Kazan dairesinden gelen derin homurtular evin içini sarmıştı. Kaloriferler tıkır tıkır ses çıkarıyor, içeriyi buram buram sıcak tutuyordu. Tugay, sabahın erken saatinde gözlerini araladı. Bir süre tavana baktı. Tüm vücudu gevşekti, yorganın altı sıcacıktı ama bir şeyler onu kaldırıyordu. Yavaşça yorganı kenara itti, esneyerek doğruldu. Bir elini saçlarına attı, parmaklarıyla dağınık buklelerini karıştırdı. Siyah ince kazağı ve altındaki siyah pamuklu pijama hâlâ uykunun izini taşıyordu. Yavaşça odasından çıktı. Koridorda yürürken salondan gelen sesleri fark etti. Dikkat kesildi. Televizyondan gelen elektronik bip sesleri, tanıdık bir müziğe karışıyordu. Bir oyun sesi. Kapının eşiğinde durdu. Gözleri büyüdü. Ağzı istemsizce açıldı. “Anne?!” Melike Hanım yerde bağdaş kurmuştu. Elinde ata

