Son iki bölüme gelmeyen yorumlardan sonra yorum sınırı koydum Fındık fıstıklar. Korkmayın. Çok bir şey istemiyorum. En az 5 yorum olsun kafi,
39. Bölümden;
Sadece ama sadece burnumdan nefes alıyor olmam haksızlıktı; onun başlattığı bu maratonda neredeyse nefes nefese kalmıştım ve boğulacaktım. Geliyordum!
Ama çekti parmaklarını ekrandan!... Üstelik bunu neredeyse dört defa daha yaptı. Terlemiştim ama kirpiklerimin ıslanmasının sebebi terlemem değildi. Bana resmen işkence ediyordu. Orada tamamen içime girmek için hazır bir halde oturmuş, beni yalvartmaya çalışıyordu!...
Son bir kez daha yükseldiğim o orgazm dağından yine yere çakılacakmışım gibi hissettiğim başka bir seferde ayak ucuma geldi.
İstediğini vermeye hazırdım... Ne duymak istiyorsa söyleyecek ve hatta yakaracaktım. Sadece bu kadar yaklaşmışken gitmesini istemiyordum.
Tek eliyle çubuğu kaldırıp altından geçti. İçimdeki oyuncağı hızla çekip yatağın bir köşesine fırlattığında onun da sabrının kalmadığına emindim. Başımı geriye atıp birkaç sabırsız soluk çektim içime. Erkekliği dudaklarımı ikiye ayırıyor, kadınlığımın ağzını zorluyordu ama tamamen içime girmiyordu.
Neredeyse hıçkırıyordum. Zalimdi ve bir erkek olarak kendine nasıl bu kadar hakim olabilirdi? Topu ağzımdan çekerek terlemiş yanaklarımı ve kızarmış dudaklarımı severken soludu. "Söyle."
Altında kıvranıyordum ama bileklerimi tutan kelepçeler yüzünden kayıp içime alamıyordum onu. "Yalvarırım içime gir!" Diye soludum nefessizce. Sadece biraz daha zorladı içime ama tamamen girmedi. Daha ne dememi bekliyordu? "Sik beni!"
Daha dudaklarım kapanmadan düştü üzerime. İstediğini almıştı sonunda ve bana istediğimi vermek konusunda da cömert olacağını umuyordum. Erkekliği her seferinde olduğu gibi beni ikiye bölerken tam da beklediğim gibi, beni sadece hareketleriyle değil sözleriyle de becermeye başladı.
Tamamiyle onun tarafından doldurulmuştum ve bunun büyüsüne dalarken baştan çıkarıcı o tehdidini duydum. "Bu zevki ertelediğin her saniye için pişman edeceğim seni fahişe."
Moskova'da Gece Yarısı - 40. Bölüm
Beni pişman etmesi için sabırsızlanıyordum. Nitekim artık beklemekten bitap düşmüştüm. Belli ki beklemekten o da yorulmuştu; içimde kayarken dudaklarımdan içeri fısıldadı. "Bu kadar inatçı olduğunu bilmiyordum."
Birkaç gizli sırrıma ulaşmış olması beni tanıdığı anlamına gelmezdi. İnatçıydım, kindar bir yapıya sahiptim ve harika sevişirdim. Fakat ellerim kollarım bağlıyken değil.
"Bilmediğin başka hünerlerim de var." Diye mırıldandım. "Beni çözersen gösterebilirim." Dudaklarımın üzerinde gülümsedi ama çenemi yakalayıp başımı döndürürken sözleri, gülümsemesi kadar sevecen değildi. Başımı yatağa gömdü ve boynumu boydan boya yalayarak kulağıma ulaştıktan sonra fısıldadı;
"Önce ödemen gereken bir bedel var."
Yalvartmıştı ya, daha ne istiyordu benden? "Daha fazla yalvarmayacağım." Dediğim anda o yavaş ritmine meydan okuyan bir kuvvetle yüklendi içime. Tüm gücümle kollarımı çekiştirdim; artık birbirimizin her santimini biliyorduk ve bir ritim de yakalamış değildik. Kendini bile isteye bu kadar sert bir şekilde itmesinin tek bir manası vardı; beni gerçekten de cezalandırmak istiyordu.
"Sinyor'la olan gereksiz flörtünden ve Vasili'yle olan samimi muhabbetinden bahsediyorum sevgilim."
Sevgilim? Ciğerlerimi boşaltarak göğsümü indirdim. Aslında aşkım, biriciğim, hatunum gibi sözler bana çok itici gelirdi ama bu kez...
Kulağa güzel gelmiş ve kalbime ucu zehirli bir ok saplamıştı. Bilmeden yaptığını biliyordum ama çemberimi daraltıyordu. Onun kucağına saklanmadan o çembere sığamayacağımı bilir gibi, beni kollarında tutacak tüm hamleleri ve kelimeleri biliyordu sanki.
Bu kez çok daha şefkatli bir şekilde inime girerken alnını şakağıma yaslayıp ılık nefesiyle üfledi. "Ödemen gereken çok hesap var Eyşan."
Yutkunmaya çalıştım. "İkisi de iş içindi." Dedim.
Yanağıma ve çenemin altına öpücükler sıralarken gülümsüyordu. "Beni delirtmek içindi."
Tamam Vasili'ye yaptığımın tek izahı Harvey'den intikam almaktı ama bunu zaten biliyordu.
"Seni Gardenya'dan aldığım gece söylediklerini unutmadım." Her santimini hissetmem için yavaş yavaş gömüldü içime. Onun büyüklüğü yüzünden bu yavaş ritim iyiydi ama ben inatçı bir kadındım ve Harvey'nin duymak istemediklerini söylediğim her seferinde intikamını kendiyle alıyordu. "Bana dokunmandan hoşlanmıyorum." Dedi yalanlarımı yüzüme çarparcasına. "Midemi bulandırıyor hatta." Saçlarımdan derin bir nefes alırken ellerini belime koyup tikime dokundu. Bunu da bilerek yapıyordu!... Tikim yüzünden sıçramalarıma kim bilir kaç defa şahit olmuştu ama her defasında da aynı hareketi tekrar tekrar yapıyordu. Hareketi yüzünden yatağa çivilenmiş bedenim gövdesine doğru kıvrıldı ve tabii içimdeki erkekliği de bu ani sıçramayla dibime dayanmıştı. Hem sonuma dayanmasından hem de belime sarılan kollarından dolayı ihtiraslı bir nida koyuverdim. Sesimin ortasında ise acımasızca devam etti. "Senden hoşlanmıyorum."
Tüm yalanlarımı sayacak mıydı? Kollarına başka bir kadını aldı diye kıskançlık krizinden çıldıracak hale gelmiştim; bu noktada sıraladığı yalanlarımın ne kadar hükmü olurdu ki?
Başımı yüzüne doğru çevirerek ciddiyetle baktı bana. "Bunları söylerken bir an olsun üzülmedin mi?"
Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerine baktım. Gözlerinde döne döne büyüyen bir kasırga vardı. Cevap vermek istemedim. Bu sözleri söylerken üzülmek bir yana, kahrolmuştum ama elden ne gelirdi? Beni sattığını sanıyordum ve sadece bunları söylemekle yetindiğim için ikimiz de çok şanslı sayılırdık; onu da kendimi de öldürebilirdim...
"O an onları söylemem gerekiyordu." Dedim. Yüzümü çevreleyen saçların arasından yanaklarımı kavradı; dirsekleri kollarıyla beraber omuzlarımın üstüne yayılmış haldeydi. Alnımı sertçe öperek içime ama en derinime bastırırken alnını alnıma yasladı; fısıldadı. "Hayır," Dedi ısrarla. "O an gerçekleri söylemen gerekiyordu."
Her zerresini içime aldığımda titriyordum ve yüzümü saklamak istiyordum. İnsanları hatalarıyla yüzleştirmek ve utandırmak konusunda en iyisiydi ama o an öyle olması gerekiyordu ve öyle olmuştu.
Tüm benliğiyle bedenime kilitlenmişken içimden hiç çekilmeden tempo tutturmaya başladı. Dudaklarım ısırılmaktan kızarmıştı.
