Sabah ezanı, Topkapı’nın kubbelerinde yankılanırken IV. Murad gözlerini tavana dikmiş düşünür haldeydi.
Güneş doğmuştu ama padişahın içi hala karanlıktaydı sanki rüyadaki huriyle birlikte ışığı da gitmişti. Aylardır her gece bu rüyayı görüyordu. Her detayına hakimdi artık. Öyle ki bu rüya kafasına takılıyor bazen dalgınlaşıp devlet işlerini yavaşlatıyordu. Muradın böyle şeylere asla tahammülü yoktu.27 yaşında civan bir padişahtı bu yaşına kadar aklını meşgul eden tek bir hatun olmamıştı. Soyunu devam ettirmek için bazı hatunlarla beraberliği olmuştu ama kalbini çalan olmamıştı.3 oğlu vardı hepsine de düşkündü. Evlatları bile ondan çekinirdi saraydaki herkes gibi .Bu rüya olayını artık çözmeliydi. O hatun kimse onu bulup yanına almalıydı.
Elini göğsüne götürdü. Orası… hâlâ yanıyordu.
— Sadece bir rüya… diye fısıldadı kendi kendine.
Ama sesi ikna olmuyordu.
Yatağın kenarına oturdu. Has odanın ihtişamı, altın işlemeler, ağır perdeler… Hepsi yerli yerindeydi. Eksik olan tek şey vardı.
Sâre.
Adı zihninde yankılandı. Bu bir rüyada duyulup unutulacak bir isim değildi. Fazla gerçekti. Fazla derindi.
Murad ayağa kalktı. Pencereden dışarı baktı. Sarayın bahçeleri sabah çiğiyle ıslanmıştı. Sis, rüyasında yürüdüğü bahçeyle aynıydı. Kalbi sıkıştı.
— “Çağırın bana şeyhülislâmı,” dedi sert bir sesle. “Ve rüya tabircisini.”
Gün ilerledikçe Murad suskunlaştı. Divan dağıldı, devlet işleri görüldü ama padişah tek bir kelime duymamış gibiydi. Gözleri dalıyor, aklı aynı yere gidiyordu: orman yeşili gözlere.
İkindi namazını kılıp devletle ilgili bazı sözleşmeleri incelemeye başladı. Biraz kafasını dağıtmalıydı.
Gece yine çöktü. Kandiller yakıldı. Murad bu kez yatağa uzanmadı. Oturdu. Bekledi.
“Gel,” dedi sessizce. “Eğer kaderimsen… yine gel.”
Uyku ağır ağır gözlerine çökerken, kalbi bir âşık gibi çarpıyordu.
Ve tam gözleri kapanırken…
Bir fısıltı doldu odaya.
“Beni aramazsan kaybedersin ‘’ dedi tanıdık bir ses,
Murad’ın gözleri bir anda açıldı.
Oda boştu.
Ama bu kez emindi.
Bu bir rüya değildi artık.
Bu… çağrıydı. Yada bir efsun ,sihir…
Has odanın kapıları ağır ağır açıldı.
IV. Murad, yüksek sedirin üzerinde dimdik oturuyordu. Yüzü taş gibiydi ama gözlerinin altında uykusuz gecenin gölgesi vardı.
İlk olarak Şeyhülislâm içeri alındı. Ardından sarayın en muteber rüya tabircisi… İkisi de padişahın huzurunda baş eğdi.
“Çare bulacaksınız’’ dedi Murad kısa ve buyurgan bir sesle.
“Ne gördüysem eksiksiz anlatacağım. Siz de bana hakikati söyleyeceksiniz.”
Rüya, en başından en sonuna kadar anlatıldı. Sisli bahçe… has oda… orman yeşili gözler… ve o isim.
Sâre.
Rüya tabircisinin kaşları çatıldı. Şeyhülislâm tesbihini daha sıkı kavradı.
Sessizlik uzadı.
— “Söyleyin,” dedi Murad sabırsızca.
— “Bu bir rüya mıdır yoksa efsun mu?”
Şeyhülislâm ağır ağır konuştu:
— “Hünkârım… Bir rüya, aylarca aynı suretle gelmez. Bir isimle mühürlenmez.”
Murad’ın bakışları keskinleşti.
— “Yani?”
Rüya tabircisi söze girdi, sesi titrek ama netti:
— “Bu, kalbe bırakılmış bir izdir.
— Ya kaderdir…
— Ya da büyü.”
O kelime, has odanın havasını buz gibi kesti.
Murad yerinden kalktı. Uzun boyu ve iri cüssesiyle üzerlerine doğru yürüdü.
— “Büyü mü?”
— “Kim, Osmanlı padişahına büyü yapmaya cüret eder?”
Şeyhülislâm başını eğdi.
— “Hünkârım, büyü her zaman düşmandan gelmez.
— Bazen sarayın içinden…
— Bazen bir kadının yüreğinden yapılır.”
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
Valide Sultan içeri girdi.
Arkasında iki cariye vardı. Valide’nin yüzü sertti ama gözleri oğlunu okur gibiydi.
— “Muradım” dedi,
—‘’ Misafirlerini duyunca hemen geldim. Başında bir belamı vardır yoksa.’’
Murad validesinin bu olayı öğrenmesini istemiyordu ama el mecbur anlattı. Belli ki kulağına gitmişti ve merakından gelmişti bunun hesabını sonra soracaktı.
Valide Sultan Şeyhülislâm’a döndü.
— “Söyleyin,” dedi keskin bir sesle.
— “Oğlumun aklına kim girmiş, Ne yapmışlar aslanıma?”
Vezir de huzura çağrılmıştı. O da başıyla onayladı:
— “Hünkârım,” dedi,
— “Sarayda cariyeler arasında garip fısıltılar dolaşır. Bazıları… yasak ilimlerle meşguldür. İsterseniz tetkik edeyim”
Rüya tabircisi titredi.
Murad bunu fark etti.
— “Başını kaldır,” dedi.
Yaşlı kadın ürkek gözlerle baktı.
— “Söyle,” dedi Murad..
— “H-hünkârım…”
— “O isim… eski saray defterlerinde geçer.”
Murad’ın kalbi göğsüne sığmadı.
— “Nasıl bir isim?”
Sare ismi fısıltıya döndü:
— “Yıllar önce saraya getirilen…
— ama sonra ortadan kaybolan bir cariye.”
Oda bir anda karanlıklaştı sanki.
Şeyhülislâm mırıldandı:
— “Demek ruhu huzur bulmamış…”
Murad yumruklarını sıktı.
— “Hayır,” dedi.
— “O bir hayalet değil.”
Gözleri kararlılıkla parladı.
— “O benim kaderim.”
Valide Sultan endişeyle baktı:
— “Muradım sana büyü etmişler tez bozdurulmalı’’
‘’Hepiniz çekilim huzurumdan yalnız bırakın beni !’’