Gizli mabede vardıklarında öğle güneşi kırların üzerine altın gibi serilmişti. Çınar ağaçlarının gölgesi, yere dantel gibi düşüyor, rüzgârın dalga dalga taşıdığı Ankara manzarasına tatlı bir serinlik yayıyordu. Tugay, arabanın bagajından yan yana oturabilecekleri eski bir örtü çıkardı. Kardelen çekinerek ama içinde tarifi güç bir sevinçle oturdu yanına. Şeffaf poşetteki ekmek arası döneri çıkardı, çantasını bir kenara koydu. Tugay çoktan kendi dönerini bitirmiş, bir süredir kollarını iki yanına yerleştirmiş Kardelen’i izliyordu. Genç kız küçük ısırıklarla, temkinli ve utangaç bir şekilde dönerini yiyordu. Yüzü kızarmıştı, arada ağzını eliyle kapatıyor, dönerin sosu akmasın diye çenesini öne uzatıyordu. Ekmek hâlâ neredeyse yarılayamamıştı. Tugay göz ucuyla baktı, sonra hafifçe güldü. "

