1. Bölüm (Alize)
Bizim dünyamızı bir çoğunuz merak ediyorsunuz biliyorum.. Zaten kesinlikle merak uyandırıcı bir dünyamız var: demeyi çok isterdim.. Ama hiç öyle merak edilecek bir dünyamız yok.. Periler alemi.. Sıkıcı, hatta çok can sıkıcı bir yer.. Herkes de bir sakinlik, bir mutluluk.. Polyonna dan bile daha saf bunlar.. Ben Alize... Evet tahmin edeceğiniz gibi bir periyim.. Ama kesinlikle peri olmak bana göre değil.. Annem kabul etmek istemesede benim ruhumda farklı şeyler var seziyorum.. Babam var mı? Varsa kim kesinlikle bilmiyorum.. Zaten ilk perilerle ters düştüğüm konuda oydu... Bulunduğum toplulukta hiç bir erkek peri yok.. Bence hepsini zindana attılar.. Yada Hera hepsini yedi... Çocukluğumdan beri hiç arkadaşım yok.. Hiç biriyle anlaşamıyorum.. Onlara göre herşeyi sorguluyormuşum.. Ne var canım bunda merak ediyorum.. Kimseye söylemeyin ama bir tane arkadaşım var.. Hemde çok yakın bir arkadaş.. Ama küçük bir sorun var aramızda.. Ama küçücük bir sorun.. O bir cadı.. Evet yanlış duymadınız bir cadı ve bir peri en yakın iki arkadaş.. Zaten erkek perilerin de var olduğunu arkadaşım Zelda'dan öğrendim. Herkesten gizli bir şekilde bir birimizin ormanlarına gidiyoruz. Şekil değiştirebilme özelliği en sevdiğim şey olabilir.. Tabi birde cadılar ormanı.. Çok eğlenceli bir yer.. Zelda ile birlikte kazanlarda büyüler yapmak muhteşem bir şey.. Keşke peri olmak yerine cadı olsaymışım.. Buradakiler bana daha inandırıcı geliyor.. Mutlulukları, kavgaları, hatta birbirlerinin arkasından yaptıkları büyüleri.. Hera benim cadılar ormanına geldiğimi bilse beni yüz yıl zindana atar. Ama hiç umurumda değil.. Ne yapayım onlarda eğlenceli kişilikler olsaydı.. Hayır kötülük yapayım, kavga çıkartayım diyorum "Özür dilerim.. Özür dilerim.." deyip duruyorlar.. Bugün Zelda ile buluşacağız.. Canım benim ya, tam bir haftadır görüşmüyoruz.. Çok özledim.. Yani yaptığımız kötükleri de özlemiş olabilirim.. Gizlice Zelda ile ortak noktamıza geldim. Geldim ama nerden bilebilirdim ki Hera'nın beni takip ettirdiğini.. Ağacın tepesine çıkıp Zelda'yı beklerken bir anda kendimi kafesin içinde buldum.. Daha ben neler olduğunu anlamadan mahkemem kurulmuştu..
Kafesin demirleri soğuktu… ama içimi donduran şey demirler değildi.
Onların bakışlarıydı.
Sanki ben bir suçlu değil… bir hastalıktım.
Aşağıda yarım daire şeklinde dizilmiş periler… Hepsi o kusursuz, o sinir bozucu sakinlikleriyle bana bakıyordu. Kimsenin yüzünde öfke yoktu. Kızgınlık yoktu. Hatta merak bile yoktu.
Sadece… hayal kırıklığı.
Of, keşke bağırsalardı.
Keşke biri çıksa da “Sen nasıl bunu yaparsın!” diye yüzüme çığlık atsaydı.
Ama yok.
En sinir bozucu şey ne biliyor musunuz?
Affetmeye hazır olmaları.
Ortalarında, diğerlerinden daha parlak, daha “mükemmel” görünen biri vardı. Tabiki de
Hera.
Kanatları diğerlerinden daha büyük. Işığı neredeyse göz alıyordu. Ama ben o ışığın içindeki karanlığı görüyordum. Yada öyle olmasını istiyor da olabilirim..
Göz göze geldik.
Gülümsedi.
İşte o an içim ürperdi.
“Alize…” dedi yumuşacık bir sesle, “yine kendini tehlikeye attın.”
YİNE Mİ?
Ben kaşlarımı çattım.
“Tehlike dediğin şey Zelda ise…” dedim alttan alttan, “bence asıl tehlike sizsiniz.”
Etrafımdan hafif bir uğultu yükseldi.
Ama yine… kimse bağırmadı.
Hera’nın gülümsemesi biraz daha genişledi.
“Cadılarla temas yasak,” dedi. “Bunu biliyorsun.”
“Biliyorum,” dedim omuz silkerek. “Ama onlar sizden daha gerçek.”
Sessizlik oldu..
Bu sefer gerçekten sessizlik oldu.
Ve ilk kez… birinin yüzünde o kusursuz ifade çatladı. Hera’nın. Çok kısa sürdü. Ama gördüm.
“Gerçeklik…” diye tekrarladı. “Acı, ihanet ve kaos mu gerçeklik sana göre?”
Başımı yana eğdim.
“Evet,” dedim. “En azından sahte değil.”
Bu sefer uğultu büyüdü.
Bir peri öne çıktı.
“Alize, bu düşünceler sana ait değil. Seni etkilemişler. Ayy sana büyü yapmışlar..” deyince gözlerimi devirip
“Ayy bana büyü mü yapmışlar..” diyerek tekrarlayınca annemle göz göze geldik.. Kesin bunu doğuracağıma akan nehri doğursaydım diyordur..
İlk kez o mükemmel düzenin içinde bir çatlak gibi yayıldı sesim
“Ben kendimim!” dedim. “Sorguluyorum diye suçlu muyum? Merak ediyorum diye kötü müyüm?”
Gözlerim Hera’ya kilitlendi.
“Yoksa… sizin korktuğunuz şey bu mu?”
Hera bana uzun uzun baktı.
Sonra… elini kaldırdı.
Kafes aniden sıkıştı.
Nefesim kesildi.
“Sen,” dedi bu sefer o yumuşak ton olmadan, “dengeyi bozuyorsun.”
DENGE. Hah.
“Dengeniz sıkıcı,” diye fısıldadım.
"Hiç bir amacınız yok.. Akan nehirden, açan çiçekten farksızsınız.. Ben böyle olmak istemiyorum.. Nehirden atlamak istiyorum, çiçekleri koparmak istiyorum" dediğimde Hera yüzüme gülümseyerek baktı..
"Hmm... Alize madem bizim gibi olmak istemiyorsun. Madem istediğin nehirden atlamak.. İstediğini yapmakta özgürsün bundan sonra.. Çocukluğundan beri hep düzeni bozmak peşindesin.. Annene kıyamadığım için hep görmezden geldim.. Ama daha fazla buna izin vermeyeceğim.."
Etrafımda uçuşan periler… Hepsinin yüzünde o sinir bozucu huzur.
Yemin ederim biri gelip “canım seni anlıyorum” dese camdan atlayacağım.
“Alize…” dedi en yaşlı peri, sesi pamuk gibi ama içi taş.
“Senin enerjin… bu aleme uygun değil.”
“Enerjim mi?” dedim. “Ben gayet normalim. Siz fazla mutlusunuz.” Ama yine de bir şeylerin yanlış olduğunu anladım.
Hera bana özgürlük mü veriyordu?
Hera? Şaka gibi.
Kaşlarımı çattım. Gözlerimi kısmadan bakamadım ona.
“Bu kadar kolay mı?” dedim şüpheyle. “Yani… gerçekten gitmeme izin mi vereceksin?”
Etrafımdaki periler kıpırdandı. İlk kez aralarında fısıldaşmalar yükseldi. Çünkü bu… onların düzenine aykırıydı.
Hera ise hâlâ o sinir bozucu sakinliğiyle bana bakıyordu.
“Özgürlük…” dedi yavaşça, “bir ödül değildir Alize.” İçimde kötü bir his büyüdü.
“Bir sonuçtur.”
Kafes bir anda yok oldu.
Gerçekten… yok oldu.
Yere düştüm. Dizlerim toprağa çarptı. Ama acıyı hissetmedim bile. Çünkü olan şey… fazlasıyla tuhaftı. Ellerime baktım.
Işığım… sönüyordu.
“Ne yapıyorsun?” dedim fısıltıyla.
Kanatlarım titredi.
Ve sonra…
Yok oldular.
Nefesim kesildi.
“Ne..”
Sesim yarım kaldı.
Hera ayağa kalktı.
“Bizim dünyamıza ait olan her şey…” dedi, “bizimle kalır.”
Kalbim deli gibi atmaya başladı.
“Sen artık bu dünyanın bir parçası değilsin.”
Bir adım geri attım.
“Sen… beni kovuyor musun?”
“Hayır,” dedi.
Ve ilk kez… o gülümseme bana gerçekten korkutucu geldi.
“Seni serbest bırakıyorum.”
SERBEST.
Ama bu… özgürlük gibi hissettirmiyordu.
Bu… sürgündü.
Etrafımdaki ışıklar birer birer sönmeye başladı. Periler geri çekildi. Sanki bana dokunmaktan bile çekiniyorlardı artık.
Anneme baktım.
Gözleri doluydu.
Ama… bir adım bile atmadı.
Canıma minnet valla.. Hep istediğim şey buydu.. Tamam olarak böyle değildi.. Güçlerim alınsın istemezdim.. Ama böyle yaşamak ne kadar zor olabilir ki?
"Üç yıl dünyada kalacaksın.. Üç yıl içinde fikrin değişirse tekrar dönmene izin veririm. Ama üç yılın sonunda fikrin değişmezse sende bir fani olacaksın.. Yani ölümlü.. Karar senin Alize'cim.. Sevdiklerinle vedalaş" deyip arkasını döndü..
“Pardon bir saniye… Dünya dediğiniz o karmaşık, kaotik, insanların olduğu yer mi?”
“Evet.”
“Ne zaman gidiyorum?” Cevap bile vermedi.. Anneme sarıldım..
"Biliyordum bir gün böyle birşey olacağını" diyerek boynundaki kolyeyi çıkartıp boynuma taktı.. "Buradan giden herkes aslında ölümlüdür.. Bu kolyeyi sakın çıkarma boynundan.. Seni ölümden koruyacak.. Ama sadece üç hakkın var ona göre.. Kolye başkasının eline geçerse, koruyucu güç ona geçer.. Çok dikkat et Alize.." deyip geri çekildi.. Sonra bir anda boynuma atılan Hestia'yı geri itmek istesemde "Dur kız ben Zelda" deyince sıkıca sarıldım.. Salak şey buraya gelmeye nasıl cesaret etmiş
"Geri zekalı senin yüzünden kovuldum.. Sen buraya gelmişsin" desem de kovulma fikri heyecanlandırıyordu.. "Merak etme bir yolunu bulup gelirim yanına" derken oda kolundaki bilekliği çıkartıp verdi.. "Kolundan çıkarma.. Her zaman yanında bulacağın arkadaşların olacak.. Yalnız kalmayacaksın merak etme"
"Yeter bu kadar" diyen Hera’nın sesiyle kafamı ona çevirdim..
Hera elini hafifçe kaldırdı.
Toprak… titredi.
Altımda bir şey açıldı.
Karanlık. Derin. Soğuk.
“Gitmek istediğin dünyaya…” dedi, “yolun açık.”
Gözlerim büyüdü.
“Dur..” Ama çok geçti.
Zemin çöktü.
Ve ben…
Düştüm... Azıcık sabredemedi.. Daha son sözümü söyleyecektim.. Ondan nefret ettiğimi söyleyemeden yolladı beni...
DÜŞTÜM.
Ama öyle zarif peri düşüşü falan değil…
Baya düştüm. Sert bir yere çarptım.
Nefesim kesildi.
Bir süre kıpırdayamadım.
Sonra yavaşça gözlerimi açtım.
Gökyüzü… Farklıydı. Daha koyu.
Daha… gerçek.
Elimi kaldırdım. Işık yok.
Kanat yok. Ama…
Gülümsedim.
“Sonunda…” diye fısıldadım.. Ama sonra düştüğüm yere göz gezdirince midem bulandı..
İlk dünya deneyimim:
Çürük domates + kedi + benim çığlığım.
“Lan... Böyle karşılama mı olur??”
Bir kedi bana baktı.
Ciddiyim, bana baktı.
Ve miyavladı:
“Alışırsın.”
Dur. Kedi mi konuştu?
Ben mi deliriyorum?
Yoksa…
Bu dünya sandığımızdan daha mı garip?