Sabah saat 10:47.
Cafer kahvede tek başına oturuyordu. Garsona iki çay söylemişti. Biri gelmeyecekti; bunu biliyordu.
Telefonunu eline aldı.
Grup sohbetinde Mutlu, üç gündür çevrimdışıydı. Son görülme: “3 gün önce.” Profil resmi yoktu. Durum kısmında tek kelime duruyordu:
“Yokum.”
Cafer bir anlık bir refleksle ayağa kalktı. Gülümsemesi yüzünden kaydı. Onur’un Gördüğü Rüya
O gece Onur garip bir rüya gördü.
Mutlu, bir ormanın ortasında duruyor; elindeki beyaz defteri ateşe veriyordu. Alevler sayfaları yutarken sakin bir sesle konuşuyordu:
“Yazdıklarımı değil, yazamadıklarımı yaktım.”
Onur irkilerek uyandı. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Hiç düşünmeden Mutlu’ya mesaj attı.
“Neredesin?”
Cevap gelmedi. Ama bu kez sessizlik sıradan değildi. Bu kez… içten içe herkes biliyordu:
Bir şey olmuştu. Ahmet, Hasan ve Ömer’in Kısa Toplantısı
Üçü gizlice buluştu. Hasan her zamanki gibi erkendi. Ömer gecikti. Ahmet ise masaya oturduğundan beri tek kelime etmemişti.
Sessizliği Ahmet bozdu:
— “En son kim gördü Mutlu’yu?”
Hasan başını kaldırmadan konuştu:
— “Ben. Kahvedeydi. Ama tuhaftı… Sürekli Bünyamin’in mektubunu okuyordu.”
Ömer sandalyeye yaslandı:
— “Sizce kendi mi gitti?”
Ahmet başını iki yana salladı:
— “Hayır. Bu kaçış değil. Bu bir çağrıydı.”
Masa sustu. Çünkü üçü de aynı şeyi hissediyordu: İçlerinden biri, farkında olmadan Mutlu’nun düşüşüne sebep olmuştu.
Ama hangisi?
Mutlu’nun Notu
Cafer, kalktığı sandalyenin arkasına sıkışmış bir zarf fark etti. Sanki aceleyle oraya yapıştırılmıştı.
El yazısı tanıdıktı.
“Beni kimse anlamadı diye gitmiyorum. Sadece hepinizin yavaş yavaş öldüğünü izlemek istemiyorum. Bir hayalci, gerçeklerle boğulduğunda en sessiz kayıptır. Ama bir gün, sizi yazdığım defterin içinde bulacaksınız. Ve o gün… hepiniz kendinizden utanacaksınız.” Mutlu
Cafer zarfı titreyen ellerle cebine koydu. Hızla dışarı çıktı. Gözleri dolmuştu.
İlk kez biri gerçekten gitmişti. Ve kimse onu tutmaya çalışmamıştı. Bünyamin haberi sosyal medyada gördü. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Eşi, “Bir şey mi oldu?” diye sorduğunda,
“Yok… sadece eski bir arkadaş kaybolmuş,” dedi.
Ama içi paramparçaydı.
Ahmet sessizliğe gömüldü. Hasan içkiyi iki katına çıkardı. Ömer yeni bir telefon aldı ama çalan olmadı. Cafer defteri aramaya başladı.
Onur ise… İlk kez ağladı. Sadece kendisi için değil. Hepsi için. “Mutlu’nun kayboluşu, aslında herkesin içinde daha önce kaybettiği bir parçayı ortaya çıkardı. Gerçek bir dost gittiğinde, bir sandalye boş kalmaz. Herkesin gölgesi kısalır.”