39. Bölüm

4804 Words
38. Bölümden ... cümlesini yeni bitirmişti ki ayakkabı seslerini duydum. İnce topuk sesleri olduğu için gelenin Marianne olduğunu varsayabilirdik. İçeride kızla dans ettiğim ve konuşmama kılıf aradığımdan Diana'yla fazla samimi pozlar verdiğim için tek çıkar yolumuzun onu öpmek olduğuna karar verdim. Elimi ikimizin dudakları arasına siper ederek Diana'ya kocaman bir öpücük veriyordum ki tüm kapılar tek tek açılmaya başladı. Elbette bizim olduğumuz kabin de. Sergei saçlarımdan yakalayıp beni tuvaletin ortasına fırlatırken Marianne de Diana'ya da esaslı bir tokat aşk etti. Dayak yemesine sebep olduğum için üzgündüm ama aynı kabinde basılmamızın başka bir izahı gelmemişti aklıma. Sergei saçlarımı aşağıya çekerek boğazımı gerince gerçekten acıyla inledim. Ses tellerim, damarlarım ve derim iyileşmiş olabilirdi ama hala boynumu zorlamak iyi bir fikir değildi. Can acımla gözlerimi sımsıkı yumarken dişlerimi sıktım. Yemin ederim Marianne denen orospuyu da Sergei denen piçi de gebertecektim! "Adamlarla sevişeceksiniz," Diye hırladı Sergei saçımdan savururken. "Birbirinizle değil!" 39. Bölüm Marianne Diane'in patlamış dudağına bakarken öfkeyle cıkladı. Sanki bunu yapan o değildi! "Paketi bozdurdun bana." Saniye saniye yükseliyordu sesi. "Topla yüzünü, gel içeri!" Banaysa sadece bakmakla yetindi. Sergei zaten yeterince hırpalamıştı. Hala yapıştığı saçlarımı bu kez rahat bırakmak adına savururken Marianne'in önüne attı beni yakalanmış bir av gibi. "Gelir gelmez düzenimizi bozdun orospu!" Dedi hiddetle. "Hadi Vlad neyse ama Diana bizim darphanemiz sayılır." Öfkemi kontrol altında tutmaya çalıştım. Sadece düşünüyordum; bir kadın olarak başka bir kadına, hatta bir kız çocuğuna böylesi iğrenç muamelelerde bulunmak onu hiç mi rahatsız etmiyordu? "İstersen o deliğine ölüler ordusu sok; yine de dümdüz orospusun!" Dedi Marianne üzerime gelerek. İçinden çıkan varlığın beni ürkütmediğini söylersem yalan söylemiş olurdum. "Nikolai senin her yola gelebilecek biri olduğunu söyledi. Seni el üstünde tutmalıymışım ama bana bak," Diyerek çenemi yakalarken Sergei sakinleşmesi için araya girmeye çalıştı. Başarılı değildi. Marianne yanaklarımı sıkıştırırken tükürükler saçarak tehdit etti beni. "Düzgün dur yoksa şuracıkta Sergei'ye boynunu kırdırırım, De La Cour denen adam da sayemde gerçek bir ölü siker." Cevap verseydim burada kan dökülürdü ama sabretmek zorundaydım. O yüzden sadece susmakla yetindim. Gözlerime gece çöktüğüne yemin edebilirdim; bunun hesabını ödeyecekti kaltak! Çenemi savurarak Diana'nın koluna yapıştı ve kızı sürüklercesine içeri geçti. Sergei bana bakıyordu. Acısından ovuşturduğum boynuma indi bir an için gözleri. "Yerinde olsam asilik yapmak yerine kuralları öğrenmeye çalışırdım." Burnumdan nefes vererek gözlerinin nezaretinde içeri geçtim. En azından işimi halletmiştim. İçeridekiler Tamina değildi ama şanslıydık ki yarın tüm kumarbazlar Moskova'da olacak ve koluna en az bir eskort takacaktı. Tamina gerçekten orada olabilirdi. Şimdilik tek endişem Diana'nın 157'yi arayıp Marianne'i şikayet edip etmeyeceğiydi. Eğer ikimizde onun nezaretindeysek o kaltağın birkaç günlüğüne hapiste olması işime gelirdi çünkü. Sergei omzumdan itekledi. "Yürü!" Zaten salonun ortasındaydım, ne istiyordu? Ah tabii, dans ederek güzel bir fon yaratmalıydım. Yanımdan geçen garsondan bir kadeh kırmızı şarap alıp hafif hafif dans ediyordum ki içimdeki titreşti! Kaskatı kesildim, nefes bile alamadım. Titreşimleri durdurabilecekmişim gibi bacaklarımı birbirine bastırdım. Lanet olsun ki basılmıştık. Eğer basılmamış olsaydık içimdeki ateşe odun atan o zebaniyi içimden çekip çıkartacaktım ama vakti düzgün kullanamamıştık. Neyse ki Harvey umduğumdan da merhametliydi; bu haz dolu işkenceyi saniye saniye de olsa azaltıyordu. Sayesinde nefes alabildim; terlemiştim. Normal miydi bu? Tam bir nemfoman olmasam da kesinlikle içimde bir yerlerde succubus olmalıydı! Yoksa ateşimin bir anda yükselmesinin başka nedeni olamazdı. Boştaki elimle havayı yelpazelediğim anda sahte merhametinin ardından el sallayan Harvey'i hissettim! Alçak! Her ne yaptıysa, içimdeki oyuncak içine çalışkan arılar kaçmış gibi vızıldamaya başladı. Öyle güçlü çalışıyordu ki sesini duyabiliyordum. Elimdeki kadeh yere çarpıp parçalandığında neredeyse ben de yere düşüyordum. Adi adam!... Acımasız. Ne olsun istiyordu? Gerçekten yalvartmak mı istiyordu beni? Avcunu yalardı. Bir kere yalvarmayacağımı söylemiştim; benim için sözümden dönmek ölmek gibi bir şeydi. Hadi ola ki beni çıldırttı ve yoldan çıkardı diyelim, ki görünen o ki planı gerçekten de bu, içimdeki ses beni şehvetimden uyandırmıştı; ayılmamış olsam da rüyadan uyanmıştım ve Harvey'yle sevişmem gibi bir durum söz konusu olamazdı. Bir de bir centilmen gibi yardım etmeye geliyordu gaddar. Gözlerimi kısarak öfkemin şiddetini serdim önüne. Olacak iş miydi bu yaptığı? Burada bir görev için bulunuyorduk, oynaşmak için değil! "Bir sorun mu var?" Diye sordu belime dolanıp beni teras kapısına doğru çekerken. Bir sorun? Bir ton sorun vardı! Mesela burada bir kadını bulmaya gelmişken neden içime bir vibratör sokmamı istemişti ki? Sanki çok kolay tahrik olan biri olduğumu bilmiyordu; ben öpüşürken bile ısınan bir kadındım. "Parmağını telefondan çek!" Dedim sinirle. Benim gözlerim nasıl siyahlara büründüyse onunkiler lunaparktaki bir çocuğun heyecanını yaşıyordu. Evet, ona katılmak çok kolay olurdu. Bugün için yapabileceğim her şeyi yapmıştım zaten; sevişerek vaktimizi öldürebilirdik ancak... Ancak işte, ancak! Ellerinin arasından sıyrılıp uzaklaşmaya çalıştığım sırada beklediği tam olarak buymuş gibi bileğimden yakalayıp kendine çekti beni. Burun burunaydık ve artık yapmaktan haz aldığını düşündüğüm imza hareketini yaptı; elinin tersi ile elmacık kemiğimden çeneme ve oradan boynuma doğru kaydırdı parmaklarını. "Gülümsemeye çalış Eyşan." Dedi kulağıma doğru eğilerek. Bunu ilk kez dışarı çıktığımızda da söylemişti. Tam olarak bu sözü yüzünden zihnimde hızlı bir yolculuğa çıktım. Her şeyi unutacağını söyleyen adam ilk çıktığımız gece, bana zorbalık ettiği ilk gece, söylediklerini hatırlayacak kadar kazımıştı beni hafızasına. "İstiyorsan dokunabilirsin hatta." Kelimesi kelimesine kazımıştı üstelik... Gel de şimdi bu adama kıy. 'Babanın kıymasından iyidir!' İçimdeki gaddar ses de Marianne kadar kaltaktı!... Tamam, biliyorum. Yapamam! "Fahişeler bunu yapar." Köprücük kemiklerine takılı kalmış gözlerimi gözlerine kaldırdım ve fahişe olmam dair hissettiği öfkesine tutunarak sözlerini kabul ettim. "Fahişe gibi davranmamdan hoşlanmadığını sanıyordum." Belki kendime ettiğim bu hakarete öfkelenirdi. Bu onu uzaklaştırmaya tabii yetmezdi ama- Sözlerim onu azdırmış mıydı? Beni terastan geçirip ters çevirdi; sıcak ellerinin beni kasıklarımdan yakalayıp kendi kasıklarına yaslamasına bakılacak olursa evet, sözlerim onu azdırmıştı . "Fahişe gibi davranmanı çok isterim Eyşan." Diye soldu hiç tahmin edemediğim arsız bir iştahla. Yetmezmiş gibi tekrar içimdekini çalıştırdı. Yapamazdı!... O yaparsa ben kendimi durduramazdım ki... Sikeyim böyle işi!... İlk söz dinlemez nidam fırlamıştı işte dudaklarımdan. Belim gerildiğinde poposunu kaldırmış bir kedi gibiydim; sertliği kalçalarımın arasındaydı ve gitmeme izin vermeye hiç niyeti olmayan Harvey onu hissetmem için sertçe çekti beni kendine. "Ama sadece bana ait bir fahişe olursan." Beni nereden vuracağını gerçekten iyi biliyordu. Göğsümdeki nefesi boşaltıp başımı omuz hizasında çevirerek yutkundum. Şimdi durmazsa bu gece kendimi durdurabileceğimi sanmıyordum. "Durmamı ister misin?" Diye sordu ciddiyetle ama durmuyordu! 'Evet!' demek için dudaklarımı ıslattığımda ise bunun farazi bir soru olduğunun altını çizdi. O kalem kadar uzun ve ince parmaklarını kıracaktım! Niye düzgün durmuyorlardı? Tanrı'm!!! Her saniye şiddeti artan vibratör yüzünden sırılsıklam olmuştum ve şimdi eli de bacaklarımın arasında tehlikeli bir şekilde yükseliyordu. Ve beklemediğim bir anda beni tutup terasın en kör noktasına çekti. Durduğunu sanmıştım ama hayır; niyeti benimle daha rahat oynayabilmekti. Beni terasın geniş korkularına doğru eğerken kaldığı yerden devam etmek ister gibi eteğimin içine kaydı parmakları. Kendime ihanet ediyordum ve Harvey'leyken sürekli bunu yapıyordum. Ben bu adamın yanındaken niye dirayetli olamıyordum? Onun için verdiğim tüm kararları buldozer gibi ezip geçiyordum. Vazgeçtim... Bu gece o benden uzak durmayacaktı ve ben onun varlığına daha ne kadar ayak diretebilirdim ki? Bu gece... Sadece bu gece... Gövdesi üzerime düşmeden hemen önce belime doğru dağılmış saçlarımı omuzumdan aşağı saldı. Saçlarımın olmadığı diğer omzumun üzerinden hafifçe Harvey'ye doğru döndüm. Gözleri simsiyahtı ve ilk defa öfkesinden değil ihtirasından kararmıştı. Parmakları yavaş ama istikrarlı hamlelerle üçgenime doğru kayarken alnını şakağıma yasladı; gözleri gözlerime kilitlenmiş bir haldeydi ve emretti. "Ayır bacaklarını fahişe." Onun geyşası olma fikri beni mahvetti. Beni yatakta evirip çevirecek kuvvetti olduğunu biliyordum ve sevişirken Harvey'nin kolları arasında perişan olmak, adeta ağzımın suyunu akıttı... Kolunu altımdan geçirerek kemer gibi omzuma tutundu ve boştaki eliyle içimdeki vibratörü çekti ama daralmış olabileceğim ihtimalini unutmuş olmalıydı. Nitekim benim onu içime yerleştirdiği zamanki kadar sabırlı ve anlayışlı davranmamıştı. İnledim hem de yüksek perdeden. İşaret parmağını ikimizin dudakları arasında sokup "Şşt." diye fısıldadı. Hemen ardından kasıklarını kalçalarımdan ayırdı ve hala titreşmekte olan oyuncağı analıma doğru bastırdı. Ona daha önce hiç anal deneyimim olmadığını söylememe rağmen hala bunu yapıyor olmasına inanamadım. Ama doğrusu vibratörün yaptığı hafif masaj hoş hissettiriyordu ve hatta tahrik edici. Yavaş yavaş o zirveye tırmanıyordum. Orgazm dağının eteğindeydim; oyuncak tırmanmama yardım etse de çok yavaştım... "Harv..." Tüm oksijen kasıklarıma çalışıyordu sanki ve onun adını üfleyecek kadar bile kalmamıştı dudaklarımda. Dokunsa ölür müydü gerçekten? Onun da delirdiğini biliyordum ama Harvey'nin sabrı beni tüketmek üzereydi!... "Söyle." Dedi emredercesine. Ağzımı açarsam ne olayım?! Deliriyordu ya, çıldırıyordu ama prensiplerinden ödün vermiyordu! Adi! Ben de inat ettim! Saçlarımı savurarak manzaraya döndüğümde onu kendimden uzaklaştırmak adına ellerimi koyduğum teras korkuluklarından uzaklaştım pozisyonumu bozmadan. Oysa benden uzaklaşmak yerine sertliğini eteğimin altından görünen dudaklarıma yasladı ve daha da fenası, altımdan çapraz geçirip omzuma tutunduğu eliyle bedenimi kasıklarına doğru çekti. Telefonu bıraktığını kesilen titreşimlerden anlamıştım ama telefonu neden bıraktığını daha sonra anlayabildim; boştaki diğer eliyle korkuluklara yaslanan ellerimi iterek dirseklerimin üzerine düşürdü beni. "Kremlin manzarasına doğru domalmış haldesin Eyşan." Diye fısıldadı. Dudaklarını her aralayışında daha da kabalaşması beni tahrik ediyordu. Kendini kaybetmesini istiyordum. Hayır, arzudan kendine hakim olamamasını istiyordum... Beni ne zaman sözle yola getirebilmişti ki? Ama belki kalçama atacağı birkaç şaplak ikimize de istediğini verebilirdi. "Birkaç ufak kelimeyle sana istediğini verebilirim." Diyerek şaşırttı beni. Düşüncelerimi mi duyuyordu bu adam? Derken... Orta ve yüzük parmağını içime soktu. Bunu yapmasını istiyor olsam da bana dokunacağına ihtimal vermemiştim ama sonunda dokundu! Hiç acelesi yokmuş gibiydi; dar tünelde ilerliyor ve geriliyordu. O parmaklarını her içime ittiğinde üzerime daha çok eğiliyordu. Altında ezilmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Teninin kokusunu, dudaklarının profesyonel bir paten sanatçısı misali kayışlarını, sıcaklığını ve dokunuşlarını deli gibi özlemiştim... Gittikçe hırslanan bir öfkeyle çarpıyordu teni tenime; kendimi onun ellerine bıraktığımı itiraf ediyordum. O kadar doğru hareket ediyordu ki parmaklarım teras korkuluklarını tutuyordu sıkı sıkıya. Nefeslerim o kadar hızlanmıştı ki boğuluyordum adeta. Uzun ince parmaklarını nasıl kullanacağını iyi biliyordu ve içime girmesini arzuladığım penisi kadar sıcaktı. İçimin suyu kaynamış da tencereden taşmış gibi akıyordum resmen ama tam da o an da durdu. Zirveye ulaşmış ve o zirveden yuvarlanmaya hazır haldeyken beni bıraktı. Bunu yapmamıştı, değil mi? Sadece beni çileden çıkartmak istediği için şimdi durmuş olamazdı! Bu haksızlıktı! Hem de en kocamanından. Ben onu boşalma raddesine getirmişken bırakıp gitsem ne düşünürdü? Düşünceleri geç bakalım, bırakıp gitmeme izin verir miydi? "Eğer o zevki yaşamak istiyorsan Eyşan." Dedi meydan okurcasına. "Ne yapman gerektiğini çok iyi biliyorsun." Şokla tek seslik bir hayret kahkahası fırladı dudaklarımdan. Otoriter bakışlarından etkilenmem mi gerekiyordu? Dudaklarımı ıslatıp bakışlarımı Kremlin'e çevirdim. "Çok beklersin." "Ben beklerim." Dedi bir de arsız arsız. "Ama senin sabredecek gücün kalmadı." Sanki onun gücü kalmıştı! O da kendini kaybetmemek için kendini zor tutuyordu! ... Öfkemle önüme dönsem de yaptığım salaklığın haddi hesabı yoktu. Arkanı dönüyorsun bari doğrul, değil mi? Hala o pozisyonda durursan elbette fırsatını kaçırmayacaktı. Analımdaki oyuncağı habersiz ve teklifsizce içime soktu hiç acımadan. Islak ve kaygan olmama rağmen iniltimi bastıramadım. Hak etmiştim; salaklığımın bedeliydi bu. Nefes nefese ve terlemiş bir halde doğrulup ona doğru döndüm. Şanslıydım ki garson terasa girdiğinde hala o saçma pozisyonda değildim. Gerçi doğrulmamış olaydım da Harvey bir şekilde beni maskelerdi diye düşünüyorum. Ben al basmış yanaklarımı yelpazelerken garson gelmiş olmasının sebebini söyledi. "Efendim, yemekleriniz hazır." Dedi garson gülümseyerek. Bakışlarımı terasta gezdirirken utançla yutkundum. Garson bizi görmemiş olabilirdi ancak Harvey bu halde içeri geçerse terasta ne halt yediğimizi anlarlardı; ereksiyonu güneş gibi ortadaydı çünkü. Garson terası terk ederken dudaklarımı kemiriyordum. "Bu halde mi geçeceksin içeri?" Dedim açık seçik bir azarlamayla. Oysa hiç umurunda değildi. Neredeyse yakalanıyor olma ihtimalimize dair korkmuş gibi bile görünmüyordu. Bana yaklaşarak en sevdiği şeyi yaparken sesindeki arzu yüzünden ölmek istiyordum! Bana 'Eylemlerin sözlerinle hiç senkron değil,' diyen adamla aynı kişi miydi Harvey? Kendisi çok dengeliymiş gibi... Dudaklarını kulağıma yaslayıp fısıldadı. "Eyşan, içerideki herkes bu gece seni becereceğimi düşünüyor zaten." Dedi arsız arsız. Gözlerim kısılırken ağzım açıldı hayretle. Bakışlarımı görebilmesi için bir minik adım uzaklaştım. Halim hoşuna mı gidiyordu? Dudaklarına yayılan o tebessümü yırtardım şimdi ortadan ikiye, görürdü gününü. "Erkesiyonum onlar için sürpriz olmaz." Yemin ederim edepsiz, ahlaksızdı!... "Ama Bellamy ve Jul-" "Onların yanında zaten seviştik." Dedi acımasızca. Ben de biliyordum öyle bir rezaletin yaşandığını ama yani hatırlatması şart mıydı? Derken boynuma kıvrılan bir tutam saçı parmağıyla asıldı ve açtığım mesafeye inat yaklaşıp kulak mememi dişledi. Saçımın altından kayan parmağıysa tüm gece yaptığı gibi teklifsizce omurlarıma dokundu tek tek. "Harvey bırak." Dedim güç bela. Nitekim konuşmayı beceremediğim her saniye dekoltemden içeri kayan parmakları beraberinde elini ve kolu almıştı içime. Kolları elbisemin altından çıplak karnıma değiyor, parmakları göğsüme ulaşıyordu. Sevişmek için çok tuhaf yerlerde pozisyon aldığım olmuştu ama hiç bir otelin yirmi altıncı katın yemek salonunun terasında kendimi kaybetmemiştim. Bu biraz fazlaydı. Durması şarttı ve bir şekilde, şaşırtıcı bir şekilde bıraktı beni. Ve bir an olsun durup bakmadan içeri girdi. Hayretle soludum arka arkaya. Bu adam beni... Çıldırtıyordu! Zeki olabilirdi ama bir çocuk olduğu o kadar ortadaydı ki. Gözlerim devrilirken inadıma tutundum. O inatçı bir oğlan çocuğuysa ben ondan da inat bir kız çocuğu olacaktım. Yavaş ve isteksiz adımlarla terastan içeri giriyordum ki çocuk oyuncağıyla oynamaya başladı. İçime hafif hafif vuran oyuncak her adımımda hızını arttırıyordu. Burnumdan nefesler alırken inlememek için dudaklarımı ısırdım. Bunun bir bedeli olacaktı; emin olabilirdi!... Ancak gözlerime inen bakışında korkmak şöyle dursun, tereddüte düştüğünün küçücük bir emaresi bile yoktu. Öyle olsun. Başımı çevirip masaya döndüm. Bu oyunun içinde kaybolmaya hiç niyetim yoktu! İnadım ikimize de yetecekti ne de olsa. Kadehimden bir yudum alıp tüm dikkatimi üzerinden çektim. Daha önce denememiştim ama şimdi deneyebilirdim. Nefsime hakim olabilirdim. Sadece içimde bir vibratör var diye kollarına teslim olmak zorunda değildim ki. Aslında yemeğin ortasına kadar iyi de idare etmiştim durumu. Öyle ki neredeyse içimde bir oyuncak olduğunu bile unutmuştum ama hamlesini yaptı. Eli masanın altından bacaklarıma sürtündü. Damağımı emip yutkunarak ona dönerken bacaklarımda yukarıya kayan elini bileğinden yakalayıp ittirdim. İfadesine çarpan şaşkınlığından bunu yapacağımı tahmin etmediğini düşündüm. Sen oyun oynuyorsan benim elimin armut toplayacak hali yok ya Harvey, diye geçirdim içimden. "Sana yalvarmayacağım Harvey." Dedim kendimden emin bir fısıltıyla ona eğilerek. "Eğer bana dokunmak istiyorsan, dokunursun." Cevabını telefon ekranında kayan parmakları verdi. Dudaklarıysa keyifle yayılmayı tercih etmişti. Gözlerimi kaçırmamaya gayret ettim; bir diğer gayretim ise içerideki sinsi ajanının yarattığı arzu ve şehveti maskelemeye dairdi. Titremelerime hükmederek kastım kendimi; bacak bacak üstüne atıp umurum değilmiş gibi önüme dökülen saçlarımı omuzumun üzerinden atarak bakışlarımı masadaki diğer insanlara çevirdim. Ancak çemberinden çıkmama izin vermiyordu. Saçlarımı omzumun üzerinden geriye ittiğim için açılan boynuma doğru üfledi. "Benim ne düşündüğüm değil," Dedi zalimce. "Senin ne istediğin önemli." Dedi ve söylediklerinin hiçbir ehemmiyeti yokmuş gibi ardına dönerken ekledi. "Ne de olsa rızan olmadan asla sana dokunmayacağım." Demek bana benim sözlerimle saldıracaktı ha? Kabul, o sözlerinin arkasında duruyorsa ben de durabilirdim. Bu gece yalvarırsam ne olayım! 'Bu gece olmayacaksa başka hiçbir gece olmayacak. Olamayacak ki...' Sevişmezsek ölmezdik ya. Başka adam mı yoktu hem? Ya da kadın. Bir şek... 'Bırakıp gideceksin adamı Eyşan! Bunu ikinize de yapma!' İkimize, öyle mi? Bence benim Harvey'ye yapacağım hiçbir şey onu üzmeyecekti; şu hale bak! Marianne orospusuyla gece boyu konuştuğu yetmezmiş gibi bir de dansa kaldırıyordu kadını. İşte, işte cevabı buradaydı! Karşımda! Onu ret ettim ve o da parasını bastırdığı halde istediği yerde bacaklarını aralayacak ilk kadına gitti! Zaten masadaki bütün erkeklere iş atmıştı kaltak ve Harvey de karşılığını veriyordu. Garsonlar tabakları toplarken bir kadeh şampanya istedim ve özellikle manzaraya döndüm yönümü. Şu saatten sonra ona ne yalvarırdım ne de yatağına girerdim. Ne bu gece ne de başka gece.... Garson şampanyamı getirir getirmez diktim kafaya. Sarhoş olmasam iyiydi ama sinirlerime hakim olmak güçleşiyordu; saniye saniye sürtünüyordu Harvey'ye. Onun da canına minnet tabii; beni dize getirememişti ama çoktan içinde bir ateş yakmış olmalıydı. Yoksa başka türlü nasıl rahatlardı?! Aşağılık! Aşağılık!... Marianne'le dans ediyor olmasına rağmen içimdekini çalıştırdı. Tüm konsantrasyonum ve irademle masadan kalktım. İrademe hakim olabilirdim!... Hızlı ve sert adımlarım salon çıkışına ulaşmak üzereydim neredeyse. Sergei'nin cam duvarlara dönüp telefondan birileriyle konuştuğunu gördüm uzaktan. Bu herifi unutmuştum; yanından geçip gitmeme müsaade eder miydi? Sanmıyorum. "Risa," Risa? Arkamı döndüm ve neredeyse bir adım önümdeki Vasili'yle karşılaştım. "Geceyi erken mi bitiriyorsun?" İç çekerken dudaklarımı ıslattım. Sergei hemen arkamdan ve Vasili de tam karşımdaydı. Ne dersem diyeyim sonu hoş olmayan bir yere varacakmış gibi hissediyordum. Damağımı emip yutkundum. "Bay De La Cour Marianne'le devam etmeye karar verdi sanırım geceye." Vasili kaşlarını kaldırıp gülümserken bana yaklaşıyordu milim milim. "Öyle mi?" Dedi keyifle. "Ya sen?" Boğazımı temizledim. Güzel soruydu. "Ben biraz hava almak için dışarı çıkacaktım." "Terasa çıkabiliriz, istersen." Arkama şöyle bir baktım. Sergei telefonunu kapatmış az ilerisindeki bizi izliyordu. Şimdi Vasili'ye 'Evet' dersem gideceğimiz yerin dışarısı olmayacağına emindim. İçeri geçtiğimde ise Harvey ve Marianne'in pistteki ayak üstü sevişmelerini görmek istemiyordum. Teras ise... Harvey'nin bana yaptıklarından sonra Vasili'nin de orada uslu durmayacağını biliyordum. Bu iki ucu boklu değnek değil, bu, boka batmış bir değnekti resmen. Ne cevap vereceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu gerçekten ama tam da o anda kara şövalyem yetişti. Adi şövalye... "Larisa!" Kükremesinin netliğinden hemen arkamızda olduğunu sanıyordum ama hayır. Pistten yeni inmişti. "Nereye gidiyorsun?" Dişlerimi sıktım. Vasili'yle gitmek kötü olabilirdi ama Harvey'le kalmaktan daha mı kötü olurdu? "Biraz sıcak." Dedim. Soğukluğum sesime yansımıştı resmen. "Dilersen otelin havuzuna inebiliriz, Larisa." Diye araya girdi Vasili. Bence Vasili'yle gitmek o kadar da kötü bir fikir değildi. "Sanırım bu teklifinizi kabul edeceğim Bay Dyatlov." Sinirle kahkaha attı. Ne o, öldürür müydü Vasili'yi? Belki beni de döverdi! Umurumda değildi. Hem benimle uğraşacağına merinos kızına dönseydi ya. Bu gece biriyle sikişmek istiyorsa benimle olan ihtimalini çoktan kaybetmişti ne de olsa! İyi takastı, bana el süremeyecekse Marianne'i yatağına alabilirdi, karşılığında beni Vasili'ye vererek bi'tabii. "Odada klima vardır." dedi tane tane. Hadi canım! "Biraz soğuk su iy-" "Eminim odada banyo da vardır." Gözlerimi devirdim. Açık ve net bir biçimde konuşacaktım. "Bay De La Cour," Diyecek oldum ama ağzıma tıktı kelimeleri. "Odamıza çıkalım." Diyerek belime dolandı arsız arsız. Demek emrivaki yapacaktı; öyle olsun. "Sizinle baş başa görüşmek için sabırsızlanıyorum Bay Dytlov." Diyerek Vasili'nin eline uzandım. Adam bu hareketime memnuniyetle karşılık verirken Harvey'nin başını arkaya çevirip boynunu kütlettiğini duydum. Bunu daha önce yapmamıştı. Yoksa sinir kat sayısı arttıkça yeni özellikleri mi açılıyordu? Öyleyse bu onu delirttiğimi gösterirdi. İyi. Dirseğimden tutup sıkıştırarak asansöre yöneldi. Kızacak mıydı bir de? Hakkı var mıydı buna? "Tek kelime edersen Fransa'ya gönderirim seni." Dedi buz gibi sakin bir sesle. Soluk alışlarım titriyordu. Beni intikamımla tehdit edecek kadar sinirlenmişti demek. Bu intikamın benim için ne alama geldiğini bilmiyordu sanki! İstediklerini elde etmek için pis oynayacak kadar ileri gidiyordu ve doğrusunu söylemek gerekirse bu söylediği kalbimi kırmıştı... Serdar'dan intikamımı alarak öfkemden ve hayal kırıklıklarımdan sıyrılacağımı biliyordu oysa. Araftan çıkacağımı biliyordu ama yine de tehdit ediyordu. Üstelik başka bir kadını kollarına alarak bu denli hırçınlaşmama sebep olan kendiyken! Asansörün kata geldiğimizi haber