bc

Roman Adı: Kırık Dostluklar Kulübü

book_age12+
5
FOLLOW
1K
READ
BE
second chance
small town
like
intro-logo
Blurb

Denizli'nin kenar bir mahallesinde, zaman yavaş akar; hayat herkese eşit davranmaz. Herkesin hayalleri olur ama gerçekleştirmek herkesin harcı değildir. Bazılarının kalbi fazla temizdir, bazılarıysa kendi boşluklarında kaybolur. Bu hikâye, kaderleri kesişmiş yedi dostun hikâyesidir: Cafer, Ahmet, Mutlu, Ömer, Bünyamin, Hasan ve Onur.Cafer'in DünyasıCafer gençti, saf ve temiz kalpli. Her şeyin iyi olacağına inanır, insanların kötü niyet taşıyamayacağına yürekten güvenirdi. Bu yüzden birçok kez kandırıldı. En çok da arkadaşları tarafından. Kimisi borç aldı geri vermedi, kimisi güvenini sarsacak bir yalan söyledi. Ama o kimseye kin tutmadı, çünkü içi kinle dolu olamazdı. Şimdi borç içinde, yokuş yukarı bir hayat yaşıyordu ama hâlâ her sabah umutla uyanıyordu.Ahmet'in SessizliğiAhmet oyunlara sığınmıştı. Gerçek hayatta bulamadığı mutluluğu sanal dünyada arıyordu. Uzak bir şehirde sevdiği kadın vardı ama hayat, yan yana olmalarına izin vermemişti. Düğün planları yapıyorlardı ama içten içe kendine soruyordu: "Ben mutlu muyum?" Hayat ona fazla yük bindirmişti. Elindeki joystick'e sıkı sıkı sarılmıştı; çünkü tutunabileceği başka bir şey kalmamıştı.Mutlu’nun Hayal GücüMutlu adı gibi değildi ama hayal gücü sınırsızdı. Felsefeye meraklıydı, hayatı anlamaya çalışıyordu. Her gün bir başka projeye kafa yorar, dünyayı güzelleştirmenin yollarını arardı. İnsanları değiştiremese de, kendi hayal dünyasında sonsuz bir yenilik üretirdi. Bir gün her şeyin değişeceğine inanıyordu. İnanmak, bazen yetiyordu.Ömer’in GösterişiÖmer lüks kafelerde takılır, kahvelerini filtreli fotoğraflar eşliğinde paylaşırdı. Parası vardı ama anlamı yoktu. Sahip olduğu şeyler çoktu ama gerçek bir dostluğu hiç olmamıştı. Gösterdiği hayatla yaşadığı arasında uçurumlar vardı. Ama kimse bunu fark etmiyordu, çünkü gülümsemesi gerçek sandıkları bir maskeydi.Bünyamin'in YalnızlığıBünyamin her zaman dışlanmıştı. En zor günlerinde kimse yanında olmamıştı. Gözyaşlarını kendi içine akıtır, haykırmak isterdi ama sesi çıkmazdı. Sonunda pes etti. Dostlarına kırıldı, arkasına bile bakmadan çekip gitti. Kendi hayatını kurdu, evlendi ama içindeki yalnızlık hiçbir zaman tamamen susmadı.Hasan ve Şişenin HikâyesiHasan’ın hikâyesi rakı masalarında, gece ıssızlığında anlatılırdı. İçmeyi severdi, çünkü o içince dünya biraz daha dayanılır hale geliyordu. Hayat ona fazla sertti. Kimse içindeki yarayı görmezdi, ama o şişeyi dost bilmişti. En azından yargılamıyordu.Onur’un BoşluğuOnur zekiydi, kıvrak düşünürdü ama içinde boşluklar doluydu. Geçmişte kırılmış, şimdi sadece dostlarının varlığıyla hayatta kalıyordu. Bazen gözlerini dikip hiçbir yere bakar, dakikalarca sessiz kalırdı. Düşünceleri çoktu, kelimeleri azdı. Ama birinin acısı olursa, ilk koşan hep Onur olurdu.Bu yedi dost, bir zamanlar aynı mahallede birlikte büyümüş, sonra hayatın ayrı rüzgarlarına kapılmışlardı. Ama bir gün, bir araya gelmeleri gerektiğinde, her biri birbirleriyle yüzleşmek zorunda kalacaktı.---İstersen romanı bölüm bölüm genişletebilir, diyaloglar ve olaylarla derinleştirebilirim. Devamını ister misin?

chap-preview
Free preview
Birlikte Yalnızlar
Eski liselerinden mezun olalı neredeyse on yıl olmuştu. Zaman, hepsini merhametsizce öğütmüştü. Ne gariptir ki, yaşları büyüdükçe umutları küçülmüştü. Hâlâ aynı mahalledeydiler; fiziksel olarak yakın, ama ruhen birbirlerinden kilometrelerce uzakta. Bir cuma akşamı, Cafer yine borçlarından kaçmak için mahalle kahvesine sığınmıştı. Masada Ahmet, Onur ve Hasan vardı. Gülüşmelerin altında derin bir boşluk saklıydı. Sözler havada uçuşuyor, ama kalbe inen hiçbir şey olmuyordu. İçlerinde olmayan biri vardı: Bünyamin. O gece onu çağırmamışlardı. Çünkü herkes biliyordu ki Bünyamin artık bu masanın bir parçası değildi. Ya da onlar öyle sanıyordu. Ahmet telefonunu elinden düşürmüyor, sevgilisiyle mesajlaşıyor ama yüzündeki gerginliği saklayamıyordu. “Uzak ilişki” dedikleri şey, iki insanın aynı yalnızlıkta boğulmasından ibaretti. Herkes zamanında birini sevmişti. Ama kimsenin hikâyesi mutlu bitmemişti. İçlerinden hiçbiri gerçek bir bağ kuramamıştı. Belki de aralarındaki tek bağ, başarısızlıklarının kardeşliğiydi. Mutlu o gece gelmemişti. Son zamanlarda bir hayalin peşine düşmüş, “doğal yaşam köyü” kuracağım diye bir işe atılmıştı. Masadakilere göre bu da bir diğer boş hayaldi. Ömer ise kafelerde, başka insanlarla story atıyor; eski dostlarını kadrajın dışında bırakıyordu. Ama o da kendi yalnızlığının kralıydı. Hasan bir duble daha içti. “Bünyamin hâlâ bizi özlüyor mudur sizce?” dedi. Cafer başını hafifçe salladı. “Özler mi bilmem,” dedi. “Ama unutmamıştır. O da bizim gibiydi. Yalnız, kırık, eksik…” Onur sessizdi. Ama içinden geçen cümle netti: Biz birbirimizi hep eksik sevdik. Hasan, masadaki sessizliği yine içkiyle deldi. “Biliyor musunuz,” dedi dudağını silerken, “ben o lisede içmeye başladım. İlk sigaramı Bünyamin’le içmiştim. İnsan ilk sigara arkadaşını unutamıyor.” Ahmet başını kaldırmadan konuştu: “O bizi çoktan unutmuştur. Hatırlasa bile nefretle anıyordur. Doğum gününe gitmedik diye nasıl küsmüştü hatırlasana.” Cafer dayanamayıp patladı: “Adam o zaman da yalnızdı. Herkes kendi derdiyle uğraşıyordu. Kırılmakta haklıydı.” Onur o an ilk kez telefonundan başını kaldırdı. Gözleri masanın çok ötesine bakıyordu. “Bünyamin bizi dost sandı,” dedi. “Ama biz onun düşmanı olduk.” Sessizlik çöktü. Bu kez masada zonklayan şey içki değil, vicdandı. Ahmet sandalyesini sertçe geri itti. “Ulan siz de sanki melekmişsiniz gibi konuşuyorsunuz. Hepimiz birbirimizi sattık. Ben Mutlu’nun kız arkadaşına âşık olmadım mı? O benim mesajlarımı ifşa etmedi mi? Cafer, sen Ömer’i dolandırmadın mı?” Cafer’in yüzü kızardı. “Borç istedim… ödeyemedim. Bile isteye değildi.” “Kaç kere aynı şey yaşandı?” diye bağırdı Ahmet. Hasan kadehini sessizce masaya bıraktı. “Bu grupta herkesin günahı var,” dedi. “Ama kimse sevabını anlatmaz. Bizi bir arada tutan şey anılar değil, hesaplaşmalar.” Bir süre kimse konuşmadı. Gerçek ağırdı. Belki de bu dostluk yıllar önce bitmişti ama kimse mezarına gitmemişti. Onur fısıldadı: “Bir insanı gömmek kolay… Ama onunla yaşadığın anıları gömmek zor.” 10 yıl önce Kışın en soğuk sabahlarından biriydi. Okul kantininde yedi kişilik bir masa vardı. Hep oraya otururlardı. Bünyamin her sabah herkesten önce gelir, çayları dizerdi. Mutlu yanında felsefe kitabı taşırdı; kimse okumazdı. Onur o zaman da sessizdi. Hasan, kızları güldürmek için durmadan şaka yapardı. Cafer grubun en güveniliriydi. Herkese iyilik ederdi ama iyilikleri çabuk unutulurdu. Ömer o zaman da havalıydı; pahalı montu ve jöleli saçlarıyla farklı olduğunu hissettirmeye çalışırdı. Ve Ahmet… Her sabah aynı pencereden aynı kızı izlerdi. Kız hiçbir zaman dönüp bakmadı. Ama Ahmet her sabah umutla geldi. Bir gün kız başka biriyle çıkmaya başladığında Ahmet yıkıldı. Cafer onu sırtında eve taşıdı. Hasan sessizce yanında oturdu. Onur şaka yapmaya çalıştı ama başaramadı. Mutlu felsefi bir şeyler söyledi; kimse anlamadı. O gün Ahmet şunu anladı: Bu hayatta kimse seni senin kadar sevmez. Kahvedeki masada artık kimse konuşmuyordu. Kelimeler tükenmişti. Sessizlikte sadece çay kaşığının bardağa çarpan sesi vardı. Ömer içeri girdiğinde hepsi birden sustu. Yakası kalkık ceketi, ağır parfümü ve elinden düşmeyen telefonu vardı. “Selam beyler,” dedi, hiçbir şey olmamış gibi. Onur bakmadı. Ahmet yüzünü ekşitti. Hasan içkisinden bir yudum daha aldı. Cafer ayağa kalktı: “Ömer, neredesin oğlum? Haftalardır yoksun.” “Meşguldüm,” dedi Ömer. “Hayat yoruyor.” Ahmet patladı: “Biz burada birbirimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz, sen story atıyorsun!” “Yine mi drama?” dedi Ömer. “Büyüyün biraz.” Onur yavaşça ayağa kalktı. “Biz artık dost değiliz Ömer,” dedi. “Sadece geçmişin tortularıyız.”

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

FIRTINAŞK (+18)

read
53.5K
bc

KISIR AĞA

read
115.8K
bc

Dönüm Noktası Aşka Tutsak

read
5.7K
bc

GÜL SARMALI (+18)

read
38.4K
bc

İKİNCİ ŞANSIM

read
3.3K
bc

Şah Mat

read
3.2K
bc

İNCİ TOZU (+18)

read
24.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook