Sakin adımlarla sınıfıma doğru adımlamaya devam ettim. Sabah kahvaltı yapamamıştım ve karnım gurulduyordu. Derin bir nefes alarak sınıf kapısını açıp içeri girdim.
Ama yanımdan geçerken bana çarpan çocuk yüzünden kaşlarım çatılmıştı.
"Hadi hızlı yürüsene Arda."
Arda ve yandaşı bana gülerek yanımdan geçtiklerinde sinirle başımı çevirdim
İki tane ahmak.
Sınıfın yarısı buradaydı. Hemen kendi sırama gidip kuruldum. Sınıf pek de temiz kokmadığı için camları açmak zorunda kalmıştım. Kokuşmuşlar.
Baran'ın sınıfa girip arkalardaki sırasına oturmasıyla gözlerim ona kaymadı değil. Tamam umursamıyorum ama gizemli tavırları dikkatimi çekiyordu. Kim olsa meraklanırdı sonuçta.
İlk ders zilinin çalmasıyla telefonumun titremesi bir oldu. Çıkarıp baktığımda yine o tanımadığım numara olduğunu gördüm. Kimdi bu 'gizli' şahıs?
055********: Mesajlarıma cevap verir misin artık mavişim? Benden korkmanı gerektirecek bir durum yok ortada.
055********: Arda'yı da s*****ğim!
055********: Ne olur cevap ver artık mavişim..
Tabi ki de cevap vermeyecektim. O kim ki? Küfrüne göz devirdim.
Arda konusunda da onu hiç ciddiye alacak değilim. Yalan söylüyordu bence. Kavga edecek cesareti var öyle mi? O zaman karşıma çıkacak cesareti de olurdu.
Bir saniye.
O, Arda'nın bana bilerek çarptığını nereden biliyordu?
Etrafa bakındım ama neredeyse sınıfın yarısı telefonla ilgileniyordu. Bizim sınıftan biri olmalı bu. Tekrar telefona döndüm. Ve artık cevap yazmaya karar verdim. Bitsin artık bu oyun.
Hüma: Bizim sınıftan mısın?
Hoca sınıfa girince telefonu sessize alıp sıranın altına koydum. Ders boyunca tek yaptığım sınıfa şüpheci bakışlar atmak oldu.
Öğle arasına kadar telefonuma elimi sürmedim. Belki alacağım cevaptan korkuyorumdur, bilemiyorum. Sonuçta bir sapık da olabilirdi.
Kantin sırasından çıkıp boş bir masaya oturdum. Yemeğimi yerken bile tedirgindim. Belki şuan beni izliyordur?
Derin bir nefes alarak yemeğime geri döndüm. Sakin ol Hüma. O kadar da ileri gitmiş olamaz. Bu kadar korkak olma!
Kendimi telkinlemeye çalışarak yemeğimi bitirdim ve kantinden çıktım. Tuvalete girip boş bir kabine attım kendimi. Ne yazdığını merak ediyordum. Ve beni izliyor olma düşüncesini yenmek adına kendimi tuvalete atmıştım. İzlese bile buraya gelemeyeceği için sıkıntı yoktu bence.
Cebimden telefonumu çıkardım ve attığı mesajlara baktım.
055********: Sonunda mesaj atabildin.
055********: Benden boşuna korkuyorsun. Sana zarar verebilecek son kişi bile değilken hem de.
055********: Soruna da dürüstçe cevap vereyim; aynı sınıfta değiliz:)
055********: Sana neden mesaj atıp durduğumu merak ediyor olmalısın?
Son attığı mesajı okurken kendi kendime sordum. Onu merak ediyor muydum? Bilmiyorum. Peki hâlâ ondan korkuyor muydum? Bilmiyorum. Bana neden mesaj attığını hiç mi hiç bilmiyordum. Tuvaletten bir kaç kız sesi geldiğinde umursamadan yazdım.
Hüma: Kimsin?
***
"Teyze!"
Çantamı yere atıp koltuğa yayıldım. Son iki dersimiz bedendi ve ben çok yorulmuştum. Ah zalim hoca! Her hafta derse başlamadan önce koşturulur mu? Ayak bileklerim hâlâ sızlıyor.
Şu gizli şahıstan mesaj da gelmemişti. Kimsin dememe rağmen herhangi bir yanıt yoktu. Mesajımı görmemiş olabilir. Öyle değil mi? Yoksa neden cevap vermesin ki?
Yüzümü buruşturdum. Zalim hoca zalim!
"Hüma!"
Semra teyzemin sesini duymamla yerimden sıçramam bir oldu. Yanıma geldiği gibi koluma yapıştı.
"Hüma terin soğumadan duş al çabuk!" diye kızdı. "Hasta olacaksın."
"Tamam teyze." diye mırıldandım. Hiç mecalim yoktu.
"Teyze çok yorgunum!" diye sızlandım.
"Hayır efendim! O duş alınacak."
Beni banyoya götürüp duşa soktu. Üzerimdeki kıyafetleri çıkardım. Güzelce ve de hızlıca duşumu aldıktan sonra odama geçtim.
Odama girip pijamalarımı giydim. Teyzem elinde tarakla yanıma geldi. Yatağa oturup yan döndüm. Semra teyzem yavaşça saçımı taramaya başladı. Zaten saçım kısaydı ve çabuk açılıyordu. Uykumun gelmesiyle esnedim.
Bu saatte nasıl uykum gelir anlamıyorum. Okuldan geleli neredeyse bir saat oluyordu. Sanırım yorgunluktan ve banyo yaptığım için, ayrıca saçıma atılan tarak darbeleri de beni mayıştırıyor olabilirdi. Ellerimle oynamaya başladım. Teyzemin iç çekişini işittim.
"Saçının rengi bile annene benziyor." Mırıldanması derin bir nefes almamı sağladı. "Annen çok güzel bir kadındı Hüma. Kız kardeşim diye demiyorum, akıllı biriydi. Ailesine düşkündü." Saçlarımı eliyle okşamaya başladı. "Hele sana, ayrı bir düşkündü. Seni yanından ayırmazdı."
Tekrar saçımı taramaya başladı. Ve sanırım ağlıyordu. İstemsizce benim de gözlerim dolmuştu. Fazla duygusal bir yapım vardı. Anneme çekmişim. Teyzem söylemişti. Fakat bir sorun vardı ki; annemin güçlü bir kadın olduğunu söylüyor hep. Ben niye o kadar güçlü değildim? Neden huyum anneme çekmemişti? Niye onun gibi güçlü ve korkusuz değildim?
"Gözlerin de tıpkı babanın gözleri gibi." dedi. Saçım açılmıştı artık. Ama taramaya devam ediyordu. Saçımı taramanın onu rahatlattığını söylüyordu. Bu yüzden sustum. "Masmavi gözleri vardı onun da. Seninki gibi. Bebekken ikisi de sana bir türlü doyamıyordu. Öpmeye, koklamaya, hiç doyamıyorlardı." Teyzemin ağzından bir hıçkırık kaçtığı an tutamadım kendimi ve ağlamaya başladım. Ben onları hatırlamıyordum ama, hissediyordum. Kalbimde bir yerlerde olduklarına inanıyordum. İnanmaya da devam edecektim.
Teyzeme dönüp sıkıca sarıldım. Başını boynuma gömüp kokumu içine çekti. Bende onun kokusunu içime derince çektim. Ben teyzemin kokusunu, anne kokusu bellemiştim.
Annemle yaşayamadıklarımı teyzem yaşatmıştı bana.
Ağlamamız iç çekişlere dönerken yavaşça ayrıldım ondan.
"Seni çok seviyorum teyze." dedim. "Sende benim annemsin."
Yanağımdan öptü. "Biliyorum." dedi. "Bende seni çok seviyorum. Sen de benim kızımsın."
Gülümsedim. Teyzem ilk benim sonrada kendi göz yaşlarını silip ayağa kalktı. "Bu kadar duygusallık yeter küçük hanım!" Eski teyzem geri dönmüştü. Burnumu çekip gözlerimi devirdim. "Saat erken ama yorgunsun. Biraz uyu dinlen. Sonra yemek için seni uyandırırım. Tamam mı?" Onu başımla onayladım. Saçlarıma küçük bir öpücük bıraktı ve odadan çıktı. Ayağa kalkıp aynada kendimi süzdüm.
Neden bu kadar kısaydım ki? Lanet olsun 1.57 olmak!
Evet kısaydım. En azından bir yerlere rahatça sığıyordum. Tek güzel yanı bu galiba. Teyzem benden yaklaşık 10-15 santim uzun duruyordu.
Yatağa uzandığım an, komodinin üzerindeki telefonum titremişti. Göz devirip gelen mesaja baktım.
055********: Kim olduğumu ileride öğrenirsin belki:)
Bu yaşıyor muydu ya? Bir an öldü sanmıştım. Bu kadar geç cevap vermesinin bir nedeni olmalıydı. Beni ilgilendirmediği için o konuya pek kafa yormamaya karar verip yazmaya başladım. Ama bir kaç dakika bekledim. O saatlerce yazmamıştı ne de olsa, bir kaç dakika da ben bekletsem ne olurdu ki?
Hüma: Yaşıyorsun demek?
Dudaklarımı kemirerek yazacaklarını bekledim. Attığım mesaj çok mu saçmaydı ne?
055********: Yollarımı mı gözlüyorsun sen?:D
Bugünkü bilmem kaçıncı göz devirmemi gerçekleştirip yazmaya başladım.
Hüma: Tımarhane yolları bana uzak, bu nedenle gözümün o yola kayması bile imkânsız. Anladın mı?
Fazla mı sert olmuştu? Yok canım. Az bile. O kim ki ona normal davranacağım?
055********: Ben deli değilim mavişim. Deli olsam bile emin ol ki, sana deliyimdir.
Neden böyle bir şey demişti ki şimdi? Asıl sormam gereken bir şeyi unutmuştum ben. Saçma mesajını es geçtim.
Hüma: Söylesene; neden bana mesaj atıyorsun?
Bu sefer dudaklarımı değil, tırnaklarımı kemirmeye başladım. Vereceği cevabı merak ediyordum doğrusu. Arkadaş olmak için mesaj atıyor olamaz zaten bunu anlamıştım. Psikopat takıntılı bir sapık olma ihtimali yüzde kaçtı o hâlde?
055********: Senin sesin, kokun, bakışın, gözlerin, her şeyini kıskanıyorum, değer veriyorum maviş.
055********: Sen ister buna sevgi de, ister aşk de, ister takıntı de.
055*******: Sen olmadan ben nefes alamam Maviş'im. Şimdi anladın mı neden senle konuşmak istediğimi?
055********: Sen yoksan, ben de yokum..
Mesajına cevap vermeden telefonu kapattım ve yatağa uzandım. Ne demek istemişti? Aklımda yazdığı mesajlar dönüp duruyordu.
Senin sesin, kokun, bakışın, gözlerin, her şeyini kıskanıyorum, değer veriyorum maviş.
Derin bir nefes alıp tavanı izlemeye başladım.
Sen ister buna sevgi de, ister aşk de, ister takıntı de.
Oflayarak ayağa kalktım.
Sen yoksan, ben de yokum..
Dayanamayıp odanın içinde turlamaya başladım. Uykum da kaçmıştı zaten. Of!
"Teyze!"
Aşağıya inip nefis kokuların geldiği mutfağa doğru ilerledim. Teyzem bana dönüp tek kaşını kaldırdı.
"Neden uyumadın Hüma?"
İç çekerek masanın başındaki sandalyeyi çekip oturdum.
"Uykum kaçtı."
Tabakları masaya koyup çatal kaşıkları getirdi. "Hayret!" dedi. Bardakları da masaya koydu. "Gel yardım et o zaman."
Tebessüm edip ayağa kalktım. Tezgâha doğru yürüyüp, "Ne yapmam lazım?" dedim.
Çorbayı karıştırırken bana dönüp gülümsedi.
"Salata yapman yeterli tatlım."
Kollarımı sıvadım. Biraz aklımı başka şeylerle kurcalasam iyi olurdu.
***
"Ellerine sağlık teyze. Çok güzel olmuş."
Masayı toplamasında teyzeme yardım edip odama çıktım. Saat 21:16. Daha erken ve ben ne yapacağımı bilmiyorum. Belki kitap okuyabilirdim.
Odamdaki kitaplığa ilerleyip yarıda bıraktığım kitabı elime aldım. Bir süre kitapla bakıştıktan sonra yerine geri koydum. Ne oluyordu bana böyle? Can sıkıntısından patlayabilirim her an!
Yatağa oturup bağdaş kurdum. Telefonum sessizdeydi ve bir mesaj vardı.
055********: Pencereni aç.
Ne?!
Yataktan hızla kalkıp pencereye koştum. Perdeyi kenara çekip karanlık sokağa baktım. Kimse yoktu ki. Telefonu elime alıp tekrar mesaja baktım. Yarım saat önce atmıştı.
Hüma: Neredesin?
Aradan bir kaç dakika geçmişti ki yanıt geldi.
055********: Pencereni açık bırak güzelim. Sana şiir yazdım:)
Yapmalı mıydım? Ona nasıl güvenebilirdim ki? Güvenemezdim! Ama kahrolası merak işte!
Pencereyi açık bırakıp yatağıma oturdum. Tedirgince olacakları bekliyordum. Saniyeler içinde pencereden odama kağıttan yapılmış bir uçak süzüldü. Kitaplığımın önüne düşen uçağa doğru adımladım. Yavaşça eğilip uçağı elime aldım ve açtım. Güzel bir el yazısıyla karşılaşmıştım. Gerçekten de bana şiir yazmıştı. Değişen kalp ritmime anlam veremezken, yazdığı akrostiş şiiri okumaya başladım. Heyecanımın nedeni; ilk defa birinin bana şiir yazıyor oluşuydu.
Hafızamın derinliklerinde,
Üşüdüğüm gecelerde,
Manilerimin satırlarında,
Aşkımın baş tacısın.
Nereye gitsem sen,
Uzaklarda sen,
Rayımın rotası, yine sen.
Çok saçma. Tanımadığım birinden böyle şeyler almak çok saçmaydı. Ya beni kandırıyorsa? Ya bana oyun oynuyorsa?
Aklım karışmıştı.
Pencereyi kapatıp hemen perdeyi çektim. Ellerim titrerken kağıdı yırtıp çalışma masamın altındaki çöp kutusuna attım. Saklamamın bir anlamı yoktu. Ve teyzemin bulup okuması hiç iyi olmazdı. Telefonumu cebimden çıkarıp yatağıma geçtim.
Hüma: Şiir güzeldi ama gerek de yoktu.
055********: Beğenmen yeterli. Gerek olup olmadığı da mühim değil.
055********: Hüma?
055********: Artık sana karşı ne hissettiğimi anlamış olmalısın?
055********: Senden tek isteğim; bana bir şans vermen.
055********: Bana bir şans verir misin Maviş'im?
***
S.D.