İSTANBUL

1474 Words
"Nasıl ama güzel buldun dimi doğruyu söyle Akgül'üm" deyiverdi birden Rena ben cafeye göz gezdirirken. Açılış yapılmıştı, hatta bugüne özel çaylar, kahveler ücretsiz, ne canın çektiyse yemen içinde fiyatın %50'siydi. Yiyecek değil ama çayın ücretsiz oluşu hoşuma gitmişti, oturup akşama kadar çay içebilirdim. "Eh fena değil işte" dedim halâ cafe de göz gezdirirken. Etraf Yeşilçam filmlerine benzetilmişti daha çok. Asya ile İlyas. Ayşecik. Ömercik. Hababam sınıfı. Adile Naşit. Mahmut Hoca daha nice Yeşilçam oyuncularından vardı etrafta. Dekarasyon güzeldi. Öyle birbirine çok yakın masalar yoktu. Genç kesimler için armut oturaklarından falan vardı tutmuştum yani burayı. "Merhaba bayanlar ben Demir Korhan fotoğrafçıyım bugünün anısına bir fotoğraf çektirmek ister miydiniz ?" birden önümüze çıkıverdi fotoğrafçı arkadaş tam "hayır" diyecektim ki... "Tabii çekebilirsiniz, poz ver Akgül" Ben fotoğraf çekmeyi pek sevmediğim için galerimde tek bir tane fotoğraf bulamasınız. Bulsanız da çok eskidir. Hep aile fotoğrafı arkadaş fotoğrafları, tek fotoğraf yoktur, daha doğrusu yeni fotoğraf yoktur. Varsa bile ki o kadar galerime bile yabancıyım Rena delisi çekmiştir. Rena hemen pozlara girdiği için ona ayak uydurmak zorunda kaldım bende onunla beraber bir poz verdim. "Teşekkürler güzel bayanlar, iyi eğlenceler" deyip gitti yanımızdan. Teşekkür bile edememiştik. Adama kızamıyorum nerden bilsin Rena'nın bir fotoğraf tutkunu olduğunu, işini yapıyor sonuçta kızmak biraz yersiz olurdu ne de olsa buradan çıkıp evine ekmek parası götürecekti. Hepimiz bunun için çalışıyorduk. Keşke çalışmadan da para kazanabileceğimiz bir yer olsaydı veya bir şey. Çok fazla hayâl gücüm var galiba. Hayâl kurarken telefonumun titreyişiyle kendime geldim. Emre arıyordu. "Rena, sen takıl ben kapıya çıkıyorum Emre arıyor." Kafasını sallamakla yetindi. Oradaki yakışıklı erkekleri kesmekle meşguldü. Bugüne dek hiç aşık olmamıştım, olduğumu sanmıştım. "Aşk senin neyine Akgül" der geçerdim aşık olmazdım. Tabi bu kuralımın bozulacağı aklımdan bile geçmezdi, bu moduma çok güveniyordum çünkü. Kafeden dışarı çıkar çıkmaz bir sigara yakıp açtım telefonu, "Efendim kankaların birtanesi" dedim şirinlik yaparak. Büyük ihtimal Bedir bilet almadığımı Emre'ye söylemiş, Emre de çıldırmıştı kesin. En şirin, en masum halimi takınmam gerekiyordu, o zaman bana kıyamazdı bilirdim. "Kankaların bitanesiymiş" diyerek daldı konuşmaya "Daha biletini almamışsın Akgül, sinirlerimi yatıştırmaya çalışma çok sinirliyim" tek nefeste söylemişti bunları. Makineli tüfek gibi susmadan, yutkunmadan. Ne diyeceğimi şaşırdım. Sigaramdan bir nefes çekip üflerken "haklısın canım da ama bilet bulamadım ve bazen de işten gelince unutuyorum, biliyorsun ne kadar yoğun çalışıyorum" bende bunları tek nefeste söylemiştim. Kendimi savunmam gerekliydi yoksa değil İstanbul'a gitmeyi, İzmir'den kaçmam gerekliydi arkadaşlar. Gülmeyin ciddi diyorum. Benim psikopat, deli arkadaşlarım ve bir tane de kardeşim var tek akıllı ben sayılırım, oda sayılır. "Tamam tamam daha fazla kızmayacağım, biletini aldım. Daha çok onun için aradım." Bilet mi almıştı? Ben bulamamıştım ama... "Nasıl aldın, ben bulamıyordum?" "Bizim de elimiz kolumuz uzun çok şükür hanımefendi. Bilgileri gönderiyorum ona göre hazırlan" dedi gene çok bilmiş arkadaşım. "Tamam teşekkürler canım kankam" dedim. Kanka lafına uyuz olurdu da kendileri, halâ öyle gerçi. "Rica ederim görüşürüz" deyip kapattı telefonu. Bilgiler cebime indi, sigaram da bitmişti , geri içeri dönüp hemen bir çay siparişi verdim. Kalabalık olmasına rağmen rahattı nefes alınabiliyordu. Bize yaklaşmakta olan bir beyefendi gördüm. Beyaz bir teni , masmavi bir çakır gözü ve bir küllü sarı saçı vardı. Yakışıklıydı da, ilk defa birini yakışıklı bulmuştum. Aşık olunasıydı ama ben aşık olmazdım tabi. "Merhaba hanımlar hoş geldiniz, iyi eğlenceler" dedi gözlerini gözlerime dikerek. Neredeyse hiç ayırmadan öylece ömür boyu dururdu, tabi bende bakıyordum ama normal bir bakıştı benimkisi, onunkisi manâlı manâlı gibiydi. Ama hiç bir anlam çıkartamazdınız emin olun. Tek bir mimik bile yoktu. "Teşekkürler" dedim hemen masadan gitsin diye. Az daha bakmaya devam etseydi, belki aşık olabilirdim. Platonik bir aşk. Eve kapanmışım, saatlerce ağlıyorum. Banyodan çıkmıyorum, yataktan bir yere kıpırdamıyorum. Bu nasıl bir dramdır. Birden hayâl ettim de baya kötü bir durum. Hafif bir tebessüm edip gitti masamızdan. Ama ismini merak etmiştim yalan değil. & Ve işte İstanbul'dayım ama nasıl güzel memleketim. O gün kafeden sonra direk eve geçmiştik Rena bizde kalmıştı sonrası aynı iş ev, ev işti benim için. Günler su gibi geçmişti. Hasretini çektiğim İstanbul'a kavuşmak için, hız ayarı yapmıştı sanki takvimler, günler. Aylar sonra İstanbul'daydım. Denizi.. Martıları.. Kedileri.. Taşını.. Toprağını.. Her şeyini çok özlemiştim. Otogardan beni karşılamaya Bedir ile Emre gelmişti. O kadar özlemişim ki ikisini kocaman sarıldık birbirimize. Bedir İzmir'de okuyup çalışıyorum diye bana kızıyor ama İstanbul'da da yaşanmıyor be kardeşim. Yani gerçi taşınabilirim, bu sıkmalar , uzaktan bile olsa başarılabilen delirtmeler... "Özlemişim sizi keretalar" derken ikisinin kafasını koltuğumun altına alıp sıktım. Hiç hoşlanmazlar da bu hareketimden. "Hoş geldin canım, özlettin kendini vallahi" dedi Emre kolumdan sıyrılmaya çalışırken. "Tamam Akgül hanım sakin ol kavuştuk 1 ay beraberiz galiba". "Allah Allah Afacan bey ben belki erken giderim ne biliyorsun" der demez yedim koluma yumruğu. "Acıttın be" ben bunu söylerken Afacan çoktan kıkırdırmaya başlamıştı. Emre işe gideceği için izin isteyip ayrılmıştı. Bizde hemen evin yolunu tutmaya başladık. Küçük mütevazi , bahçeli bir ev. Bir kere gelen bir daha gitmek istemiyordu neredeyse. Zeki kardeşim sağolsun araba almış arkadaşından rahat rahat gidelim diye. Bazen zekiliği tutuyor. Yaklaşık kırk dakika süren yolculukta Afacan bir sürü soru sıralamıştı. O kadar çok bunalmıştım ki hepsine açıklama yapmak yerine "evet" "hayır" kelimelerini kullanmıştım. En son müzik açmıştım sırf sussun soru sormasın diye. Eve girdiğimde mutfaktan çok güzel kokular geliyordu, annem yine her zamanki gibi maharetli elleriyle döktürmüştü sanırım. Öyle anlaşılıyordu kokudan. Kapıyı açar açmaz kapıda bitti annem. Öyle bir sarıldı ki görseniz on yıldır görüşmüyoruz gibi. "Anne dur daha üç ay önce gördün beni sakin ol, boğuluyorum" dedim bana sıkı sıkı sarılırken. Kemiklerim kırılsa yeriydi. "Sus bakim anneye öyle denmez eşşek sıpası" annemin gözünde isterseniz elli yaşında olun halâ eşşeğin sıpası olarak görünüyorsunuzdur. "Mmm. Ellerine sağlık valide sultan yine döktürmüşsün mis kokular geliyor buralara kadar" dedim. Annemi övmeye bayılırım da biraz... "Yaptık canım bir şeyler, hadi elinizi yüzünü yıkayın, üstünüzü değiştirin, baban sofrada sizi bekliyor" ikimiz de tamam deyip yukarı odalarımıza çıktık. Benim odam biraz sakin renklerdedir aslında. Sade ve şık. Hafif sarı renkte. Küçük bir çalışma masam ve hemen kapının girişinde bulunan makyaj masası ve boy aynası olarak kullanılabilen takı dolabı da ayrıca odama şıklık ve sakinlik katıyor. Nasıl özlemişim odamı inanamazsınız. İzmir de ki evimde de odam var ama insanın kendi evi, kendi odası gibi olmuyor. Hiçbir şey, kendi odam gibi olamaz. Yerini hiç bir oda dolduramaz. Üstümü değiştirip kardeşimin odasına girdim. Halâ aynı hiç bir şeyin yeri değişmemiş rengarenk. O benden daha canlı olduğu için çalışma masası mavi, dolabı sarı, yatağı sarı kırmızı detayı yakalamışsınızdır eminim. Ben sakinken, kardeşim biraz daha coşkulu. Hiç vakit kaybetmeden üzerine atlayıp, yere çöktürdüm boğuşmak için. Klasik abla kardeş ilişkisi. "Ya abla ne yaptın be ezdin ezdin" dedi sanki kiloluymuşum gibi . "Ezmek mi ? Afacan ben 60 kiloyum seni nasıl ezebilirim acaba" dedim halâ üstüne abanırken. "Akgül, Bedir hadi aşağıya çaylarınız soğudu" diye seslendi annem aşağıdan. Hemen banyo sırasına koştuk. Tabi ki ben kazandım iki saat çıkmak bilmezdi şimdi. Hemen aşağı inip babama da sarılıp, hoş geldin'ler, nasılsınlar faslına geçip sofraya kuruldum. Kuş sütü eksiktir desem yeriydi. "Anne ordu mu gelecek daha, haberimiz yok bu ne sofra mmm" dedim gözlerimle iştahlı iştahlı sofrayı süzerken. "Sen geldin ya orduya bedelsin eşşek sıpası" deyip öpücüğü kondurdu saçlarıma. Ne çok özlemişim... Çayımdan bir yudum alıp başlamıştım kahvaltıya. Aile kahvaltısı o kadar çok özlenmiş ki, yalnız yaptığım kahvaltılara diz çöktürebilir durumda. Kahvaltıdan sonra Afacanla odaya çekildik konuşmak için. Direk konuya girdi. "Hani sana bahsettiğim Sevda vardı ya ?" dedi birden. Bunu konuşmak için odaya çektiğini biliyordum. Aslında daha çok İstanbul'a Sevda ile tanışmak için gelmiştim. "Evet bahsetmiştin" dedim konuşabilsin diye. Aslında kardeşim canlı bir insan ama bu konulara gelince dut yemiş bülbülü aratmıyor. "Haftaya buluşalım, tanışın görüşün diyorum. Hem Sevda da seninle tanışmayı çok istiyor. " "Tamam olur" dedim kardeşimi kırmamak için. İlk defa böyle bir durumla karşı karşıyaydım. "Yalnız bir sıkıntımız var" sıkıntı mı , ne olabilirdi ki ? Merak etmiştim. "Ne sıkıntısı?" dedim hemen cevap alabileyim diye. "Abisi bizi biliyor ya Sevda çıtlatmış biraz, oda gelecek buluşmaya" dedi iç çekerek. Abisiyle tanışmaya henüz hazır değilmiş gibi duruyordu, ya da başka bir şey vardı tam anlayamamıştım. Gelsin ne olacak diye düşündüm, sıkıntı yapacak insanlar değildik sonuçta. "Tamam gelsin alt tarafı tanışıcaz ne olabilir ki " dedim ama neler olmadı ki. "Tamam o zaman canım ablam" deyip boynuma atladı pislik. Sabah yaptığımın acısını , bu sefer o öpe öpe çıkarttı. "Ay tamam yeter uzaklaş, git Sevdayı ara sen." "Tamam tamam hemen gidiyorum" o kadar çok coşkulu o kadar sevinçliydi ki kardeşimi ilk defa böyle görüyordum. Gerçekten aşık olmuştu galiba kerata. Fazla vakit kaybetmeden bende aşağı indim, tabi inmeden önce de Gülçin'i aradım geldiğimi haber vermek için. "Ne İstanbul'da mısın ? Ama ben memleketteyim, aşk olsun Akgül insan haber vermez mi ?" nutuklarına başlamıştı çoktan. Keşke önceden haber verseydim dedim kendi kendime. Neredeyse her seferinde böyle oluyordu ben geliyordum o gidiyordu. "Annem bir çay koy da içelim o gül kokulu ellerinden" dedim salona giriş yaparken. Annemin elinden çay içmeyi özlemişim gerçekten. Biraz oyalanıp durduktan sonra akşam olunca odama çekilip uyudum. Günler öyle hızlı geçti ki buluşma tarihimize gelmiştik bile. Ve ben Afacandan bile heyecanlıydım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD