Sabah sınır geceden kalma bir sessizliğe gömülmüştü ama kulübenin arka bahçesinde bu sessizliği baltayla ikiye bölen, son derece ritmik ve sert sesler yankılanıyordu. Kutay üzerinde sadece koyu renk bir eşofman altıyla, elindeki ağır oduncu baltasını devasa kütüklere indiriyordu. Her vuruşunda sırtındaki ve kollarındaki kaslar yay gibi geriliyor, esmer teninde parlayan ter damlaları sabah güneşinde ışıldıyordu. Vuruşları o kadar ölümcül ve kusursuzdu ki, sanki odun kırmıyor, bir savaş provası yapıyordu. Ağaçların hemen arkasındaki çalılıklardan ise fısıltılı, heyecanlı bir ses yükseliyordu. “Evet arkadaşlar, şu an Aykaran’ın en asabi, en buz gibi varlığını kendi doğal habitatında gözlemliyoruz.” Meva, elindeki kameranın lensini çalılıkların arasından Kutay’ın kaslı sırtına doğru odaklam