veren ziliyle birlikte göğsünü itip yolumu açtım hırsla. "Hem git başka kadınla fingirde!" Diye bağırdım Türkçe. "Sonra da bana had bildirmeye kalk!" Kadife halı döşeli koridorun ortasında durup bu kez Fransızca bağırdım. "Hele bana dokun! Hele dokun!" En az ben kadar öfkeli görünmesine mana veremiyordum. Ben ne yapmıştım ki? Asıl o mahvetmişti tüm geceyi. Ondan kaçmak için açtığım mesafeyi koca birkaç adımda kaparken cebinden oda kartını çıkarttı ve beni odanın içine doğru çekiştirdi. Onu muhataba almamak konusunda çok emindim. Ne dokunabilecekti bana ne de konuşabilecek. Ayakkabıları çıkartıp duvarın kenarına fırlattım ve gözüm dönmüş bir şekilde banyoya yöneldim. Tam da o anda bileğimden yakalayarak beni göğsüne çekti. Çırpındım; istemiyordum. O Marianne'le takılabilirdi; bana ne gerek vardı ki? Hem ona yalvarmayacağımı da biliyordu. Neyi zorluyordu bu kadar? Marianne seve seve yalvarırdı zaten. Dudaklarından kaçmak için başımı arkaya atmaya çalışırken beni bırakmasını söyleyen bir mırıltıyla inledim. Hiç gururu yok muydu? O gece söylediklerimi ne çabuk unutmuştu? "Anne'yle dans ettim çünkü" Diye dudaklarıma sürtünerek konuştu. "Senin benden uzak kalıp karar vermen gerekiyordu. Asıl o karar vermeliydi ve geçirdiği son bir saati hesaba katarsak kararını Marianne'den yana yaptığı çok belliydi; hem neye? Neye karar verecektim ki? 'Buna.' Diye cevap verdi kalbim. Elleri bileğimi ve ensemi bırakarak belime dolandılar ve hiç beklemeden dekoltemden içeri kaydılar. Parmakları çıplak tenime sürtünürken beni susturmak gibi olmayan, çok sahici ve benzin etkisi yaratan bir öpücük verdi bana. Dudaklarından içtiği brendinin tadını alabiliyordum ve elbette onun tadını da... Niye böyle bir aptallık yapmıştı ki? Ahmak! Ben kıskanınca onun gibi ortamı ele geçirmez, her şeyi içimde yaşardım. İçeride öfkelensem de kızsam da dışarıya vereceğim tek tepki kıskandırıldığım yerden ayrılmak olurdu. Daha da doğrusu, bana ihtiyaç kalmamış gibi hissederdim ve giderdim. Kollarımı boyuna dolayıp alt dudağını ısırırken belimde dolaşan parmakları tikime sürtünce kaçmak için öne, onun kucağına atıldım ve söylemeyi planlamadığım kırgınlığı paylaştım. "Beni kıskandırmana hiç gerek yok." Dedim usulca. "Ben zaten kıskanç bir kadınım." Yayılmaya meraklı, ıslak dudaklarını birbirine bastırırken aramıza dökülen saçlarımı parmaklarına dolayarak omzumun arkasına bıraktı; açtığı boynuma ılık nefesiyle üfleyerek "Korkma Eyşan," Diye fısıldadı. "Tamamiyle seninim." Tekrar tekrar soruyordum kendime; nasıl olacaktı bu iş? Nasıl bırakıp gidecektim Harvey'yi? Aramıza mesafe koymasını bizzat yaşamış ve buna katlanamamış biri olarak nasıl gidecektim? Anlayışlı adamdı aslında. Söylesem beni anlayışla karşılar mıydı? Söylesem bırakmazdı ki. Boğazıma oturan koskocaman bir yumruyu yutkunurken gözlerim yaşarmasın diye kirpiklerimi kırpıştırdım. Kim bilir ne saçma sinyaller veriyordum şimdi adama? Ama üzerime gelerek beni yatağa sürüklemesine bakılacak olursa o benim verdiğim sinyalleri görmüyordu; hedefine kilitlenmişti çoktan. Beni yatağa düşürür düşürmez bacaklarımdan kasıklarıma doğru ıslak öpücükler ve dil darbeleri kondurdu. Bir noktada durduğunu fark edince neden durduğunu anlamak için ona baktım ve aynı anda o da emretti. "Belini kaldır." Bu gece. Sadece bu gece... İçin kaldırdım belimi. Eteği belime doğru sıyırınca kasıklarımız buluştu. Onun ereksiyon halindeki erkekliği aklımı başımdan alıyordu kahretsin ki. "Yavaşla." Diye mırıldanarak belimi yatağa geri itince biraz sinirlendim. Yine mi tam kıvamına gelmişken bırakıp gidecekti beni? Hayır. Hayır... Gitmeyecekti. Sadece her bir anın tadını çıkartmak istiyordu; eli ipek bir mendil gibi kasıklarıma kayıyordu. Nihayet oyuncağın ucundan tuttu ve kendisi için yer açmaya karar verdi. Oyuncak içimden kayarken çıkardığım ses çok utanç vericiydi. Ona bile ses çıkartıyors- "Harvey?" Diye inledim bu kez çok net bir şekilde. Önce asılıyor sonra geri itiyordu. Islaklığım ona bu durumdan hoşlandığını söylese de çıkarttığım sesleri kulak ardı mı ediyordu? Zevkli olduğunu ret edemesem de rahatsız bir his olduğu da açık bir gerçekti. Hem... İnleyeceksem bunun sebebinin Harvey olmasını istiyordum, oyuncak değil. Fakat o fazlasıyla sabırlıydı; inlemelerim yumuşak soluklara dönüşene kadar gir çık yaptırdı oyuncağa ve en nihayetinde içimi kaşıyan o nefes kesici soluklarıma karşılık parmaklarını itti ağzıma. Şimdi iki noktamdan da uyarılıyordum ve buna karşılık veriyordum deli gibi. Dilimle parmaklarının etrafında dönerken bir yandan da emiyordum onu. Bazen dişlerimle parmaklarına dokunuyordum ve işte o zamanlarda karşılık verircesine oyuncağı zorluyordu içime. "Beni istediğini söyle." Sesindeki otoriter ton yüzünden ona istediğini vermek üzereydim neredeyse ama o beklemedi. Elindeki oyuncağı olanca hızı ve sertliğiyle içime ittirirken alnını alnıma yaslayıp gözlerime kilitlendi. "Beni istediğini söyle Eyşan!" "Harvey," Dedim soluk soluğa. Onu istiyordum ama ona yenilmek istemiyordum. Bir elim dağınık saçlarına gömülürken dudaklarıma hızlı bir öpücük kondurup üzerimden kalktı. Hayır. HAYIR! Beni bu halde ve tüm arzumla baş başa bırakamazdı. "Harvey!" Tek kaşını kaldırarak sorgulayan gözlerle baktı kısa bir an yüzüme ve üzerimden yatak başlığına uzandı. Orada olduğunu fark etmediğim kelepçeleri sırayla bileklerime bağlarken gözlerindeki kurt bakışı fark ettim. Ne yapacaktı? Ne planlıyordu? Derken boynuma uzanarak elbisemin yakalarını tutan düğmeye gitti elleri. Elbiseyi gövdemden sıyırırken sırasıyla enseme, boynuma ve dekolteme ıslak öpücükler kondurdu. Her bir öpücüğü içimde bir ağacı çiçek açtırıyor gibiydi. Gözlerimi kapayıp içimde büyüttüğü ormana daldım. Dudaklarının kutsadığı olmak, suda yürümek kadar mucizevi hissettiriyordu. "Söyle." Dedi beni kutsamayı bırakarak. İnatçı!... Başımı çevirip sessizliğe teslim olduğum sırada içimdekini çalıştırdı. Başlarda hafif titreşimler olsa da diğer eli göğsümü kavrarken vibratör içime yoğun bir şekilde masaj yapmaya başlamıştı. Elini dolduran göğsümü serçe sıkarken diğer göğsümü ağzına almıştı bile. Tanrı'm... İçinde bir ejderha ateşi besliyor olmalıydı. göğsüme değen dilinin ve nefesinin başka açıklaması gelmiyordu aklıma. O kadar sıcaktı ve bu o kadar iyi hissettiriyordu ki kelepçeden sarkan parmaklarım tutunacak bir şeyler ararken inledim. "Ah..." Sesimle komut almış gibi üzerimden kayarak yalamaya, öpmeye devam etti beni. Tam dudaklarımı aralamış, klitorisime gelmişti ki benim onun parmaklarına yaptığımı o da bana yaparak üzerimden kalktı. Yataktan uzaklaşmasına mana veremedim. "Nereye?" Cevap dahi vermedi. Dolaptan bir şeyler ayarladı ve arkasına döner dönmez kemerini çıkarttı tek bir hamlede. Tüm nefesim beklentiyle dışarı fırlamıştı. Pantolonunu geren sertliğinin içime girmek için sabırsızlandığını düşündükçe bacaklarımı birbirine bastırıp yatağa gömdüm. Ben nihayet bana dokunacağını düşünürken o bambaşka bir şey yaptı; diğer elinde tuttuğu uzun bir çubukla ayaklarımın önüme geldi. Yaptığı şeyin ne olduğunu işini bitirene kadar anlamadım. Anladığımdaysa çok geç olmuştu. Ama eğer bunun bir bacak serpme çubuğu olduğunu bilseydim engel olur muydum ondan da emin değildim. Çünkü bakışlarını kadınlığımdan ayırıp gözlerime diktiği anda çubuğu kaydırıp bacaklarımı ikiye ayırdı. Pek çok fanteziyi yaşadığımı sanıyordum. Ellerimi bağlayanlar olmuştu, gözlerimi, kulaklıkta Hristiyan ilahisi dinletip işitme işlevimi ortadan kaldıran ya da beni bir mutfak tezgahın da düzen de olmuştu ama kimse hem ellerimi hem de ayaklarımı kilitleyip beni tümüyle aciz bir duruma sokmamıştı. Kurbanlık bir kuzu gibiydim; nefes dahi alamadan ona bakmaya çalıştım fakat acizliğim yüzünden tahrik oluyor ve bu tahrik hali yüzünden ona bakmaya utanıyordum. Beni alnımdan çeneme doğru severken gözlerinde çakan şimşekten hiç hoşlanmamıştım. Sanki bir şeyler planlıyor gibiydi. Aniden arka cebine uzanınca ne planladığını anladım. Kocaman bir topunu ağzıma yerleştirdi. Hayret ve şok içinde gözlerimi açtım. Bu şekilde mi yola getirecekti beni? Ağzım doluyken yalvarmamı mı bekliyordu? Bu fiziki olarak mümkün değildi. Gerçi öbür türlü de mümkün değildi ya... Karşımda soyunup koltuğa otururken tüm bakışları ayrık bacaklarımın ortasındaydı ve kahrolası bana nispet yapar gibi kendini okşuyordu. Ve sonra telefonuna uzandığını gördüm. Bunu istemiyordum! İstemiyordum... Oyun oynamaktan sıkılmamış mıydı artık? Bir soluk taştı burnumdan. Belli ki bıkmamıştı. Bana bakması için kollarımı çekiştirdim ve inledim. Memnuniyetle gözlerini bana çevirdiğinde ise yapabildiğim sadece inleyip çırpınmak oldu ve aslında bu bir hataydı. Ayaklarıma bağlı o çubuk ne kadar açarsam o kadar ayrılıyordu bacaklarım ve kapatamıyordum geri de. Bunu ancak fark ettiğimi anlayan Harvey gülümsüyordu ama bilmediği bir şey vardı; kıvranıyordum çünkü onun beni bu haldeyken izlemesinden delicesine bir haz alıyordum. Bana dokunmasa bile izliyor olduğu gerçeği beni neredeyse boşaltacaktı. Yatakta belim kıvrıldı ve tüm bileklerim kendini köklerinden çekiştirmeye başladılar. Sadece ama sadece burnumdan nefes alıyor olmam haksızlıktı; onun başlattığı bu maratonda