45. Bölüm'den
Ayağa fırlayıp eline uzandım. Niye beni dinlemiyordu ki? Sürekli karşılıklı iki cephe gibi savaşıp duruyorduk... Beni dinlemesi için illa sopa yiyeceğim gerçekleri açıklamak zorunda mıydım? Diane'i kaçıracaktım ve dolayısıyla biraz sonra çıkartacağım rezalete ihtiyacım vardı. "Senin burada mağdur rolü yapman gerekiyor."
Alayla güldü. "Uyandığımda senin çoktan odayı terk ettiğini söylerim." Dedi.
Gözlerimi kapadım. İnanmazdı ki, Harvey Fransız'dı. Ben de öyle. Nikolai'ın aklına ilk olarak ajan olacağım fikri gelmezdi ve bu yüzden de Harvey'nin beni kaçırdığını düşünerek peşimize Sinyor'u takardı. Ya da daha da fenası... Du Pond'u. Gerçi Diane'i kaçırdığımı fark ettikten sonra Marianne'in cesedini de bulursa ve ben de Harvey'le birlikte ortadan kaybolursam... "Planı uygulayalım sadece, kimsenin aklında sana ve Bellamy'ye dair şüphe kalsın istemiyorum!"
Burnundan nefes verip bana arkasına dönerken Telefonu kulağına götürüyordu.
"Harv-"
"Sabrımı zorluyorsun Eyşan!" Diye gürledi en sonunda. "Sana Fransa'da sözümden çıkarsan ne yapacağımı söylemiştim."
Eve gidiyorduk ya zaten! Şu noktada millettin gözüne iş birliğimizi sokmanın manası neydi ki? Arkasından ilerleyip telefona ulaşmaya çalıştım ama çok geçti. Bellamy çoktan telefonu açmıştı.
"Bellamy, bizi bekleyin, beraber geliyoruz." Dedi Harvey bana dönüp inatla gözlerime bakarken. Tam da o inat anında konsola bıraktığım telefon titredi. Üç ihtimal vardı; cihazımdaki numara sadece yedi kişide vardı ve bunlardan dördü ihtimal dışıydı. Diğer üçünden gelecek olan mesajlar da oldukça kritikti.
Diane, Tamina ve Natt... Kalan üç ihtimal bunlardan biriydi ve hangisi olursa olsun bu mesaj çok önemli olmalıydı ve öyleydi de.
Çıkar beni buradan.
-Tamina
Arkamda durup sırtımı izleyen adama döndüm ve soludum. "Vur bana Harvey."
İstanbul'da Gece Yarısı 46. Bölüm
Harvey elini kulağından uzaklaştırırken kaşlarını çatıp gözlerini kıstı. "Bir dakika Bellamy." Dedi tereddüt içinde ahizeye doğru. "Eyşan bir şeyler saçmalıyor."
Gözlerimi devirip mesaj attım Tamina'ya. Harvey'le aramızda geçen tartışmalar yüzünden makyajımı tamamlayamamıştım. Bu sebeple Harvey'nin dudağımı gerçekten de patlatması, yüzüme beş parmağının izini geçirmesi gerekiyordu. "Hadi!" Diye üsteledim. Vaktimiz kalmamıştı. En geç yarım saat içinde Bell'in uçağı kalkmak zorundaydı ve bu yarım saati makyaj yaparak heba edemezdim.
"Bell seni araya-"
Uzanıp telefonu elinden kaptım. "Planda hiçbir değişiklik yok Bellamy!" Dedim gayet net bir şekilde ve bu esnada benim telefonuma gelmiş mesajı gösteriyordum Harvey'ye.
Dişleri arasından nefes alırken telefonu kapatıp jartiyerime geri soktum; bavuldaki şok cihazını da diğer bacağımın jartiyerine sokarken eteklerimi tarttım. Pot durmuyorlardı; değil mi?
"Acele et," Diyerek Harvey'ye dönerken konsoldaki sahte kan şurubunun birazını Harvey'nin gömleğine döktüm.

"Sana vurmayacağım!" diye araya girdi. Bu esnada makyaj standımdan tonik alıp boynumdaki pembe izi kapatan fondoteni temizlemeye başlamıştı. Gömleğinin düğmelerini tek hamlede parçalamaya gayret ettim. En azından dün gece ve bu sabah güreştiğimiz için ikimizin de gerçek yaraları vardı ama bana daha vahşi birkaç görüntü gerekiyordu.
Göğsünden hızlıca ittirip tekrar ettim. "Vur bana Harvey! Döv beni!"
"Delirdin mi sen?!" Diye inledi.
Gözünün dönmesi için ne olması gerekiyordu? Gerçi öyleyse bile Harvey'nin gözü dönüp çileden çıktığında birisini dövecek kıvama gelebileceğini görmek istemiyordum ama nedense fazlasıyla kontrollüydü.
