Genç kız nefes almaya çalışırken geçen birkaç dakika, uçkuru derdine düşen yaşlı adam için asır gibiydi. Diğer yandan küçük kıza madara olmaktan korktuğu için endişeliydi. Stersin ikinci deri gibi sarmaladığı yaşlı vücudundan soğuk ter damlaları süzülüyordu. Vakit geçtikçe gerginliği artarken sabrı son demine vurdu. İçtiği sigaradan son bir fırt çekip söndürdü. Yayvanca oturduğu sandalyeden kalkınca titremenin baş gösterdiği eliyle, kızın incecik bileğini kavrayıp hınçla soludu. "Eh yeter ulan!” Çelimsiz bedeni zorlanmadan ayağa kaldırdı.
Hiçbir zaman direnecek kudreti kendisinde bulamayan Nilay, korkuyla çepeçevre sarılı vücudu çekiştirilirken inci gibi gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu. Olacaklardan bir haber cılız sesiyle adama yalvardı. "Lütfen dur! Çok korkuyorum"
Çevresini saran insanlardan her zaman yoksun oldukları duyguyu merhamet vicdan dilenmişti. Bilinmeyenine sürüklenirken şuan her zamankinden daha çok ihtiyacı vardı. Ne yaşayacağını bilmezken yine yoksun kaldığı hisler bedenini ürpertiyordu.
Ahmet gündüz yattığı odanın kapısını açıp sokak lambasının aydınlığında ağlayarak yakaran kızı yatağa savurdu. Nilay'ın söylemlerini duymazdan gelip duya dokundu.
Nilay fare ölüsü gibi kokan yatağa fırlatılmış hüngür hüngür ağlarken sarı renk ampulün aydınlığıyla gözleri kamaştı. Çelimsiz vücudunu kollarının elverdiğince gizlemek için uğraştı. Güçlükle soluduğu oksijen midesine giren birkaç lokmayı boğazına çıkarttı. İstifra isteğiyle mücadele ederken odanın mide bulandırıcı durumu, Ahmet'in çocuğu yaşındaki kızın bedenine sahip olma girişimi kadar tiksinç değildi.
Nilay'ın ak pak kalbinin korkulu sert vuruşları kulaklarında çınlıyordu. Çığlık çığlığa içinde kopan kıyameti, avazı çıktığı kadar haykırmak birilerine duyurmak istiyordu. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, mantığındaki insanlar sesi duyar mıydı?
Her şeyden bir haber masum kız herkesin ailesi gibi hayatlarını kör sağır dilsiz idame ettirdiğinden habersizdi. Sesini duyursa bile kimse imdadına yetişmezdi. Yardım elini uzatan bir Allah'ın kulu çıkıp gelmezdi.
Nilay içine düştüğü duruma bitmek bilmeyen çilesine, en çokta bu dünyaya gözlerini açtığı o güne lanet etti. Ailesi sahip çıkmamış yaşlı adama para karşılığı peşkeş çekmişti.
Ahmet üzerindeki gömleği çıkardı üzerinde atletiyle yatakta ağlayan kızın, zayıf kollarıyla sakladığı vübedenine doladığı kollarını tuttu. Kendisine karşı koyan küçük karısını uyguladığı insanüstü kuvvetle sırt üstü uzanmasını sağladı. Durmaksızın hareket eden bacaklarını kumaş pantolonun sardığı bacaklarıyla kafesledi. Sigara içmekten sararmış dişlerini göstererek pişmiş kelle gibi sırıttı. Atletinin açıkta bıraktığı kırarmış göğüs kıllarından, geçkin yaşının yüzünde oluşturduğu derin çizgilerden utanmadan, art niyetle süzdüğü Nilay'ın dudaklarına eğildi. Kızın ince bileklerini tek eliyle başının üstüne sabitledi. Diğer eli kurtulma çabasından vazgeçmeyen Nilay'ın açığa çıkan bacağına kaydı.
Genç kızın korkusu adamın yakınlığıyla arşa tırmanmıştı. Üzerindeki bedeni var olan gücüyle uzaklaştırmaya çalıştı. Boğazı yırtılırcasına bağırırken yaşlı adam tenine dokundukça midesi ağızına geliyordu. Dermanı kesilmeye yüz tutarken bileklerini serbest kalmasıyla rahatladı. Başının iki yanına avuçlarını yaslayıp üzerinde yükselen Ahmet'i var gücüyle ittirdi. Milim kıpırdamayan adamla başını olumsuzca çevirdi. Gözyaşları şakaklarından kayarken merhametinin uçkur sevdasına satan yaşlı adamdan medet dilendi. "Yalvarırım bedenime dokunma."
Kızın pes etmeyip karşı koyma çabasıyla baş ederken Ahmet'in hissettiği küçük kıpırtılar silinmişti. Yaşlı vücuduyla sarf ettiği eforla yorgun düşünce sinirlendi. Köpek misali hırlayıp buruşmuş parmaklarını kızın boğazına sardı. "Kes sesini ulan! Rahat dur!" Kızın boğazına uyguladığı baskıyı artırıp yüzüne eğildi. Lağım ağızını Nilay'ın ağzına kapattı.
Neye uğradığını şaşıran Nilay dudaklarını sımsıkı birbirine bastırdı. Yaşlı adamın vücudunun baskısı altında ezilirken cılız bedeniyle çırpınıyor gücünün yettiğince direniyordu.
Kanadı kırılmış kuşun uçmak için kanat çırpması nasıl manasızsa, Nilay'ın kurtulmak için direnip çırpınması manasızdı.
Nilay pes etmezken oksijensizlikten sızım sızlayan ciğerleriyle gözlerinin etrafı karardı. Nefes alma ihtiyacıyla istemsizce dudakları aralandı. Ahmet’in sigara kokusuyla açıkta bırakılmış çöp gibi kokan soluğu ciğerlerine sızdı. Fokur fokur kaynayan midesinden yükselen sıvı boğazını asit dökülmüş gibi yaktı. Dudaklarını kapatmak için uğraşırken yakıcı hisle baş etmeye çalıştı.
Ahmet aralanan dudaklarla yaz gününde susuz kalmış sokak köpeği gibi dışarıya çıkardığı dilini kızın ağızının içinde saldı. Nilay'ın beyhude yere çırpınmalarına son vermeyişi, erkeksi hissiyatlarına odaklanmasına mani olunca tepesinin tası attı. Yüzleri arsında mesafe açıp kızın yanağına artarda tokatlar attı. “Düzgün dur dedim sana lan! Düzgün dur! Kes hareket edip zırlamayı!”
Gözlerinden akan yaşlarla yatağı sele çeviren Nilay, adamın uzaklaşmasıyla iğrendiği şeyin nihayete erdiğini düşündü. Yanaklarına inen darbelerle yanılmadığı kanaatine varıp gülümsedi. Yediği tokatlar az evvelki işkenceyle boy ölçüşemezdi, zerre canı yanmıyor darbelerin şiddetini duysa da hiçbir şey hissetmiyordu.
Ahmet var gücüyle attığı tokatlara kızın gülümseyerek karşılık vermesiyle gergin olan yaşlı bedeni daha çok gerildi. Ağırlığını büktüğü dizlerine verip öfkenin verdiği cesaretle, titremesini görmezden geldiği eliyle kemerini çözdü.
Nilay’ın kurtulduğuna delalet eden gülüşü işittiği kemer ve fermuar açma sesiyle bıçak gibi kesildi. Adamın ne yapacağını bilmiyordu ancak fermuarını açması kemerle dövmeyeceğini işaret ediyordu. Vücudunu kısa süreliğine terk eden korku bilinmezlikle her hücresini yeniden ele geçirdi.
Küçük karısının değişen yüz ifadesi yaşlı adamı memnun ederken Nilay'ın çenesini baş ve işaret parmağı arasında ezip bariz alayla söylendi. “Hadi gülmeye devam etsene." Kızla temasını kesmeden gözlerinin içine bakarak pantolon ve slip külotunu dizlerine kadar sıyırdı. Altında put kesilmiş gözünü bile kırpmayan Nilay'dan oyulası gözlerini tek bir saniye ayırmadı. Etrafını kır kılların sardığı kendinden geçmiş aletini avuç içine alıp aşağı yukarı hareket ettirdi. Dakikalar akıp giderken kesik nefesleriyle mastürbasyonunu sürdürse de milim ilerleme kaydedemedi. Kendisini salmış pörsümüş aleti erekte olmak bir yana azda olsa sertleşmedi.
Sefil insanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan sübyancı sapığın bir an aklına kıza mastürbasyon yaptırmak geçse de göze alamadı. İşin ucunda bacak kadar kıza madara olmak vardı. Hoş titreşen kara gözleri dışında yaşam belirtisi vermeyen Nilay transa geçmiş gibiydi. Pes eden Ahmet sapsarı dişlerini birbirine bastırıp iç çamaşırı ve pantolonunu beline çekip düğmesini ilikledi. Sinir ve öfkeden çevresi kaz ayaklarıyla dolu gözlerinin akına kan yürümüştü. Altında ceset gibi yatan kızın üzerinden kalktı. Yumruk olan ellerinin parmak boğumları bembeyazken burnundan alıp verdiği sık gürültülü nefesleri ortamdaki tek sesti. Oda içerisinde ileri geri volta atan yaşlı adam, gerçeğinin değişmemesiyle bağırdı.
Nilay hayatında ilk defa maruz kaldığı eziyet türünün son bulmasıyla derin bir nefes aldı. Göz pınarlarından usulca yuvarlanan yaşlarla kaplı simasına avuçlarını bastırdı. Az evvel neler olduğuna aklıma ermedi ancak her ne olduysa yaşlı adam apayrı öfkelendirmişti. Yüzüne kapattığı elleri bir anda çekilince aynı şeyleri tekrar yaşama kaygısıyla göz bebekleri büyüdü.
Ahmet hezimetini bir türlü hazmedemedi yenilginin perdesi çekilmiş gözlerine, yatakta boylu boyunca yatan kız çarptı. Daracık alanda haddi hesabı olmayan adımları duraksadı. Vakit kaybetmeden soluğu Nilay’ın yanında alıp yüzüne kapattığı ellerini hırsla çekti. Korku dolu gözlerle bakan kızla havalanan elini, neresine geldiğini önemsemeden Nilay’ın vücuduna indirdi. Vurdukça hınçlanırken tokatlarının yerini bazen yumrukları aldı. İşlevi olmayan erkekliğinin bedelini küçük savunmasız kıza ödetti.
Nilay aşina olduğu durum karşısında tepkisizdi. Hareket dahi etmiyor kendisini savunmuyordu. Adamın yaşlı bedeni yakınında olmadıktan sonra şiddet uygulaması mühim değildi. Nasılsa izler bedeninde geçici ruhunda ve benliğinde kalıcıydı.
Ahmet yılların birikimiyle kızdan hıncını alırken soluk soluğa kaldı. Kendisini kaybetmişçesine davranırken vakti bilinmeyen zaman kanla bezendi. Bilinmeyen süreçte nice zaman sonra zayıf bedene inen kırılası elleri sızladı. Nilay'dan uzaklaştığı an kafasını yana çevirip odanın duvarına tükürdü. Odanın içinde bir kaç tur atarken sızlayan elini yumup açtı. Öfkesinin şiddeti dinmemiş, dinecek gibi de değildi. Yaşlı vücudu kimsesiz savunmasız kıza daha fazla vurmasına izin vermiyordu.
Nilay vücuduna gelişigüzel inen darbeler sonlanınca yatakta cenin pozisyonu aldı. Yüzünden ince şeritler hâlinde süzülen sıcaklığın ter olmadığını bilecek kadar tecrübeliydi. Simasını süsleyen organları bilmem kaçıncı kez ağır tahribata maruz kalmıştı. Beyaz teni şiddetin izlerini yine günlerce temsil edecekti. Ahmet'in yakınında bu şekilde olmasına razıydı. O adamı dibinde hissetmekten bin kat daha iyiydi.