neredeyse nefes nefese kalmıştım ve boğulacaktım. Geliyordum! Ama çekti parmaklarını ekrandan!... Üstelik bunu neredeyse dört defa daha yaptı. Terlemiştim ama kirpiklerimin ıslanmasının sebebi terlemem değildi. Bana resmen işkence ediyordu. Orada tamamen içime girmek için hazır bir halde oturmuş, beni yalvartmaya çalışıyordu!... Son bir kez daha yükseldiğim o orgazm dağından yine yere çakılacakmışım gibi hissettiğim başka bir seferde ayak ucuma geldi. İstediğini vermeye hazırdım... Ne duymak istiyorsa söyleyecek ve hatta yakaracaktım. Sadece bu kadar yaklaşmışken gitmesini istemiyordum. Tek eliyle çubuğu kaldırıp altından geçti. İçimdeki oyuncağı hızla çekip yatağın bir köşesine fırlattığında onun da sabrının kalmadığına emindim. Başımı geriye atıp birkaç sabırsız soluk çektim içime. Erkekliği dudaklarımı ikiye ayırıyor, kadınlığımın ağzını zorluyordu ama tamamen içime girmiyordu. Neredeyse hıçkırıyordum. Zalimdi ve bir erkek olarak kendine nasıl bu kadar hakim olabilirdi? Topu ağzımdan çekerek terlemiş yanaklarımı ve kızarmış dudaklarımı severken soludu. "Söyle." Altında kıvranıyordum ama bileklerimi tutan kelepçeler yüzünden kayıp içime alamıyordum onu. "Yalvarırım içime gir!" Diye soludum nefessizce. Sadece biraz daha zorladı içime ama tamamen girmedi. Daha ne dememi bekliyordu? "Sik beni!" Daha dudaklarım kapanmadan düştü üzerime. İstediğini almıştı sonunda ve bana istediğimi vermek konusunda da cömert olacağını umuyordum. Erkekliği her seferinde olduğu gibi beni ikiye bölerken tam da beklediğim gibi, beni sadece hareketleriyle değil sözleriyle de becermeye başladı. Tamamiyle onun tarafından doldurulmuştum ve bunun büyüsüne dalarken baştan çıkarıcı o tehdidini duydum. "Bu zevki ertelediğin her saniye için pişman edeceğim seni fahişe." - - - Not: Beklediğinize değdi mi bilmem ama olayları Harvey anlatırken Eyşan cephesinde de bilmeniz gereken çok önemli durumlar yaşanmıştı, ki bu bölümde olanları okudunuz zaten :)) Görmediğiniz sevişme sahnesini de yazacaktım ama neredeyse bölüm atmayalı iki hafta oldu ve sizi daha fazla bekletmek istemedim. Ve evet, hepiniz artık Eyşan'ı dövmek istiyorsunuz, biliyorum ama o işi Harvey'ye bırakalım; o çözecek bu işi, emin olun :D Peki bölüm hakkında ki genel düşünce ve fikirleriniz neler? Marianne korkunç bir kadın ve nöbetçi. Sizce Diane onu ihbar edebilecek mi? Ya da yarın gece ki poker gecesinde neler olacak? Peki kızları nasıl kaçıracaklar dersiniz? Teori ve fikirlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum. Bu arada görmek istediğiniz sahneler varsa buraya yazabilirsiniz :* Gelelim yabancı kelimelere ve açıklamalara; Nemfomani: Kişinin cinsel davranışlarını kontrol altına alamadığı bir durumdur. Cinsel bağımlılık, hiperseksüalite ve kompulsif cinsel davranış gibi farklı isimlerle anılır. Nemfomani kadınlarda hiperseksüaliteye verilen spesifik isimdir. Scubbus: Rüyalarda ortaya çıkan ve genellikle cinsel yollarla erkekleri baştan çıkarmak için bir kadın şeklini alan dişi şeytanlardır. 157 Fuhuş Yardım Hattı: Yabancıların vize, ikamet izni, uluslararası koruma, geçici koruma gibi konularda sordukları tüm sorulara yanıt bulabilecekleri YİMER 157; insan ticareti mağdurlarının tespitine ve göçmen kaçakçılığı mağduru yabancıların denizde kurtarılma operasyonlarına yönelik de ihbar ve yardım hattı olarak 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet vererek hayat kurtarır. Siz ya da bir tanıdığınız fuhuşa zorlanıyorsa/nız 157 hattını arayarak ya da YİMER internet sitesine girerek yetkililerle iletişime geçebilirsiniz. Snuff/Snuff Film: Oyuncularının çekimi sırasında tecavüze uğradığı ya da işkence gördüğü ve sonunda gerçekten öldürüldüğü p*rno film katagorisi. Tamamen cinsel sadizmi besleyen bir cinsel sapmadır. Vahşetin kayda alınmasına gerek yoktur. Tecavüz ve işkenceyle başlayan birleşme ölümle son buluyorsa da adına snuff denebilir. Sekerat: İnsanı kendinden geçiren hali ifade etmek için kullanılır. Genel anlamı ise ölüm anında gerçekleşmekte olan ve kişinin ruhunu teslim ettiği sırada yaşadıkları olarak da ifade edilebilir. Monako Krallığı neden Fransızca Bilir/Konuşur? Monako veya resmi adı Monako Prensliği 1297 yılında kurulmuş, Avrupa'da Kuzeybatı kıyılarında yer alan bağımsız bir şehir devleti ve Prensliktir. Fransa'ya oldukça yakın olması sebebiyle pek çok Monakolu Fransızca bilir ve prensliğin %7lik nufusunu Fransızlar oluşturur. Ekstra bilgi * Ülke (Monako) semtindeki gösterişli, içinde barındırdığı limanları ve kraliyet ailesi ile ünlüdür.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD