
Ne alırdın abi?"
Sözcükler hızlı, düz, mesafeli çıktı. “Abi” kelimesi, ince bir diken gibi saplandı Tugay’ın kulağına. Ama mimiklerinde tek bir kıpırtı olmadı. İçinden “abi mi?” diye geçirdi. Sustu. Gülümsedi bile hafifçe.
" Malbora Red... bir paket."
Kardelen raftan uzandı, sigara paketini çıkardı, poşete koydu. Göz göze gelmemeye özen gösteriyordu. Tugay ise tam tersine, onun her hareketini dikkatle izliyordu. Yavaş, gözleriyle ölçerek.
" Seni daha önce hiç görmedim burada, Mehmet Ali abinin kızı olduğunu bile bilmiyorduk."dedi sonunda Tugay.
" Yeniyim," dedi Kardelen. Babam erkek çocuğu olmadığım için beni sevmez söylemeye utanır diyemedi.
" Nereden geldin?"
"Bursa."
"Ne zamandır buradasın?"
"İki hafta oldu."
"Burada mı çalışıyorsun hep?"
" Dayımın dükkânı."
"Kaç yaşındasın?"
"16."
Tugay, kızın yaşının küçük olmasına kaşını kaldırdı. Ona göre küçüktü ama bu mahallede evlilik çağı gelmişti. Burada böyleydi. Kız ortaokulu bitirince hemen evleneceği günü beklerlerdi. Yıl olmuş 2000 ama kafalar aynı.
O sırada Tugay içinden yaş farkı hesaplamasını bile yapmıştı.
"Adın ne?"
Kardelen, hafifçe başını kaldırdı. Gözleri hâlâ yere dönüktü ama sesi bu kez daha yumuşaktı.
" Kardelen."
Tugay gülümsedi. O ismin onda nasıl bir his uyandırdığını yalnızca kendisi bilirdi.
" Güzelmiş, "dedi ve çıktı.
🚬🚬🚬🚬🚬🚬🚬
2000 yılında Ankara'sı küçük, sıcak bir mahallesinde geçen hikâye, aynı mahallede iki gencin yolları kesişir.
Kardelen, yoksul bir ailenin içine kapanık, içli kızıdır. Bursa’da yaşlı babaannesiyle geçirdiği yılların ardından, onun vefatıyla Ankara ’ya ailesinin yanına döner. Dayısının küçük bakkalında çalışırken, mahallede herkesin tanıdığı, zengin ve ağırbaşlı bir genç olan Tugay’la karşılaşır.
Tugay, Kardelen’i ilk görüşte etkileyici bulur ve onu tanımak için her gün dükkâna uğramaya başlar. Ancak Kardelen, Tugay’ın sert tavırlarından dolayı ondan çekinir ve ilk başta ona karşı bir yakınlık hissetmez. Hikâye, bu iki karakterin birbirine yaklaşma sürecini ve mahallede filizlenen sade ama derin bir aşkı anlatır.