Solukları düzene giren Ahmet biraz öncesine nazaran kendisini daha dinç hissediyordu. Belinden kemerini çıkarttığı gibi metal ucunu boşlukta bıraktı. Deri yüzeyi bileğine dolayınca beklemeden metal ucu rastgele kızın bedeniyle buluşturdu. İndirdiği darbelerden çıkan sesi hastalıklı ruhunu aksedip tescilleyen kahkahalarıyla bastırdı
Cinsel probleminin yıllardır farkındaydı tedavi olmayı denemiş, çeşitli bitkisel karışımlar kullanmıştı. Gençken zorlukla sertleştiği para karşılığı birlikte olduğu kadınlar olmuştu. Yaşı ilerledikçe durumun vahimleşmesini olmayan gururuna yediremedi. Taze kan körpe vücudun yarar sağlayacağını düşündü. Yaşadığı büyük şehirde hayata geçirmesi zordu, onun işine yarayacak kızın gözünün açık olmaması gerekti. Asker arkadaşı Murat tam bu dönemde, durumundan habersiz yaptığı teklifle problemi ortadan kaldırmıştı.
Ancak şimdi görüyordu ki sorun kabullenmek istemediği erkekliğindeydi. Vücut veya yaşla ilgisi yoktu. Üstelik bu uğurda epey para dökmüştü buda işin çabasıydı. Her şeyin elbet bir diyeti vardı vakti gelince uçkur sevdasının bedelini daha ağır ödeyeceği muhakkaktı.
İlahi adalet durum ve şartlar ne olursa olsun sessizce işliyordu. Pervasızca esen hoyrat rüzgarın bile yönü değişir tersine eserdi. Gerçekleşmesi için belirlenen vaktin dolması gerekti... Esasen hayat bizler farkında olmadan bir şekilde intikamımızı alıyordu. Bize önemsiz görünen basit şeyler yalnızca ilahi kudretin tecelli edişinden kesitlerdi.
Ahmet olmayan gururunun kırıntılarının saçıldığı evden ayrıldı. Görünüşü itibariyle dik dursada omuzlarına mağlubiyetin ağırlığı binmiş enkaz altında kalmış gibiydi. Şuan aklından geçense silahın namlusunu şakağına dayayıp tetiği çekmekti. Delikanlı mert bir adam olmadığından yapacak cesareti ve yüreği yoktu. Kendisine yakışanda karar kılınca kapıyı kilitlediği gibi büfenin yolunu tuttu. İçip birkaç saatte olsa iktidarsız oluşunu unutmak istiyordu. Müdavimi olduğu alkol satan mekâna girince başıyla selam verdi. Dükkanın arka tarafına giden koridoru arşınladı. Geniş izbe alana gelişigüzel bırakılan taburelerden en sapada kalana yerleşti. Yanına gelen yirmili yaşların ortasındaki gence sipariş verdi. “Her zamankinden getir ıvır zıvıra hacet yok.” Boncuk perdeden sıyrılıp siparişini getiren genci bomboş gözlerle izledi. Çoğunlukla yalnız içerdi sarhoşken söylenemeyen gerçekler kıyak kafayla dile gelirdi. Bu sebeple yüz yüze baktıklarına rezil olmaktan korkardı. Kadehini nadiren insanlarla tokuştururdu çünkü içki içmenin bir adabı vardı.
Misal elinde tuttuğu içki şişesini yudumlarken sokaktan efendi gibi geçmekti. Ağzıyla içip götüyle söylenmek değildi. Etrafından geçip gidenlerin ardından arsızca bakmak, hele ki kavgaya hazır ve nazır olmak hiç değildi. Ayık kafayla olduğu gibi alkollü kıyak kafayla karakter sahibi olmaktı..
Ahmet gibi kişilik yoksunundan bu tarz şeylere beklemek imkânsızdı.
Hayatına son verme düşüncesi yerine içki şişelerinin ardına saklanmak daha cezbediciydi. Yuvarladığı kaçıncı kadehti sayısını unuttu. Olanlar aklından bir türlü çıkmıyordu. Son zamanlarda para karşılığı birlikte olmaya çalıştığı kadınlar yetmez gibi küçük karısına fena madara olmuştu. Kendi derdinde boğulan Ahmet omuzuna dokunan elle kan çanağına dönmüş gözlerini tepesinde dikilen büfe sahibine dikti. “Kapatıyoruz” diyen adanı başıyla onaylayıp tabureden kalktı. Sendeleyerek ulaştığı kasaya içtiklerine ek, aldığı birkaç şişe alkolün tutarını ödeyip mekândan ayrıldı. Sarsak adımlarıyla arabasını Balat sahile sürdü. Tenha yolda zikzaklar çizerek hedefine ilerlerken kendisine ettiği küfürlerin haddi hesabı yoktu.
Hedefine ulaşıp aracı park edince alkol poşetiyle kendisini dışarı attı. Yalpalayarak sahil kenarına konumlandırılmış banka oturup poşetinde çıkardığı şişeyi kafasına dikti. Etrafa göz gezdirip ara sıra içkisini yudumlarken ağzının kenarından sızanları koluna sildi. Bir vakit sonra içki nihayet tesirini göstermiş kafası hafiften güzelleşmişti. Bulanıklaşan odağına az ilerisindeki öpüşen çift girince ayaklandı. Yeni açtığı şişedeki sıvıyı yudumlayarak çiftin yanına gitti. Lağım ağzının kenarını silip sarhoşluktan dolanan diliyle seslendi. “O gençler hayırlı işler. “
Genç adam evlenme planları yaptığı kız arkadaşının dudaklarını tadarken duyduğu sesle öpüşünü sonlandırdı. Ayağa kalktığı gibi gövdesini sevgilisine siper etti “Hayırdır bey amca, sıkıntı ne?”
Ahmet'in alkolle bezeli dudakları aksice diklenen gençle kıvrıldı pişkin, hayanın el vermediği talebiyle genç adam yakasına yapıştı. “Manitanı benim yerime de siksene lan.”
Nevri dönen genç karşısındaki ayyaş adamın, yaşına başına aldırmadan yumruğunu suratına geçirdi. Gecenin sükunetinde geriye savrulan yaşlı adamın hastalıklı kahkahaları yankılandı. Adam güldükçe çığırından çıkan genç yumruklarını peş peşe savurdu. Yere boylu boyunca uzanan adama bilmem kaçıncı kez kalkan kolu, bileğini saran titreşen baskıyla havada asılı kaldı. Genç adamın öfkeden kararan gözleri, sevgilisine değince bir rüyadan uyanır gibi irkildi. Ayyaş herife dalıp sevdiğini unutan kendisine kızdı. Cılız ağlamaklı fısıltıyla ayaklanıp korkudan titreyen bedeni sarmaladı. “Gidelim” Kucağına aldığı sevgilisinin kulağına özür cümlelerini sıraladı. Özel anlarını berbat eden ayyaşın hayasına tekme atıp meymenetsiz suratına tükürdü. Tehditkârca soluyup attığı güçlü tekme sonrası çıkışa yöneldi. “Ulan kucağımdaki kıza dua et! Yoksa yaşına başına bakmaz, senin ecdadını sikerdim!” Meymenetsiz suratına tükürüp Ahmet’in yanından uzaklaştı.
Ahmet acınası hâliyle kıvranırken kahkahalar attı yerden destek alıp bedenini külçe gibi banka bıraktı. Alkolün uyuşturduğu vücudunun hissiyatsızlığıyla içtiği bankta yeni açtığı şişenin dibini göremeden sızdı.
Nilay tarifsiz korku sonrası epey hırpalanan bedeniyle, leş gibi yatakta ağlarken uyuyakaldı. Göz kapaklarına vuran gün ışığıyla uyku evreninden sıyrıldı. Her yerini işgal eden sızıların etkisiyle gözlerini açtı. Puslu odağı netlik kazanınca ağrı ve sızıların işgal ettiği uzuvlarının yatakla bağını kesti.
Canın yanmasına aldırmadı vücuduna rızası olmadığı hâlde farklı amaçla dokunulmamıştı. Hissettiği katlanılmaz boyuttaki acılarına inat gülümsedi. Tecavüz eylemi tam olarak neydi bilmiyordu.
Nilay bir haber olsa da evli kadının eşi tarafından cinsel ilişkiye zorlanması tecavüz çeşidiyim.
Genç kızın çelimsiz vücudu şiddete alışkın olmasına rağmen her seferinde güçsüz düşüyordu. Duvarlara tutunarak sürüklediği ayaklarıyla banyoya ilerledi. Kenarı kırık yer yer pas tutan aynada içler acısı haline baktı. Dudağının kenarı patlamış sağ kaşı biraz açılmıştı. İnce zarif boynu çocuksu çehresi parmak izleriyle doluydu. Görünüşünü önemsemeden avuçlarına biriken suyu yüzüyle buluşturdu. Elemli sesiyle mırıldandı “Gün gelip tenim olağan renginde kalacak mı? Sanki alın yazımı temsil eden kara olan gözlerimin yaşı dinecek mi?” Kurumuş kandan arınan simasına göz attı boynu ve çocuksu yüzünde parmak izleri mevcuttu. Çeşmeyi kapatırken bakışları kıyıları kabuk bağlamış dudaklarına kaydı. Akşam midesini zorlayan anı hatırlayınca dudaklarını birbirine bastırdı. Nemli eline aldığı sabunu köpürtüp dudaklarında gezdirdi. Nazik sayılan dokunuşları zamanla sertleşti. Kabuk bağlayan yarasının yeniden kanamaya başlaması, dudaklarının mora çalıp hissizleşmişti. Ne kadar temizlerse temizlesin sanki o mide bulandırıcı kir gitmiyordu.
Dudaklarına musallat olan soyut lekeyi yok etmek için verdiği mücadeleye bulanan midesi eklendi. Dudak kenarlarından sızan akan kan berrak suyu bulandırdı. Gözleri ekseninde uçuşan anlamsız cisimlerle avuçlarına doldurduğu suları yüzüne çarptı. Ne kadar su harcarsa harcasın temizlendiğine ikna olmadı. Dizlerinin bağı çözülmüş ayakta kalacak takati kalmadığında musluğu kapattı. Ecza dolabından bulduğu malzemeleri lavaboya bırakıp simasını çevreleyen yaralarına pansuman yaptı. Banyodan çıktığında işittiği kuş cıvıltılarıyla burukça gülümsedi.
Nilay yaralarına yarınsızlıklarına rağmen basit şeylerle mutlu olan nadir insanlardandı.
Ağrı kesici bulma umuduyla mutfağa geçip etrafa bakındı. Şansı yaver gitmiş bulduğu ilacı bolca içtiği suyla midesine gönderdi. Sokaktan gelen seslere tav olan genç kız, hayatından eksilen yasağın rahatlığıyla araladığı tülün ardında cıvıl cıvıl sokağa baktı. Kaldırıma kilim sermiş kadınlar toplanmış sohbet ederken elişi yapıyordu. Değişik yaş grubundaki çocuklar akranlarıyla sokak oyunları oynuyor, şen kahkahalarıyla şehrin gürültüsünün pasını siliyordu.
Nilay çocukları izlerken sicim gibi akan gözyaşlarını silme gereği duymadı. Eksiklikleri yaşamasına olanak tanımadıkları çok şey vardı. Çocukluğun gamsız gülüşleri bile çok görülmüş nefesi kesilsin diye uğraşılmıştı. Şimdi pencereden dışarıya bakmak bile lütuftu. Sokağı seyre dalan Nilay'ın hırpalanmış bedeni ağrı kesicinin tesir etmesiyle uykuya çekildi. Duvarlardan destek alarak ilerleyip dün yorgunluktan uyuyakaldığı çekyata kıvrıldı. Duyduğu cıvıltılı sesler ninni etkisi oluştururken derin uykuya hapsolması uzun sürmedi.