SÜHEYLA MERİÇ 💅🏻

732 Words
Süheyla Meriç sana verilenler ile yetinmeyi bil Süheyla, sanden alınanlar sana hiçbir zaman gelmez, ne sen ardından koş, ne de sana gelmesini bekle. Süheyla ol. adına leke getirmeden onurunla yaşa. Süheyla ol. abilerinin başını yere eğdirme. Süheyla ol. hiç bir kararı sorgulama... ancak böyle yaşarsın. yoksa asla mutlu olamazsın. Süheyla mutlu olmak istiyorsa, bu gün bu evden bütün verilen kararlara başını eğerek çıkacak. Süheyla için artık ötesi berisi yok. kalem kırıldı, karar verildi... " ne dersin kızım. mehir olarak bir karara vardın mı?." salonun kapısındaki dikilen, ve bana koca Koca gözlerle bakan büyük abime başımdaki duvağın altından baktım. başımı eğip, imam efendinin sorusuna çekinerek cevap verdim. " ben... ben bir şey istemem... ama büyük abime son model bir araba... ve ... ve küçük abime ise müstakil bir ev isterim..." yüzüm kızara kızara sözlerimi bitirene kadar yerin dibine girmek istedim. yanımda oturan adamın derince burnundan soluduğunu duydum. " olur... olur... yeterki artık şu nikahı kıy imam efendi" bu kocam olacak altmış beş yaşındaki Mahmut denen sübyancının sesiydi... yaşlı bunak oldukça aceleci davranıyordu, benim onu görmememi asla sorun etmiyor, beni sırf çeşmenin başında gördü diye bi ton başlık parası dökmüştü abimlere. neden acelesi olmasın ki, almış bir yirmi birlik çıtır, güle oynaya harcayıp, kullanacaktı... aklıma gelenler ile boğazıma oturan yumruyu yutkunmak istedim. diğer küçük abim ise hemen yanı başımda dikiliyor, en Ufak ters bir sözümde beni affetmeyeceğini gösteriyordu. adamım sekiz kızı, dörtte erkek çocuğu varmış, oğulları abimlerin yaşında, kızları ise benden epeyce büyükmüş, peki bu dünyayı silip süpüren mendebur ne diye hala çocuklarından küçük bir kızla evlenmek istesinki,... duyduğuma göre, yalnızlık çekmek ona zor geliyormuş... yalancı kart bunak canım şeftali çekiyor demiyor da yanlızlığı bahane ediyodu. oysa ki kızları, gelinleri, torunları, ve oğullarıyla koca bir ailenin reisiydi. karısını döve döve evden atması bile bu yaşında nasıl bir pislik olduğunu gözler önüne seriyordu... eee sonra da ateşini bende dindirmek için parasını kullanmış, abimlerin ağzının suyu akana kadar yüklü bir başlık parası vermişti. birde benle dalga geçer gibi 'ben bu yaştan sonra düğün dernek kuramam, elalemin arkamdan konuşmasına izin vermeden, bir entari giy, öyle gelin ederim seni' demişti... tabi, sonuçta bahane vicdanın Ağrı kesicisidir diye boşuna dememişler... arkasından konuşulanlara takacak kadar hassas, ama torunu yaşında bir çocukla evlenmek vicdanına sığacak kadar oruspu çocuğydu... ama ben de az değildim. benimle uğraşmak, ısırgan otuyla kıç silmeye benzer! ... anasından emdiği sütü burnundan getirmesini iyi bilirdim. o bunak Mahmutsa, bende Cingöz Süheyla idim. ve ona birazdan yapacaklarımı ömrü boyunca unutmayı bırak, insan içine çıkamayacaktı... ... ettin mi kızım?" yaşlı İmam efendinin bana sorduğu soru ile düşüncelerimden sıyrılıp, yanımda oturan, ve ağzı kulaklarına kadar genişçe sırıtan sübyancıya baktım. başıma taktıkları göstermelik duvağı tutuğum gibi çekip attım. bu hareketimle salonun köşesine sinen sübyancının kızlarından kınayan ve aşağılayan nidalar yükseldi. " hiiihh!!" " abooo!!" " annnaaa... ne terbiyesiz bir şey bu" kulağımı tırmalayan hiç bir sesi takmadan, bana şaşkın şaşkın bakan, ve yumruklarını sıkan abime bakarak konuştum. " abi... sende onlardan kız alsana!..." bunu dememle yanımda oturan goril aniden bana dönmüş, ağzının içinden homurdandı. umrrrrumda değildi. piç evladı! biraz da biz gülüp eğleneydik değil mi ama! abim ona söylediğim söz ile aniden kaşları havalanmış, bunak müstakbel eniştesine bakakalmıştı... gözleri bir an parlamış, başını çevirip, salonun köşesine sinen sübyancının kızlarından tarafa baktı. Mesut abim iki yıla aşkın bir süredir evlenmek istiyor, ama bir türlü kimseyi evliliğe ikna edemiyordu. ona sunduğum fikir ise son derece cazip bir teklifti... abim bana dönüp, ağzı kulaklarında, elini beline koyarak konuştu. " lan!! senin aklına nereden geliyor böyle şeyler! Süloo" ağzımı açıp, 'lan senin babandır! süloo kadar başına taş düşsün emi!' demek istesem de, maalesef babalarımız bir olduğundan sesimi yutmak zorunda kaldım... yanımda oturan goril, aniden Mesut abime karşı çıkarak, " Mesut! ne dersin sen öyle!!... benim kızlarım küçüktür!... hem daha okuyorlar... ne diye onlardan evlilikle bahsedersin haa??" işte bu kadar...yemi yutan kart balık, şimdi ağlara takılmıştı... şimdi yesinler birbirlerini... derin, ve rahat bir nefes alıp, omuzlarımda ki yükten temelli kurtularak huzurla abime odaklandım. çünkü ağız bozukluğu teşhisi konulan abim, laf sokmadan asla durmayacağını iyi biliyordum. ve oldu da... " ULAN ANASINI BACISINI SİKTİĞİMİN SÜBYANCISI!! SENİN KIZLARIN CAN DA!! BİZİM Kİ PATLICAN MI HAA!!?" aaa üstüme iyilik sağlık... bunları abim benim için mi söylemişti. ve derken en can alıcı sözcüğü kullanıp, günün önem ve anlamının altını çizerek, çok değerli sübyancının avucunu yanlamasına sebep olmuştu. "VERMİYORUM LAN KIZ MIZ!! SİKTİRİN GİDİN!!!" ve keyifle gülümsedim. kulağımı dolduran iç sesime kahkaha atmadan durmadım. alma mazlumun ahını, görürsün ebenin amını..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD