3.BÖLÜM

1014 Words
Murad, has odada yalnız kaldığında uzun süre kımıldamadı. Kandilin alevi titriyor, duvarlardaki gölgeler yer değiştiriyordu. Uzun uzun düşündü, ölçtü tarttı ama işin içinden çıkamadı. Valide’nin sözleri kulaklarında çınlıyordu; acaba kendisine büyü mü yapılmıştı? O böyle şeylere pek inanmazdı lakin eğer aslı varsa o büyüyü yapmaya cüret edenin kalbini yerinden sökerdi. Düşündükçe boğuluyordu. Kendini hızla dışarı attı. Saraydan biraz uzaklaşsa iyi olurdu. Zırhını giymedi. Kaftanını bile almadı. Sade bir av elbisesi geçirdi üzerine. Kılıcını kuşandı, yayı sırtına aldı. Ahırlara indi. En sevdiği doru atın dizginlerini kendi elleriyle çözdü. — “Kimse gelmesin,” dedi. — “Peşimden düşeni bizzat asarım.” Saray kapısından çıktığında sabah henüz ağarıyordu. Toprağın kokusu, çiğin serinliği yüzüne vurdu. Atını mahmuzladı. Şehir geride kaldı. Ağaçlar sıklaştı. Orman onu içine aldı. Murad burada başka biriydi. Daha özgür, daha vahşiydi. Nefesi düzenliydi. Gözleri avcı keskinliğinde… Bir yaprağın hışırtısını, bir dalın kırılışını seçebilecek kadar uyanıktı. Yayını eline aldı. İleride bir geyik belirdi. Rüzgârı kokladı, yönünü hesapladı. Ok yaydan sessizce süzüldü. Tek atışta geyiği avlamıştı. Acıması yoktu; av onun tutkusuydu ve kafasını dağıttığı bir aktiviteydi. Murad atından indi. Avı inceledi ama yüzünde zafer ifadesi yoktu. İçindeki huzursuzluk dinmemişti. Tam yeniden ata binecekken… Tiz bir ses duyuldu. İlk başta rüzgâr sandı. Sonra bir çığlık duyuldu… Kadın sesiydi bu. Murad’ın bedeni anında gerildi. Kılıcı kınından yarım çekildi. Sessizce ilerledi. Ağaçların arasından baktığında gördüğü manzara kanını kaynattı. Üç adam. Kirli sakallı, üstleri başları dağınık eşkıyaydı bunlar. Ortalarında bir kadın vardı. Yüzü Murad’a dönüktü. Kızın üzerindeki elbise yırtılmıştı. Üstünde ince, beyaz bir gecelik vardı; çamur içinde, omzu açıktı. Saçları dağılmış, bilekleri tutulmuştu. Gözleri korkuyla büyümüştü. — “Hadi yavrum naz yapma,” diyordu biri. — “Yoksa canın daha çok yanar.” Kız adamın yüzüne tiksintiyle bakıp bir tükürük savurdu. — “Pislikler, dokunmayın bana! Öldürürüm sizi!” Adamın eli kızın saçlarına dolandı. Kız çırpındı. — “Seni yosma, şimdi bittin!” diye haykırdı. Murad daha fazla beklemedi. İlk ok, konuşanın boğazına saplandı. Adam sesi bile çıkmadan yere yığıldı. İkincisi ne olduğunu anlayamadan Murad adamın üstüne fırladı. Kılıç bir yay gibi savruldu. Adamın silahı yere düştü, kendisi ağacın dibine çarpıp kaldı. Üçüncü eşkıya kaçmaya yeltendi. Murad peşinden koşmadı. Bir taş aldı yerden. Tüm gücüyle fırlattı. Adam yere kapaklandı. Orman yeniden sessizleşti. Murad kıza döndü. Kız titriyordu. Dizlerinin bağı çözülmüş, yere çökmüştü. Murad kılıcını kınına soktu. Yavaşça yaklaştı. — “Korkma hatun,” dedi. Sesi ilk kez bu kadar yumuşaktı. Kız başını kaldırdı. Ve Murad dondu kaldı. Orman yeşili gözler, kabarmış kırmızı saçlar… Rüyalarındakiyle birebirdi. Murad diz çöktü. Elini uzattı ama dokunmadan durdu. — “Adın ne hatun?” dedi fısıltıyla. Kızın dudakları titredi. — “Sâre…” dedi. O an Murad’ın dünyası durdu. Murad kendi kaftanını çıkardı, titreyen omuzlarına örttü. Parmakları istemsizce kızın saçlarına gitti. İlk defa kızıl bir hatun görüyordu; çok nadir bir renkti. Saçları parmaklarının arasından aktı. — “O huri sensin…” dedi kendi kendine. “Rüyamdaki…” Sâre bu sözü duyar duymaz irkildi. Murad’ın bakışlarındaki derinliği sezmişti ama bu derinlik onu rahatlatmak yerine daha da ürkütüyordu. Titreyen elleriyle yere tutunmaya çalıştı, ayağa kalkmak istedi. Bir adım attı. Sonra bir çığlık daha koptu dudaklarından. Bacağı tutmuyordu. O eşkıyalardan kaçarken fena düşmüştü ve ayak bileği morarmıştı. Dizinin altı kan içindeydi; gecelik yırtılırken kesilmiş, çamurla kan birbirine karışmıştı. Üzerine basar basmaz dizleri yeniden çözüldü. Murad bir anda yanındaydı. — “Dur,” dedi sert ama telaşlı bir sesle. “Zorlama.” Sâre başını iki yana salladı. Gözlerinde inat vardı; korkudan çok asi bir dirençti bu. — “Hayır…” dedi nefes nefese. “Burada kalamam. Gitmem lazım.” Murad ilk kez bir kadının bu kadar açıkça karşısında direndiğini görüyordu. Ama bu başkaldırı hoşuna gitmişti; korkak değildi bu hatun. — “Bu halde gidemezsin,” dedi. “Kan kaybediyorsun. Hem esvapların uygun değildir.” Sâre dişlerini sıktı. Şöyle karşısındaki adamı süzdü; kalıplı, uzun boyluydu, kendisinin iki katıydı. Gözlerine çok derin bakıyordu. Kızın yanakları kızardı; geceliğin açıkta bıraktığı yerleri eliyle örtmeye çalıştı. Bu detay Murad’ın gözünden kaçmadı. — “Ayağım çok ağrıyor.” Murad’ın kaşları çatıldı. Eğildi, yarasına baktı. Eliyle pelerinini biraz daha sıkıca sardı. Hızla kızın ince bedenini kucağına aldı. Anın etkisiyle Sâre ince bir çığlık attı. — “Siz ne yapıyorsunuz? Nasıl kucağınıza alırsınız beni?” Murad hiç sesini çıkarmadan kucağındaki kızla atına doğru yöneldi. Sâre çırpındı ama bu adam çok güçlüydü. — “İndirsene beni!” dedi. Ama Murad’ın kolları taş gibiydi. Ne canını acıtıyor ne de gevşiyordu. “Şşş, sakin ol,” deyip kızın başını geniş göğsüne yasladı. Sâre istemsiz sakinleşmişti. Murad onun ağırlığını hissettiğinde kalbi tuhaf bir şekilde sıkıştı. Atın yanına geldi. Önce Sâre’yi dikkatle eğerin üzerine oturttu. Sonra kendisi bindi, onu göğsüne yasladı. Dizginleri çekmeden önce alçak bir sesle konuştu: — “Çekinme hatun, seni güvenli bir yere götüreceğim,” dedi. Sâre cevap vermedi. Sadece başını biraz yana çevirdi. Murad’ın kalp atışlarını hissediyordu. Düzenliydi ama güçlü… Korkutucu derecede güçlü atıyordu. At ağır adımlarla ormandan çıktı. Ağaçlar seyrekleşti, sis geride kaldı. Saraya giden yol uzundu ama Murad acele etmedi. Her sarsıntıda Sâre’nin canının yanmaması için atı dikkatle sürdü. Atın her hareketinde kızın kalçaları kendisine temas ediyordu. Ve Murad sabırlı bir adam değildi. İçinden kendisine kızdı; müşkül durumdaki hatuna o gözle bakmak kendisine yakışmazdı. Bir süre sonra Sâre’nin kısıkça mırıldanması duyuldu: — “Beni… nereye götürüyorsun?” Murad gözlerini kızın saçlarından ayırmadan cevap verdi: — “Topkapı Sarayı'na götürüyorum seni hatun.” Kızıl saç tellerinden birkaçı sakalına takılmıştı. Adamın odağı sadece bu kızıl kadındaydı. — “Saray mı?” dedi Sâre. Sarayda ne işi olurdu? Oraya sadece soylular ve kapıkulları hizmet etmek için girebilirdi. Şaştı kaldı ama adama bir soru daha sormaya çekindi. Murad sustu. Bu sessizlik cevap yerine geçti. İkili arasında başka konuşma geçmedi ama aralarındaki yoğunluk çok fazlaydı. Murad şaşkınlıktan susuyordu; aradığı hatunu bulmak onu heyecanlandırmış, ne diyeceğini bilememişti. En ufak bir yanlış konuşmada hatun elinden kaçacak gibiydi. Onu yeni bulmuştu ve ürkütmekten korkuyordu. Sâre de ayağının acısından adeta kendinden geçmişti; sırtına değen adamın sıcak göğsü ve güzel kokusu onu mayıştırmıştı. Saray silueti uzaktan görünmeye başladığında Murad şunu biliyordu: Bu hatunu oraya getirmekle yalnız bir kadını değil, kendi kaderini de sarayın kapısından içeri sokuyordu. Ve bu kapıdan girdikten sonra, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD