaklayacaktı. Ya da yepyeni gerçek yaşama tutunmak için aralanacaktı.