Benimle konuşmak mı istiyordu yoksa benimle sevişmek mi? Bir karar veremez miydi? İkisine birden konsantre olmak çok zordu nitekim. "Lütfen..." Diye fısıldadım. Bu kadar vicdansız olamazdı. Beni sonrasında dizine yatırıp dövmesine razıydım ama şimdi hakkımı vermesini istiyordum. Başımı geriye atıp aralık dudaklarımdan nefesler alırken yutkunmaya çalıştım. "Beni daha sonra azarla."
Kısık kahkahasını boynuma gömerken içimdeki temposunu arttırdı. Cıkladı; "Bütün intikamımı senden alacağım." dedi gırtlaktan gelen boğuk bir sesle. "Ve hepsini bu gece alacağım."
Bu sözün üzerine ciğerlerimi boşalttım aniden. Şahlanan göğsümü yatağa bastırarak üzerimden kalktı usulca. İki eli birden göğüslerimi kavradığında artık konuşmayacağına kanaat getirdim. Bana inat cıklamış olsa da artık intikamını sözle değil kendiyle alacağını anlamıştım. Kollarını yatakla sırtım arasına sokup beni kucaklar kucaklamaz göğsümden köprücük kemiklerime doğru öpüp yalamaya başladı. Dilinden sarkan bir küçük köz varmış gibi hissettim. Dünya üzerinde ne onu, ne dokunuşlarını, ne de dilinin sıcaklığını tarif edebilecek yeterli bir kelime yoktu. Adam kelimenin tam anlamıyla yanıyordu! Ben de öyle.
Ritmini fazlasıyla hızlandırdığı bir ara nefes nefese çırpındım ve inlemelerimi bastırmaya çalışmaktan vazgeçtim. İnlemelerim çığlıklara dönüşüyor ve kendime hakim olmamı imkansızlaştıryordu. Ona dokunmak istedim; sarılmak ve kanatlarına tırnaklarımı geçirmek... "Bırak beni..." Diye yalvardım. Ona sarılmaya ihtiyacım vardı. Hayatımda ilk defa sevişiyormuş gibi hissediyordum ve kesinlikle bunun sebebi daralmış falan olmam değildi. Beni fazlasıyla zevke getirmiş olması da değildi. Dudakları boynuma kapandığında bana yaşattığı bu duygunun tarifini aradım ama yoktu.
Bu gece seviştiğim diğer tüm gecelerin aksine kutsanıyormuşum gibi hissediyordum.
Onu arkamda bırakacağımı düşündükçe bu anda donup kalmayı istedim. Ona asla itiraf edemeyecek olsam dahi içimden geçenleri duymaya hakkı vardı. Harvey boynumu emerken gözlerimi kapatıp Türkçe fısıldadım. "Seni seviyorum."
Duraksadı. An an boynumdan uzaklaşırken haklı olarak ne dediğimi anlamaya çalışıyordu. Başka bir seferi olmayacaktı o yüzden sözlerimi tekrar ederken çok net ve anlaşılırdım; gözlerinin içine bakarak fısıldadım. "Seni seviyorum Harvey."
Gözlerini yavaşça yumarak dudaklarımı dudaklarının cenderesine aldı. İçimdeki varlığını istikrarlı ama yavaş bir tempoya çektiğinde elleri kelepçeleri ezberlemiş gibi bileklerimi azad etti. Tek tek kanatlarına düşen ellerim sırtına sıkı sıkıya tutunurken ağlamaya meyilli gözlerimi kapadım ama hiç beklemediğin bir şey yaptı. Bana Türkçe olarak karşılık verdi; "Ben de seni seviyorum Eyşan."
Kilitlenip kaldım. Nasıl?... Anlayabilirdi sözlerimi? Bilemezdi ki... Ama... Kaçmaya çalıştım, müsade etmedi. Ne yapacağımı bilir gibi zapt etti beni. Sadece başımı çevirebilecek kadar serbesttim kolları arasında. Başımı yatağa koyarak dudaklarından ayrılırken "Bana bak." dedi yumuşak bir sesle. Ve Türkçe...
Başımı çevirip gözlerimi kapadım. Nasıl bakardım ki yüzüne? Bunları duymaya hakkı vardı ama bilmemesi hayrınaydı. "Türkçe mi biliyorsun sen?"
"Eyşan," Sıcak nefesi yüzümü öpüyordu ama bakmamak konusunda istikrarlıydım. Tıpkı onun ısrarı konusundaki istikrarı gibi. Göğüslerimizin arasına sıkışmış ellerimi bileklerinden yakalayıp bir pist gibi sağdan sola açarken elleri ellerimin üzerine kaydı ve bir kez daha fısıldadı adımı. "Eyşan utanma." Dudaklarından dökülen her bir kelime hipnoz etkisi yaratıyordu içimde ama ben utanmıyordum. Biraz utanıyordum ama en çok kızmakla meşguldüm kendime.
Yutkundum ve dudaklarımı ıslatırken bir cesaret açtım gözlerimi. Ona işine bakmasını söyleyecek ve bu romantik havayı kıracaktım ama kirpiklerim açılır açılmaz burnunu burnuma sürtüp içime yüklendi birden. Kaşlarım çatıldı ani hamlesiyle. Kasıklarımdaki beklenmedik karıncalanma hissi baş döndürücü bir şekilde sarstı beni. Bacaklarımı kapatmak istesem de buna ne çubuk ne de Harvey izin vermiyordu. "Artık benimsin." Dedi kararlılıkla ve ritmini arttırdı. İstemesem de dudaklarımı yırtıp geçen inlemelerim zapt edilemez çığlıklara dönüşüyordu. Oysa bundan hoşnut değilmiş gibi ellerimi yatağa bastıran ellerini üzerimden çekti ve iki elinin de parmaklarını dudaklarımdan içeri itti. Artık vücuduma yaslanmış bir halde değildi; üzerimden kalkarak doğrulmuştu ve duyduklarından sonra tüm varlığını varlığıma arman etmiş gibi beni dolduruyordu. Aklım git gide başımdan uçuyordu ve aslında tam da şu anda buna ihtiyacım ardı. Biraz akılsızlığa... Nitekim içimi bir kunduz gibi kemiren iç sesim beynimi ele geçirmeye çalışıyordu. Onu duymamaya çalışsam da inatçıydı; 'Durumu düzelt, adamı üzerinden at' ya da 'ne sevmesi be,' diye bağırarak olay çıkartmam için bana baskı kuruyordu.
Oysa ben onun da söylediği gibi bu gece ona ait olmak istiyordum. Dilime sürtünen parmaklarını emerek bu kez ona ayak uydurmaya başladım. Onun temposuna katılıp giriş çıkışlarını takip ettim. Her girişinde kendimi rahat bıraksam da her çıkışında pelvik kaslarımı sıkıştırarak onu sağıyordum. Bunu fark ettiği an boğuk bir inilti bıraktı başarımın nişanesi gibi. Başını geriye atıp sıkı bir küfür eder etmez üzerime eğildi vahşice. "Yapma," diye hırladı. Sabrının taştığını ve kendini tutmakta epey zorlandığını görebiliyordum ama nasıl ki benim zevk çığlıklarım onun altın madalyasıydı. Onu geç gelmesine inat erken boşaltmakta benim birinciliğim sayılırdı. Parmaklarını tek tek tükürerek altında kıvrıldım ve küçülerek göğsünü emmeye başladım. Dilimi göğsünün düğmesinde dolaştırıyor, hafifçe ısırıyor ve çok sert bir biçimde emiyordum. Bir yandan da boştaki ellerimi kasıklarından omuzlarına doğru sürümeye başlamıştım ama ondan öğrendiğim küçük numaraları da kullanmıyor değildim. Daha önceleri erkekleri okşamak için parmaklarımı kullanırdım ama Harvey tırnaklarını kullanmayı tercih ediyordu. Harvey zevkin içine biraz acı karıştırmayı çok seviyordu. Ona bu arzusunu sunmak üzere tırnaklarımı tenine batırıp çizmeye başladım; tırnaklarım teninde pembe şeritli izler bırakırken inledi. Ben ona inat hünerlerimi gösterirken oda bana inat hakimiyetine tutunuyordu. Hızına yetişemeyeceğim bir ölçüde beni düzmeye başladığında titredim. Kasıklarımızın birleşmesinden yükselen çarpışma seslerine zevkimin de çığlıkları eklenmişti ve boşaldığım için delicesine kasılıyordum. Altında resmen şeker atmış bir kuş gibi çırpınırken kollarımdan tutarak beni yatağa sabitledi. Tamamiyle konsantre olmuş bir şekilde, çok hızlı tekrarlarla beni yatağa çivileyecek kadar sert bir biçimde içime girdi. Kasılmalarıma karşılık içimde büyüyüp nabız gibi atmaya başlayan erkekliğini içimin kıvrımlarımda hissedebiliyordum. Tanrı'm... O kadar harika hissettiriyordu ki bu mutluluğun içinde ölmek istedim. Nihayet, nihayet, beni taşıdığı orgazm dağından yuvarlamıştı. Fakat o hala dağa tırmanmaya çalışıyordu. "Beni azat et," Dedim ve kulak memesini yalayıp içten içe bana söyletmekten cinsel bir haz aldığına emin olduğum o kelimeyi fısıldadım. "efendim, seni mutlu edeyim."
Sözümle birlikte başını sağa atıp dudaklarını ısırdı. Haklıydım; Harvey kendine bir itaatkar arıyordu çünkü o bir efendiydi; normalde beni dize getiremediği için tüm hıncını yatakta beni cezalandırarak almak istiyordu. Ve beni cezalandırıyor olmak onu dehşet bir şekilde azdırıyordu. Duvarlarımda kayan penisinin damarlarının hareketlendiğini hissederek gülümsedim. Mümkün olmasına ihtimal vermezdim ama Harvey daha da büyüdü ve şefkatini kaybetmiş gibi parmaklarını boğazıma dolayıp dudaklarımı öpüp ısırmaya başladı. "Beni mahvediyorsun Eyşan!" Diye hırladı öfke ve şehvetle. Tek yapabildiğim inleyerek nefesimi üflemek oldu. Oysa onun istediği gibi dizlerimin üzerine çökecek ve geyşası olacaktım. Fakat istediği beni düşmanı gibi düzmekse... Ona da vardım.
Beni pataklamakla tehdit ettiği kocaman eliyle kıçıma birkaç seri şaplak atarak dibime bastırmaya başladı. Ona eşlik edecek birkaç fiştekleyici söz söyledim ve hayır utanmıyordum, tıpkı onun istediği gibi yatakta bir fahişeye dönüşmeyi çok seviyordum. İncecik ama iştahlı bir sesle yalvardım. "Sik beni efendim!" Sözüm onu delirtti. Ayaklarımı birbirinden ayıran çubuğu üzerinden geçirip tutarken çubuğu üzerime zorladı. Tamamen ikiye katlanmış gibi önünde serilmiş haldeydim ve ikiye katlanıp içeride sıkışan organlarım yüzünden zar zor nefes alabiliyordum. Çubuğu neredeyse başımın üzerine kadar ittikten sonra italik bir biçimde içime gömüldü. Bir insnın bu hadar hızlı hareket edebileceğini sanmazdım ama ediyordu. Saçlarından şakaklarına yuvarlanan ter damlası çenesinden boynuma damladığında ona yardımcı olmaya karar verdim. Bu kez kendimi muazzam bir güçle kasıp boşalmasını bekledim. Tamamen onu içime hapsetmiş haldeydim ve bundan öldüresiye bir haz aldığını görebiliyordum. Beni şaşırtmadı. Damarları içimde saniye saniye atmaya başladığında bende ona eşlik ediyordum. Tam da aynı anda beraber yuvarlanıyorduk bu sefer... Birkaç güçlü darbeyle sonuma bastırdıktan sonra lavdan sıcak spermlerini içimde hissettim. Maraton koşmuş gibi nefes nefese ve tükenmiş bir haldeydim ama o değildi. İçimden çıkıp bacaklarımı azad etmesine rağmen benden o kadar da uzaklaşmadı. Bacaklarımın arasından üzerime uzanıp az önceki kadar karizmatik haliyle burnumu baştan sona okşadıktan sonra dudaklarımı öptü. Vahşi değildi ama şefkatli de hissettirmiyordu. Doymamış gibiydi... Elleri bacaklarımın içine kayarken "Zayıf noktamı buldun." Diye fısıldadı dudaklarımdan içeri. Dili dilime uzandı ve beni ağzının içine çekti. Beni seveceğini sandım; belki beni seviyordu ama yataktayken sevmekten fazlasını yapmak istiyordu. Parmakları spermleriyle dolu karanlığıma erişti. Alabildiği kadarını parmaklarına toplayıp dudaklarımdan koparken tüm varlığını tatmam için parmaklarını ağzıma sürdü; özellikle özensizdi. Dudaklarım ve çenem onun menisine bulaşmış bir haldeydi.
Beni bununla korkutabileceğini mi sanıyordu?
Açlıkla imtihanımın sonuna gelmiş gibi dudaklarımı yalayıp parmaklarımla çeneme dökülenleri topladım. Parmağımı emmem bittikten sonra tekrar öptü beni sabırsızlıkla. Üzerimden inip yanıma düştükten sonra ise beni kolları arasına aldı. Nefesini düzenlemek için gayret ediyor ama aynı zamanda da bana sarılmayı ihmal etmiyordu. "Benim için yaratılmış gibisin Eyşan."
Ona ait gibi hissediyordum. Ve hatta... O bana aitmiş gibi hissediyordum.
Bana baktı. Bana sesini duyurmaya çalışan mantığıma inat Harvey'ye yüzümü dönerken anın esiri olmak istedim. Başka hiçbir zamanın değil; sadece ve sadece şu anın. Parmağımın ucuyla köprücük kemiğini baştan sona takip ederken düşünüyordum. Bu daha önce hiç yaşadığım bir şeye benzemiyordu. Juliet'e yaşadığımız şeyin basit bir seks olduğunu söylerken, 'Sadece seviştik. Öyle yıldızlar ayağımızın altından falan kaymadı,' demiştim ama bu kez farklıydı; sanki içimde bir supernova patlamıştı. Yıldızların kaymadığına ama gezegenlerin ayağımıza serildiğine emindim...
Parmakları alnıma ve kaşlarıma dokundu. Diğer eli serbestçe belimden kalçalarıma doğru kayıyordu.
"Bu farklıydı." Diye fısıldadım. Çene kaslarının seyridiğini fark edince başımı kaldırdım. Dudakları aralanmıştı.
"Nasıl farklıydı?"
Omuz silktim istemsizce. "Yaşadığım hiçbir sefere benzemedi." Kaşlarını çattı. Onu diğerleriyle kıyasladığımı düşünsün istemiyordum çünkü onu kıyaslamıyordum. Ben... "Seninle yaşadıklarımız gibi de değildi." Diye fısıldayınca rahatladı. Kaşları eskisi gibi hafif yaylanarak göz kürelerinin üzerine konarken öptü beni.
"Seks yapmakla sevişmek çok farklı şeylerdir Eyşan." Diye mırıldandı. Sabırlı bir öğretmen gibi yanağımı okşuyordu parmakları. "Biz senle daha önce sadece seks yaptık." Derken gözlerime bakıyordu. "Bu sefer yaptığımız şeyse tamamen birbirimizi sevmekti."
Bakakaldım. Az önceki dansımız bir yana... Yersiz itirafım ve onun itirafı, üstüne bir de bu... Çok fazlaydı. Yaşadığım şeyin bir kaçışı yokmuş gibi hissettim. Onun kafesinde bir kuş gibiydim. Kafesine gönüllü bir mahkum olmayı çok istiyordum ama ben çoktan bir başka kafesin kanadı kırık serçesiydim.
Parmakları alt dudağımı dişlerimin arasından kurtarana kadar ne yaptığımın farkında değildim. Kirpiklerimi ıslatan gözyaşlarım gibi... Onlar da habersiz dökülmüştü ortalığa. "Seni sevmek acı veriyor." Diye itiraf ettim. Bunu hiç beklemiyordu. Benden biraz uzaklaştı ama şimdi az öncekinden de sıkı sarılıyordu. Konuşmam için sabretti, bekledi ama gözlerinin içine bakıp nasıl Ceyhun derdim ki? Bu ona haksızlıktı.
"Ölüler aldatılmaz Eyşan."
Bakışlarımı kaçırmak istedim. Benim söylemeye imtina ettiklerimi biliyordu. Kalbimin bir fiil dolu olduğunu ve onu oraya sıkıştırmaya çalıştığımı da. Daha geniş bir yüreğe sahip olmak ister miydim? Hayır ama o zaman ne olacaktı? Harvey Ceyhun'u unuttuğum zamanlarda mı tahta oturacaktı?
"Ama yaşayanları aldatabilirsin." Dedi biraz sonra acımasız bir ses tonuyla.
Sözleri bakışlarına itti beni; gözlerinin kucağına düşmüş gibi hissettim. "Seni-"
"Henüz aldatmıyorsun." Dedi bilircesine. "Ama bir kalbe iki kişiyi sığdıramazsın Eyşan."
Nefeslerim üzerime bindi. Kollarından sıyrılıp yatakta doğrularak başımı kollarımın arasına sakladığımda tatlı tatlı sızlayan kasıklarımı birbirine bastırdım. Dayanamadım, kaçmaktan o kadar yorulmuştum ki... Kucağı sakin bir liman gibiydi; sığınmak hatta yerleşmek istiyordum göğsüne ama sırtımdaki ezbere duygular 'Yürü.' Diyordu. 'Git.'
Buna rağmen kalmak istiyordum... Bu sefer de korkularım sopa gösteriyordu sokağın başından.
Hıçkırıklarım beni içten içe sarsarken ona döndüm. Benim gibi yatakta doğrulmuştu. Bir soru sormamış ya da teklifte bulunmamıştı ama cevabımı bekliyordu.
"Seni öldürür." Diye fısıldadım gözyaşlarımın arasından.
Arkama yaklaşıp belime sarıldı tüm benliğiyle. Omzuma şefkatli bir öpücük bıraktıktan sonra o çok istediğim limanına yerleştirdi beni. "Ben Ceyhun değilim." Dedi sıcacık bir sesle. "Ne bana ne de sana parmağının ucuyla dokunamayacak baban."
Korkuma can üflemiş gibi saklandım koynuna. Parmaklarım çıplak göğsüne tutunurken yüzümü boynuna sakladım. Ona dair olmayı çok istiyordum ama bir gün yara olmayacaksam... Olabilir miydim?
"Beni bırakma." Diye fısıldadım aciz bir ses tonuyla. Sanki sebze doğrar gibi adam doğrayan ben değildim. Adamları alnının çatısından mıhlayan, işkenceyle adam öldüren o kadın değildim. Küçük, aciz bir kız çocuğu gibi ona muhtaçtım sadece ve sadece. Parmaklarım güçlükle çıplak omzuna tutunurken bir kez daha yakardım. "Beni asla bırakma."
Kucağına gömdü beni. Sakladı, gizledi, örttü üzerimi. Bir kabuk gibi sıvadı kendini bana. Zırh olup kuşandı sanki üzerime. Sevişmekten öte bir bağ kurdu benle. Adı neydi bilmiyorum, varlığını anlatamıyorum ama ben oldu. Ben o oldum. Biz ikimiz o gece bir olduk.
***
-
-
-
Umduğumdan da duygusal bir bölüm oldu ama sonunda oldu. :D Bence güzel seviştiler. Ne dersiniz? Ben bunun rövanşını isterim. Şöyle en Ceyhunsuzundan sek Harvey'li bir sevişme pek güzel olur bence :D ne dersiniz? Ehuhehehehehe, zevzekliği kesiyorum ve soruyorum, nasıldı? Beklediğinize değdi mi? Beğendiniz mi? Beğeni ve yorumlarınızı, özellikle yorumlarınızı çok bekliyorum. Bu bölüme en az 5 yorum gelmeden yeni bölüm atmayacağımı da belirtmek isterim bu arada. Yani, Siz istiyor yeni bölüm, yapacak bir sürü yorum :*
Bu arada, yb, harf ya da emojileri yorumdan saymam haberiniz olsun :))