Tokat attım! "Vur bana!" Dedim. Biraz sonra onu beni öldürmeye teşebbüsle suçlayacaksam elimde maddi kanıtlar olmalıydı; değil mi?
Derin derin nefesler alıp kirpiklerini kırpıştırırken elbisemin kemerinden kurtuldum; makyaj çantamda bulduğum göz kalemiyle saçlarımı topladım. Hiç değilse ensemden sızan kan fena durmuyordu.
"Dudağımı patlatacaksın sadece!" Diye isyan ederek bir kez daha vurdum ve bu sefer kendini kontrol edebilmek için iki kolumdan da yakalayıp beni sarsarken sıkılı dişlerinin arasından derin birkaç nefes daha aldı. Gözlerini kapatıp kendini sakinleştirdikten sonra ise "Bağırmaya başla." Diyerek yüzüme esaslı bir tokat geçirdi.
Sendelediğimi itiraf etmek zorundayım. Beynim içeride titreşti hatta adeta. Bu sadece onun tokadının etkisi miydi emin değilim; kafam bu gece için ikinci darbeyi almıştı ve ne yazık ki bu iyi değildi... Başımı tutarak gözlerimi kapatıp ayakta kalmaya gayret ettim. Dilimle dudağımın kenarını yoklarken beynimin çınlamasının durmasını bekliyordum. Neyse ki dudağım patlamıştı.
"Hayvan herif! Beni bırak!" Diye feryat ettim. Bu esnada Harvey de kıyafetlerimi parçalamakla meşguldü.

Elbisenin kolunu dikişinden ayırırken bu kez o bağırdı. "Paranı zerre hak etmiyorsun sürtük!"
"Katil!" Diye bağırdım. Konsolun hemen yanındaki içi çiçek dolu vazoyu yere çarparak büyük bir gürültü kopartırken çığlık attım gırtlağım elverdiğince. Yatağın çarşaflarını çekiştirip bozarken Harvey de plazmayı ve tv ünitesini alaşağı etti. "Vahşi! Haydut!" Diye bağırmalarım devam ediyordu elbette. "Öldüreceksin beni! Hayvan!"
Harvey hiçbir şey demeden duvara sandalye fırlatıp büyük bir çarpma sesi çıkartınca acı nidaları eşliğinde zar zor kapıyı açmışım gibi dışarı attım kendimi. Birkaç oda merakından kapıyı açmış olsa da çoğu hala kapalıydı. O yüzden üzerini paralayıp kan döktüğüm, saçlarını dağıtıp boynunu yırttığım adamı parmakla gösterip "Manyak bu herif!" Diye bağırdım. "Beni öldürmeye kalktı!"
"Bunun için bok gibi para akıttım sana!" Diye karşılık verdi Harvey tükürürcesine.
"Ölü taklidi yaparım dedim; ölürüm demedim! Sapık! Psikopat!"
Arkama geçip elini saçlarıma doladı ve diğer odalarda kapılarını açıp manzarayı seyrederken beni duvara yapıştırıp gürledi. "Paranı peşin verdim! İstersem öldürürüm bile!"
Harvey'nin sözleri beklediğimiz gibi izleyenler arasında şok etkisini yaratmıştı. Birisinin bir şeyler yapmasını beklerken Harvey beni hırpalamaya devam etti ama elbette kimse bir fahişe ve potansiyel bir katille muhatap olmak istemiyordu. Neyse ki imdadıma Nikolai'ın adamı yetişti. Her katta bir tane nöbetçi olduğuna emindim zaten ve bizim kat görevlimiz vahşi kavgamızı ayırmak için atlayınca Harvey görünüşünün aksine hiç de mücadele etmeden bırakıverdi saçlarımı. Ben de tüm çiğ bakışların altında aşağılanmış gururum ve iki paralık olmuş kadınlığımla söylene söylene uzun koridordan ilerlemeye başladım. Adam tam arkamdaydı ve hızıma yetişmeye çalışıyordu.
"Sikik herif!" Daha fazla söylenip dikkatleri üzerime çekmek istemiyordum. Tüm dikkatler Harvey'nin üzerinde olsa çok daha rahat hareket edebilirdim nitekim.
Eğer Tamina fikrini değiştirmediyse herkes koridora doluşmuşken yangın merdiveninden bir üst kata çıkmış olmalıydı. Ben de bir kat yukarıdaki başka bir odadan onu içeriye alacaktım ve ikimizi de bambaşka kılıklara sokup Nikolai'ın adamların içinden elimizi kolumuzu sallaya sallaya geçerek Bell'in uçağına binecektik.
Ama elbette önceliğim peşimdeki gardiyandan kurtulmaktı; o yüzden jartiyerimden telefonu çıkartıp Natt'i çaldırdım. Yürüyüşümün hiddetini kesemezdim ama koridorun bitmesine de dört oda kalmıştı. Neyse ki... Neyse ki son odaya yaklaşırken Natt hareketini yaptı; sigortaları patlattı benim küçük sütlaç canavarım.
Kör yürüyüşü yapacaktım mecbur ama buna da hazırlıklıydım. Elbette gece görüşü dürbünü hazırlamamıştım ya da kedi gözlerine sahip değildim; ben sadece bildiğim birkaç taktiği uygulayarak koridorun neredeyse tamamını tek gözüm kapalı ilerliyordum. Bu sayede Natt sigortaları patlattığında, ki patlatmıştı, diğer insanlara oranla çok daha hızlı alışacaktım karanlığa.
Merdivenlerin başına gelerek peşimden koşuşturan adamı beklemeye başladım. Onu halletmeden üst kata çıkamazdım. Zebellah gibi bir şeydi ama neyse ki ben ufak tefek bir kadın değildim ve ökçelerimde kocaman topuklar vardı. Adam bir hışımla beni yakalamak için koşuşturmaya karar vermişken sırtına hücum edip jartiyerime sakladığım şok cihazını boynuna bastırdım. Bir elim ağzını kapatmış, diğer kolum bedeni savrularak merdivenlerden yuvarlanmasın diye bedenini kavramıştı. Risk alabilecek konumda değildim; verdiğim elektrik fazlaydı ve doğrudan şah damarını hedef almıştım. Üzerime yığılan bedenine bakılacak olursa ölmüş olabilirdi.
Onu kenarına dayayarak merdivenleri tırmandım. Ani kesilen elektrik yüzünden çıkan nidalar ve itiraz ayaklanmaları şahlanmadan odaya girmek zorundaydım. Nitekim merdivenlerden birer ikişer inen kimseler mevcuttu ve birazdan merdivenlerdeki adamı bulmaları da ihtimal dahilindeydi. Polislerden değil ama Nikolai'dan bir tık çekiniyordum. O yüzden merdivenden inenler ya da koridordan geçenler yüzümü görüp ezber edemesin diye telefonumun flaşını açıp insanların gözüne tuttum. Birkaç kişi tıpkı benim gibi telefonlarının flaşıyla koridora çıkıp sadece kendi odalarında mı yoksa tüm otelde mi kesinti olduğunu anlamaya çalışırken ben de hızlı adımlarla koridoru arşınlıyordum. 43017 nolu odanın kapısını açarken neredeyse rahatlamış sayılırdım. İşin en ama en riskli kısmı bitmişti.
"Zoe,"
"Sara?"
Diane? Yutkunup berjerde oturan kıza baktım. Natt hemen yanı başındaydı; kolundaki kesiği görerek kaşlarımı çattım. Diane saldırısında başarılı olamamış olsa da denemişti belli ki. "Sen sigortaları patlatmak için aşağıda değil miydin?"
"Küçük yamyamı koru dedin, onu yapıyordum." Dedi hareketlerimi izlerken. "Hatunu buldun mu?"
Başımı sallayarak odayı arşınladım emin adımlarla. Odanın yangın merdivenine açılan kapısından kafamı uzattığımda beş oda ilerideki siyah silüeti fark ettim. Gecenin karanlığından da kara siluetindeki küt saçları onun Tamina olduğunu anlamama yardımcı oldu. Başımı odaya çevirip "Hemen geliyorum." Diye mırıldandım. Islık çalmak ya da flaşla olduğumuz odayı ifşa etmek tehlikeliydi. O yüzden Tamina'yı kendi elimle alıp getirecektim. Ayakkabıları çıkartıp otel terliğini giyerken hala gergin görünen ama artık ağlamayan Diane'e göz kırpıp yangın merdivenine atladım. Aslında yangın merdiveni epey sağlam bir yapıydı; tek bir adımda dahi gıcırdamıyordu ama tetikteki kadın, hayalet adımlarımı fark etti. Benden de hızlı adımlarla olduğum tarafa ilerliyordu. Sonunda beklemeye karar verdim. Boşu boşuna adım sesleri çıkartmamıza hiç gerek yoktu. Neredeyse yüzünü seçebileceğim kadar yaklaştıktan sonra ise odaya geri atladım. "Niye yukarı çıktık?" Sordu Tamina odaya girer girmez.
Natt'e dönerek "Juliet bavulu yerleştirdi mi?" Diye soludum Tamina'yı umursamadan. Bu kadar açık bir şeyi sorduğuna inanmak istemiyordum.
"Hey!" Diye omuzumdan asıldı. Tamam, bu kadar bariz bir şeyi soracak kadar aptaldı.
"Çünkü üçümüzü de aşağıda arıyorlar muhtemelen." Dedim ayan beyan. "Onlar bizi aşağıda ararken biz kuş olup uçacağız."
"Nasıl uçacağız?" Diye sordu bu kez Diane merakla. Tamam. Diane'in bu sorusu o kadar da salakça değildi. Nitekim bir fahişe olarak uçağım olmasını beklemiyordu.
"Uçakla." Dedim dümdüz ve hiçbir şey söylemeden önüme bavulu koyan Natt'e teşekkür eden bakışlar attım.
"Sütlaç kesmez bu sefer." Diye fısıldadı kızlarla aramda dönen muhabbetin aksine. "Bana güzel bir sofra ve gerçekleri itiraf edeceğin bir muhabbet borçlusun."
Gözlerimi minnetle kapatıp gülümserken "Buraya gel, Tamina." Dedim net bir sesle. Elbette, istemesem de gerçek kimliğimi Natt'le paylaşmak zorundaydım yoksa kafayı yiyecekti zavallım.
Bavuldan o ikisi için beyaz yakalı kıyafetleri seçerek kombinlerken Diane'e baktım bir minik. "Kıyafetlerin hazır Diane." Dedim Tamina yanıma gelirken. "İstersen giyinebilirsin." Önce üzerine baktı. Elbette, bu elbiseyi gecenin başında giymişti ama bu kez uzattıklarım kıyafetten öte kamuflajdı. Üstelik on beş dakika içerisinde otelin çatısında olmalıydık ve çok az vaktimiz vardı. İtiraz etmesine müsaade etmeden kıyafetleri kıza fırlatıp banyoyu gösterdim.
Peruk filesini kendi başıma geçirirken Tamina'ya "Seç," Dedim. Telefon flaşının ışığı altında tüm saçlar parlıyor ve kendi rengini göstermiyordu ama yine de Tamina saçlardan birini seçerken ben de arkasına geçip kızın saçlarını topladım. Bir saç filesini de onun başına geçirip uzattığı kestane rengi, omuz hizasındaki saçı başına geçirdim. Aslında tabii ki Tamina'nın gözleri hakkında bir fikrimiz yoktu ama kamuflaj dahilinde göz renklerimizi değiştirmeyi en başından beri planlamıştım. O yüzden mavi lensleri Tamina'ya uzatarak kendimle ilgilenmeye başladım. Kendime ela rengi gözler seçmiştim ama bu noktada lensleri elbette Diane'e verecektim. Yine de uzun siyah saçları kendime ayırdım ve Diane banyodan çıkar çıkmaz onu önüme katıp hiçbir tercih yapmasını beklemeden işlemeye başladım. Küllü kumral, bomb kesim bir peruğu saç filesinin üstüne yerleştirip oturttuktan sonra bavuldaki ayakkabıları uzattım. Tüm hazırlığımız iki kişi için olduğundan aslında ortada kalmıştım ve doğrusu Harvey kıyafetlerimi parçaladığı için de bu halde ortalığa çıkamazdım. O yüzden Diane'in çıkarttığı kıyafetleri giymek üzere banyoya geçerken saate baktım. Uzun uzadıya surat manipüle edecek vaktim kalmamıştı. Bu noktada üstün körü yapacağım kontürlere ve karanlığa güvenmek zorundaydım. Burnumu büyütüp dudakları incelttikten sonra çenemi de küçültüp tüm odağı burnuma çektim. Siyah peruğumun kakülleri geniş alnımı kapattığı için aslında bu kadar küçük hilelerle bile bambaşka bir kadın gibi duruyordum.
Benzer hileleri diğer iki kıza da yaptıktan sonra Juliet'e mesaj atarak Natt'i odadan çıkardım. O, 50. katta kiraladığımız bir başka odayı açmaya giderken biz de yangın merdiveninden yukarı tırmanacaktık. "Yedi kat yukarı mı tırmanacağız?" Diye sordu Tamina sitemle.
"Üzgünüm." Dedim bavulu toplarken. Bavulu Natt'e bırakacaktım. Nitekim ne o, ne de ben yedi kat boyunca bavul sürükleyemezdik elimizde. "Seni kaçırmak için koca otelin jeneratörünü bozduk; sigortalarını patlattık. Mecbur yürüyeceğiz."
Burnundan nefes verdi. Neden bu kadar kaprisli davranıyordu ki?! Bana minnet edip ayaklarıma kapanmasını falan beklemiyordum ancak onu içinde bulunduğu kafesten azat ediyordum. Bunun karşılığında istediğim tek şeyse planları sorgulamadan yapmasıydı; neden yapamıyordu?!
"Yedi kat!" Dedi kocaman kocaman.
Dudaklarımı ısırıp kendimi sakin kalmaya zorladım. Son düzlükteydim. Tek yapmam gereken kapris kraliçesini yedi kat yukarı taşımaktı. Sonrası Korkut'u ilgilendirirdi; beni değil.
"Önden buyur," Diyerek Tamina'yı en öne aldım. Hedefim Tamina olmasına rağmen korunması gereken kişi Diane olduğundan onu ortamıza saklamıştım. Tamina'nın herhangi bir savunma ya da saldırı tekniği bildiğini sanmıyordum ama olası bir baskında ilk karşılaşacakları kişi Tamina'ydı ve onlar Tamina'yı harcarken ben kolayca Diane'i kaçırabilirdim.
Evet; Tamina'yı gözden çıkarmıştım. Ama yani... O da resmen işime taş koymak için çırpınıyordu. Şartlar bu noktadayken ona nasıl sempati duyacaktım ki zaten?
"En azından 49. Kattan oda tutabilirdiniz!" Diye fısıldadı bariz bir öfkeyle. Nefes alarak sustum. Artık yangın merdivenindeydik ve onunla kavga etmek için bile fısıldamak istemiyordum. 42. katta başlattığımız yangın bir hulahop gibi döne savrula önce 41. ve 43. katlara ardından 40. ve 44. sonrasında 39. ve 45 katlara ve devamına yayılacaktı. Ve eğer biz 49. kattan oda tutup 50. katta kamufle olmaya çalışsaydık daha saçlarımızı yaparken enselenirdik. Bunu göremiyor muydu bu kız?
"Biraz dinlenelim." Diye fısıldadı Diana. 48. kattaydık ve yorgunluğuna elbette mana verebiliyordum ama yakınlardan duyulmaya başlayan helikopterin sesi dinlenmemize engeldi.
"Sadece iki kat kaldı." Diyerek nefesimi sabit tutmaya çalıştım. İdmanlı olmama rağmen araya giren beş yıl benim kaslarıma da acımamıştı.
Küçücük bir duraksamanın ardından yutkunan kız bana baktı; ağzından nefes almaktan dudakları kurumuştu.
"Hadi," Diyerek hafifçe ittirdim omzundan. Bu esnada Tamina dizlerine eğilmiş soluklanıyordu. Buna mesleki deformasyon demek ahlaksızca mı olurdu bilmiyorum ama bu kadınlar neredeyse her gün seks yapıyordu ve bu da düzenli kardiyo anlamına gelirdi. Neden bu kadar çabuk tık nefes olmuşlardı ki? Elimle merdivenlerin korkuluklarına tutunarak "Pekala," Dedim. Yürüyemeyecek haldelerse sürükleyemezdim ya. Bu esnada dikkatimi ise aşağıdaki hareketlilik çekti. Bir tamir aracı otelin arkasına yaklaşıyordu ve bir sürü başka siyah araç da oteli çembere almıştı.
Dinlenmeye vakit yoktu. El şaklatıp kızların dikkatini çektim. Ne kadar çabuk çatıya çıkarsak o kadar lehimizeydi. Tamina devam edemeyeceğinin hareketini yaparken elimle aşağıyı gösterdim. Her ikisi de aynı anda aşağı döndüğündeyse Diane bilinçsizce yürümeye başladı. Biraz sonra hepimiz de son kattaydık. Koridorun en başındaki odayı tuttuğumuzdan biraz sol yapıp düz yürüdük ve Natt'in dalağını tutmuş halde bizi bekleyen suratıyla karşılaştık. Hepimizi tek tek içeri çektikten sonra oda kartını bana uzatıp yangın merdiveni tarafına geçti. O hemen yanımızdaki odada kalacak ve ertesi gün yola çıkacaktı. Yollarımız burada ayrılıyordu ama elbette olası bir saldırıda yalnız olmamıza izin veremeyeceğinden benim sayılı asistanlarımdan biriymiş gibi bize, otelin helikopter inişine müsait çatısına kadar, eşlik edecekti. "Dinlenecek misiniz?" Diye sordu Natt. Ona göre çıkacaktı odadan.
Diane ve Tamina'yı arıyorlardı. Elbette Larisa olarak yediğim halt da duyulmuş olmalıydı. Üstüne üstük Marianne'i de buldularsa burası artık bizim için yangın yerinden farksız olmalıydı.
Neyse ki 50. kattaydık. "Hayır." Dedim çabucak ve onu odasına yolladım. Bu süreçte kızların dinlenmiş olmasını umuyordum; nitekim daha çatıya tırmanacaktık.
Kızlara doğru dönüp dizlerime eğildim. Ben de yorulmuştum nitekim. Tekrar kalkarken hızlıca rollerini dağıttım "Soran olursa Estela Art Desing adlı bir mimarlık şirketinin peyzaj mimarlarıyız." Dedim. "Baş mimar benim, Sara." Parmağımla Tamina'yı göstererek "Asistanımsın." Dedim ve Diane'e dönerken aklıma pozisyon getirmeye çalışıyordum. Her şeyi iki kişilik tasarlamıştık ve şükür ki doğaçlamada fena değildim. "Öğrenci stajersin."
Kızlar söylediklerimi anlamaya çalışırken bu kez oldukça kendinden emin bir duruşa geçtim. Şu noktadan sonra biz Bellamy'nin otellerinin teras bahçelerini düzenleyecek olan sanatçılardık. Kapıyı açtım ve kapı önünde bekleyen Natt'e otoriter bakış atıp patron adımları atmaya başladım. Natt önümde telefonun flaşından ışıklar açarken iki gözümde iki yanımda yürüyen kızların ayaklarındaydı esasen. Arkamda olmaları beni çok geriyordu ama yapacak hiçbir şeyim yoktu.
Hızlı bir geceydi. Elbette herkes buraya günübirlik bir eğlence için geldiğinden çatıdaki helikopter trafiği de çok fazlaydı. O yüzden bizimle beraber inip çıkanlar bir yana bir de Nikolai'ın adamları milletti ürkütmeden bizi aramaya başlamışlardı. Natt'in yanımızda olması içimi rahatlatıyordu rahatlatmasına ama beni en çok rahatlatan Bellamy'nin adamlarının göze batmadan bize eşlik ediyor olmasıydı.
Merdivenlerin sonuna doğru gelirken kulaklarımın uğuldamaya başladığını hissettim. Aslında en kritik noktayı atlatmıştık; Harvey'nin yanından yaka paça çıkıp Nikolai'ın adamını ekarte etmiştim. Tamina da bizimleydi ama şimdi adrenalin kalbimi sağdan sola çarpıyormuş gibi kanıma dökülüyordu.
Çatıya çıkıp soğuk Moskova sabahına adım atarken en kritik noktaya geldiğimizi anladım. Bir helikopter kalkmak üzereydi ve fahişe olduğu kılığından belli, Afrika örgülü, beyaz tenli bir kız adamın tekine sarılıyordu. Biraz ilerisinde Sergei vardı.
Makyajın bizi yeteri kadar değiştirdiğini umdum. Diane ne kadar güzel olursa olsun ufak tefek ve alışılagelmiş bir kızdı Tamina'nın ise göze batacak bir güzelliği yoktu. Ben de işaret fişeği saçlarımı saklamıştım. Yani bizi tanımasına sebep tüm detayları gölgelendirmiştim aslında. Bizi tanımaması gerekiyordu...
"Sara!" Juliet arkamdan seslenince kızların dikkatini çekmek adına parmağımı şıklatıp arkamı döndüm. Bellamy ve Juliet arkalarında bavullarını taşıyan iki korumayla birlikte çatıya gelmişlerdi. Biz çatının ortalarına yaklaştığımız için aramızda epey mesafe vardı ama aslında bu lehimize sayılırdı. Bir noktada bekleyip yüzümüzü saklamaya çalışmak fazlasıyla dikkat çekeceğinden bu seslenişi avantaja çevirip sakin adımlarla yürümeye başladık. Bu esnada müthiş bir fırtına, helikopterin pervanelerinden üzerimize savrulurken şiddetli gürültü sebebiyle yüzümü buruşturdum. Sergei'nin beklediği kızın adamı gitmiş olmalıydı. Şimdi sırada bizim helikopterimiz vardı; helikopterimiz gelecek ve bizi St. Petersburg'daki butik bir uçak şirketine bırakacaktı. Oradan sonrası ise Fransa...
"Juliet," diyerek kızları yanımda sürükledim. Sergei ile karşı karşıya kalmaktansa ona sırtımı dönmeyi tercih ederdim herhalükarda.
"Sergei..." Diye mırıldandı Diane titrek bir sesle. Sesi uzaklaşan helikopterin pervanesine karışsa da onu duyabileceğim kadar yüksekti.
"Nerede?" Diye sordu Tamina. Onun da sesi gerilmişti.
"Sorun yok." Diyerek kızların ikisine de sakinleşmeleri için kısa birer bakış attım. "Bizi fark etmeyecek."
Natt boğazını temizlerken rahat rahat sırıttı. "Fark ederse çatıdan silkeleriz. Sıkıntı olmaz."
Diane kendini tutamayarak hıçkırınca "Sakinleş!" Diye tısladım. Son bir adım kalmıştı. Kriz geçiremezdi! "Şu an burada bizi koruyan en az on adam var." Dedim abartıyla. Ben, Bellamy, Juliet, Natt ve bavul taşıyan iki koruma. Ne etmişti? Beş... Beş kişi de hiç fena sayılmazdı.
"Fark ederse?" Diye sordu Tamina kuşkuyla. Korkusunu Diane kadar bariz yaşamasa da sesindeki tedirginlik onu ele veriyordu.
"Marianne'e ne yaptıysam ona da aynısını yaparım." Dedim hiç düşünmeden. Ondan Marianne kadar nefret etmiyordum ama bence o da aldığı nefesi hak etmeyen omurgasızlardan biriydi. Yine de onu tenhada yakalayamamıştım işte.
"Marianne'e ne yaptın?" Diye sordu Natt ilgiyle. Marianne'in kim olduğunu bilmiyordu ama Marianne adlı bir kadına bir şeyler yaptığımı anlamıştı.
Dudak bükerek "Sonra konuşalım!" dedim. Artık neredeyse Bell ve Juliet'e yaklaşmıştık ve Marianne'i öldürdüğümü burada öğrensinler istemiyordum.
Kısık kısık küfretti. Neler söylediğini net olarak duyuyordum aslında ve o da bunu saklamıyordu. Genel olarak kim olduğuma dair iştah açıcı ve ufuk genişletici, küfürlü soru kalıpları oluşturuyordu ardı ardına.
"Sonra!" Diye üstüne bastım kocaman kocaman.
Son bir sıkı küfrün ardından ise durup bize yaklaşan Bell ve Juliet'e döndü.
Dudaklarımı ısırdım. Bellamy Tamina'yı tanıyordu. O yüzden sol yanımdaki kıza gözünün ucuyla dahi bakmadı ama sağ yanımdaki küçük kızı ilgiyle izliyordu. Parmakla gösterip 'Diane bu!' diye hırlamadığına göre tanımakta güçlük çektiğini varsaydım.
Ve durumu bozmadım.
Sonunda pes etti. "Arkadaş kim?"
Dudağımın içini ısırdım. Diane'in görüş açımdaki ayakları minicik geriye kayarken ben de gerilmiştim doğrusu. Bellamy bu soruyu en azından uçakta sorsaydı kızı aşağı atma ihtimali olamayacağından çoktan istediğimizi elde etmiş, Diane'i Moskova'dan çıkarmış olurduk ama şimdi... "Dün geceki küçük arkadaş." Dedim tane tane. Böyle söyleyince en azından cümledeki absürtlük vicdanına falan dokunur diye umuyordum ancak havalanan kaşlarına ve şişen boyun damarına bakılacak olursa Bell'in vicdanı epey derinlerdeydi.
"Sen Nikolai'dan çocuk mu kaçırıyorsun?!"
Hhhh.... Gözleri katran kesildi bir anda. Bellamy'nin yaptığı işten dolayı her zaman için korkutucu bir adam olduğunu biliyordum ama o hep fazlasıyla nazik ve yumuşak davranıyordu. Şimdi içinden fırlayan bu katil ruh, korkutucu ses ve nezaketi yırtan senli benli konuşma tarzı içimi üşüttü.
"Onu bıra-"
"Ben kaçırıyorum!" Diye araya girdi Juliet. Ona binlerce kez teşekkür edebilirdim. Tüm kuyruğu dik tutma çabama rağmen Bellamy'nin karşısında korkudan titremek üzereydim nitekim. "Kızı getirmesini ben söyledim o da getirdi."
"Juliet," Bellamy'nin sesindeki kurşun sertliği omurlarımdan bir ürperti yuvarlanmasına sebep oldu. Evet, tahmin ettiğim bir durumu tüm gerçekliğiyle yaşıyordum şu an. Bellamy buz gibi hisleri olan, soğuk kanlı bir adamdı. "Bu kız burada kal-"
"Bizimle gelecek!" Diye nokta koydu Juliet. En azından savaşmam gereken bir cepheyi kumanda ederek üzerimdeki ağırlığın birazını alıyordu arkadaşım. Canım Juliet'im.
"Juliet, bu kız başımıza bela açar! Bırak burada işini yapmaya devam etsin."
Kızları göremedim ama ben ve Juliet bu cümlenin üzerine gözlerimizi kısmıştık. Bırakalım kız işine devam etsin, öyle mi? Çünkü kız atom mühendisiydi ve Nasa'da çalışıyordu, değil mi? Kafayı mı yemişti bu ad-
"Senin vajinan yok Bellamy." Dedi Juliet ansızın bir çıkışmayla. İlk defa sevgilisine öfkeyle baktığını gördüm Juliet'in. Hatta biraz da kırılmış gibiydi. Hak verdim. Dünyanın neresinde, hangi yüksek pozisyonda yaşıyor olursa olsun her kadın ne yazık ki ömründe en az bir kez tacize uğruyordu. O yüzden biz Diane ve Tamina'nın içinde olduğu duruma Bell, Harvey ve Natt'ten çok daha empatik yaklaşabiliyorduk. Bu sebeple şimdi Bell'in umursamaz ve pervasızca söylediği bu söz hepimizin kalbini kırmıştı. "O yüzden bu kızın gelip gelmeyeceğine karar verme hakkın da yok!"
Haklıydı.
Bellamy çenesini sıvazlarken yaklaşan bir helikopter piste kondu. Bu esnada Juliet yanımıza gelmiş ve özellikle Diane'in koluna girmişti. Kaçamak bir bakışla arkamı dönüp Sergei'nin oralarda olup olmadığını kontrol ettim. Yoktu. O kadar hararetli ve riskli bir tartışma içerisindeydik ki esas korkumuz yanımızdan yürüyüp gitmişti ama biz farkında bile değildik.
Derken çatının kenarlarındaki ledler güçlü bir şekilde yanıp çatıyı ışıklandırdı. Jenaratörü ya da sigortaları tamir etmiş olmalıydılar. Asansörler çalışmaya başlayacaktı. Helikopterin pervaneleri hala dönüyordu ve tam olarak durmamıştı ama biraz sonra çatıya da zilyon tane adam yığılacağını düşünüyordum. Bu sebeple Juliet'e "Binelim artık." Dedim.
Bellamy hala hepimizi öldürmek istiyor gibi bakıyor olsa da Juliet'in keskin sözlerinin ardından durumu kabullenmek zorunda kalmış gibi duruyordu. Başıyla helikopteri gösterirken dişlerinin arasından "Geçin hadi." dedi isteksizce.
Natt'e hızlı bir bakış atıp Tamina'yı önüme katarken Bell'e teşekkür ettim. Gerçekçi olalım. O izin vermese Diane'i Juliet'e rağmen bile götüremezdim. "Teşekkürler."
Cevap vermeden başını sallayarak arkasını döndü. Hala çok kızgın olduğunu ve kocaman bir hata yaptığımızı düşündüğünü biliyordum.
"Hadi," Dedim Tamina'ya ve bizden sonra helikopterine binecek olanlar çatıya çıkarken onu pistin ortasına çektim. Diana helikopterin en arkada çaprazında, kemerlerine sıkı sıkı bağlandığı sırada Juliet bir önünde oturmuş, kulaklıklarını kulağına geçiyordu. Tamina'yı Diane'in yanına oturtup kemerlerini bağlarken "Teşekkürler." Dedim Juliet'e. O olmasa işler haddinden de fazla çirkinleşebilirdi.
"Teşekkür etme," Dedi kırgın bir ses tonuyla. "Bell'in böyle düşündüğünü bilseydim ona kızdan daha önce bahsederdim." Birkaç saniye durduktan sonra kaşlarını çatarak kirpiklerini kırpıştırdı. "Ne iş yapıyorsa yapmaya devam etsinmiş, aptal herif..."
Bu lafın fazlasıyla kırıcı olduğuna hepimiz hem fikirdik ama bu sözün Juliet'e hepimizden fazla etkisi olduğunu düşündüm. "İyi misin?" Diye sordum ihtiyatla.
Başını salladı ve kirpiklerindeki nemi yakalarken kemerini çözerek tam olarak arkasını döndü. "Çok özür dilerim." Dedi içtenlikle. "O aptal, bir kadın olmanın ne demek olduğunu bilmiyor!"
"Sakinleş," Dedi Tamina umursamazca. "Biz ne olduğumuzun farkındayız. Bu kadar kırılıp dökülmeye hiç gerek yok."
Juliet'le ikimiz şaşkınlıkla Tamina'ya döndük. Üzülüyordum, çok, çok üzülüyordum. Tamina'ya ne olduğunu unutturmuşlardı. Kendini değil bir insan olarak görmek, bir kadın olarak bile hissetmiyordu. Duyguları o kadar tarumar edilmişti ki kalp kırıcı bu sözlere dilenen içten özürler bile onun için manasız görünüyordu. Bu tamir edilebilir miydi?
Bilmiyorum...
Juliet'in omzuna elimi atarak yumuşakça sıkarken "Otur hadi," dedim. Oysa Diane'e bakıyordu.
"Adın neydi?" Diye sordu Juliet beni ve Tamina'yı umursamadan. Tamina gözlerini devirerek açık kapıdan dışarıya döndü. Tuhaftı. Yaş itibariyle büyük olan Tamina olmasına rağmen etrafındakilerin idrakına varamayan bir çocuk gibi davranan yine Tamina'ydı. Onu mahvettiklerine emin oldum. Duygu, düşünce ve hislerini uyuşturmuşlardı. Mantıklı düşünmek ya da hareket etmek namına emin adımlar atamıyordu; sürekli bir sendeleme halindeydi... Çok yazık...
"Vivien." Dedi Diane. "Adım Vivien."
Diana?"
"Özür dilerim Vivien." Dedi Juliet bir kez daha ısrarla.
Hangi şaşkınlığıma öncelik vereceğime emin olamadım. Elbette Diane'in gerçek adının Diane olmadığını ben de biliyordum ama bunu bizimle paylaşacağını sanmıyordum doğrusu ama beni en çok Juliet şaşırtıyordu. Bellamy'nin ettiği birkaç şuursuz laf onu olması gerekenden çok sarsmıştı. Neden?
Derken Bellamy atladı helikoptere ve kimseye bakmadan tüm şaşkınlıklarıma bir üçüncüsünü ekleyecek o cümleyi söyledi pilota.
"St. Petersburg iptal Surinov. İniş Carmen Otel/İstanbul."
-
-
-
Nihayet bilgisayarım geldi! Ve gelir gelmez bende tüm gece bölüm yazdım.
Bu arada sizce bizimkilerin İstanbul'da işi ne? Yorumlarınızı bekliyorum bebeksiler :))