Sabah kalktığım da kendimi aşırı enerjik, aşırı mutlu hissediyordum. Akşam saat 8 gibiydi randevu. Akşam yemeği organize etmişti Sevda'nın abisi. Annemgil de bilmediği için daha Bedir ile Sevdayı, onlara da arkadaşlarla buluşacağız demiştik. Yalan söylemedik ama arkadaş kısmı doğru değil tamam.
Yataktan daha çıkmamıştım uykum vardı. Dün akşam o kadar eğlenmiştik ki Bedirle eve çok yorgun gelmiştik ve ben hemen uyumuştum. Özlemişim keretayla vakit geçirmeyi. Tam tekrar uyumayı düşünüyordum ki kapım tıklandı.
"Gir" dedim biliyordum Bedirdi.
Heyecandan uyumamıştı kesin.
"Sende kimsin ? Eve nasıl girdin ? Ne istiyorsun ? " sorularını ard arda sormuştum.
Yabancı biri odamdaydı ve ben çok korkmuştum. Tam çığlık atıyordum ki ağzımı kapatıp nefessiz bıraktı beni. Bağıramıyordum, yardım dilenemiyordum. Çırpınışlarım boşunaydı.
"Anne" diye bağırdım bir anda.
Kan ter içinde kalmışım.
"Rüyaymış"
Bu ne biçim rüyaydı böyle. Yine kapım tıklanmıştı. Korkuyordum. Elime bir şeyler almak istedim ama yoktu.
Korka korka "gir" dedim.
Rüya içinde bir rüya daha mıydı yoksa ? Rüyanın etkisinde kalmıştım. Ben kolay kolay kötü rüya gören bir insan değilim sonuçta. Kapı açıldı, nefesimi tuttum ve gelen Bedirdi. Rahatça nefesimi bıraktım.
"Abla ne oldu iyi misin? Sesini duydum da geldim" dedi telaşlı telaşlı.
İyi miydim emin değildim.
Ama "evet iyiyim sadece kötü bir rüyaydı geçti" demekle yetindim.
"Sen ne yapıyorsun bu saatte saat daha sekiz?" diye bir soru yönelttim.
Aslında cevabı biliyordum ama gene de duymak istedim galiba ya da rüyanın etkisinden çıkıp kafayı dağıtmaya ihtiyacım vardı belki de.
"Uyuyamadım heyecandan. Gece kaç kere uyudum uyandım, baktım yatamıyorum oturdum bende" dedi gözleri heyecanlı heyecanlı.
Komodin de duran sigaradan aldı yaktı bir tane öyle dertli dertli içine çekti. Sanki bir derdi varmışta söyleyemiyormuş gibiydi. Üstüne gitmek istemedim. Gitseydim öğrenirdim ama kendi anlatsın istedim. Pozitif bir insan olsa da fazla konuşamaz, derdini anlatamazdı. Geri de uyuyamazdık oturup dertleştik.
Annem bile bizi gördüğüne şaşırmıştı. Sonra hep beraber kahvaltı hazırlamıştık. Neşeli bir sabahtı. Hep böyle gidebileceğini zannetmiştim ama akşam öyle olmadı. Kahvaltı yaptıktan sonra kısa bir alışverişe çıktık akşam için.
Rena'nın "Akgül çok güzel olman lazım, az makyaj yapma biraz ağır olsun, görümce olacaksın" gibi kelimeleri vardı.
Yani anlayacağınız beni baya bunaltmıştı.
Akşam için uzun bir duş alıp kendime gelmiştim. Bütün yorgunluğumu atmıştım üzerimden. Yorgun gözükmek istemiyordum, dinç gözükmek istedim. Beyaz bir elbise almıştık, üzerinde sarı sarı az ve öz papatyalar olan. Güzel duruyordu tam yaza layık bir elbiseydi. Spor ayakkabı giymek istesem de Afacan buna izin vermedi, topuğu az olan rahat bir topuklu ayakkabı aldık. Ne ağır, ne de fazla hafif bir makyaj yapıp saçlarımı düz bırakmıştım. Fön çekmeme gerek yoktu zaten düzdü ama güzel dursun diye fön çekmiştim. Hazırdım.
Bütün güzelliklere, güzelliklerin getireceği bütün felaketlere hazırdım. Bedir de çok şık olmuştu aynı damat gibi. Oda siyah bir takım giymişti, bildiğiniz siyah. Capcanlı rengi vardı. Tabi o takımın içine beyaz gömlek giyse beni daha mutlu ederdi ama inadı tuttu giymedi. Afacan işte...
Hazırdık akşam için. Emre bırakmak istemişti bizi arabasıyla.
Ben geldiğimde arabası tamirdeymiş o yüzden arabasıyla gelememiş, olsun kendisinin gelmesi bile güzel bir arkadaş olduğunu kanıtladı. Yolculuğumuzun bütünü kahkahalarla geçti. Ben yokken neler yaptıklarını anlattılar. Neler olup bitmiş hepsini söylediler. Mahallede ki dedikoducu kadınlarını geçtiklerine yemin edebilirim, onlarda yoktur o kadar bilgi.
Ve sonunda gelmiştik. Çok şık bir restuaranttı. Kapıda ki valesi, içerdeki garsonları. Ambiansı. Göz yormayan ışıkları.
Ama bir dakika, bir dakika. Bu adam...
Beyaz teni, masmavi çakır gözü, küllü sarı rengindeki saçları.
Bu o.
Oydu.
İzmir de cafe de gördüğüm adam.
Ama bu nasıl olabilirdi? Sevdanın abisi bu adam mıydı?
Nefes alışlarım hızlandı, kalbim gerildi, ayaklarım titremeye başlamıştı ki Bedir elini belime dolamasıyla kendime gelmiştim.
Ona baktım çaresizce "Hadi" dedi.
Ve ben yürümeye başladım. Ayaklarım geri geri gitmek istese de ileri gitmesi için zorluyordum. Masalarına ulaşmıştık. Beni görünce donup kaldı. Oda hatırlamıştı beni.
"Abla sana bahsettiğim Sevda" dedi Bedir.
Ne diyeceğimi şaşırdım sanki dilimi yutmuş gibiydim. Bana uzatılan eli sıktım.
"Merhaba bende Akgül memnun oldum canım" dedim gülümseyerek. Gerildiğimi belli etmemek için.
"Hoş geldiniz, bende memnun oldum bu da abim Arın. Arın Soylu" elini uzatmıştı bana.
Buz gibi olmuş elimle elini tuttum.
Sıcacıktı.
Yumuşacıktı.
"Memnun oldum bende Akgül" dedim ve hemen elimi geri çektim ani bir hızla.
Bedir de tokalaştıktan sonra oturup yemek siparişimizi verdik. Havadan sudan konuştular. Arın tam çaprazımda kalmıştı. Ne zaman baksam göz göze geliyorduk. Gri bir takım giymişti oda. Allah'ım bu kadar yakışıklı olunur muydu ? İçimden kendi kendimi telkin ediyordum "Kendine gel Akgül. Aşık mı olacaksın yoksa ? Ne aşık olması Allah aşkına" deyip duruyordum.
Birden Arın'ın sesini işittim "İzmir'de ki cafe de eğlendiniz mi Akgül hanım ?" diye bir soru yöneltti.
Biliyordum hatırladığını. O kadar dikkatli bakmıştı ki unutması kolay olmazdı.
"Evet güzel geçmişti, sağolun" dedim kızara kızara.
Eminim yanaklarım al al olmuştu şimdiye. Midem de yanma, sıkışma hissediyordum.
"Rica ederim. Arkadaşımın cafesi idi açılışta yanında bulunmak için ordaydım" dedi gülümseyerek.
Gözlerinin içi parlıyordu resmen. Benimle tekrar konuşmak içini rahatlatmış gibiydi.
"A siz tanışıyor musunuz abi Akgül ablayla" dedi Sevda heyecanlı heyecanlı.
Ne kadar da mutlu. Keşke bende mutlu olabilseydim.
"Yok hayır, sadece masalarına uğrayıp iyi eğlenceler dileyip gitmiştim, herkese yaptığım gibi" dedi.
Dedi de ne demek istedi. Herkes gibi mi görüyordu yani şimdi beni? Yoksa masadakiler yanlış anlamasın diye miydi? Sevda anladım gibi işaret yaparak tekrar önüne döndü. Yemeklerimiz de gelmişti. Yemeye başladık sohbet muhabbet koyu gidiyordu.
Galeri sahibiymiş. Araba alım satım işleri yapıyormuş. Eğer ki araba almak istersek te çok yardımcı olurmuş Arın bey. Başka galeriden alırsak ta çok üzülürmüş.
Daha yeni tanıştık be adam bu kadar yakın olma ürkütüyorsun tabi yüzüne söyleyemedim arkadaşlar.
Herşey güzel gidiyordu.
Yemekler, içecekler. Sohbetler. Gülüşmeler. Kahkahalar. Göze göze gelmeler. Sürekli bakmalar.
Bir anda restorantın kapısından biri bağırdı
"Arın" ben daha ne olduğunu anlayamadan mermiler havada uçuştu.
Bedir, Sevda ile beni alıp arka çıkışa götürdü ama orada da insanlar vardı. Sevda hemen silahını çıkarttı. Şok olmuştum. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Bedir de en ufak bir şaşkınlık korku yoktu.
Bir şeyler dönüyordu ve tek ben bilmiyordum. Sevda arkadaki adamları vurduktan sonra Arın yanımıza geldi.
"Sevda sen Bedir'i al götür. Hepimiz bir arada gidersek çok dikkat çekeriz." dedi hala arkasını gözetliyordu.
Can havliyle "Ben" dedim korkarak.
"Sen benimle geliyorsun" diyerek araya girdi Arın.
"Olmaz Bedir'i yalnız bırakamam. Ayrıca neden seninle geliyorum" dedim ve aniden bana döndü.
Aramızda çok az bir mesafe vardı. Öyle hızlı nefes alıp veriyordu ki nefesinin sıcaklığını tüm yüzümde hissetmiştim.
"Çünkü ikiye ayrılırsak daha rahat olur hanımefendi, iki kadın bir arada olmaz aklımız sizde kalır. Böyle de kalabalık olur başka itirazınız var mı?" diye sordu.
Vardı daha çok vardı ama el mahkum kabul etmiştim.
"Tamam" dedim "Ama hemen eve gitmek istiyorum" diye tamamladım cümlemi, tamam dercesine kafasını salladı.
Sevda ile Bedir insanların arasına karışıp gittiler. Bizde arka kapıdan çıktık. Sevdanın vurduğu adam tam silahına davranıyordu tekrar ama Arın onu engelledi. Burada olduğunu bilmesinler diye arabayı uzak bir yere park etmiş öyle söylemişti az önce, ama gene de yakalanmıştı. Sakin sakin arkamıza baka baka yürüyorduk. Korkuyordum. İlk defa böyle bir şey başıma geliyordu. Anlamak istiyordum. Soylu ailesi kimdir necidir?
Bedir bu kızı nereden bulmuştu. Silah sesi duyduk birden Arın elini bana uzattı. Tutup tutmamak konusunda kararsızdım ama tuttum. Ölüp gitmek istemiyordum bir hiç yüzünden. Parmaklarımız birbirine kenetlendi. Öyle sıkı tutuyordu ki mühürlenmiş gibiydi ellerimiz.
"Üç deyince koş Akgül" tamam dercesine kafamı salladım hızla.
"Üç, koş" çaresizce koşmaya başladık.
Arkamızda silahlı adamlar. Biz koşuyoruz el ele. Tanımadığım bir adamla, üstelik el ele. El ele.
Arabaya az kalmıştı öyle diyordu. Arabaya yaklaşırken daha çok korkuyordum. Kafam bulanıktı. İyi değildim. Hemen kuruldum ön koltuğa, Arın da şoför koltuğuna. Silah sesleri daha çok yakınlaştı. Mermiler artık cama vuruyordu.
Arın elimi tuttu ve "korkma kurşun geçirmez" dedi rahatlatmak için ama ne rahatlatmak.
"Ben neler olup bittiğini anlamak istiyorum" derken hızla elimi çektim. Çünkü titriyorlardı.
"Anlatıcam ama sakin bir yer bulmamız gerek, peşimize takılabilirler" dedi.
Arabayı çalıştırdı ve son sürat sürmeye başladı. Birilerini arıyordu.
"Yarım saate atacağım konuma yeni araba getir peşimizdeler.. çok konuşma.. hadi" diyerek bağırıyordu.
Biraz sakinleşince onu izlemeye koyulmuştum. Dağılmıştı saçları. Endişeli yüzü. Kendi için mi korkuyordu yoksa bana bir şey olur diye mi ? Sonuçta yabancıydım, yanında ölmemi istemeyecek kadar vicdansızdı belki de. Masmavi çakır gözleri, kanlanmıştı. Sinirliydi. Öyle hızlı gidiyordu ki kusacağım sanmıştım.
Dediği konuma gelmiştik herhalde. Araba değiştirdik ama işe yaramadı. Peşimizdelerdi. Bir ormana doğru sürdü arabayı.
"Seninle bu gece burada kalacağımı düşünmüyorsundur umarım?" dedim endişeli endişeli.
Yanımda tanımadığım bir adam, eli silahlı, sağımda orman. Peşimizde adamlar. Bir rüya mıydı. Rüyaysa uyanmak istiyordum lütfen ama lütfen.
"Tam da öyle düşünüyorum hanımefendi. Mecburen sizi eve nasıl bırakabilirim peşimizde adamlar var"
"Senin peşindeler benim değil beni bırak git ben bakarım başımın çaresine" dedim bağırarak.
Fazla kahramanlık yapıyordum. Ama korkmuştum. Ormanda tek başıma kalsam şimdi ki korktuğum kadar korkmazdım. Öyle bir kahkaha attı ki. Ben bile ürkmüştüm. Kahkahası bitti ve aniden ciddileşti bana öyle baktı ki...
"Delirdin mi seni nasıl bırakabilirim böyle bir yerde, kendime ne derim sonra, Bedir'e Sevdaya ne derim" umurumda değildi açıkçası ne derse desin.
"Bence bırakıp tek devam etmelisin" dedim ama boşunaydı.
Bakmadı bile.
Arabayı bir kenara çekti ve "yürüyelim belki bir dağ evi falan bulabiliriz" dedi sakin sakin.
Bu topuklu ayakkabıyla ormanda yürüdüğüm yetmiyormuş gibi bir de dağ evi çıkmıştı piyasaya.
"Ne dağ evi mi? " dedim şaşkın şaşkın.
Arın da ise bir tek mimik yoktu. Bazen nasıl hissettiğini anlayamıyorsunuz. Bazen de kendini o kadar ifade edebiliyor ki sinirli mi, neşeli mi anlayabiliyorsunuz. Ayağıma hep dikenler batıyordu. Ayağıma değen şeylerin hepsini böcek sanıyordum.
"Ay.. öf.. ya of" gibi kelimelerle söyleniyordum.
Arın beyin tuzu kuru tabi. O ayakkabıyla bende yürürüm.
"İsterseniz sırtıma alabilirim sizi" dedi gayet sakin bir şekilde.
"Ne münasebet Arın bey"
"Arın diyebilirsiniz sadece"
"Hepsi bitti tek bey ve hanım mı kaldı yani şimdi. Ayaklarım mahvoldu çok acıyor.." demeye kalmadı beni kucağına aldı.
"Ya bıraksana beni bırak bak bağırırım" derken bile bağırıyordum.
"Sakin olur musun Akgül. İyilik yapıyorum." diye söylendi "ayrıca peşimizde adamlar var bağırda hemen bulsunlar bizi" derken haklıydı.
Ama kucağında gitmek istemiyordum. Ve çok yorgundum. Kafamı omzuna koydum ve uyuya kalmışım. Öyle rahat bir yerdi ki. Kollarımla boynunu dolamıştım. Mis gibi bir kokusu vardı. İnsanın başını döndürürdü. Tabi benim de döndürdü. Ne kadar uyudum bilmiyordum. Neredeydik bilmiyordum. Kaç saat oldu haberim yoktu hiçbir şeyden.
Kıpırdanırken uyandım. "Neredeyiz" dedim uykulu uykulu.
Tabi o sırada kucağından da indim. Eminim ki kolları ağrımıştır o kadar saat. Oh olsun...
"Bilmiyorum burayı buldum" kapıyı zorlamaya çalıştı biraz hemen açıldı.
"Ya birileri varsa?" dedim korkuyla.
"Terkedilmişe benziyor şansımızı deneyelim." dedi ve girdi içeri.
"Kimse var mı?" diye seslendi.
Odalara göz attı. Kimse yoktu.
Kapıya çıkıp "hadi gel , kimse yok" girip girmemek konusunda kararsız kaldım.
Mecburen girdim. İçeride eski tip koltuklar vardı. Duvarda eski püskü çerçeveler. Daha çok manzara resimleri. Şömine. Bir yatak odası bir banyo. Salon ile mutfak bir. Tam bir dağ eviydi. Oturdum. Yiyecekte yoktu kesin. Birden Arına dikkat kesildim. Tüpü yakıyordu su koymuştu bir çaydanlığa. Eski püskü bir gaz lambası vardı onu da yakmıştı. Elindeki poşeti bile yeni fark etmiştim.
"Ne yapıyorsun sen, burada bir şeyler varsa bile çok eskidir zehirlenme ihtimalimiz var."
Bana baktı ve hafif bir tebessüm etti "Sevda ile bugün sahile gidip çay demlemiştik oradan kalan çay şeker bardak falan var ondan demleyeceğim sever misin?" diye sordu.
"Evet" dercesine kafamı salladım. Elindeki poşetleri büyük ihtimalle ilk arabadan almıştı ama fark etmemiştim bile. Saate baktım ve saat gece yarısı ikiydi.
"Saat iki olmuş, ne zamana kadar burada kalacağız" oda saatine baktı.
Saatin farkında değildi sanırım.
"Evet baya geç olmuş, sabah olsun gören gözlerle bakarız" dedi ve çayı demledi.
"Sabah mı? Şaşırdın herhalde Arın, burada mı kalacağız? İkimiz beraber" elim telefonuma gitti ama kahretsin çekmiyordu. Sevda ile Bedir'i düşünüyordum. Ne yapmışlardı acaba.
"Malesef hanımefendi burada kalacağız tek çare bu. Sevda ile Bedirden de haber geldi. Bedir evdeymiş bizimde durumumuzu anlattım. Bedir biraz endişelendi ama yanımda olduğunu bilince rahatladı" dedi pişkin pişkin.
Afacana bak sen ya. Ablası hiç tanımadığı bir adamla bir ormanda, dağ evinde sabahlayacak ama adam çok rahatlamışmış. Göstericem ben ona eve gidince. Tabi eve gidebilirsem.
İki tane kupa ile geldi yanıma. Çayımı uzattı ve bir sigara yaktı. Bana da uzattı ve bende aldım yaktım. Çay çok güzel olmuştu. Yorgunluktan mıdır, yoksa onun elinin lezzetinden midir bilemedim.
"Ellerine sağlık" dedim sakin bir sesle.
Yorulmuşluğum sesime vuruyordu.
"Afiyet olsun."
Gözlerim uykuya dirense de çok başarılı olamamıştım. Yastık olmadığı için kafamı koltuğun köşesine koymuştum. Öyle hatırlıyorum. Sabah uyandığımda ise Arının dizindeydim. Sırt üstü döndüm yüzüne baktım. Uyuyordu. Sakin bir şekilde. Ben yüzünde inceleme yaparken gözlerini açtı.
"Bu ne demek oluyor, neden dizine yattım senin?"
"Sana da günaydın Akgül" dedi esneyerek.
"Ne günaydını farkında mısın akşam silahlı adamlar kovaladı, geceyi burada geçirdik, ben senin dizinde uyandım, sen günaydın peşindesin" öyle sinirlenmiştim ki.
Tek nefeste sıralamıştım bunları. Halimden anlamış olacak ki.
"Koltuğun köşesinde boynun ağrımasın diye yatırdım seni dizime, iyilik iyilik."
"Ağrısa daha iyiydi bence" hiç taviz vermedim kendimden.
"Artık gidebilir miyiz saat yedi" etrafıma bakındım her yer aydınlanmış, güneş açmış.
Bütün hayvanlar evlerinde uyuyor.
"Tabi gidebiliriz buyurun" kapıya çıktım bir araba duruyordu önümde.
"Arın bu?" dedim korkuyla.
"Sakin ol, gece telefon çeken bir yer buldum konum atıp araba istedim."
İçim rahatlamıştı. En azından yine kucağına alıp arabaya kadar götürmeyecekti. Buna sevinmiştim. Koltuğa oturup bir sigara yaktım. Tam camı açacaktım ki elime uzandı.
"Klima var sigara dumanı havayla gider, peşimize tekrar düşmemeleri gerek camı açmasan olur mu?" hemen elimi çektim
Yeterince elimi tutma hakkını kullandığını düşünüyordum.
"Tamam olur."
Ben sigaramı içmeye devam ederken birden bana döndü. Öyle bir bakıyordu ki şeker olsam şimdiye erimiştim. Öyle güzel. Öyle manâlı. Neyse...
"Evinin adresini verirsen sevinirim, bırakayım. Aklım sende kalmasın" öyle masum bir ses tonuydu ki.
"Ayrıca ne ara senli benli olduk ya biz?" Dedim içimden.
Adresi verdim ve hareket etmeye başladık. Bir ara yine dalmıştım.
Koluma biri dokunduğunda irkildim.
Uyandığımda ise evde olduğumu fark etmiştim.
"Teşekkür ederim sağol" dedim gayet sevimli halimle.
"Rica ederim kusura bakma böyle tanışmak istemezdim, tekrar memnun oldum" elini uzatmıştı. Bu kaçıncıydı akşamdan beri saymamıştım.
Tutmuştum elini, tokalaşmak mayetinde. Bir anda kendine çekip sarıldı bana. Allah'ım kokusu. Ciğerlerim onun kokusuyla dolmuştu resmen. Öyle sıkı sarıldı ki.
"Bende memnun oldum, iyi günler" diyerek sıyrıldım ondan.
Eve doğru geçerken kapıyı Bedir açtı "hihh" dedim aniden.
Akşamdan beri yaşadıklarım hiç kolay değildi.
"Korkma abla benim Bedir" Arınla kısa bir veda teması kurduktan sonra hemen içeri geçtik. Odaya aldım hemen Bedir'i.
"Evet anlat bana bunlar kim ne iş yapıyor, elinde belinde silahlar. Sürekli uyudum o adama da soramadım zaten. O yüzden sen anlatacaksın." Bedir bu hareketlerimden korkmuştu.
Anlatmaya başladı. Ve ben ağzım açık dinledim arkadaşlar.
"Aslında Soylu ailesi bir mafya ama galerileri var ve kendini belli etmiyorlar öyle mi Bedir?" O kadar çok sinirlenmiştim ki, "hem kendi hayatını, hem benim hayatımı tehlikeye attığının farkında mısın?"
Oda da volta atıp duruyordum.
Annem duymasın diye bağıramıyorum da.
"Böyle olacağını düşünmemiştim abla ne bileyim ben bana neden kızıyorsun?"
"Kızarım, sen bu insanların ne iş yaptığını biliyorsun, kızın elinde silah vardı ya silah. Sende onlar gibi mi olacaksın başıma" sesim haddinden fazla çıkmıştı kontrol edemiyordum artık.
"Abla o kızı ben seviyorum. Ne iş yaptığı umurumda değil. O zaten bir mafya değil, o bir grafiker. Sadece o akşamlık silah aldı yanına. Sürekli taşımıyor" derken bile sinirlerim iyice tavan yapmıştı.
Demek ki Bedir'in o halleri o dertli dertli tavırları bundandı demek. Bir olay olmasından korkuyordu. Bedir'i odadan çıkartıp uyumak istiyordum. Bunun bir rüyadan ibaret olduğunu düşünerek uykuya dalmıştım. Üstümü değiştirmeyi akıl edemeyecek kadar yorulmuştum. Gün benim için çoktan bitmişti.