ÇATIŞMANIN ORTASINDA

1421 Words
Dağın sessizliğini ilk delen şey, sabah güneşiyle birlikte yükselen bir rüzgar uğultusuydu. Bu sefer havadan değil, yerden geliyordu destek. Üsteğmen Serdar Gök komutasındaki özel SAT timi, gece boyunca ilerleyerek yüksek rakımlı sırtlara ulaşmış, diğer yamaçta konuşlanmış bir jandarma timine takviye kuvvet olarak görevlendirilmişti. Serdar, bu göreve çıkmadan önce haritayı üç kez kontrol etmişti. Bölge sarp ve izoleydi. Araçla ulaşım mümkün değildi. Yalnızca gece yürüyüşüyle, tepelerden, dere yataklarından geçerek ulaşmak mümkündü. Ve onlar bunu başarmıştı. Ama bir şey vardı. İçine sinmeyen bir şey. İstihbarat netti, rota güvenliydi. Ama Serdar, hayatını adamasının verdiği içgüdüyle gece boyunca gözünü çalılardan ayırmamıştı. Sis hala dağılmamıştı. Zemin çiğ kaynaklı nemliydi, havada barutla karışık toprağın ağır kokusu dolaşıyordu. Kuşların bile sesi kesilmişti. Yalnızca doğa ve ölüm arasında incecik bir çizgide ilerleyen o sessizlik… Üsteğmen Serdar Gök komutasındaki SAT timi, yola devam ediyordu. Planlanan rota, güvenlik açısından neredeyse sıfır riskliydi. Çünkü bu güzergah yıllardır kullanılmamış, haritada dahi neredeyse görünmeyen, kayalıklarla sarılmış bir geçitti. O yüzden pusu ihtimali değerlendirilmemişti. Ama düşman, beklenmedik derecede zekiydi. Serdar, telsiz başındaki sessizliğin fazlaca uzadığını fark ettiğinde, için için bir huzursuzluk hissetti. “Sakin olun.” dedi yanında yürüyen Astsubay Kıdemli Başçavuş Vural’ a. “Ama gözünü dört aç. Burada bir terslik var.” İşte o an… Rüzgar, tepelerden inen sisle birleşmiş, görüş mesafesini kısıtlamıştı. Dağların arasında yankılanan tek şey, gece kuşlarının ürkek ötüşleriydi. Serdar Üsteğmen, telsizine sıkıca sarılmış, ekibini kayalık hat boyunca tek sıra halinde ilerletiyordu. Yaren, sadece birkaç yüz metre ötedeydi. Uykusuz geçen gecesinden sonra taşların üzerine kıvrılıp kısa bir süre gözlerini yummuştu. Ve birden… BOOM! Göğü yırtan bir patlama sesi ile gözlerini açtı. Ardından art arda gelen taramalı tüfek sesleri. Yaren taşların arasına kıvrıldı. Kalbi boğazına tırmanmıştı. Sanki göğsüne biri taş basmış gibiydi. Patlamaların yönünü anlamaya çalıştı ama sadece yankılar vardı. Dağ bütün sesleri katlayarak geri döndürüyordu. “Pusu! Temas sağlandı! Saat 06.23, kuzeybatı istikameti!” Uzman Çavuş Caner ’in sesi telsizden yankılandı. Herkes yere yattı. Ateş sağdan geliyordu ama görüş alanı sınırlıydı. “Yayıl! Ateşi bastırın!” Serdar emri bağırarak verdi. Bir SAT mensubu olan Başçavuş Burak, yanındaki kayadan pozisyon alarak makineli tüfeğini konuşlandırdı. “G- 3 tespiti var! Mesafe 150 metre civarı!” diye bağırdı. Düşman kalabalıktı. Belli ki geçişleri öğrenilmişti. Yola bomba tuzaklanmıştı; ilk patlamada öncü gruptan, üç asker ağır yaralanmıştı. SAT timi ise hemen mevzi almıştı ama her taşın arkasından mermi geliyordu sanki. Telsiz sabit tutuldu. Serdar, merkezi bilgilendirmek zorundaydı. “Merkez, burası Alfa- 1. Temas sağlandı. Koordinatlar 39° N, 42° E. Tahmini düşman sayısı 15- 20. Helikopter desteği talep ediyorum. Tekrar ediyorum, Hava desteği gerekli!” Merkez onayladı. Helikopter için çıkış verildi. Ama iniş alanı için Serdar ’ın açık alanı temizlemesi gerekiyordu. “Hakan! Sen ve Kaan doğu yamaçtan dolanın! Arka hattı kapatmamız gerek!” “Emredersiniz komutanım!” Hakan ve Kaan kayalıkları kullanarak sürünerek yön değiştirdi. Ama daha 20 metre ilerlemeden mermi sağanağı başladı. Çığlık değil, sadece ani bir inleme. Kaan vurulmuştu. Hakan geri sürünerek ulaştı ama ses kesilmişti. Nabız yoktu. Gözleri açık kalmıştı. “Şehidimiz var. Kaan...” dedi sadece. Serdar dişlerini sıktı. Elinde otomatik tüfeğiyle ileri atıldı. “Burak! Sağ kanattan bastır, Mustafa sende beraber. Ben önden açacağım alanı!” Kurşunlar yağmur gibi iniyordu. Bir taşın arkasında pozisyon alıp düşmanın yerini kestiler. Bir tanesi kaya arkasında RPG hazırlığı yapıyordu. Serdar tetiğe bastı. Üç mermi, birer saniye arayla havayı yırttı. Adam devrildi. RPG yere düştü ama patlamadı. Şimdilik... Yaren, çalılıkların arkasında kafasını bile çıkaramıyordu. Kurşun sesleri sanki üstünden geçiyordu. Ayak sesleri yakındı. “Beni bulurlarsa vururlar.” diye düşündü. “Ama kim vurur? ” Yine bir patlama. Bu kez daha yakındı. Ve toprak sarsıldı. Bir şey, taşların arasından yere düştü. Yaren ses etmedi. Sadece kıpırdamadan bekledi. Başçavuş Burak ’ın omuzundan mermi sıyırdı. Geri çekilmek zorunda kaldı. Mustafa onu çekerek mevziye aldı. Serdar zaman kaybedemezdi. “Atış bastırıldı. Şimdi! Alanı açın! 10 dakika sonra helikopter burada olacak!” Telsiz açık tutuldu. Herkes birbirine bağlıydı. Düşman sayısı azalıyor, mevzi kaybediyorlardı. Ama onlar da kayıp veriyordu. İkinci şehit, Hakan oldu. Doğu yamaçtan dolanırken keskin nişancı tarafından vurulmuştu. Serdar onu bulduğunda nefes almıyordu. Çatışma içinde cenaze kaldırılamazdı. Helikopter sesi yaklaştı. Gece görüş fenerleri gökyüzünden yere döndü. Serdar telsizi ağzına götürdü. “Alfa- 1, arkanız temiz görünüyor. İniş yapılabilir. Onaylıyor musunuz?" " Onaylıyorum. Yaralı tahliye öncelikli. Şehitlerimiz: Kaan, Hakan, Selim.” dedi Serdar. Telsiz sessizleşti. Birkaç saniye sonra merkezten gelen ağır ses. “Anlaşıldı Alfa- 1. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak. Vatan sağ olsun. ” Yaren, ağlamaya başladı fark etmeden. Kim olduklarını bilmiyordu. Ama birileri ölmüştü ve bu dağın üstü, sessizlik yerine ağıt taşıyordu artık. ... Helikopterin pervane sesi önce bir uğultu gibi duyuldu. Sonra rüzgarı bastırdı. Ağaçların ince dalları titredi, yere düşmüş sis savruldu. Serdar yüzünü kaldırmadan telsize konuştu: “Delta 1, iniş bölgesi açık! Şehitlerimizi ve ağır yaralıları al! Temas sürüyor, alan hala sıcak!” Helikopter, sisin arasından görünür hale geldiğinde usulca iniş yaptı. Timin sağlık astsubayı ilk olarak kanaması durdurulamayan iki askeri gönderdi. Ardından şehitler… Taş gibi ağır birer sessizlikle, birer birer helikoptere taşındılar. Serdar ’ın gözleri yandı, ama gözünden tek bir damla yaş akmadı. Yaralı bir askerini sırtladığında kaşının üzerindeki yara kanıyordu. Ama o farkında bile değildi. Sırtındaki tüfeği yere bırakmamıştı hiç. Son şehidin götürülüşünü izlerken çenesini sıktı, dişleri gıcırdadı. “Komutanım, sizin de çıkmanız lazım. Omzunuzdan kan sızıyor. Yaranız derin.” dedi genç bir teğmen, endişeli gözlerle. Serdar başını iki yana salladı. Sesi sakin, ama içinde kasırga gibi bir öfke vardı. “Yaralı değilim. Ayaktayım. Kalanlarla devam edeceğim.” Helikopterin içinden bir ses geldi. “Serdar, bu çılgınlık. Alan temiz değil. Sizi çekelim buradan!” Sesi soğuk ve netti: “Görevi tamamlamadan bir yere gitmeye niyetim yok. Çekilin. Biz buradayız.” Helikopter homurdanarak yükseldi. Şehitler ve yaralılar uzaklaşırken, sis yine çöktü. Geriye yalnızca sağ kalan beş asker ve Serdar kalmıştı. Sessizlik yeniden çöktü. Ama bu defa sessizlik, öncesine göre daha tehditkardı. Düşman hala çevredeydi. Keskin nişancıların ara ara bıraktığı tekli atışlar, pusuda bekleyen unsurların hala aktif olduğunu gösteriyordu. Helikopter nedeniyle gizlenmişlerdi. Serdar yere çömeldi, haritayı açtı, işaret parmağını sıktı: “Burada olduklarına eminim. Çekilmek istediler ama bu sisin içinde biz de av, onlar da. Şimdi sıra bizde. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak.” Askerlerin gözlerinde bir kararlılık parladı. Korku yoktu artık. Yerini öfke almıştı. Ölümle göz göze gelen birliğin gözlerinde, yalnızca hesaplaşma vardı. Serdar tüfeğini sırtına alıp öne geçti. “Kayıp vermeyeceğiz. Her mermi yerini bulacak. Her nefes, bir nedeni hatırlatacak.” Saat 09.47. Dağın yamacında yeni bir sessiz harekat başladı. Düşman, saldırdığı kişilerin yalnız bir askeri birlik olmadığını, içlerinde parçalanmış ama dimdik duran bir yemin taşıdıklarını birazdan öğrenecekti. Çünkü Serdar Gök ve ekibi, geri çekilmek için değil, tamamlamak için oradaydı. Ve bu dağ, bugün onların öfkesine tanık olacaktı. ... Ve söylediği yere ulaştı. Çatışma başladı. Dağ, ölümün gölgesini içine çekmişti. Mermiler ardı ardına yankılanıyor, kaya parçaları havada uçuşuyordu. Her kurşun bir yemin gibi fırlatılıyor, her patlama bir öfkeyi kusuyordu. Sat timi, Üsteğmen Serdar Gök komutasında, pusuya düşmüş olmanın şaşkınlığını çoktan üzerinden atmış, düşmana karşı ölümcül bir kararlılıkla ilerliyordu. Serdar, yüzüne sıçrayan toprağa aldırmadan tekrar tüfeğini doğrulttu. Omzundaki ağrı, biraz önceki sarsıntıdan kalma olmalıydı, ama acıyı bastırdı. Gözleri kırmızı bir sis gibi kan doluydu. Telsizden gelen sesler, bağırışlar, “Mevzi al!” komutları bir bir kulaklarına çarpıyor, her anı tetikte geçiriyordu. “Yat yere! Düz hatta geçtiler!” “1 numara düştü! Ateşi bastır!” Geri çekilmeyi akıllarının ucundan bile geçirmiyorlardı. Onlar SAT komandosuysa, bu dağ onların mezarı değil, düşmanın cehennemi olacaktı. Serdar, bir kayanın ardından çıkan iki teröristi tek nefeste indirdi. Yanındaki Asteğmen Cevdet, makineli tüfeğiyle dar geçide yaylım ateşi açtı. Son terörist sağa kaçarken, Serdar elindeki tabancayı çıkardı. Gözünü bile kırpmadan tetiğe bastı. Vurdu. . Sessizlik. Sadece yanan barutun kokusu kaldı havada. Birkaç kuş ötüşü, uzaktan gelen cılız bir rüzgar sesi... O kadar. Serdar ayağa kalktı, tozla karışık ter içinde kalmıştı. Timi ağır nefesler alıyor, sessizce yeniden toparlanıyordu. Üç şehit, dört yaralı. Geriye kalanlar dimdik ayaktaydı. Öfke henüz dağılmamıştı yüzlerinden. “Alan temiz!” dedi Serdar telsize, sesi çatallıydı ama keskin. “Bölge kontrol ediliyor. Şehit ve yaralılar helikopterle gönderildi. Temizliği tamamlayıp bölgeden çıkacağız.” Sonra harekete geçti. Eli tetikte, gözleri uyanık. Her taşın arkasına, her çalının altına baktılar. Her ayak izi, her boş kovan incelendi. O an, Serdar bir şey fark etti. İnce bir ayak izi. Hafif ve tek. Taktik bot izi değil. Sivil. Gözleri sisin içine daldı. Kayanın kenarından süzülen bir siluet belirdi. Serdar bir an kıpırdamadı. Tüfeği refleksle yukarı kalktı ama parmak tetiğe gitmedi. Göz göze geldiler. Yaren. Üstü başı yırtık, ayak bileğine kadar çamura bulanmış. Yüzü toz içinde, ama gözleri… gözleri hala canlıydı. Serdar 'ın gözleri bir anlığına dondu. Zaman bir kez daha durdu. Serdar' ın gözleri nefretle parlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD