41. Bölüm

4521 Words
Başlamadan: Bölüm cehenneme açılıyor, haberiniz olsun :D Bu arada +10 yorum istiyorum. Bu kez hiç uzatmıyorum! Okumaya başlayabilirsiniz :)) 41. Bölüm Elbette ben uyandığımda o çoktan ayaktaydı. Oda servisi kapıyı çaldığında ise üzerini giymekle meşguldü ve çoktan duş aldığını fark ettim. Oda misket limon ve onun traş losyonu kokuyordu. Çarşafı göğsüme kadar çekip yatakta doğruluyordum ki "Yatağın içine gir." diye uyardı beni sakince. Yumuk gözlerle ona bakarak nedenini anlamaya çalıştım. "Hadi Eyşan." Dedi bu kez daha net bir tavırla. Dün geceden sonra kavgayla başlamamıza hiç gerek yoktu. O yüzden uykuya yenik düşmüşüm gibi yatağa kaymaya karar verdim. Zaten hemen sonra neden yatağa saklanmam gerektiğini de anlamıştım. Oda servisi balkonumuza kahvaltı hazırlıyordu. Üç kişilerdi ve biri masa düzeniyle ilgilenirken diğeri kahvaltılıkları masaya diziyor ve en sonuncusu da sıcak ikramlıkları pürmüzüyle ısıtıyordu. Harvey gelen kahve çaydanlığından kendine bir bardak hazırlarken fırsattan istifade banyoya kaçtım. Dün gece çok güzeldi... Ve bir o kadar da korkutuyordu gözümü. Beynim yaşlı bir bilgisayar gibi eski dosyaları kapatamıyordu sanki. Ne zaman pencereyi kapatmak için çarpıya bassam bir uyarı kutucuğu çıkıyor ve 'Bu sekmeyi kapatırsanız dosya ebediyete kadar silinecek.' diyordu. Dosyayı silmek istemiyordum ama yaramın kuruması gerekiyordu artık. Ceyhun çok güzel bir kitaptı; sonu acıklıydı ve okudukça kahrediyordu insanı ama bitmişti. Rafta tozlanması gerekiyordu. Kalbimi kurutması haksızlıktı. Üçümüze de haksızlıktı... Yine de Harvey'nin dün gece söylediği bir şey vardı ki o çok yanlıştı; ölüler aldatılırdı. O yüzden dün gece bir karar verdim. Harvey beni göğsünde uyuturken ben Ceyhun'dan ayrıldım. Ayrılmak zorundaydım çünkü ben haklıydım. Kalbim iki kişiyi misafir edecek kadar kocaman değildi. Ceyhun'a zaten kavuşamazdım ama kavuşabilseydim bile... Bu kez gideceğim kişi Harvey olacaktı. Neden bilmiyorum ama Harvey hem ezelim hem de ebedim gibi hissediyorum. Bunu uzunca bir süre ret etmiştim ama gerçek ortadaydı; kalbim kırılsa da üzülse de Ceyhun'un varlığı hikayemde küçük bir duraktı. Fazlaca beklediğim, ıssız bir durak. Bir filmde duymuştum. Adam kadına 'Ömrümce yaşadığım her şey sana kavuşmam için bir sebepmiş.' Diyordu. 'Yaşadığım tüm acılar ve kayıplar; mutluluklar ve sevinçler. Hepsi sana gelmem için bana bir yol açmış bana.' Keşke böyle olmasaydı. Keşke başka şartlarda tanısaydım Harvey'i. Sevgilimi kaybetmeden, vurulmadan, kaçmak zorunda olmadan tanısaydım onu. Ama olmadı... Şimdi buradayız ve geçmişteki hiçbir şeyi değiştiremem. Ceyhun'a haksızlık ediyormuşum gibi hissediyorum, korkuyorum ama seviyorum. Ve onu korkumdan ya da ihanetimden daha çok seviyorum. Ama elbette her yerimi morartmasa daha iyi olurdu. Küvetin karşısına montelenmiş aynada kontrol ettim kendimi. Duvardan duvara bir aynaydı ve sayesinde kendimi çok net inceleyebiliyordum. Hem ellerimin hem de ayaklarımın bilekleri kıpkırmızıydı. Beni o kadar çok zirveye taşıyıp orada bir başıma bırakmıştı ki, kelepçelere beni salmaları için yalvarmıştım adeta. Ayrıca uyluklarımdaki diş izleri ve kalçamdaki beş parmağının gölgeleri de apaçık ortadaydı. Boynum ve göğüslerime bakmama bile gerek yoktu. Emilmekten toplaşan kan hücreleri göğsümün ve boynumun çeşitli bölgelerinde topak topak boy gösteriyordu. Ayrıca kendine hakim olmak için kastığı birkaç an vardı ki beni kollarımdan yakalayıp yatağa çivilemişti; işte o anların tanıkları kollarımdaydı; parmak izleriyle birlikte hem de. İlk defa savaş yaralarımı sevmek geldi içimden. Bu izleri başkası yapmış olsa onlara bakar ve ne zaman geçeceklerini sorgulardım. Şimdi onları hem seviyordum hem de onlardan çok utanıyordum. Sanki daha önce hiç sevişmemişim, hiç sevişme izlerim olmamış gibi onları saklamak geliyordu içimden. Dudağımı utançla ısırırken Harvey'nin dün gece söylediği bir söz geldi aklıma; seks yapmakla sevişmenin çok farklı olduğunu söylemişti. Yine de bu kadar farklı olacağını tahmin etmiyordum. Ona dair her şeyi saklamak istemek de sevişmeye dahil miydi? Üzerime attığı imzaları bile? Bu gözümü korkuttu. İçinde kaybolduğum bu kocaman duygunun hissettirdikleri gözümü korkuttu. "Duş mu alıyorsun?" Saçlarımı kulaklarımın arkasına iterek "Alacağım." dedim kapıya doğru. Kapının kolunu indirip içeri girmeye çalıştı. Dün gece her zerremi görmüştü ve ben öyle çok da ahlaklı biri değildim ama tüm bunlara rağmen utandım. Kapının arkasına geçerek saklanırken kafasını içeri uzattı. Benim kafam da kapının hemen ardındaydı. Yani burun burunaydık ve o çok keyifli görünüyordu. "Kahvaltıdan sonra beraber alırız." Dudağımı büktüm. Ya ne oluyordu bana? Elin herifiyle fiki fiki yaptıktan sonra o leş haliyle başı dik, göğsü yukarıda dört blok salına salına yürüyen kadına ne olmuştu? Ne diye utanıyordum Harvey'den? "Ama pisim." Dedim. Kıvrık kirpikleri yelpaze gibi hızla yere ve göğe savrulurken kapı ardından göründüğüm kadarımı süzdü. "Oldukça temiz görünüyorsun." Gözlerimi kaçırdım. Ben sanırım dün geceden sonra Harvey'le yüzleşmeye korkuyordum. Ona aşkımı, korkumu ve kırgınlığımı itiraf etmiştim. Üçüyle de aynı anda nasıl yüzleşecektim? Boğazımı temizleyip "Ihm," diye bir şeyler zırvalamaya hazırlanıyordum ki eli çene kaslarımla boynum arasındaki yeri kavradı. Burnumun ucuna bir minik buse kondurduktan sonra ise banyoya girip çıplaklığımı umursamadan yüzüme baktı. "Aç ve yorgun olmalısın." Dedi içtenlikle. "Önce karnını doyuralım." Bu inatlaşılacak bir konu değildi. O yüzden dudaklarımı birbirine bastırarak başımı sallarken avurdumu okşayan eline uzandım. Utanıyordum ama Harvey bir kurttu ve ona korktuğumu ya da çekindiğimi hissettirmeyecektim. "Giyinme izin ver." Dedim güçlü bir sesle. Başıyla onaylayarak önümden çekildi yavaşça. Peşimden gelmiyor olmasına rağmen delici bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Gözleri üzerimdeydi ve doğrusunu söylemek gerekirse beni bir süzgeçten geçirdiğine neredeyse emindim. Burnumdan nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. En son böyle hissettiğimde... Hayır! Daha önce hiç böyle hissetmemiştim. Elim ayağım vücuduma fazla gibi hissediyordum resmen. Tanrı'm... Beni fazlasıyla geriyordu! "Üzerine ince bir ceket al." Dedi. Sesindeki tek düzeliğe anlam veremedim ama dönüp onu süzecek değildim. "Soğuk mu ki?" "Paris kadar sıcak değil." Pekala. Göğsümü şişiren bir nefes alıp dolabı açtım... Vay canına! Dün gece epey insaflı davranmıştı. Dolapta kıyafetlerimizin yanı sıra hiç kullanmadığımız seks oyuncakları vardı. Bir anal plug, deri bir kamçı, shibari ipleri, el ve boyun kelepçesi, göz maskesi, boyun ve bacak pozisyon kemeri... Ve hatta montelenmemiş bir tavan salıncağı bile vardı. Şaşırmak için kendime izin verdiğim birkaç saniyenin ardından parmağımla dolabı işaret ederek Harvey'ye döndüm. Yüzündeki keyifli ve muzip ifadesi sinirlerimi hoplatsa da ifademi bozmadım. Bir manzara seyreder gibi banyo kapısına yaslanmış, kahvesini yudumluyordu. "Burası bir seks shopun fetiş ürün reyonu gibi." Diye soludum hayretle. Tek kaşını kaldırıp gülmemeye çalıştı. "Aslında dün gece daha fazla direnmeni umuyordum." Banyo kapısından ayrılırken yere baktı kısa bir an. O an gülümsemesini bastıramadığını fark ettim. Gülüyordu. Konunun onu utandırdığını hiç sanmıyordum. O benim utangaçlığımla eğleniyordu. Hain. "O kadar hızlı pes ettin ki denemek istediğim birkaç oyuncak elimde patladı." Dişlerimi sıktım. Yemek salonunun terasında susuyorum diye neredeyse beni pataklamak istediğini ne çabuk unutmuştu. "Beni şükran günü domuzu gibi bağlayıp yatağa mı sabitleyecektin?" "Sabit durmuyorsun ki." Dedi gülüşlerinin arasından. Gözlerimi kaçırdım. Evet, o konuda... Kıvranmadığımı iddia edemezdim. Dolaba dönmeden hemen önce "Kahvaltı soğuyacak." Dedim özgüvenle. Toparlanmalıydım. Harvey'le bir ilişki yaşamaya başladığımızı kabul etmek zorundaydım ama yatakta tüm ipleri onun eline bırakmak zorunda değildim. O yüzden dün geceden utanmadığımı ve bu oyuncaklardan korkmadığımı anlaması gerekiyordu. Elim bilekten yırtmaçlı bir pantolona giderken "Cici bir şeyler giy." Dedi. Gözlerimi kıstım. Harvey'nin kıyafetime karışmadığı doğruydu ve işin ilginç yanı bir kontrol delisi olduğu için kıyafetlerime karışmamasını tuhaf buluyordum ama daha önce hiç cici takılmamıştım. Cici bana da yakışmazdı zaten ama neden bunu istediğini merak ediyordum doğrusu. "Neden?" Burnunu erkeksi bir şekilde çekerek terastan dışarı baktı. Başını salladı kahvesinden bir yudum alırken. "Yakışır çünkü." Hiç sanmıyordum. Ayrıca bana ona inat etmem için bir sebep verdiği için teşekkür ediyordum. İnadı uyuzluğuna etmeyecektim. Az önceki utangaç Eyşan imajını silmem gerekiyordu ve onun karşısına özgüvenle dikilebilmek için iddialı tarzımı konuşturacaktım. Gözlerinin hapsindeyken askıdaki siyah deri şortu aldım. Gümüş fermuarı oldukça kaba bir şekilde tasarlanmıştı ve iki bacağımın da dışında boydan boya drapeler vardı. Şortu aldığımı fark edince kaşlarını kaldırıp gülümsemesini bastırdı. İnatlarımı sevmiyorsa ben de bir şey bilmiyordum!  Üzerime kısa tüylü, geniş örgülü beyaz bir triko seçerken kendimden emindim. Kıyafetleri üzerime geçirip hızlı bir şekilde saçımı topladıktan sonra ise gelip gelmediğini kontrol etmeden terasa çıktım. Rusların çok geniş bir yemek kültürü olduğunu sanmıyordum ama karşılaştığım kahvaltı masası beni tereddüte düşürdü. İsimlerini bilmediğim tabakların önüne otururken Harvey'nin eli belime sürtünerek geçti. Tam karşımda yerini almıştı. Kendi kahvesini tazelediği esnada bana bakıp göz kırptı hızlıca. "İster misin?" Damağımı emerek başımı salladım. Fena acıkmıştım; normalde bu kadar acıkmazdım bile. Tabağımı tepeleme doldurup Harvey'nin uzattığı kahveyi aldım. Birimizin konuyu açması gerekiyordu. "Fransızca biliyorsun," Dedim soft bir giriş olması açısından. Yani, elbette biliyordu. Adam Fransız'dı sonuçta. "İngilizce biliyorsun." Çatalındaki blinskiye havyar koyarken kirpiklerinin altından baktı bana. "Rusça," "Japonca, Çince, Fince ve Arapça da biliyorum." Diye araya girdi. Bakışlarımı manzaraya çevirirken emin olamadım. "Ve Türkçe?" Diye sordum sakince. Lafı getirdiğim yeri anladı elbette. Lokmasını ağzında yuvarlarken yüzüme dikti bakışlarını. Başımı çevirmemeye çalıştım. Ürkek davranmak istemiyordum. "Seni anlayabilecek kadar." Dedi ağır Fransız aksanındaki Türkçe kelimeleriyle. Dudaklarımı dişlemek, kirpiklerimi kırpıştırarak masayı falan terk etmek istiyordum. Cinsellik konusundaki uzmanlığıma rağmen duygusal anlamda bir bakire olduğumu bekaretimi kaybettiğim anda anlıyor olmam çok acınasıydı. "Dün geceden sonra öğrenmiş olduğum için kendimi şanslı sayıyorum." Anlamadığımı ifade eden bakışlarıma diklendi. "Anlayacağımı bilseydin o kelimeleri asla söylemezdin Eyşan." Dudaklarımı minicik aralayıp yutkundum. Haklıydı. Sözlerimi anlayacağını bilseydim asla itiraf etmezdim. "Gitmeyi planlıyordun, değil mi?" Bunu da biliyordu. "Serdar'ı öldürdüğümde babam Fransa'ya gelecektir." Dedim itiraf edercesine. "Katili bulmak için." Ciddi ifadesi bir büst gibi semsertti. Bunu benim gibi tahmin ettiğini varsayıyordum. "Karşısında beni bulduğunda ne yapacağını tahmin edersin." Ağzında unuttuğu lokmasını çiğneyip yutarken yüzüme bakmaya devam ediyordu. "Planladığı hiçbir şeyi yapamayacak." Ağlamayı planlamıyordum ama içimdeki histeri çalgı cümbüş çala çala kursağımda yükseliyordu. "Babamı tanımıyorsun." Alaylı gülümsemesini bastırmak için peçeteyle dudaklarını sildi asil bir hareketle. "Tanışırız." Hıçkırık kahkahayla dudaklarımda patlarken gözlerimi devirdim. "Fransa'ya geldiğinde cinayeti araştırmak için Du Pond'la iş birliğine girecektir." Gözlerini kısarken bıçağıyla beni işaret ediyordu. Hatta bıçağını tehditkar bir şekilde sallıyordu. "Devirme gözlerini." Dediklerimi anlamıyor muydu? O beni kafeslediğinde benim yüzümden zarar görmesinden korktuğum tek kişi Natt'ti. Şimdi Harvey, Juliet, Bellamy, Nichole, Yağız ve hatta Jules bile topun ağzındaydı. "Bizi öldürür." Dudaklarımdan dökülen kelimeler kemiklerimi titretti adeta. "Ama ben ortadan kaybolursam-" "O ihtimali düşünme bile." Dedi. Konuşma boyunca ilk defa ciddileşmişti. "Ama haklıyım." Dedim ısrarla. "Harvey beni oltanın ucuna yem diye takarken aklından geçen neydi? Benji'nin seni Nichole ve Jules üzerinden tehdit etmesini engellemek değil miydi? Babam bunu yapacak." Dedim çarçabuk. Nitekim yumruğu masaya çarpmış, işaret parmağı öfkesinden sarsılarak bana doğrulmuştu. Korkusuzca devam ettim. "Beni cezalandırmak için yine sevdiğim adamı öldürecek." "Ben Ceyhun değilim." Dedi üzerine basa basa. Ama babam aynı adamdı. Başarır mıydı, bilmiyorum... Ama deneyeceğine emindim. "Yine de deneyecek!" "Ölmeyeceğim Eyşan!" Dedi kesin bir dille. "Sen de ölmeyeceksin. Aklına kazı bunu." Isınan gözlerimi Kremlin Sarayın'a dikip histerimi yutmaya çalıştım. "Ben bombayım!" Dedim en sonunda öfkeyle. "Elinde patlarsam ne olacak? Sana zarar gelmedi diyelim, Nichole'e ya da Jules'a zarar vermeye kalktığında ne olacak?" "Du Pond'dan korkmuyorum Eyşan." Dedi masanın üzerinden eğilerek. "Babandan mı korkacağım?" "Ben korkuyorum ama!" Diye öfkelendim. "Benim yüzümden üzülmeni istemiyorum." "Beni üzmek istemiyorsan gitmekten bahsetme, kaçma planları yapma, benim yanımdayken korkma." Dudaklarım kırgın öfkemden sebep titriyordu. Tüm benliğim beni bırakmayacağını biliyordu ama yine de bana hak vermesini ummuştum. Şu dünyada pek çok sevdiği kişi olduğuna emindim ama zarar gelmesinden en çok korktuğu kişi kız kardeşiydi. Onun içinde mi korkmuyordu? "Gitmeme izin vermiştin." Diye sordum son bir çabayla. "Gerçek olmadığını biliyorsun." Dedi karşılık olarak. Yerinde öfkeyle kıpırdandığında dudaklarım aralandı. "Bir kuşu kafese kapatıp aşkına sahip olamazsın Harvey." Diye mırıldandım. "Kanatlarına rağmen yanında duruyorsa seviyordur. Yoksa sadece kaderine razı oluyordur." Dudaklarını ıslatıp sandalyesinden kalktı. Sakinleşmek için manzaraya doğru dönmüştü. "Beni sevmiyor olsaydın gitmek istemeni anlardım ama sen gitmek istemiyorsun Eyşan." Dedi kendinden emin bir sesle. "Kaçmak zorunda hissediyorsun sadece." Doğruydu. Gitmek istemiyordum. İlk defa bir ülkeye, bir şehre, eve, arkadaşlara ait hissediyordum kendimi. Bir kalbe ait hissediyordum. Ve o kalbe zarar gelsin istemiyordum. "Kaldığında olacaklardan korkuyorsun." Tekrar bana döndü. Sabırlı davrandığını görebiliyordum ama yorulduğu da gözlerinden belli oluyordu. "Ama gittiğinde ne olacağını sanıyorsun?" İkimiz de dünyanın farklı köşelerinde kahrolacaktık muhtemelen. Karşıma gelip tek eliyle boynuma uzandı. Ayakta olmasına rağmen karşımda küçülüp alnını alnıma yaslamıştı. "Bunu bize yapma." Diye fısıldadı. "Tanıdığım en cesur kadınsın; korkmayı tercih etme." Baş parmağı dudağıma doğru uzanırken gözlerimi kapadım. Korkuyordum! Deli gibi... Ama ne Almira gibi onu yüz üstü bırakmak istedim. Ne de Jules gibi korkaklığım yüzünden onu koca bir mutsuzluğa hapsetmek. Dudaklarımı ıslatıp dişlerimi birbirine bastırırken kararımı verdim. Kapattığı gözlerini ve dudaklarını parmak uçlarımla severek öptüm onu cesaretle. "Ölürsen öldürürüm seni." Diye fısıldadım. Kapalı gözlerini sımsıkıca yumup diğer eliyle sırtımdan yakaladığında burnundan koca bir nefes verdi. Beni kendine çekerken çatık kaşları ve gerilmiş dudaklarından anladığım korkmuştu. Dün geceye rağmen bu konuyu açmam onu çok korkutmuştu. Korkmadığımı söylemek yalan olurdu ama Harvey'ye dair vazgeçeceğim her şey beni diğer ihtimallerin tümünden de fazla korkutuyordu. Harvey bana ne yapıyordu?... Bedenimi üzerine bastırıp sertçe öptüm onu. "Niye çıktın ki karşıma?" Diye fısıldadım. Onu tanımazken her şey yolundaydı ama şimdi onsuzluğu düşünmek bile cehennem ıstırabı gibiydi. Ellerim dalgalı dağınık saçlarında kaybolurken bu kez ben istedim. Ben çok istedim. Korkmadan, inatlaşmadan, tutkuyla onunla dans etmek istedim. Onu geri geri adımlarla sandalyesine kadar sürüyüp karşısında durdum dimdik. "Öldürdüğüm kadını uyandırdın." "O kadın çok güzel." Diye mırıldandı tekrar bana sarılmaya yeltenerek. Omuzlarından itip sandalyeye oturturken gözlerimi kapatıp karabasanları susturdum. O kadar çok hayaletim vardı ki, ona teslim olmak istediğim her seferinde beni yere çalmak için paçalarımdan asılıyorlardı. Buna dün gece izin vermemiştim. Bundan sonra da izin vermeyecektim. Onun sandalyesinde kucağına oturarak "O kadın seninle güzel." Diye fısıldarken ellerimi tişörtünün altına soktum. Beni öpmek için uzandığında ise oyun yaparak çektim kafamı geriye. "Sen yoksan basit bir katil sadece." Tişörtünü başından çekiştirip ürpertici Moskova havasında üstsüz bıraktım onu. Parmaklarım göğsündeki kanadın tüylerini okşarken gözlerine baktım. Hayranlık vardı bakışlarında. Bana mı hayran oluyordu? Beni toparlayanın kendisi olduğunu göremiyor muydu? "Ne olduğunun hiçbir önemi yok." Kalçalarımı yakaladı usulca ve net hareketlerle beni kasıklarına çekti. Erekte olmamıştı ama çıplak göğsü Moskova'nın sinir bozucu ürperticiliği karşısında soba kadar sıcaktı. "Önemli olan tek şey seni seviyor olmam." Beni seviyordu. Beni?... O kadar emindim ki sevilmeye layık bir kadın olmadığıma. Hakkım yoktu; haddim de. Sevilecek tek bir yanım da... Beni neden sevdiğini anlamak güçtü ama sevmişti işte. Mucize gibi bir şeydi ve gerçekleşmişti... Ellerim boynuna kayarken boğazıma düğümlenmiş yumruyu yutkunmaya çalıştım. Başımı kaldırıp karşısındaki bu dengesiz kadına kilitlenen adama baktım. Tanrı'nın nadide sanat eserlerinden birine benziyordu. Usta bir heykeltıraşın ustalık çalışması ya da dahi bir ressamın doğurduğu bir resim kadar muazzamdı. Bana hep yaptığı o küçük eziyetin tadına baktırmak için dudaklarımı kulağına yaslarken elimle diğer yanağına dokundum. Parmaklarım perdeli bir pençe gibi yüzünün yarısını okşuyordu ve tırnaklarım bazen tenine sürtünüyordu. Fısıldadım. "Sana dokunacağım." Derken baş parmağımla dudaklarına sürtündüm. Bir lav çukurunun derin ağzı gibi aralandı dudakları. İçindeki lavlar fokurdamaya başlamış olmalıydı. "Ve bu kez o kadar çabuk pes etmeyeceğime emin olabilirsin," Fısıltılarım kulaklarını ısırıyordu; yavaşça inip kalkan göğsünden heyecanlandığını anlayabiliyordum. Ben de heyecanlıydım. Benimle birleştiği her sefer çok özeldi ama bu sefer ben ona değil, o bana ayak uyduracaktı. Dudaklarım kulaklarından boynuna doğru sürtünürken elim eşofmanından içeri kaydı. Erkekliği sertleşmeye başlamıştı. Parmaklarımı etrafına sarıp çok nazik hareketlerle sevmeye başladım. Onu bu kadar hızlı azdırıyor olmak gururlanmama sebep oluyordu. Kim bilir ömrünce kaç kadınla birlikte olmuştu; dün geceden sonra onlarca farklı deneyim yaşadığına da emindim ama sadece kucağında olmam bile onu sertleştiriyordu. Sandalyesinde kayıp yarı uzanır pozisyona geçerken "İçeri geçelim," diye fısıldadı. Dün gece beni terasta parmaklayan adamın cesaretine ne olmuştu? Hayır, onunla terasta sevişmek istiyordum. Cesur olmamı mı istiyordu? Parlak gökyüzünün altında sevişerek aşkımı ilan etmekten daha cesur nasıl olunurdu? Evrenin şahitliği huzurunda onun olacaktım ve onu alacaktım. "Şimdi" diye mırıldanırken üzerimdeki kazağı başımdan çekip çıkardım. "ve burada sevişeceğiz." Onaylamayan gözlerle baktı bana. Onun da seveceğine emindim. Özgür olmak gibi bir şeydi bu. Tüm yasaklara ve tabulara diklenmek, inat etmek ve kazanmak gibi... "Bu kez bana bırak." Diye fısıldadım. Ellerini sutyenimin üzerinden göğüslerime çekip kaval kemiklerimi baldırlarına bastırarak kasıklarının üzerinden kalktım. Artık iyice büyümüş olan erkekliğini baştan sona sıvazlayabiliyordum. İlk seviştiğimiz zamandan beri bir türlü yapamadığım ve bu yüzden kendime kızdığım hareketi yapmak üzerek dizlerimin üzerine inerken gözlerinin içine baktım. Ne yapacağımı anlamıştı. Kısık bir inlemeyle başını geriye atarak "Çok fena bir kadınsın." Diye soludu arzuyla. Doğrusunu söylemek gerekirse... Sekste bir tabum yoktu ve her şeyi yapmaya da her zaman hazırdım. Saçlarımı açıp savururken ona bakarak yalandım. Dün geceden sonra ısırmaktan kızarttığı dudaklarım şimdi sabah güneşinin altında, dilimin ıslaklığıyla parlıyor olmalıydı. Penisini alabildiğince derinime alıp gırtlağımı zorladım. Kendi insiyatifimle oral yapıyorken öğürmezdim; ilk birkaç seferden sonra insan alışıyordu zaten ama önceliğim onu ağzıma almak değildi. Birkaç hızlı git gelin ardından onu dudaklarımdan çıkarıp salyama bulanmış erkekliğini sıvazlamaya devam ettim. Dişlerini sıkıp gözlerini kapamasından dehşet bir haz aldığını görebiliyordum. Bu beni mahvetti. Ona haz vermek beni delirtiyordu! Erkekliğini yüzüme bastırarak sıvazlarken testislerini öpmeye başladım. Sıcak ve dolu görünüyordu; avcumu doldurduğunda ise neredeyse içerisinde hareket eden sperm hücrelerini hissedebiliyordum. Toplarını tek tek dudaklarımdan içeri çekerek emmeye başladım. Yüzümü beceren erkekliği elimi zorluyordu. Kendine hakim olmakta zorlanıyordu ama kendini ellerime teslim ettiği de aşikardı. Zaman zaman dudaklarımla ezdiğim hayalarını öpüyor, yumuşak yumuşak yalıyordum da. Hareketlerim arasında kaybolmuş gibiydi. Gözleri yuvalarında sabırsızca dönüyor, kasıklarındaki kaslar zevkten kasılıyordu. Sadece bu da değil; Harvey'nin çıkarttığı zevk hırıltıları yüzünden kendimi kaybetmek üzereydim. Öyle ki hayalarını tükürüp biraz daha aşağısına eğildiğimde elim şortumun fermuarına gitti. İçimden bir şeylerin aktığını hissetmiştim ve evet, haklıydım. Harvey için ıslanmıştım. Daha önce de belirttiğim gibi, kendime dokunmaktan çekinirdim ama bunu beni altına almak isteyen bir erkeğin önünde yapıyorsam kelimenin tam anlamıyla bir fahişeye dönüşüyordum. Harvey'nin altından kalkıp erkekliğini ağzıma doldururken aynı anda da şortumu çıkarttım altımdan. Dantelli tangam olduğu gibi su içindeydi. Birkaç hızlı gırtlak hareketiyle Harvey'nin dikkatini çekmeye çalıştım. Doğrusu, evet boğazım çok iyi sayılmazdı ama kendimi bu zevkten mahrum edeceğim kadar kötü de değildi. Onu boğazımın derinine kadar alıp yutkunmaya çalıştım. Kursağımın hareketini çok net hissetmişti ve bu onu sarstı. "Siktir!" Dedi arzuyla. Dudaklarımdan salyalar taşıyordu ve bunun çok tahrik edici bir görüntü olduğunu biliyordum. Gözlerinde büyüyen vahşeti okuyabiliyordum. El arttırdım. Aleti gırtlağımı düzerken ve o beni pür dikkat izlerken tangamın ıslak ipini çekiştirip bıraktım. Küçücük bir eziyetti ama ipin çarptığı kadınlığımda, büyüyen bir elektrik akımı başlatmıştı. İnlememi engelleyemedim. "Sen gerçek bir fahişesin." Dedi başını geriye atarken. Biliyordum. Nihayet elleri başıma dayanmıştı ve ağzımı sikmeye başlamıştı. Benim alabildiğimden fazlasını zorluyordu ve doğrusu bu beni azdırıyordu. Dudaklarımın gerilişini izlemek, nefessiz kalıp öğürmelerimi dinlemek onu vahşileştiriyordu. Beni parçalamasını istiyordum. O yüzden tekrar baktığı başka bir seferde onu ağzımdan çıkartıp öpmeye başladım. Her yeri salyalarımla kaplıydı ve salyalarım hayalarına kadar akmıştı. Erkekliğinin başındaki küçük deliği öpüp emerken tuzlu tadını aldım. O kadar zevke gelmişti ki benim için akıntısı başlamıştı. Saldırmasını istiyordum. Onu iştahla öpüp emerken ıslanmış tangamı kenara sıyırıp sağ elimin parmaklarını yere sabitledim. Parmaklarım vajinamın dudaklarını araladığı anda sıcak kayganlığım yayıldı kasıklarıma. Sıcaklığım bir pürmüz gibi parmaklarıma üflemişti adeta. Bu yaptığıma inanamıyormuş gibi başımdaki elini saçlarıma dolayarak ayağa kalktı. Islak dudaklarıma kapandı ihtirasla. Aynı zamanda da omuzlarıma bastırıyordu. Parmaklarımın içine gömülüşünü izlemek istiyordu. Onunla öpüşürken aynı zamanda da bana doğru büyümüş erkekliğini sıvazlamaya başladı. Muazzam bir tahrik anı yaşadığımı itiraf etmek zorundaydım; karşılıklı mastürbasyon yapıyorduk ve bu en az sevişmek kadar haz veriyordu ikimize de. "Beni açtın." Diye fısıldadım ağzından içeri. Duraksadı; anlamadığını sanmıyordum. O sadece beni konuşturmak istiyordu. "Parmaklarımı hissetmiyorum." Hissediyordum aslında ama eskisi kadar dar değildim sadece; rahat kayıyordu parmaklarım içeride. Ama ben zorlanmak istiyordum. Ensemden tutup dudaklarımı çekerken "Üç parmak dene." Dedi arsızca. Gülümsedim. "Bunu kendime yapamam." Arkasındaki sandalyeyi manzaraya doğru çevirdikten sonra beni kaldırıp sırtım göğsüne denk gelecek şekilde kucağına oturttu; 30. Kattaydık ve bulutlara çok yakındık. Göz hizamızda tek bir yapı yoktu ama cam korkulukların ardında neredeyse çırılçıplak halde ve sırılsıklam bir iştahla Moskova'ya bakıyordum. Bu tahrik kelimelerle anlatılamayacak kadar baş döndürücüydü. Elleri saçlarıma dolanırken nefesini enseme bıraktı. Her hareketim sobasının içindeki ateşe bir odun atmış olmalıydı. Nitekim ikimiz de ipleri birbirine dolanmış bir çift mum gibi yanıyorduk delicesine. Sırtıma değen erkekliğinin sıcaklığı içimi ateşe veriyordu resmen. Başımı ona doğru çevirdim, o da bana... Bacaklarımı birbirinden ayırarak ellerini kasıklarıma sürerken, "Ben yaparım." dedi gözlerini kırpmadan. Ürkütücü bir arzuyla parmaklarının üçünü de yavaşça ama istikrarla içime itti. Öpüşmüyorduk. Sadece beni nasıl zevke getirdiğini yakından izliyordu. Çatılan kaşlarımı, dudağımı dişlememi, göğsümün hızla inip inip kalkmasını izliyordu şehvetle. Sonunda parmakları köküne kadar girdikten sonra "Bunca zaman beni kendinden mahrum mu ettin sen?" Diye soludu. Sesindeki kızgınlık hoşuma gidiyordu. Başımı sallarken arsız bir kadın gibi inlercesine konuştum. "Bunun için cezalandıracak mısın beni?" "Dün gece efendim, diyordun." Sesindeki yoğunluk beni tatlı bir şaşkınlığa sürükledi. "Efendiler asi kızları cezalandırır." Parmakları içimde keşfe çıkmış gibi duvarlarıma sürtündü, yaramazca sağa sola kaydı ve bazen de parmaklarını içimdeyken açmaya çalıştı. "Kötüsün." Diye inledim. O zaman daha da kötülük yaptı. Diğer eli de belimin üzerinden dolanıp klitorisimi okşamaya başladığında gözünü kırpmadan kıvranmamı izliyor; ince nidalarımı ve iç geçiren ahlamalarımı duydukça dişlerini sıkıyordu. Beni şu an altına alıp inletmek istediğine emindim ama yapacağımı düşünmediği şeyler yapıyordum ve dahasını merak ediyordu. Boşalacağı için tutmuyordu kendini, hayır. İçime girmeye sabırsızlanıyordu sadece. Sabrını ödüllendirmek istedim. İştahlı inlemelerimi durdurmaya çalışarak nefes nefese soludum. "Beni bırak yoksa bir sürü şey kaçıracaksın." Klitorisimdeki elini çekip çenemin altından kavrarken başımı omzuma yatırdığında dudakları da boynuma kondu. Kulağımın altından enseme kayan dili ıslak ve kaygandı. Tam o anda hafifçe esen rüzgar yüzünden ürperdim. Kasıklarımdaki ve boynumdaki ıslaklık rüzgarın etkisiyle üşüse de tenim hala alev alevdi. "Hadi Harvey." Diye yalvardım. Son bir güçle boynumu emerken parmaklarını çekti içimden tek tek. Parmaklarının çıkması içime soğuk havanın değmesine sebep oldu. Titredim hafifçe. İçime bir kuş üflemiş gibiydi; bu beklenmedik, hoş serinlik tebessüm etmeme sebep oldu. Tek bir seferle kocaman olmadığımı biliyordum ama dün sabahki kadar dar değildim. Diğer sevişmelerimizin devamı olsaydı eminim ikinci seferimizde tıpkı şimdi olduğum gibi rahatlamış olurdum. "Tadına bak güzelim." Diye soludu. Parmakları Moskova güneşinin altında bir elmas gibi parlıyordu. Sözünü ikiletmeden dilimi parmaklarında dolaştırmaya başladım. Fazla yemek yemiyordum ama meyve severdim ve evet, insan ne yerse o oluyordu. Tadım biraz yeşil ekşi elma gibiydi. Üzümün şekeri ve çileğin kekremsi, tatlı ekşiliğini alabiliyordum. Aslında... Epey lezizdim. "Bu lezzeti kaçırmak istemezsin." Diye fısıldayıp parmaklarını onun dudaklarına ittim. Şaşkınlıkla bana bakarken tekrar dizlerimin üzerine çökerek hızlıca ıslattım erkekliğini. Bu kez niyetim onu ağzıma almak değildi; erkekliğini sutyenimin altından geçirip göğüslerimin arasına sıkıştırırken ona bakarak dilimi dışarı çıkarttım; biraz tükürüğün erkekleri mahvetmesi gerçekten çok acınasıydı. Harvey gibi bir adamı korkusuz, cüretkar bakışlarımla, ahlaksız bir kaç dokunuşla ya da bir yudum salyayla mahvedebiliyordum. Bu aslında muazzam bir güçtü. Salyam sünerek penisinin başına düştü ve göğüslerime doğru kaymaya başladı. Bakışlarımı hipnoz olmuş gibi beni seyreden adamın gözlerine dikmeye devam ederken dizlerimin üzerinde bir kriko gibi eğilip kalkmaya başladım. Her yere eğildiğimde boynuma yükselen erkekliğine değen dilim sayesinde kendinden geçiyordu ve dayanamadı. Üzerimden eğilip sutyenimin kopçalarını kopartarak beni kucakladı. Bacaklarımı beline doladığında niyeti beni kahvaltılıkların ortasına oturtmaktı İsimlerini bile bilmediğim pek çok tabağı savrukça ittirirken boynumdan kokumu içti; nefeslendi tenimde. "Benden başka neler saklıyorsun Eyşan?" Diye sordu niyazla, muhtaçlıkla. Kaçak bir sığınmacı olduğumu, eski bir varis, tetikçi ve katil olduğumu biliyordu. İyi bir oyuncuydum, biliyordu. Sinsi olduğumu, biliyordu. Kokak olduğumu ve buna rağmen çok cesur davranabilecek kadar iyi yalancı olduğumu, biliyordu. Sadık bir aşık olduğumu, biliyordu. "Beni ezberledin Harvey." Diye soludum. Burnu kulağımın arkasından enseme doğru sürtünürken parmakları kıvrımlarımda dolaştı. Fısıltısı içime kaynar su boca ediyordu. "O zaman seni tekrar tekrar okuyacağım." Yeterince sıcak değilmişim gibi fitilimi ateşe vermeye çalışıyordu. Çenemin altını öperek çok hızla beni üzerine bıraktığı masaya baktı ve sağıma uzanarak bir kaseyi başımın üzerine çekti. Parmakları kaseden hatırı sayılır bir miktar bal alıp boynuma, köprücük kemiğime ve göğsüme sürdü. Beni diliyle temizlemeye başlamadan hemen önce ise kasenin içindeki bal tokmağını fütursuzca savurarak dudaklarıma getirdi. "Yala." Dedi sadece ve o beni diliyle temizlerken benim tokmağı emmemi istedi. O kadar kendimden geçmiş bir haldeydim ki, ağzım neredeydi? Dudaklarım açık mıydı? Ben kendimde miydim? Tüm bu soruların cevapsızlığı arasında benden istediğini yapmaya çalıştım fakat onun dili bir kuşun kanadı gibi tenime çarpıp dururken bu imkansız gibi bir şeydi. O da işinin yarısında benden ayrılıp dudaklarımın arasındaki tokmağı çekip aldı. İkimizin de dudaklarına yayılmış o çiçek tadı, buluşan dudaklarımın üzerinden birbirine karıştı; dillerimizin üzerinde zıplarken ise hamlesini yaptı. O neredeyse hala bala bulanmış tokmağı kadınlığıma sürüyordu. Yapış yapış tokmak ise ağzımdan farksız dudaklarımın arasındaki ıslaklık sayesinde her yerimde dolaşıyordu müstehcen bir şekilde. Sonunda içime itip orada bıraktı tokmağı ve bunun hırsıyla dudaklarımı sertçe okşarken göğüslerime, karnıma ve kasıklarıma sürtündü dudakları. Kasıklarımı sızlatan o tatlı beklenti dudaklarının dansıyla içimde kaynamaya başlamıştı ve doğrusu, biraz önce sergilediklerime misliyle karşılık veriyordu. Dilinin pütürlü yapısı klitorisime sert bir masaj yaparken onun elleri göğüslerimi bir hamur gibi yoğuruyordu. Zevkten gerilen belim yüzünden göğüslerim neredeyse göğe değecekti. Ve gök... Üzerimizde gri, kümülüs bulutları toplanmıştı. Havanın karardığını bile fark etmemiştik ama içimde beni çarpan elektrik kaçağına karşılık bir şimşek çaktı gökyüzünde ve Harvey tokmağın yumruğunu duvarlarıma sürterken dilini de içime soktu. "Ah Tanrı'm..." Diye inledim. Tüm sabah onun bedeni için amade olmuştum. Her zerreneme sahip olmuştu ve şimdi o da tüm varlığını bana adıyordu. Kasılarak iki büklüm olurken saçlarına tutundum kendimden geçerek. Çılgına dönmüş gibi bastırıyordum onu kendime. Biraz daha devam ederse onun için gelecektim. Şimdiye kadar kaç kere geldiğimi saymamıştım ama onun dudaklarına... "Harvey dur..." Dedim güç bela. Durmasını istemiyordum aksine ama ona eşlik etmek istiyordum. İlk defa bir partner gibi, onunla aynı anda zirveye ulaşmak istiyordum. "İçime gir." Beni ikiletmedi. Üşümüş bir bebek damla önce onun saçlarına, saçlarından sekip benim göğüslerimin arasında düşerken bacaklarımın arasından doğrulup kalçalarıma uzandı. Tokmağı içimden koparırcasına alırken hırslıydı ve bu haliyle tam bir şehvet makinesine benziyordu. Haşin bir hamleyle beni kasıklarına çektiğinde şimşek bu kez çok daha güçlü bir şekilde çaktı ve Harvey doğayla bir olmuş gibi müthiş bir arzuyla buluştu benle. Elleri bir pençeye dönüşüp belime saplanıyor, kasıkları süratle giden bir arabanın duvara çarpması gibi kasıklarıma vuruyordu. Sertti, hızlıydı ama bana yetmiyordu. Bedeninde ufalanıp yok olmak istiyordum ve tüm korkularımdan arınıp onun arzusunda yeniden yoğrulmak... Bana geçmişimi unutturmasına ve geleceğimi inşa etmesine ihtiyacım vardı. Kollarımı omuzlarımdan geçirip "Daha hızlı," Diye soludum. "Daha sert." Pençeleri belime gömülürken hırıltıları yağmurun şiddetli sesine karışıyordu. Dansımızdan sallanan masaya acıyordum. Yere monteli olmasına rağmen biz gibi sarsılıyordu ve beni zirveye taşıdığı her hamlesinde yere bir tabak çanak düşüyordu. Bacaklarım kasılmaya başladığında sırtına tutunmaya çalıştım. "Benimle birlikte gel." Diye inledim. Zevk iniltilerim, haykırışlarım ve çığlıklarım evrene karışıyordu. Tıpkı onun nefesleri ve hırıltıları gibi... Fakat bu kez sürekli deneyimlediği gibi dar olmadığım için biraz geç geleceğe benziyordu ama en başında da söylemiştim; dansı yönlendiren bu kez bendim. Dibime yaslanıp sert sert içimde kayarken dayanamadığını bildiğim her seferinde olduğu gibi içimi kastım ve hareketlerine inat onu içimde tutmaya çalıştım. Bu muazzamdı. Benden kaçmaya çalışıyor, kaçamadıkça hırsını öfkelenerek alıyordu. Birkaç sıkı küfrün ardından beni masaya itip kollarımı iki yana açarak çarmığa gererken hakim olamadığı hırıltıları güçlendi. Yüzü beni yağmura karşı korusa da o sırılsıklamdı ve saçlarından yüzüne yuvarlanan damlalar çenesinden ve burnunun ucundan yüzüme damlıyordu. Titrek birkaç soluk alırken aralık dudaklarımdan çocuksu inlemeler kaçtı. Bedenim altında sarsılıyordu. Ve o da kasılarak içime geliyordu... Ardı ardına ettiği seri hareketlerin sonunda başını omzuma yaslayıp nefes verdi derin derin. Başını kaldırıp yağmurdan ıslanan saçlarımı yüzümden çekerek dudaklarımdan öptü şefkatle. Belime doladığı koluyla beni bedenine yaslayarak masadan kaldırırken arzusu ve şehvetinin, samimiyeti ve şefkati karşısında sindiğini fark ettim. Adım adım odaya taşıyordu beni. "Bir de seni bırakmamı istiyorsun." Diye soludu cümlesinin saçmalığını dile getirircesine. "Eyşan seni bırakırsam öldürsünler beni." Başımı salladım. Ölüm kelimesini duymaya zerre tahammülüm yoktu. Bu ihtimaller dahilinde bile olamazdı. Nefes nefese soludum. "Sözlerini tutuyorsun madem söz ver." Kollarımı boynuna dolayıp şakaklarımızı birbirine yasladım. Dudaklarımız birbirine çapraz duruyor ama konuştukça birbirine sürtünüyordu. "Ölmeyeceksin." Diye fısıldadım. "Ölmeyeceğim." Dedi. Sesindeki inanç ve tutku içimin düğümlerini tek tek açıyordu. "Senin için yaşayacağım Eyşan." - Sadece merak ediyorum, beklentinizi karşıladı mı? Fikir, yorum ve önerilerinizi merakla bekliyorum :)) Gelelim Yabancı Kelimelere; Shibari/Shibari İpleri: Japonca'da 'bağlamak' anlamına gelen Shibari kelimesi adını Shibari sanatına da ilham verir. Bu sanatın kökleri 1400'lere kadar dayanır. Samuraylar esir aldıkları kişinin onurunu zedelememek ve toplumdaki statüsünü göstermek için shibari sanatıyla esirlerini estetik bir biçimde bağlardı ancak 1800'lerin sonunda Shibari hissettirdiği yoğun zevk duygusu sebebiyle erotik bir sanat haline geldi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD