48. Bölüm
Merhabalar :)) Biraz geciktim... Ne yazık ki tıkanıklık süreci yaşadığımı itiraf etmeliyim ancak yine de kendimle savaşarak yazmaya gayret ediyorum... Elbette bu sizi beklettiğim gerçeğini değiştirmiyor. Bu yüzden özür diliyorum.
Keyifli okumalar :)
İstanbul'da Gece Yarısı 48. Bölüm
"Neyse ki ne giyeceğime karar verememiştim." Juliet etrafımda dolaşıp üzerime elbiseler tutarken kendimi ikna etmeye çalışıyordum. En azından itiraz etmemeye... "Gerçi gölgemde kalmayasın diye pek de iddialı kıyafetler almamıştım yanıma." Diyerek kalçasıyla kalçamı iterken yatağa fırlattığı siyah elbisesini işaret ettim.
"Şunu giyeyim de olsun bitsin işte Juliet."
Alaylı nefesini burnundan üfleyerek başını salladı. "Bu senin düğünün," Dedi sözlerin altını kırmızı kalemle çizerken. "Cenazen değil."
Gözlerimi devirmemek için gayret ettim. Kendimi ikna çabam çok da iyi gitmiyordu doğrusu. Yapabildiğim tek şey sadece sessiz olup Juliet'in benimle oynamasına izin vermekti. Ekstra bir heyecan gösteremediğim için üzgündüm ama bence bu bir başarı sayılırdı. İçimdeki topuklarını kıçına vura vura kaçmak isteyen kızı eyerliyordum. Bu bir başarıydı!
Kapı çaldı.
"Nichole geldi!" Juliet ellerini çırparak kapıya koşarken iyice neşelenmeye başlamıştı. Derin bir nefes alıp mini bardan su almaya gittim Elbette; nikahımız her yönüyle inandırıcı olmalıydı ki sorguda açıklamak zorunda kalacağımız boşluklar olmasın. Mesela damadın kız kardeşi düğüne neden katılmadı?
Ya da gelinin kız kardeşi ve babası...
Suyu başıma diktiğimde kollarını iki yana açarak bana sarılmaya gelen Nichole'ü gördüm. Tanrı'm... Kelimenin tam anlamıyla evleniyordum. Gerçekten...
Başımın döndüğünü hissettim. Ben? Kalbim içeride küçük spazmlar atlatırken kendime hakim olmaya çalıştım. Nichole'ün kendine özgü kokusu her adımda etrafa yayıldığında yüzündeki hafif kırgın ama yine de mutlu ifade değişmedi.
"Gelinliğimi paramparça etmişsin!" Diyerek bana sarılırken bir yandan da sitemini belli ediyordu. "Neyse ki yedekçi biriyimdir."
Benden ayrılarak kapının ağzında duran iki bavuldan birini gösterdi. "Benim tasarladığım enfes bir şeydi ama bu da idare eder."
Elimden tutup benim kapının ağzına yönlendirdiği sırada ağzımın kuruduğunu hissettim. Gelinlik olması şart mıydı? Alelade bir elbiseyle evet, deyip imza atsam yeterli olmaz mıydı? O şey... Gerçekten de çok korkuyordum ondan...
"Sen harika bir detaysın Nick!" Juliet büyük bavulu yere yatırırken sabırsızca yere çökmüş ve bavulla ilgilenmeye başlamıştı. "Ben de gelin için kara kara kombin ayarlamaya çalışıyordum. Nichole elimi bırakarak beni koltuğa çekip oturttuğunda Juliet gelinliği bavulun içindeki kutudan çıkartmıştı.
Nefes alamıyordum. Telaşla yerimden fırlayıp birkaç adım geri kaçtım. Güzel bir şeye benziyordu ama o kadar! Onun içine giremezdim. Baktıkça bile nefesimi kesiyordu. "Üzgünüm kızlar!" Diyerek terasa kaçtım. Onu giyecek olan Juliet olsaydı ya da Nichole... Belki bakmaya katlanabilirdim ama şimdi... Gelinliğin içinde olduğumu hayal ettikçe damarlarımda asit dolaşıyormuş gibi hissediyordum.
Teras korkuluğuna yaslanarak nefes almaya çalışırken yanaklarımın ıslandığını hissettim. Elim manasızca kasıklarıma bastırıyordu. Bir boşluk hissi mideme çöreklenmişti...
"İyi misin?" Nefes nefese arkamı döndüm. Juliet meraklı ifadesindeki ihtiyatla karşımda duruyordu. Nichole merak etmiş olsa da bize izin vermiş, odada kalmayı tercih etmişti. Yanaklarımı ıslatan yaşları silen kadın beni beraberinde şezlonglardan birine çekerken dudaklarını ıslatıyordu. "Sorun ne?"
Nichole'ün gelinliği askıya yerleştirip eşeğe asarken başımı ellerimin arasına saklayıp burnumu çektim.
"Giyemem." Diye fısıldadım güç bela.
"Gelinliği mi?" Sesindeki hayret tınısının komik bir havası vardı. Keşke bana da komik gelebilseydi ama değildi.... Hayatımın en acı gerçeğiydi.
"Sadece bir gelinlik. Hem eminim içinde enfes olacaksın-"
"Juliet anlamıyorsun!" Diye kestim onu. "En son onun içindeyken neleri kaybettiğimi bilmiyorsun!"
Aynı şeyleri düşünmekten alıkoyamıyordum kendimi. Tamam, ikna etmişti beni Harvey. Evleniyorduk işte ama gelinlik giymem şart mıydı?
Ya o gelinliğin içindeyken de Harvey'yi kaybedersem?
"Harvey'yi kaybetmekten mi korkuyorsun?" Diye sordu biraz sonra. Sessizlik aklını başına getirmiş gibiydi. "Önceki düğünde... Anneni kaybetmişsin."
Sinir harbi içinde hıçkırdım. Annemi, sevgilimi ve kadınlığımı... Anneliğimi.
"Gelinliği giyince yine öyle olacağından mı korkuyorsun?"
Yutkunarak başımı eğdiğim yerden kaldırdım. O da araştırmıştı. "Olmaması için bir neden var mı?" Dedim yanaklarımı silerken. "Nikolai'ın kuyruğuna bastık. Belki o da benim düğünümü basar." Dedim duygusuz davranmaya gayret ederek. "Ya da babam... Malum, kendi adımla kayıt yaptırmışsınız otele." Başımı olumsuz anlamda sallarken gözlerimi yumdum. "Bir köstebeği varsa mutlaka uçurmuştur burada olduğumun haberini babama." Omuz silkerek devam ettim. "Belki de Du Pond." Diye fısıldadım. "Gelinliğin bir felaket butonu olmadığını biliyorum Juliet ama... Onu giyersem sanki üç ihtimal birden başımıza üşüşecekmiş gibi."
Juliet yanıma kayıp saçlarımı sırtıma atarak omzuma sarıldı. Bir eli omzumu pışpışlarken benimle birlikte hafifçe sallanıyordu. "Ama bu kez şartlar bambaşka." Dedi içtenlikle. "Bu kez sevdiğin adamla evleniyorsun. Sana deli olan ve seni korumak için tüm imkanlarını seferber eden bir adamla." Gözlerimi devirerek ondan uzaklaştım. Evliliğimiz Serdar'ın cinayetiyle polise, polisin aracılığıyla medyaya, medya sayesinde dünyaya ilan edilecekti, evet ama Juliet'in ve yakın çevremizin gerçek bir evlilik yaptığımızı düşünmesini istemiyordum.
'İyi ama gerçek bir evlilikten bahsetti Harvey!'
Her ne kadar gerçek bir evlilik yapıyor olsak da Juliet ya da Nichole ile bu evliliğe ya da aşka dair konuşmak istemiyordum.
"Sadece iş için evlendiğimizi biliyorsun." Dedim Juliet'e. "Bu sadece bir formalite."
Kadın onaylamaz bir ifadeyle bana bakarken gözlerini de kısmıştı. Derin bir iç çekti. "Siz ikiniz dünyadaki tek akıllıların kendiniz olduğunu sanıyorsunuz." Dedi sinsi sinsi. "Ne yani? Birbirinize attığınız bakışlar, ulu orta sarılmalar, öpücükler... Aptal falan mı sanıyorsun beni Eyşan?" Daha çok yaklaşarak burun buruna kalana dek baktı yüzüme. "Dün gece ikiniz de aynı kokuyordunuz."
Elimin tersi ile burnumu silerek başımı geri çektim. "Ne demek bu?"
"Birlikte duş almışsınız demek." Göğsü hoplarken dik bakışlarını düşürdü gözlerime. "Detaylar hakkında bir fikrim olmasa da seviştiğinizi düşünüyorum, Eyşan."
Bakışlarımı kaçırdım ama hataydı.
Ellerini birbirine çarpıp kahkaha atarken neşelendi. "Bu da kanıtı! Utanıyorsun. Sevişmişsiniz işte." Dirseklerini dizlerine yaslayıp bakışlarımı yakalamaya çalışırken epey keyifliydi. "Ayrıca Harvey'nin gömleğiyle karşımda duruyorsun."
Yüzümü ellerimin arasına saklayıp derin nefesler aldım. "Ne olmuş?" Dedim kaçamak bir ifadeyle. "Harvey ile tanışmadan önce her hafta bir adamla sevişirdim; çoğunun gömleğini ya da tişörtünü giydim. Bu onlarla evlenmek zorunda olduğumu gösteriyorsa yandım demektir. Ömrümce her gün bir nikah kıymam gerekir."
"Burada evlilikten bahsetmiyoruz." Diye inledi Juliet. Elime uzanıp Harvey'nin parmağıma taktığı yüzüğü gözüme sokarken ise devam etti. "Zaten evleniyorsun. Mevzu gelinlik."
"Şart mı?" Diye soludum. Teras camından görünen gelinlik tekrar gözlerimi doldururken Juliet'e baktım titreyen gözbebeklerimle. "Normal bir kıyafetle evet, deyip imza atsam olmuyor mu?"
"Sevdiğin adamla evleniyorsun Eyşan." Dedi biraz sonra ısrarlı bir sesle. "Bu büyüleyici olmalı. Her anı ve anlamıyla."
Gözlerimi ellerime diktim. Batmakta olan güneş ışığının altında turuncu ışıklar yansıtmaya başlayan pembe elmas gözlerimi aldı.
"Seni zorla o gelinliğin içinde tutamam ama en azından deneyebilirsin."
İtirazla başımı sallamak istesem de ricacı gözlerini üzerime dikmiş Juliet ve bizi sabırsızlıkla bekleyen Nichole'ün heyecanlı ifadesine karşılık sessiz kaldım ve bu sessizlik Juliet'in nazarında bir evet, olarak algılandı.
Juliet elimden tutup beni kaldırırken makul bir ses tonuyla devam ediyordu. "Söz veriyorum içinde rahat edemeyeceğini hissedersen üzerini değiştirmene yardım edeceğim."
Dudağımı ısırarak içeri geçtim. Umarım içinde rahat edebilirdim... Bunu istemediğimden değil. Ben sadece korkuyordum ama denemeye cüret ettim.
Nichole bir moda tasarımcısı olduğu için harika kıyafetler seçmişti ve üstelik gelin çiçeğini de kendi tasarlamıştı. Soluk pembe ve soluk mavi güllerden oluşan bir demetle karşımdaydı. Özellikle kapalı olan bir kutuyu ise yatağın yanındaki çekmeceye kaldırmıştı.
"Önce saçlardan başlayalım." Diyerek beni makyaj masasına oturttu. Az önce yaşanan krizin farkında olmasına rağmen şimdi buradaydım ve kendimi onun ellerine teslim ediyordum. Bu Nichole'ü mutlu etmişe benziyordu.
Gözlerimi kapatarak tamamen kendimi sakinleştirmeye odaklandım. O ikisinin dört eli üzerimde çalışıyor, saçlarımı fönleyip şekil vermek için uğraşıyordu. Ne yaptıkları hakkında hiçbir fikrim olmasa da biraz zaman sonra makyaja geçtiklerinde saçlarımla işlerinin bittiğini anladım. Saçlarımın bir kısmı başımın üstünde toplanmıştı ama kayda değer bir kısmı bir şelale gibi sırtıma akıyordu.
Nichole en az ben kadar iyi makyaj yapıyordu. Tüm keskin vücut hatlarımın altını çizer gibi kontürlemişti beni ve dudaklarımı da olduğundan büyük göstermeyi başarmıştı. Kahverengi gözlerimde bir değişiklik yok gibi görünse de kocaman yapmıştı. Anime kızlarının ağlarken parıldayan koca gözlerine sahip olmuş gibiydim.
Derken...
"Giyinmene yardım etmemize gerek var mı?" Diye sordu Nichole. Askıdan sarkan... Kasnaklı bir gelinlik değildi. Prenses model de değildi. Yani, demek istediğim, gelinlik bir elbise formatındaydı ve kolaylıkla kendim giyebilirdim ama...
"Lütfen." Diyerek gülümsemeye zorladım kendimi. Kendim yapabileceğimden emin değildim. Harvey'nin gömleğinden sıyrılarak kızların önünde çıplak kaldım ve fazla utanmamaya gayret ederek gelinliğin içine girdim.
Doğrusu vücudum karıncalanıyordu... Nefeslerimi kontrol altında tutmaya çalıştım. Çok zor olsa da tüm odağım nefesimdeydi. Birisinin arkama geçip sırtımdaki düğmeleri iliklemeye başladığını hissettim. Diğeri ise elbisenin omuzlarıma çıktıkça incelen askılarıyla ilgileniyordu. Parmaklarımı avuçlarıma saklayıp sakinleşmeye çalıştım. Çamura batıyormuş gibi hissediyordum...
"Kendine bak." Ses Nichole'e aitti ve oldukça keyifliydi. Eserinden dolayı gurur duyuyorolmalıydı. Bense neredeyse kriz geçirmek üzereydim. Tam o sırada ise kapı çaldı. Elimle yüzümü yelpazelerken özellikle sımsıkı yumduğum gözlerimin acıdığını hissettim. Kendime bakmak istemiyordum!
Ancak Nichole "Ağabey, senin ne işin var burada?" deyince gözlerimi araladım.
Siktir! Yansımam boylu boyunca aynadaydı ve Harvey'de hemen aynanın yanındaydı. Yan yana görüntümüz beni gelinliğin içinde olmaktan da çok afallattı. Her zamanki gibiydi aslında ama özenli gelmişti gözüme. Ekstradan birkaç şey vardı elbette üzerinde. Mesela bileklerinde H.D damgaları olan siyah pırlantalı kol düğmeleri vardı ve kravat ya da papyon yerine yaka iğnesi takmıştı. Çok etkileyici görünüyordu. Ve bende... İlk kez kendimi gördüm. Fransız dantelleri içinde ve yarı transparan bir haldeydim. Derin göğüs dekoltesinin bittiği yerde Fransız dantellerinden çiçekler belime dolanıyor ve gelinliğin etekleri olduğunca zarif bir şekilde çiçeklerin altından akıyordu. Gelinliğin neredeyse kasıklarıma kadar olan yırtmacı gelinliğin tek tülü altından transparan bir şekilde teşhir oluyordu ve başımın üstüne konan yarı topuzum o kadar narindi ki dudaklarımı ısırdım.
"Çok güzel görünüyorsun." Dedi Harvey kızları umursamadan. Öyle mi? Aynadaki yansımamda neredeyse krizin eşiğinde gibi görünüyordum halbuki.
"Evet ama senin düğünden önce onu görmemen gerekiyordu!" Diye tısladı Juliet. "Adetlere hiç mi saygın yok senin?"
Derin bir iç çekerek Juliet'e keskin bir bakış attı. "Neden hazırlanmadınız siz? Yarım saat içinde tören başlayacak."
Gelinliğin eteğinden tutarak elimde yumruk yaptım. Başım dönüyordu. Tanrı'm...
"Sekizde anlaşmıştık." Dedi Nichole ansızın. "Ne demek yarım saat içinde."
"Öyle karar verdim." Dedi Harvey umarsızca. "Şimdi gidin de gelinimle yalnız kalayım."
Nichole ve Juliet'in sitemleri odayı doldururken nefeslerim gittikçe sesli bir hal almaya başladı. Kontrolüm elimden kayıp gitmek üzereydi neredeyse. Özellikle aynanın önünde olduğum için mi anksiyetem şiddetleniyordu, emin değildim ama kendimi sakinleştirmek adına aynanın önünden çekildim. Bakışlarımı terasa çevirirken biraz daha su içmek için dolaba yöneldim Juliet arkamdan koşturarak geldiğinde ise aceleyle açtığım dolabı kapattı. "Su içip duruyorsun! O gelinlikle tuvalete gitmek ne kadar zor, haberin var mı senin?"
Ben hiç ömrümce çiçek, böcek peşinde koşan ya da tek derdi fönlü saçları bozulmasın, aman ojesi çizilmesin derdi güden bir kız değildim. Yani, sikerdim gelinliği!
Tüm gece kutu bebeği gibi takılayım diye susuzluktan kuruyup kalacak mıydım?
"Yardımların için teşekkürler Juliet!" Dedi Harvey Juliet'i dolabın önünden çekip suyu çıkartırken. "Şimdi hazırlan da seremoniyi kaçırma."
"Ama-"
"Juliet çık." Dedi en nihayetinde Harvey çok net ve keskin bir tavırla. Titreyen ellerime bir bardak verip tezgaha dayanırken uzun uzun izledi beni. İlk günlerdeki gibi... Tek fark artık beni incelemiyordu. O beni içiyordu.
Bardağı bitirdikten sonra kendime bir bardak daha koydum.
"Çok mu kötü?" Dediğinde ikinci bardağımın ortalarındaydım. Yutkunup bardağı tezgaha koyarken ona döndüm. "İçinde olmak." Diye tamamladı aleni sorusunu. "Çünkü büyüleyici görünüyorsun."
Histerik bir hıçkırık dudaklarımdan firar etti. "Totem gibi." Diye itiraf ettim. "An itibariyle bir kriz yaşanmasını bekliyorum." Beni anlamasını umdum. Her zaman olduğu gibi duygularımı okuması ve tek bir söz söylemeden beni çevirip düğmelerimi açması için yakardım ona sessizce. Bu şeyin içinden azat etmesini beni...
Ama seyre dalmayı tercih etti.
Gözlerimi yumup yutkundum. Herkes bu şeyin içinde olmam gerektiğini düşünüyordu. Herkes... Gittiği yere kadar o halde, dedim bende.
"Sana bir hediyem var." Dedi ben gözlerimi kapamış, kendimi ikna etmeye çalışırken. Gözlerimi açtığımda odanın diğer tarafındaydı. Nichole'ün getirip çekmeceye kaldırdığı kutuyu alıyordu. Kutuyu çıkardı ve yaklaştığı her adımda hediyesini anlatmaya başladı. "Geçmiş nesillerimden miras, eski bir şey." Diyerek karşımda durdu. Kutuyu açtığında nutkum tutulmuştu. Bu tam da gelin çiçeğiyle uyumlu bir saç tokasıydı. Şeffaf mavi yaprak kristallerinin ortasına oturtulmuş pirinçlerin bazılarının içinde minik isimler yazdığını fark ettim. Ve çiçeklerden birinin tomurcuğu yoktu talihsiz bir şekilde. Tam da o anda Harvey ceketinin içinden küçük bir kutu çıkartıp boğazını temizledi. "Yeni bir şey." Derken küçük kutunun içindeki minicik pirinç tanesini gösterdi bana.
Pirincin içine Eyşan De La Cour yazılmıştı harika bir el yazısıyla.
Kalbimin çırpındığını hissettim. Bu muazzam tuhaf bir duyguydu. Çırpınan kalbimden damarlarıma heyecan akıyordu sanki. Ve endişe....
Kaybolan yapboz parçaları resmi mahveder... Yarım bırakır ama ya kayıp yapboz parçası? Çerçevesinden uzak ve yalnız o girintili çıkıntılı, bir başına hiçbir mana etmeyen o boyalı karton?
O işte bendim. Çerçevemden ve diğer tüm parçalarımdan uzakta boyalı bir karton gibiydim ama Harvey pirinci, tomurcuğu olmayan yaprakların arasına yerleştirince ısınan gözlerimi kırpıştırdım. Harvey beni ailesine yerleştiriyordu; bambaşka bir çerçevenin, tümüyle yabancı bir resmin içine... Bana bir aidiyet vaat ediyordu. Dudağımı ısırıp yutkundum. Bu heyecan verici ama delicesine korkutan bir mutluluktu.
Nemli kirpiklerimin altını okşayarak tokayı topuzumun sağ altına yerleştirip kulağıma fısıldadı.
"Ve gelecek De La Cour gelinlerinden ödünç alınmış, mavi bir şey."
-
-
-
Aslında yazarken Harvey'ye eridiğimi itiraf etmem gerekiyor :D Neyse, söylenecek çok bir şey yok. O yüzden yorumlarınızı okumayı tercih edeceğim sanırım ;)
Gelelim yabancı geleneğe
Eski Bir Şey,
Yeni Bir Şey
Ödünç Alınmış Bir Şey
Mavi Bir Şey
Geleneği Nedir?
Esasında Anglosakson geleneğidir. Gelin evlenirken üzerinde geleneği koruduğuna ve ailesine/geçmişine bağlı olduğuna dair eski bir şey,
Geleceğe ve yeni hayatına umutla baktığına dair yeni bir şey,
Başı sıkıştığında güvenebileceği ve ona destek olacak/borç verecek vs. insanları olduğunu göstermek üzere ödünç bir şey,
Saflığı, temizliği sembolize etmek üzere mavi bir şey, taşımalıdır.
Burada en önemli simge de mavi rengidir. Bakire Meryem, Hristiyan kültüründe, ikonalarda, tasvirlerde çoğunlukla mavi kıyafetle resmedilmiştir. ve maddelerinde de görülebileceği gibi, mavi renk, sadakat, bağlılık, tutku, aşk, mütevazılık gibi birçok kavramı temsilde kullanıldığından burada da sembolize edilen değerlerle örtüşür.