5. Bölüm

2521 Words
Memurların eli boş gidişini maaile sırıtarak izledi. Amacına ulaşan Ahmet asker arkadaşının karşısına dikildi. Cebinden çıkardığı kalın kapalı zarfı uzattı, “Tertip malum yolumuz uzun karımla bana müsaade.” Murat evin fazlalığından en kârlı biçimde kurtulmuştu. Soyunun devamı ne yaparsa yapsın gurur kaynağının canına zeval gelmeyecekti. Göz ucuyla Nilay’a bakıp aldığı zarfı ceketinin cebine iliştirdi. Ahmet’in omuzunu dostça sıkıp güldü, “Haklısın damat müsaade senin.” Nilay kağıt parçalarına tercih edilişini gözünü kırpmadan izledi, eline tutuşturulan poşetle dışarı çıktı. Son kez tek güzel dakikasının geçmediği her köşesinde şiddet gördüğü, her milimine gözyaşını akıttığı baba evine baktı. Vedalaşma vakti gelince biyolojik bağı olan kişilere döndü. Yakınında olan annesi hemen elini havaya kaldırdı, abisi Asım çattığı kaşlarıyla geriye adımladı. Gelen tepkilerle inci taneleri yanaklarını ıslatırken babasına yaklaşmaya yeltenmedi. aracın başında bekleyen Ahmet’in yanına yürüdü. Arabaya binmek üzereyken seslenen babasına bir kez olsun güzel söz duyma umuduyla döndü. Hevesi ardına dönünce söylenenlerle kursağında kaldı. “Söylediklerimi sakın unutma ne olursa olsun, bu eve kefenle bile gelsen eşikten içeri girmeyeceğini bil.” Nilay kendisini parçalamaktan çekinmeyen ailesine gözyaşlarıyla baktı. Bu denli öfkeyi ve nefreti elinde olmayan sebep yüzünden asla hak etmiyordu. Kız olarak dünyaya gelmesi onun seçimi değildi. Ona kalsa adaletten yoksun dünyaya bir saniyeliğine bile misafir olmazdı. Ahmet duyduklarından bir hâyli memnundu. Küçük karısının yularını sıkı tutacak her istediğini yapacaktı. Karşı koyması mümkün değildi zaten sahip çıkan kimsesi de yoktu. Kapı boşluğunda öylece duran Nilay'ı sertçe arabanın içine itti, iki büklüm ön yolcu koltuğuna düşmesiyle kapıyı kapattı. Şoför mahalline dolaşıp elini havaya kaldırdı, “Haydi eyvallah.” Şoför koltuğunda yerini alınca kontağı çevirdi motorun ısınmasını beklerken, tazecik karısının içli hıçkırıklarını keyifli şen kahkahasıyla bastırdı. Burnunu çekip ürkekçe bakan körpe karısının çenesini kavradı. Lağım gibi kokan ağzından tükürükler saçarak konuştu. “Artık benim malımsın küçük karım benden başka hiç kimsen yok.” Cebi kağıt parçalarıyla dolan kendisini insan sananlar, yaşamı idame ettirmek için gerekli para çoğunun dini imanıdır. Böylelerinin vereceği hesapsa ilahi adaletin tecelli edeceği nihai günde saklıdır. Nilay’ın ömrü sonbahar rüzgarın savurduğu yaprak gibiydi, istem dışı süregelen yolculuğun sonuysa kara kıştı. Genç kız ilk kez yalnız kaldığı adamın yaptıklarına alışkındı. Sadece hiç tanımadığı biriyle kısıtlı alanda olduğu için korkuyordu. Gece vakti engebeli toprak yolda ilerleyen araçta, bu güne dek başına gelenlere kendisiyle aynı kaderi paylaşanlara usulca içli içli ağladı. Türkiye’nin yahut dünyanın bazı kesimlerinde dar görüşlü aileye, kız çocuğu olarak dahil olan İnsan yerine koyulmazdı Kurtulmak için çoğunlukla biraz büyüyüp serpilmesi beklenir. Zaman ebeveynler için geçmek bilmez geçmedikçe zulüm artar. Dört gözle beklenen an gelince kapıyı çalan, bazen torunu yaşında çocuğa göz koyan sapkındır. Su damlalarının feryatlarını kimse duymaz. Şiddetle sindirilir çıkarlar uğruna harcanır, insan görünümlü yaratıklar dini leş düşüncelerine alet eder. Okul forması olması gereken bedenlerine zorla, söz ve görünüşte gelinlik özde ise kefen giydirilir. Omuzlarına dünyanın en ağır yükü bindirilenler daha çocuk olamadan kadın olur. Kendisine cansız varlıkmış gibi davranan kansıza çocuk doğurur. Aynı kaderi paylaşanlara yerin göğün laneti usulca insanlığın sonunu getirir. Nilay gibilerin yıldız yağmuru gibi kayan gözyaşları ancak saklı güçlerini keşfettiği gün dinerdi. Genç kızın ağlamaktan yanan gözleri hangi şehirde açılacağından bir haber kapandı. Ahmet yolculuk süresince uyuya kalan karısına kaçamak bakışlar attı. Geçkin yaşı itibariyle epey yorgun fazlasıyla tedirgindi. Sesiz kalışının temel nedeniyse saklı gerçeğiydi. Nilay’ın ağlamaktan kapanan göz kapakları sarsıntıyla irkilince usulca aydınlanan yeni güne aralandı. Seyir hâli sürerken ince elbise üşümesine neden olmuş tüm vücudu adeta buz kesmişti. Isınmak için ellerini incecik elbisenin üstünde dolaştırdı. Cama yaslı başını geriye çekince boynunda hissettiği keskin sızıyla inledi. Gerçi ruhunu tarumar eden sızıların yanında boyun tutulmasının esemesi okunmazdı. Ahmet işittiği kısık sesle gayri ihtiyari gözlerini kısa bir an yoldan çekip küçük karısına baktı. Gece boyu hat safhaya ulaşan sıkıntısını belli etmeden yolu tekrar odağına aldı. Nilay tutulan boynunu ovuştururken akıp giden yolu izledi. Dikkatini çeken trafik levhasıyla uyku mahmuru hali kayboldu. Can kırıklarıyla hafifçe bezenen dudaklarıyla iç geçirdi. ‘Demek yeni hapishanem büyülü şehir İstanbul.’ Denizin ayırdığı iki yakayı birleştiren ‘Boğazın incisi’ adı verilen yapının üzerindeki eşsiz manzaraya gözünü kırpmadan baktı. Yollar akıp giderken araç hızı binaların yoğun olduğu ara sokaklarda düştü. Bir kaç dakika sonra üç katlı eski bir binanın önünde durunca, kulaklarını çınlatan emrivaki sesle yerinde sıçradı. “İn.” Hiç tanımadığı biriyle ilk kez farklı bir şehirde olmak endişe verici korkutucuydu. Tüm damarları yay gibi gerilmiş titrerken hareket etmek bir yana nefes alamıyordu. Küçük alanda saatlerini geçirdiği birkaç gündür yalnızca gördüğü adamla, aylarını yıllarını dört duvar arasında geçirecekti. Ahmet yaşlı yorgun bedenini dışarıya atıp esnetti. Yol boyu düşündüğü gerçeğini kenara iteledi. Şuan önceliği uyuyup dinlenmekti. Küçük karısının hâlâ araçtan çıkmadığını görünce hiddetlendi. Arabanın ön kısmından dolanıp hiddetle yolcu kapısını açtı. Yaprak gibi titreyen kıza aldırış etmeden kolunu kavradı. Söylenerek zayıf bedeni çekiştirdi. “Ulan bir de senin keyfini mi bekleyeceğim. Ne halt etmeye inmiyorsun?” Genç kız çekiştirilerek çıktığı araçtan indiğinde asfalt zeminle buluşan ayaklarıyla dengesine sağlamakta zorlandı. Odağının pusu artarken kırpışan kirpikleri arasından süzülen yaşlar yanaklarını ıslattı. Kolunu mengene misali saran baskı kendisini toparlamasına izin vermiyordu. İşittiği homurtulu aceleci söylemlerle sendeleyen bedeni, kısa aralıklarla tökezleyip yerle buluşma raddesine geldi. “Sallanma, sallanma hızlı yürü benim asabımı bozma.” Zelzeleye maruz kalkmış gibi dik durmakta zorlanırken ayakta durması bile şanstı. Sözleri kâr etmeyen Ahmet temasını kesmeden buruşmuş parmaklarıyla kızın incecik bileğini sardı. Sabrı tükenmiş yorgunluk ve endişelerin sarmaladığı ihtiyar vücudunu Nilay'a çevirdi. Sigara içmekten sararan dişleri aralığından yüksek sesle çıkıştı. Sabahın kör vakti yüksek perdeli sesi bomboş sokakta yankılandı. “Uyuşuk şey sikerim senin belanı!” İrkilen Nilay’ın doğru düzgün yüzene bakmadı. Sanki kaçma imkanı varmış gibi direnen kızı kaldığı yerden çekiştirmeye devam etti. Pervasızca oradan oraya sürüklenen genç kız olduğu yerde sıçradı. Çekiştirilen bedeniyle ayakları birbirine dolanıyordu. Ahmet eski görünümlü binanın demir kapısını bileğini bırakmadan açarken en azından vücut dengesini sağlayabilmişti. Artık şartlar Nilay için daha zor ve engebeliydi. Ne yaşayacağını, nasıl davranacağını kestiremiyordu. Kan bağı olanların her şeye rağmen en azından huylarını biliyordu. Şimdi hiç tanımadığı yabancı yaşlı bir adamla bundan sonra bir başına ne yapacaktı? Bedenine ve masumiyetine göz diken şeref yoksunu kansızın yapacaklarına alışıp, huyunu suyunu öğrenebilecek miydi? Ve yapacaklarına ne kadar, nereye kadar dayanabilecekti? İnsan kendi gücünü keşfettiği zamana kadar boyun eğer, o vakit gelene dek yaşayacakları yüzünden harabeye döner... Nilay, Ahmet'in çekiştirmeleriyle üç katlı eski binanın ikinci katına çıktı. Kalbi endişe ve korkuyla çarparken bedeni hissiz düşünme yetisini kaybetmişti. Doğduğu andan itibaren üç kişinin zulmüne katlanmıştı. Derinlerden yükselen cılız sesle kendisini telkin etti. Yok sandığı umut kırıntıları acıyla yoğurulmuş ruhuna serpişti. 'Bir kişinin yapacakları ne kadar ağır olabilir ki?' Ahmet zerre eksilmeyen öfkesini dışarıya vurmuyordu. Yaşlı bedeni saatlerce durmaksızın araç kullanmaktan bitap düşmüştü. Etrafı kaz ayaklarıyla çevrili gözleri uykusuzluktan sızlıyordu. Dairesinin kapısını açtığı gibi bileğini tek bir an bırakmadığı karısını, oluşan boşluktan içeriye sertçe itip yere kapaklanmasını sağladı. Zerre takati olmayan bedeni bir an sert zeminle buluşan Nilay, mecburen soluduğu oksijeni kaplayan ağır sigara ve alkol kokusuyla gözlerini sımsıkı yumdu. Burnundan sızan havayla kımıldayan saçları nefessizlikten genişleyen ciğerleri gibi tenini dağladı. Ayakta durmaktan zorlanan Ahmet kendini yatağa atma isteğiyle doluydu. Bir an önce dinlenip güç toplamalıydı isteğini yerine getirmeden küçük karısını ikaz etmesi şarttı. Yaşlılığın getirisiyle titreyen tek dizini zemine yasladı. Başı öne eğik kızın dağılan saçlarını kavrayıp sertçe çekti. Nilay'ın kendisine bakmasını sağladığında tükürükler saçarak emirlerini sıraladı. "Ben uyanana kadar sessizce etrafı temizle!” Genç kız saç köklerindeki keskin sızıyla almaktan kaçındığı oksijeni soludu. Yumduğu gözlerini aralayıp acının emaresini dışa vurmadan cılız sesiyle güçlükle onayladı. "Tamam" Ahmet aksini düşünmediği yanıtla parmakları arasına kıstırdığı tutamları sertçe serbest bıraktı. Zayıf bedeni öne savrulan Nilay'la avuçlarıyla zeminden destek alıp ayaklandı. Uyumak için odasına yöneldiğinde küçük karısının çekingen sesiyle duraksadı. Genç kız saç diplerinde yok olan baskıyla almaktan çekindiği oksijeni derince içine çekti. Buruşturulmuş kağıt parçasıymış gibi öne itelenen başı, avuç içlerini bastırdığı kirli zemin sayesinde yüzünü yere çarpmaktan kurtuldu. Senelerinin kan ve gözyaşıyla geçtiği evde kurallar belliydi. Uyum sağladığında şiddet görmezdi ancak başka bir neden bulunup illa tenine ruhuna darbe indirilirdi. Şimdi ardı dönük uzaklaşan yaşlı adamın kurallarını bilmiyordu. Öğrenmesi zaman alacaktı belki ama öğrenmesi gerekti. Onun kaidelerine uyunca şiddete görme olasılığı belki azalırdı. Bir yerden başlaması şart olduğundan kan bağı olanların başı çeken yasağının geçerliliğini çekingence sorguladı. "Camları açabilir miyim?" Ahmet bir hışım arkasına dönüp dişleri arasından soludu. "Ne bok yersen ye, yeter ki ses etme." Girdiği yatak odasının kapısını çarptı. Üzerindeki ceketi bir hışımla çıkartıp yaşlı bedenini, kirden rengi değişen yatağa bıraktı. Uykusuz ve yorgun vücudu yumuşak zeminde birkaç tur çevirdi. Güvenmediği erkekliği kendisini yarı yolda bırakacak endişesiyle, ağırlaşan göz kapakları sıkıntı ve stresle kapandı. Nilay bulunduğu noktada bir müddet bekledi elinde olsa uzunca bir sürede beklerdi. Ancak ağır kokuyu soludukça mide özsuyu yükseliyordu. Zemine yaslı uzuvlarından destek alıp ayaklandı. Etrafı incelemeye gereksinim duymadan karşısına denk düşen koyu renk eski tahta kapıyı açtı. Duyumsadığı ağır koku daha da yoğunlaşırken nefesini tuttu. Temkinli ve süratli adımları ahşap çerçeveli pencere önünde durdu. Eski sararmış tülleri kenara iteleyip camları açıp tuttuğu nefesini usulca bıraktı. Biraz geride durup kara gözlerini boş sokakta gezdirdi. Temiz hava ciğerlerine nüfuz ederken bulantı hissi azalmıştı. Dar yokuşun iki yanını çevreleyen az katlı farklı renklerle bezeli sokağın görünüşüyle istemsizce dudakları kıvrıldı. En azından yıllar boyu tülün ardından bakma yasağı kalkmıştı. Dudaklarına konan tebessüm anbean genişledi. Basit normal sıradan olan bu eylem, senelerce esir hayatı yaşatılan kızı için nimet buruk mutluluktu. Birkaç dakika olduğu yerden milim kıpırdamayıp anın tadını çıkarttı. Temiz havayı son defa derince içine çekip işe koyulmak için ardına dönüp pencereden uzaklaştı. Eski rengi solmuş kirli çekyatların üzerine gelişigüzel bırakılmış leş gibi ter ve sigara kokan kıyafetleri tiksinerek salona bıraktı. Mutfakta bulduğu poşete masanın üzerindeki hazır yemek çöplerini ve boş içki şişelerine doldurdu. Nilay deyim yerindeyse ahıra dönen evi ses yapmamaya özen göstererek toparlarken saatler ilerlemiş yorgunluğa ek açlık hissi baş göstermişti. Akşamüzeri ev yaşanılır hâle geldiğinde yorgun ve aç bedenini çekyata bıraktı. İki büklüm hâlde açlık ve yorgunluktan kıvranırken kirpikleri buluştu. Saatler geçip giderken gün geceye evrilmişti. Sıkıntıyla yattığı uykusundan uyanan Ahmet dinç hissettiği yaşlı vücuduyla yataktan kalktı. Sokak lambalarının aydınlattığı evin sessizliğiyle panikledi. Uğruna epey para döktüğü kızın kaçmış olma ihtimaliyle deliye döndü. Duya dokunup koridoru aydınlatınca kapıyı uyumadan evvel kilitlediğini hatırlayınca rahatladı. Loş ışığın aydınlığında etrafı kolaçan etti. Oturma odasındaki çekyata kedi gibi kıvrılıp uyuyan kızı fark edince sert adımlarla yanına ulaştı. Onun öylece uyumasına izin verecek değildi, kendisine erkek olduğunu hissettirecekti. Nilay'ın cılız bedenini sarsıp yüksek perdeden çağlayan sesiyle söylendi. "Kalk lan! O kadar parayı yan gel yat diye vermedim" Genç kız öylesine bitkin ve yorgun düşmüştü ki, bedeninin şiddetle sarsılmasını dahi hissetmiyordu. Ahmet uyanmak bilmeyen kızla daha çok hiddetlendi. Küfürlerini sıralayarak mutfaktan aldığı sürahiyle geri döndü. Tüm suyu hakaret ederek seslendiği kızın yüzüne boca etti... Nilay uykunun huzur veren kollarından yüzüne tokat gibi çarpan suyla sıyrıldı. Oturur pozisyona geldiğinde korkuyla çarpan kalbi göğsünü dövüyordu. Neye uğradığını şaşıran genç kızın yanağına inen okkalı tokatla başı diğer yana savruldu. Eli yanağına uzanırken ortamı inleten sesle gözlerini yumdu. “Seni küçük sürtük, ben senin bakıcın mıyım lan? " Sızlayan yanağını havada asılı kalan avucuna sığdırıp cılız ağlamaklı sesiyle mırıldandı. "Aç ve yorgun olduğum için, uyuya kalmışım." Öfkesi dinmek bilmeyen Ahmet kızın çenesini kavrayıp morartacak güçte sıktı. Korkunun sarmaladığı sima kendisine dönünce Nilay’ı omuzlarından tutup sarstı. Tükürükler saçarak var gücüyle bağırdı, "Bir daha olmasın senin ebeni bellerim! O evdeki günlerini sana mumla aratırım! Aklından çıkarma ailenden seni para verip aldım! Beni anladın mı lan?” Genç kız beşik misali sarsılan bedeniyle gerçeklerinin altında ezildi. Korkunun sirayet ettiği her zerresi titrerken geriye savruldu. Ürkek gözlerini adamın sinirli yüzünde zorlukla sabitlerken yanıtladı. "Anladım" Ahmet, kızın korku dolu bakışlarıyla gizli tatmin yaşarken gövdesini doğrulttu. Ellerini pantolonun cebine sokup körpecik vücudu, süt kadar beyaz teni arsızca süzdü. Hissettiği küçük kıpırtılar sinirini yatıştırınca öfkesi duruldu. Memnuniyetle koca göbeğini birkaç saniye kaşıdı, küçük karısının masumiyetini bu gece alma ihtimaliyle heyecanlandı. Durumunu belli etmeden ağzının içinde geceleri. “Ben yiyecek bir şeyler alacağım” Kendi leş kokusuna bakmadan bostan burnunu kırıştırdı. "Leş gibi kokuyorsun ben gelene kadar banyo yap!” Kız uysalca başını sallayınca alıcı gözle tepeden tırnağa süzdü. İç çeke çeke odadan çıktı tedbiri elden bırakmayıp çıktığı evin kapısını kilitlemeyi ihmal etmedi. Maazallah kuş kafesten uçardı. Adamın gitmesiyle bir nebze olsun rahatlayan Nilay sızlayan yanağını ovuşturdu. Ayaklarını sürüyerek yorgunluktan iflas etmek üzere olan bedenini banyoya taşıdı. Yengelerinin sarf ettiği sözler zihninin kuytularından hortlayınca tüyleri diken diken oldu. Yaşlı adamın eline dokunması midesini bulandırmıştı. Anlatılanların gerçekleşme düşüncesiyle ağızında acı safra tadı bıraktı. Görüş alanına sis çökerken koyu renk ahşap banyo kapısını zangır zangır titreyen eliyle açtı. Boydan boya buz mavisi fayansla kaplı alana girip kilidi çevirdi. Elektrikli şofbeni ayarlayıp su ısınana kadar kıyafetlerini çıkardı. Üstünkörü anlatılanları sadece kocana itaat et sakın karşı çıkmadan ibaretti. Ne olacağını tam olarak bilmiyor asla kestiremiyordu. Bilmediği şeylerin endişesiyle buz kesen bedenini sıcak suyun altına bıraktı. Gözyaşları tepesinde akan suyla yarışırken fıskiyeden akan sıcak suyla banyonun içi buharla kaplandı. Köşede duran sabunla saçlarını yıkadı. Suyun haddinden fazla ısısı Nilay'ın bedenini ısıtmaya yetmiyor. Hâli hazırda yaprak misali titrerken şofbeni kapattı. Plastik terlikleri giyip kapının arkasına çiviyle tutturulan bornozu tiksinerek bedenine sardı. İsyan bayrağını çeken boş midesi şaha kalkınca ağızına gelen zehir gibi acımsı suyu lavaboya bıraktı. Ağzını çalkalayıp avucuna doldurduğu suyu peş peşe yüzüne çarptı. Yer yer kızarmış teninin çıplaklığını atlet ve alt iç çamaşırıyla gizledi. Çarçabuk poşetten aldığı bol elbiseyi üzerine geçirdi. Titreyen bedenini bir kısmını banyo kapısından öne uzatıp etrafı kolaçan etti. Ahmet'in henüz gelmediğini fark edince azda olsa rahatladı. Bu durumun uzun sürmeyeceği hakikatini düşünmemeye gayret etti. Duvara çiviyle asılmış el yüz havlusunu alıp yere oturdu. Karman çorman olan kömür karası saçlarını yola yola taradı. Vücudu hissizleşmiş zerre acı hissetmiyordu. Yüzüne dökülen saçlarını geriye savurmasıyla kilit sesini duydu. Hareket yetisini kaybetmiş gibi öylece kalakaldı. Ahmet elindeki poşetle kapıyı kapatınca oyulası gözlerine kızın bedeninde gezdirip oturma odasına geçti. Elimdeki ahşap yuvarlak masaya bırakıp küçük karısına karta kaçmış sesiyle seslendi. "Buraya gelip bir şeyler zıkkımlan, seninle işimiz var." Nilay adamın sözleriyle plastik tarağı medet umar gibi sıkıca tuttu. Gözlerini sımsıkı yumup ciğerlerinde yanan ateşi harlayan bir kaç nefesi içine çekti. Yaşlı adam kızın yanına gelmeyişiyle sandalyeden bir hışımla kalktı. Küfür ederek salona ulaşınca Nilay'ın koluna parmaklarını mengene gibi doladı. Kızı zeminde sürükleyerek masaya çekiştirdi. Olağanüstü kuvvet uyguladığı bedeni kaldırıp çöp fırlatır gibi sandalyeye oturttu. Kendi yerine geçince kıtlıktan çıkmış gibi yemeğini yedi. Nilay'ın bıraktığı gibi öylece durduğunu görünce ağızının dolu oluşuna aldırış etmeden konuştu. "Çabuk şunlardan zıkkımlan." Genç kız dün sabahtan beri açtı buna rağmen midesi tıka basa doluymuş gibi tok hissediyordu. Masaya yayılan yemeklere boş gözlerle bakıyordu. Yaşlı adamın işkembesini doldurmakla meşgul olduğu işittiği şapırtı seslerinden belliydi. Ahmet hiç hareket etmeyen karısını tekrar kontrol etti. Hâlâ yemek yemediğini görünce çiğnediği lokmasını yutup bağırdı. Nilay kulağını çınlatan sesle irkilip birkaç parça yemeği boğazına takılsa da kursağından zorlukla geçirdi. Sanki midesine inen yemek değil, zehirdi. Karnı doyan Ahmet göbeğini sıvazlayıp sigarasını yaktı. Arsızca başını öne eğmiş yemek yiyen küçük karısını izleyerek keyifle dumanı içine çekti. Nilay bedeninde gezinen bakışları hissetmiş tüm damarları yay gibi gerilmişti. Kursağından geçen lokmaları yutmak daha da zorlandı. Midesi daha fazla yemesine müsaade etmezken son lokmasını güçlükle yuttu. Parmaklarına bulaşan kırıntıları ıslak mendille sildi. Masanın üzerindeki çöpleri toplamaya koyuldu ki, işittiği sözlerle olduğu yere çakıldı. "Bırak onları odaya geç, bende hemen geliyorum!" Nilay'ın nefesi bir anda bıçak gibi kesildi. Gözleri ekseninde uçuşan minik anlamsız şekillerle eli ayağı boşaldı. Yüksek voltajlı elektrik akımına kapılmışçasına titrerken düşmemek için masaya tutundu... Hissettiği en baskın duygu korkuydu. Başına ne geleceğini kestiremediği tahmin yürütemediği şeyin verdiği korkuyu tarif etmek imkânsızdı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD