TAKİP

4218 Words
Kapının zil sesine uyanmıştım, "sabah sabah kim bu Allah aşkına" Saat on iki olmuş ben sabah diyordum. Olsun dün yaşadıklarım hiç kolay değildi. Geldiğimde akşama kadar uyumak istemiştim. Evde kimse yoktu Bedir ve babam işe annem de kesin komşuya gitmişti. Ağır ağır adımlarla kapıya gittim. "E hani kapıda kimse yok şaka mı bu?" Tam kapıyı kapatırken yerde ki papatyalarla, güllerle süslenmiş buketi gördüm. Aldım ve hemen üstünde ki kartı aradım. "İsimsiz değildir herhalde" diyerek söylenmeye ve aramaya devam ettim. Kartı buldum ve aynen şöyle yazıyordu. "Dün için kusura bakmayın. Size bir şey olsaydı kendimi asla affetmezdim. Hele ki benim yüzümden bir şey olsaydı. Tekrar özürlerimi iletiyorum. Lütfen kabul et. Aşağıda numaram var bir şey olursa aramanız için" 'Arın Soylu' Bu ne cüretti anlamıyordum. Evime özür çiçeği gönderecek kadar üzülmüş müydü gerçekten ? Kapıyı halen kapatmamıştım bakınıyordum etrafa. Eminim ki izliyordu. Yüzümde tebessüm oluşmuştu. Hemen gizledim sevinmişliğimi anlamasın diye. Kapıyı kapatıp mutfağa geçtim bir çay suyu koydum. Buketi de odama çıkartıp vazonun içine koyacaktım. Büyüklerimden kalma bir vazom vardı içi boştu onun sayesinde dolmuştu. Yatağa uzanıp tavanı seyrederken istemsiz gülerken buldum kendimi. Neden bu kadar sevinmiştim anlamıyordum. Karta tekrar bakıp numarayı kaydedip mesaj atmak istedim, sonra vazgeçtim. Tekrar karar değiştirip yine vazgeçtim. Ama en sonunda kendimi mesaj atarken buldum. Akgül : "Teşekkür ederim çiçekler için. O kadar zahmete gerek yoktu. Bedir bana anlatsaydı önceden ne iş yaptığınızı zaten gelmezdim emin olun." Gönderdim. Çok mu atarlı giderli olmuştu? Olsun hak etmişti. Başkalarının hayatlarını tehlikeye atmasına gerek yoktu. Telefonumu da yanıma alıp aşağı indim. Çayımı demleyip ekmek arası hazırlamaya koyuldum. Arkamı döner dönmez telefon çaldı. Heyecanlandım. Arayan Arın mıydı acaba merak etmiştim. Hemen telefonuma baktım arayan Gülçindi. Suratım asılmıştı biraz ama olsun. Belki arardı. "Alo canım" dedim mutlu bir sesle. "Nasılsın canım" dedi neşeli bir sesle. Anladığım kadarıyla İstanbul'a gelmişti. Hemen karşı apartmanımızda oturuyordu Gülçin. Çocukluktan arkadaştık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemiştir. "İyiyim canım sen nasılsın geldin herhalde" "evet geldim müsaitsen geleyim diyecektim" "gel gel çay demledim bende yeni kalktım zaten" sevinmiştim. Uzun zamandır görmüyordum keretayı. "Tamam" deyip kapattı telefonu. Beş dakika sonra kapım çaldı. Kapıyı açar açmaz çığlık atıp boynuma atladı. O kadar özlemişiz ki birbirimizi. Sanki yıllardır görüşmemişiz. "Dur be Gülçin boğdun boğdun" dedim nefes almaya çalışırken. Zar zor ayırdım kendimi. Gülçin'i mutfağa göndererek bende odanın yolunu tuttum üzerimi değiştirmek için. Odaya girdiğimde ise yerde dünden kalma gri bir ceketi gördüm. Bu Arın'ın ceketiydi. Dün gece uyurken üzerime örtmüştü ve öyle kalmıştı. Elime alıp istemsizce kokladım ve onun kokusu duruyordu. "Allah'ım bu nasıl bir güzel..." diyordum ki kendime geldim. Ne yapıyordum ben. Elin adamının ceketini kokluyordum. K 9 köpeği miyim canım ben Allah Allah. Ayak seslerini duyar duymaz dolabın köşesine attım ceketi. Gülçin'e başımdan geçenleri elbette anlatacaktım ama elimde ceketle görsün istemedim. "Hadi ama Akgül çayları koydum neredesin" diyerek daldı odaya. Patavatsız kız işte insan bir kapı çalar belki müsait değilim, belki üzerimi değiştiriyorum. "Geldim geldim" diyerek banyoya gittim. O arada elimdeki telefon titredi. Bir mesaj. Kimden. Arın "Haklısınız ne deseniz haklısınız. Tekrar özürlerimi iletmek isterim. Telafi yemeğine çıkarmak isterim sizi. Hem sizde anlarsınız belki ne kadar üzüldüğümü" Cevapsız bıraktım. "Yan yanayken senli benli uzaktayken sizli bizli. Ne yapmaya çalışıyorsun çakır gözlü. Ayarlarımla mı oynamaya çalışıyorsun" diyerek söylendim. Birden heyecanlandığımı hissettim. Akşam yemeğindeki gibi midemde yanma, sıkışma hissettim. Hemen elimi yüzümü yıkayıp, telefonumunu yatağın üzerinde fırlatıp kendimi toparlayıp aşağı indim. Gülçin süzen gözlerle bana bakıyordu. "Anlat bakalım dün gece neler yaşandı" Gülçin biliyordu yemeğe gideceğimizi, Afacan ona da söylemişti. Gayet sakin tonla anlatmaya başladım. Sesimde en ufak bir heyecan kırıntısı bırakmadım ki Arın'dan etkilendiğimi düşünmesin. Ama ben düşünüyorum. "Acaba etkilendim mi ? " tamam hoş çocuk ama, o benden etkilenmediyse ya. Belki de etkilenmemiştir. Sadece insani görevini yapıp beni korumaya çalışmıştır olamaz mı ? Gayette olabilir. Ben anlatırken Gülçin ağzı açık dinledi. Anlatmayı bitirince derin bir nefes bıraktım. "Ne ne diyorsun Akgül sen, sen iyi misin bari bir yerinde bir şey var mı?" dedi heyecanlı heyecanlı. "Yok ben iyiyim. Bir şeyim yok. Sağ salim geldik işte sabah" dedim sakin sakin. "O kadar yorulmuşum yıpranmışım ki, bütün ömrümde ki yorgunluklar, yıpranmalar dün geceye toplandı o kadar". Halâ endişeliydi. Bana bir şey olmasından korkmuştu. Kız kardeş benim için Gülçin. Emre nasılsa benim gözümde oda öyleydi. "İyi misin bari" derken yüzünde halâ soru işaretleri vardı. Bilmiyordu ki Arın birdenbire girdi hayatıma. Basamak basamak yükselecek, gerçi bende bilmiyordum ne yalan söyleyeyim. "İyiyim" dercesine kafamı salladım. Bir sigara yakıp uzun uzun dertleştik. O kadar uzun dertleştik ki saatin farkında bile değildik. Gülçin'i uğurladıktan sonra odama geçtim. Telefonum odamdaydı. Telefonumu alıp aşağıya inmekti niyetim ta ki Arından gelen bir mesajı görene kadar. Arın "Anlıyorum çok yoruldun ve yıprandın. İnan böyle olmasını istemezdim. Hele ki sana bir şey olsun asla. Kendime hesap veremezdim. Yemek için bir cevap yazmadın. Bekliyorum" Bak işte yine senli benli olduk. Bu adamı çözmek için kaç fırın ekmek yemem lazım acaba arkadaşlar söyler misiniz ? Bir yandan sizli bizli olupta, diğer taraftan senli benli olmayı nasıl başarıyor merak etmiyor değilim. Halâ cevap yazıp yazmamak konusunda kararsızdım. Bedirle konuşsam ne tepki verirdi acaba ? Kızardı belki ya da kızmazdı gayet ılımlı karşılardı. Çözemiyordum. Ben bile daha kardeşimi çözememişim bu adamı nasıl çözecektim. En iyisi Rena'ya sormaktı. Oda bana "tabi ki buluş Akgül delirdin mi bu nasıl soru" derdi kesin. Hemen Rena'yı aradım. İlk çalışta açtı tabi. "Nasılsın canım" dedim ilk başta hâl hatır sorarak. "İyiyim sen nasılsın" derken ses tonumdan anlamış olacak ki soru sorar tipteydi. "Şimdi sana bir şey anlatıcam ama kesinlikle lafımı kesmek yok. Çığlık atmak yok. Anlaştık mı?" diyerek tavrımı koymuştum. Böyle yaparsam biliyordum ki Rena çıt çıkarmadan dinlerdi. "Tamam söz veriyorum hiç sesim çıkmayacak" dedi ve ben derin bir nefes alıp anlatmaya başlamıştım. Nerdeyse tek nefeste olup biten her şeyi anlatmıştım. Sırf lafımı kesmesin diye. "İşte böyle birde yemeğe davet ediyor dünkü yaşadıklarım yetmezmiş gibi" der demez Renadan bir çığlık koptu. "Ne oldu kızım iyi misin?" bir şey oldu sanmıştım meğer o Arına çığlık atmış. "Daha ne olsun. Adam çok yakışıklı cafe de de gördük. Birde bekliyor musun Akgül hemen teklifi kabul et" derken iç geçirdim. Benim başıma neler gelmiş bizim kızın düşündüğü ise adamın yakışıklı olması. "Bilemiyorum aslında istemiyorum gitmeyi ama kararsızım" suratım düştü bir anda bunu söylerken. Neden kararsızdım ki ? Bir daha Arınla buluşmak ne içindi ? Başıma gelenler için mi? Görüşmemize gerek yoktu aslında ama anlam veremiyordum. Başım çatlayacaktı neredeyse bu konu yüzünden. "Şimdi benim kapatmam lazım Akgül'üm gidersen mutlaka haber ver öpüyorum" deyip kapattı Rena telefonu. Bende kendimi yatağa atıp tavanı izlerken buldum. Tam düşüncelere dalıyordum ki ocaktaki çay aklıma geldi. "Eyvah çay ocakta çaydanlık yanarsa annemde beni yakar" deyip hemen fırladım yataktan mutfağa. İki saniye içinde mutfaktaydım. Şanslıydım ki çaydanlığın suyu vardı daha eğer yansaydı vay halime. Annemin elinden beni kimse alamazdı. "Bu kaçıncı çaydanlığım eşşeğin sıpası hep zararsın hep" derdi şakaya karışık. Aslında çokta zararlı değildim ama... Bir bardak daha çay alıp oturdum yemek masasına. Yemek masamız mutfaktaydı tam köşede yerinde. Orada oturur orada yemek yer orda kahvaltı yapardık. Anılarım canlandı bir anda boş sandalyeye bakarken. & "Hadi ama sevgilim seni bekliyorum" diye bir mesaj almıştım Alptuğ'dan. Lisede tanışıp sevgili olmuştuk. Çok seviyordum daha doğrusu öyle zannetmiştim. O mesaj yazdığı gün şu an oturduğum yerin karşısında oturuyordum karşımda babam. Alptuğ'u öğrenmişti ailem. Nasıl öğrendiler bende halâ bilmiyorum. Benimle uzun bir konuşma yapmıştı. Bazı sözlerini hatırlamasam da bazıları aklımda. "Bak Akgül'üm ben senin hayatına karışamam, ne yapacağına, ne karar vereceğine. Dostlarını, sevgilini seçmene elbette ki karışamam. Ama bu oğlanı benim gözüm tutmadı dikkat et" sadece bu sözünü hatırlıyordum. Gözünün tutmadığı kadar da varmış. Meğer uyuşturucu kullanıyormuş, satıyormuş, sattırıyormuş, beni aldatıyormuş. Hadi dedim uyuşturucuyu hastane işi halleder, hastaneye yatırır tedavi için uğraşırdık ama ihaneti nasıl kabul etseydim. Onunla da çok uğraşmıştım. Takıntı haline getirmişti beni. Burada olduğumu bilse yeniden dayanırdı kapıma eminim ki. & Anahtar sesiyle irkildim. Gözümden yaş akmış farkında bile değildim. İşte ben bu yüzden kendime "Ne aşkı Akgül dur durduğun yerde" diye boşuna demiyorum. Kafamı uzatıp baktım gelen annemdi. "Ne o komşulardan dedikoduları toplamışsın yine valide sultan yüzün gülüyor" der demez yedim kafama terliği. Terlik deyip geçmeyin kendisi anne terliğidir. "Ne dedikodusu eşşeğin sıpası bilgi alışverişi o, hadi kalk çay koy bana" diyerek geldi yanıma. Gülerek kalkıp çay doldurdum anneme de. Fazla acımamıştır diye düşünüyordum. Saat daha beş üstelik. "Afiyet olsun valide sultan" çayını verirken kıkırdamadan edemedim. "Gülme kız eşşeğin sıpası. Otur da neler olmuş anlatayım" derken bile yerinde kıpırdanıp duruyordu. Halinden de belli ki baya önemli dedikodular pardon bilgiler edinmiş. Heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. Gayet sakin bir şekilde dinlemeye başladım. Oda yetmedi kalkıp yemeğe başladı. Yemek yaparken anlatmasına devam etti. Sonrası bildiğiniz gibi. Yemekti bulaşıktı çaydı derken saat baya geç oldu. Odama çıkıp biraz kitap okumak istedim, kitaplarımı karıştırdım. Elime geçen ilk kitabı aldım. Ve karşıma çıkan şu cümle "Oysa ben bütün vakitlerimi, hatta bütün vakitlerimden daha çoğunu, yeryüzünün bütün vakitlerini sana ayırmak istiyorum; seni düşünmek ve seni yaşamak için." okurken aklıma birden Arın geldi. Midemde yanma ve sıkışma. Telefonumu elime aldım Arının son mesajını tekrar okudum. Tekrar.. Tekrar.. Tekrar. "Hele ki sana bir şey olsun asla. Kendime hesap veremezdim." bu yazıyı defalarca okudum. Kalbimi sanki biri eline almış çiğneyip çiğneyip duruyordu. "Hele ki sana bir şey olsun asla. Kendime hesap veremezdim." Telefonumu elime alıp bir mesaj attım. Akgül "Niye yeniden silahlı saldırıya uğrayalım diye mi buluşayım seninle?" yazar yazmaz anında cevap verdi. "Telefon elinde mi bekliyorsun aslan parçası" tabi yazmadım içimden dedim, yazılır mı hiç.. Arın "Hayır hayır. Yani aslında şöyle. Lafı toparlayamadım dimi." Derken mesajına bakıp gülümsemeden edemedim. Akgül " Evet :)" Arın "Söz veriyorum dünkünden farklı olacak. Sana asla zarar gelmeyecek. SANA ZARAR GELMESİNE MÜSAADE ETMEM..." Elimde olmadan gülümsedim. Hem ayrıca neden büyük harfle yazmıştı ki. Kafama iyice girsin diye mi. "Anladık çakır göz anladık" Akgül "Tamam diyelim ilk ve son olsun" Arın : "İlk olacağı kesin ama sona bir şey diyemem bal göz." Bal göz mü ? Bu lafa vurulduğumu nasıl ifade edebilirim? Akgül "İyi geceler Çakır göz :)" Arın " İyi geceler Bal göz :)" Konuşmayı burada sonlandırmıştık. Sonrası huzurlu bir uykuydu. Yani en azından niyetim öyleydi. Pencereden dışarı bakma ihtiyacı duydum nedense. Pencereyi açar açmaz bir araba bana sinyal verdi. Işıkları yakıp kapattı. İçeriden tam dört adam çıktı. Kimdi bunlar ? Sonra aklıma yemek gelmişti. Yemek, birinin Arın diye seslenmesi, silahlar, kovalamaca... Korkup hemen perdeyi kapattım. Işıkları da kapattım. İki dakika geçti geçmedi perdeyi hafif aralayıp baktım araba orda yoktu gitmişti. Perdeyi tamamen açıp etrafa bakındım kimse yoktu gitmişlerdi. Neydi şimdi bu gözdağı mı ? Korkutmak mı amaç ? Evde de sessizlik hakimdi herkes uyumuştu. Çıt çıkmıyordu bu beni biraz daha rahatlatmıştı demek ki gitmişlerdi. İyide benim peşime neden düştüler ? Onların düşmanı Arın ben değilim ki. Demek ki Arınla kimi yan yana görüyorlarsa onun peşine düşüyorlardı. Odamın hangi sokağa baktığını yoksa nerden bilecekler. Tam derin bir arama yapmışlar. Bravo gerçekten. Balkona çıkıp bir sigara içme isteği duydum. Odam büyük olduğu için odamın bir kısmını balkon haline getirmiştik. Küçük ama olsun bana yetiyordu. Bedirle çok sohbetlerimizi yapmıştık burada. İlk defa bu balkonda Alptuğ bana sevdiğini söylemişti. "Seni seviyorum Akgül hep seveceğim" demişti. Gelip geçti işte hepsi. Bir rüyadan ibaretti uyandık ve son perde kapandı açılmamak üzere. İçeri girerken kapımı iyice kilitledim tırmanması zor olmazdı ama korkmuştum. Bu tür adamların neler yapabileceğini kestiremiyordum. Her şeyi yapabilirlerdi her şeyi. Kendimi yatağa bıraktığımda huzursuzdum. Keyfim kaçmıştı. Dirhem uykum yoktu. Bende telefonumu elime alıp sosyal medyaya girdim. Çok kullanmadığımı biliyorsunuz ne için girdiğimi de. İsmini yazar yazmaz en başta çıkmıştı. Bu dünyada kaç tane Arın isimli erkek vardı ki... Profilini gezerken baya kabadayı, biraz masum, biraz eğlenceli bir tipe benziyordu. Hele bir fotoğraf vardı ki sormayın. Bedirle resim çekilip atmış. Siz ne ara samimi oldunuz bu kadar anlamıyorum ki. Bende tanışmıyorlar diye tahmin ediyordum. Ama tanışıyorlarmış. Gezmeye devam ederken birden Arından istek geldi. Beğeni falan yapmamıştım nerden anladı benim profiline girip te ona baktığımı. Müneccim gibi adam vallahi. Hemen çıktım tabi profilinden. İsteği de kabul etmedim ama yok saymadım da. Sadece sosyal medyada yokmuşum gibi davranıp çıktım. Birden Arınla buluşmak için ne giyeceğimi hayâl ettim. Kırmızı elbise ile ben . Ben ile kırmızı elbise. Düşündüm.. Düşündüm.. Düşündüm.. "Hey kimse var mı? Bu kırmızı elbiseyi almak istiyordum" derken gözlerim bir mağaza görevlisini arıyordu. "Tabi hanımefendi buyurun yardımcı olalım" diyerek geliyordu birisi. Bedenimi söyleyip elbisemi denemeye gittim. Giydikten sonra aynada kendime bakıyordum. Bir anda arkamda biri belirdi öyle korkunç bakıyordu ki. İnsan değil başka bir şeydi sanki. Sonra ayna kırıldı tuzla buz oldu. Ben uzaktaydım aynadan, o adam hemen arkamda. "Bu kırmızı elbiseyi sakın alma. Bu kırmızı elbiseyi sakın alma" titrek titrek konuşuyordu. "Uğursuz gelecek sana bu" diyordu nefesini kulağıma üfleye üfleye. "Hih" diyerek kalktım yataktan. Yine mi rüya ? Ne oluyordu böyle? Buluşacağımız akşam sabahı rüya görüp uyandım, akşam mermiler havada uçuştu. Şimdi aklımda kırmızı elbise vardı ve ben yine Arınla buluşacaktım, yine kötü rüya görmüştüm. Normalde benim rüyalarım çıkmaz ama korkuyordum. O rüyaya inat kırmızı bir elbise giyecektim. Eğer ki o rüyamda çıkarsa bundan sonra hep tersini yapacaktım. Öyle karar almıştım. Gecenin saat ikisi, ben kan ter içinde kalmışım. Yanımdaki sürahiden bir bardak soğuk su içip, balkona çıkıp bir sigara yaktım. Akşam ki o araba... Ordaydı yine. Görmemiş gibi yaparak sigaramı içmeye devam ettim. Beni görür görmez birilerini aramaya başladı. Korkmuştum ama bu sefer belli etmedim. Sigaramı sakin sakin içtim. Arada göz ucuyla baktım. Ben sakin dururken onlar yeniden gittiler. Acaba Arın güvenlik olsun diye adamlarını mı göndermişti ki hani mafya ya beyefendimiz. Bütün uykumda dağılmıştı zaten. Uyumaya korkuyordum artık. Korkunç rüyalar göreceğim diye. Yatağa uzandım ve bir müzik açıp dinlemeye başladım. Tınısı o kadar rahatlattı ki tekrardan uyumuşum. İlk defa tatilde sabahın yedisinde kalkmıştım. Korkunç bir rüya görmeden bu sefer deliksiz uyumuştum. Perdemi aralamak istedim ama arabanın orda olup olmadığına emin olamamıştım. Hafif kenardan ucunu kıvırıp baktım. Ve... Ordaydı. Yine ordaydı. Ben görünce gidiyorlar ben yokken geliyorlar. Aksine tam tersi olması gerekiyordu ya da hiç gitmemeleri gerekiyordu. Her türlüsü korkunç emin olun arkadaşlar. Sakince perdeyi bırakıp yatağıma oturdum. Telefonumda hiç bir bildirim yoktu geri bıraktım. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa inip bir çay suyu koydum. Korkumdan mutfağın perdesini bile açamamıştım sırf uyandığımı anlamasınlar diye. Tekrar odama gittim tekrar perdenin ucundan baktım yine ordalardı. Acaba Arını arayıp sorsa mıydım ? Ya o göndermediyse ya içine kuşku düşerse ? Ne yapacağımı bilemedim. Ama aramadım da. Onların orda olması beni huzursuz ediyordu. Mutfağa inip çayı demledikten sonra üstümü değiştirip fırına gitmeye karar verdim. Hem şanslıysam onların yüzünü biraz olsun görebilecektim çünkü yanlarından geçmem gerekiyordu. Bendeki cesaret gerçekten hayran kalınacak türdendi. Kolumdan tutup götürseler ne yapabilirdim. Dört adama güç mü yeterdi sanki. Olsun en azından tiplerine bakmadan rahat edemeyecektim. Ocağın altını iyice kısıp kapıya doğru yöneldim. Tam ayakkabılarımı giymek üzereydim ki kapının kilidi oynamaya başladı. Korkmuştum. Annem uyuyor olmalıydı. Kapıda inat gibi ağır ağır açılmaya başladı. "Anne sabah sabah ne yapıyorsun dışarda" derken şaşkınlığım yüzümden okunuyordu. "Ekmek almaya gittim annecim kahvaltı hazırlayacaktım sana" çok neşeliydi annem yüzünde gülücükler açıyordu. "Hem sen nereye sabah sabah" derken kaşlarının bir tanesini havaya kaldırmıştı çoktan. "Nesrin Aktaç sorgu sual yerine hoşgeldiniz" kıkırdarken yedim yine terliği "ekmek alacaktım birde çörek almak istedim, bizim fırının çöreklerini özledim" derken yalan söylediğim belli olmasın diye dua ediyordum. "Bak aklıma gelmedi hiç çörek. İyi madem sen git al gel bende çay suyu koyayım." "Ben demledim annem altınıda kıstım beş dakikaya gelirim" deyip kapıyı kapatıp çıktım evden. Annemin sorgusundan ucuzca yırtmıştım, bakalım bu adamlardan nasıl yırtacaktım. Sokakta yürürken ürkek bir ceylan yavrusu gibiydim. Kendimi belli etmemem gerekiyordu. Bende başım dik cesurca yürümeye başladım. Arabanın yanından geçerken hafif gözümü devirip bakmaya çalıştım ama camlar siyahtı içeriyi göremiyordum. Eminim ki onlar beni görmüştü. Duruşumu hiç bozmadan devam ettim. Fırına vardığımda beni göremeyecekleri ama benim onları görebileceğim yere geçtim. Tam yerime konmuşken arkadan bizim fırıncı amcanın sesini duymuştum. "Akgül kızım hoş geldin. Çöreklerim sıcacık" Kasım amcayı severdim, mahallemizin yıllardır tek fırını burasıydı. Bütün mahalle ekmeğini, hamurunu, tatlısını her şeyini buradan alırdı. "Hoş buldum Kasım amca kokusunu aldım da geldim" derken yine yalan söylemiştim. Yalan dilime bu kadar çabuk mu işlemişti. "Ver ordan 5 tane sana zahmet" derken gözlerim bir yandan da arabadaydı. Halâ ordaydı. "Hemen saralım güzel kızıma beş tane çörek" gülümseyerek cevap verdi bana Kasım amca. "Otur bir çay ikram edeyim. Annende az önce gitti" "Evet evden çıkarken karşılaştık, çaya başka zaman sözüm olsun Kasım amca" gülümsedim. "Tamam o zaman söz verdin al bakalım çöreklerin hazır" derken poşeti bana doğru uzattı. "Borcum ne kadar Kasım amca" derken ceplerimi yokluyordum para çıkartmak için. "Ne borcu kızım bunlar benden olsun, her zaman gelmiyorsun buralara. Ne zaman ki kalıcı olarak geleceksin o zaman para alırım senden" derken o kadar masumdu ki Kasım amca. "Utandırıyorsun ama beni Kasım amca her geldiğimde aynı şey" derken yüzümün kızardığını hissettim. "Utanma utanma hadi güzel kızım, çöreklerini soğutma görüşürüz" giderken el salladı bana uzun uzun. "Görüşürüz Kasım amca" bende el sallamıştım karşılık olarak. Kapıdan çıktım ve arabayla göz göze gelmem bir oldu. Yine sakin sakin gittim. Tam karşıya bakıyordum yürürken, arada istemsiz arabaya bakıyordum ama hiç bir şey göremiyordum. Eve sakin ama hızlı adımlarla yürüdüm. Arabayı geçtiğim için arkama da bakamıyordum. Anahtarımı da almayı unutmuşum arıyorum arıyorum yok. Zili çalıp kapının açılmasını bekledim. Araba hareketlendi ve son sürat yanımdan geçip gitti. Kalbim hızlı hızlı atıyordu. Kapı açılır açılmaz hemen ayakkabılarımı çıkarıp mutfağa koştum. Çaylar koyulmuş, sofra hazırlanmış. "Anne beni niye beklemedin beraber hazırlardık" derken sofradan ağzıma üç beş birşey atmakla meşguldüm. "Otur hadi otur" dedi annem sandalyeyi işaret ederek. Bende dediğini yapıp hemen oturdum ki oturmasam bu mükellef sofraya ayıp olurdu. Neredeyse bir saat kadar sofrada oturmuştuk. Uzun zaman olmuş annemle böyle konuşmayalı. Her şeyi konuşmuştuk. Ben yokken neler yapmışlar, neler olmuş neler bitmiş. Amcamın oğlu bile nişanlanmış ama İzmir'de olduğum için çağıramamışlar beni. Belki gelirdim izin alıp diye düşündüm düğüne kısmet artık dedim içimden. Sofrayı kaldırıp oturup çay içmeye koyulduk annemle. Sofradaki içtiğimiz yetmedi bir demlik daha demledik. Sonrası temizlik. Kös kös oturacağıma kalkıp anneme yardım etmiştim. Banyoya gidip rahat rahat bir duş aldım. Bugün gidip kırmızı elbise alacaktım kafaya koymuştum. Arının da bugün yazacağını tahmin ediyordum. Saçlarımı kurutmaya ihtiyaç duymadım hava zaten sıcaktı hemen kururdu diye düşündüm. Üstümü değiştirip kapıya doğru yöneldim "Anne ben dışarı çıkıyorum" diye seslendim ayakkabımı giyerken. Yukardan seslendi bana "Tamam geç kalma akşama" "Tamam" deyip kapıyı kapatıp çıktım. İlk olarak sahile gidip bir kez daha düşünmek istedim Arınla buluşup buluşmak istemediğimi. Şanslıydım ki sahil evime on beş dakikalık mesafeydi. Fazla kalabalık değildi sakin kafayla dinlenebilecektim kayalıklara oturdum denizi seyrederken bir müzik sesi duydum. "Aşık oldum ben sana, gözlerine baka baka, elini tuttuğumda, kalbim durdu ata ata..." bu şarkı çalıyordu. Aklım birden o akşam ki yemeğe gitti. Arın'la sürekli göz göze gelmelerimiz, bakışlarımı kaçırmam. O hiç kaçırmadı bakışlarını ben bakarken. Cafe de de öyle yapmıştı. Sadece Bedir ya da Sevda bir şey sorduğunda onlara bakıyordu. Ben bakamıyordum gözlerine hemen kaçırıyordum. Sadece bir dakika seyretmiştim ama baktım yüzünü çeviriyor hemen gözlerimi yemeğime odaklamıştım. Belki anlamıştı belki anlamamıştı. Şarkı o kadar güzeldi ki bittiğini bile anlamayıp halâ o akşamı canlandırıyordum gözümde. Kendime gelip başımı hafif arkaya çevirdiğimde odamın karşısında duran o arabayı görmüştüm yine. Simsiyah bir rengi vardı. Akşam belli olmuyordu, sabahta dikkat etmemiştim, şimdi dikkatli bakınca simsiyah olduğunu fark ettim. Kalkıp giyeceğim kırmızı elbiseyi almak için yola koyuldum. Yarım saat kadar falan yol yürüyecektim. Yürümek istedim minibüsle falan uğraşmak istemedim. Yola çıkalı on dakika ya oldu ya olmadı telefonum çalmaya başladı. Arayanın kim olduğuna bakmak için telefonumu çıkarttım. Arayan Arın'dı. "Alo" dedim gayet sakin bir şekilde. "Alo Akgül neredesin hemen yerini söyle çabuk" onun sesi benimkinden daha endişeli geliyordu. "Noldu ne bu telaş Arın" derken o araba yanımdan hızla geçip gitti yine. "Peşinde adamlar var bana senin sahildeki fotoğrafını, yürürken olan fotoğrafını attılar, sevgiline elveda de son kez ara dediler" "sevgili mi ne sevgilisi..." tabi içimden dedim.. "Neredeysen konum at hemen geliyorum" o kadar çok korkmuştu ki sesine yansıyordu. "Elbise almaya çıkmıştım bir mağazaya girer oradan sana konum atarım" gayet sakindim. Çünkü korktuğumu belli etmek istemiyordum. "Ne kadar sakinsin Akgül peşinde adamlar var diyorum" derken bağırdığının farkında bile değildi. "Varsa var Arın kaçıracak olsalar dün gece yaparlardı, sabah yanından geçtiğimde yaparlardı" dedim. Dedim ama ne kadar büyük bir pot kırdığımın farkında olamadım. "Ne sabahı ne gecesi Akgül ne diyorsun sen" "Gece odamın karşı tarafında bekliyorlardı, sabahta fırına giderken yanlarından geçtim. Az öncede burdalardı ama seninle konuşurken geçip gittiler" derken gözlerim arabayı arıyordu. "Ve bana haber vermedin. Neden haber vermiyorsun ya birşey yapsalardı sana" öyle çok kızıyordu ki sanki kırkyıllık sevgilimdi. "Neyse ne Arın. Ben mağazaya giriyorum. Konum atarım hadi görüşürüz" deyip onun cevap vermesini beklemeden kapattım telefonu. Mağazaya girip bir tane kırmızı elbise istedim bedenime uygun. Sade ama şık, ben burdayım demeyecek ama şık olacak bir şekilde. Mağaza görevlisi elbise getirmeye gittiğinde bende konum attım Arın beye. "Gelsin bakalım ne yapacaksa, sanki bana birşey yapacaklar" dedim içimden. Etrafı dolaşırken bayan bana seslendi. "Bu nasıl, hoşunuza gider mi" diye söylerken elindeki elbiseye baktım. Kıpkırmızıydı. Ateş kırmızısı. V yaka kesimi dizine kadar yırtmacı, beldeki dekolte tamamiyle harikaydı. Sadece bir omuz kısmında hafif ağır olmayan taşlar vardı ama çok güzeldi. "Kabinler ne tarafta" diye sordum denemek için. İşaret ettiği yöne doğru gittim ve elbiseyi askıya asıp üzerimi çıkarmaya başladım. Bir an önce denemek istiyordum. Fermuarını açıp elbiseyi üzerimden geçirdim. Giydikten sonra tam elbiseyi düzeltmeye koyulmuştum ki birinin bana seslendiğini duydum. "Akgül.. Akgül nerdesin.. Akgül" bu Arının sesiydi. Mağaza görevlisi hemen yanına gitti anladığım kadarıyla. "Buyrun beyfendi kime bakmıştınız" diye sordu görevli. Bende üzerimi tamamen düzelttim. "Şey pardon..." kelimesini tamamlayamadan gözleri hemen beni buldu. Saçları dağılmış, gözlerinde korku hakimdi. Beni görür görmez koşup sarıldı bana. Öyle bir sarıldı ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Yok böyle bir sarılma şekli. Kokumu içine çekebildiği kadar çekti, nefes alıp verişlerinden anlayabiliyordum. Bende hafif sarılmak istedim ama yapamadım, ona belli etmeden bende onun kokusunu içime çektim. Ve hemen sıyrıldım ondan. "Arın dur ne yapıyorsun" derken tam gözlerinin içine bakıyordum. Hiç bir şey demeden yeniden sarıldı ve ayrıldı. "Çok.. çok.. çok pardon" o kadar utanmıştı ki bu yaptığından. Sonradan farkına vardı bana sarıldığının. "Sana birşey oldu sandım bana öyle fotoğrafları atınca" mağaza görevlisi hala bize bakıyordu. Göz hareketimle durumun iyi olduğunu anlattım. Anlayışla karşılayıp bizi yalnız bıraktı. Arın üzerimdeki elbiseyi farketmişti elimi tutup havaya kaldırdı bir tur döndürdü. "Çok güzel olmuşsun Akgül" gözlerindeki endişe gitti yerine huzur gelmişti sanki. Işıl ışıl parlıyordu çakır gözleri. "Teşekkür ederim" derken yüzümü aşağıya eğdim. Eliyle çenemi tutup havaya kaldırdı ve gözlerimin içine baktı. Tam içine. "Bunu yemekte mi giyeceksin, onun için mi aldın" derken nefesi suratıma soğuk su gibi çarpıyordu. Ferahlatıyordu. Dudaklarımı dişleyip evet anlamında başımı salladım. "Ço.. Çok.. Çok güzel. Hafta sonuna ayarladım yemeği zaten ama istersen şimdi bile gidebiliriz Akgül" o kadar titreyerek söylemişti bu lafı ben bile inanamamıştım. "Hayır teşekkür ederim elbiseyi alıp çıkalım" tamam anlamında başını sallayıp ileriye doğru gitti. Bende tekrar kabine girip üstümü değiştirdim. Elbiseyi elime alıp kasaya gittim kasiyere verip poşete koymasını bekledim. "Ne kadardı" deyip elimi çantama attım. Cüzdanı çıkartıyordum ki "Ödemeniz alındı hanımefendi güle güle giyin iyi günler" derken kadının yüzüne şaşkın şaşkın bakıyordum. "Teşekkürler iyi günler" deyip kapıya doğru yöneldim. Gözlerim hemen Arını aradı ve tam doksan atışta buldum. Sinirliydim. "Elbiseyi neden aldın" derken gözlerimden ateş fışkırıyordu neredeyse. "Almak istedim kötü mü ettim ki" "Orda bırakıp seni rezil edebilirdim biliyorsun değil mi Arın bey" işaret parmağımı sallıyordum tehdit anlamında. "Biliyordum ama yapmacağını da biliyordum, arabam şurda beraber gidelim lütfen tek gitmeni istemiyorum" daha fazla itiraz etmek istemedim. "Şey acaba bir kahve?" diye sorarken o kadar mutsuzdu ki kabul etmeyeceğimden korkuyordu. "Olur içelim" dedim gülümseyerek. Elbiseyi arka koltuğa bırakıp öne bindim. Kemeri takmak istedim ama kilitlenmiş açamadım. Çok zorladım ama olmamıştı. Arın bana doğru yaklaşıp kemere uzandı. O kadar yakındı ki kokusu buram buram geliyordu. Çok az mesafe vardı aramızda. Kemeri düzeltti ama bırakmadı bana doğru döndü. Gözlerimin içine öyle derin derin bakıyordu ki öpecek diye korkup kafamı çevirdim. Oda irkilip kendine geldi. Geri çekildi üstünü düzeltip kemerini taktı. Bende kendi kemerimi taktım çözüp bıraktığı için. Çok fazla sürmedi yolculuğumuz. "Arkamızdalar bakma" dedim. Dedim ama çok geç kaldım hemen arkasına baktı arka camdan. Refleks olarak elini tuttum. "Arın" iki saniye falan öyle durduk sanırım. "Bakma dedim ama. Gece de sabah ta orda olan bu arabaydı" dedim. "Tamam araştırıcam bu plakayı kimmiş kime aitmiş hadi gidelim" derken elimi bırakmamıştı. Sıkı sıkı tutuyordu. O adamın "sevgiline veda et" dediği kelime geldi aklıma birden. Midemde bir yanma sıkışma. Yine mi ? Cafeye girip en köşeye bir yere oturduk. Tam karşıma geçti. Elimi bıraktı. Keşke.. "Ne diyorum ben ya" dedim içimden kendi kendime. Siparişlerimizi verip beklemeye başladık. Hiç konuşmadık. Konuşmak istedim ama söyleyecek bir şey bulamadım. Kahvelerimiz gelmişti. Bir yudum alıp konuşmaya başladı. "Gece niye haber vermedin o arabanın orda olduğunu" dudaklarımı dişledim sinirden. "Seninle konuştuktan sonra balkona çıkacaktım perdeyi açtım ordaydı anlamadım hatta bir ara sen gönderdin sandım güvenlik amaçlı olsun diye" derken gözleri sinirli sinirli bir yere dalmıştı. Daldığı yere bakmak istedim ama hemen gözlerini bana çevirdi. "Senin evine birilerini gönderirsem sana elbetteki haber verirdim. Ama şimdi göndereceğim durumdan dolayı, sana birşey olsun istemem" "Teşekkür ederim sağol ama gerek..." dememe kalmadan lafımı kesti. "Gerek var itiraz kesinlikle kabul edemem bal göz" gülümseyip başımı önüme eğdim. Kahvelerimizi içmiştik. Beni eve bırakmak için arabaya doğru gittik. Biz arabaya binerken o diğer siyah araba da hareket etmişti. Hiç konuşmamıştık neredeyse. Elim radyoya gitti ve açar açmaz bugün duyduğum şarkı çalıyordu radyoda. "Aşık oldum ben sana, gözlerine baka baka, elini tuttuğumda, kalbim durdu ata ata..." Birden istemsizce Arına döndüm ve bana baktığını gördüm. Bir sigara çıkartıp yaktı bir dal da bana uzattı. Öyle derin nefesle çekiyordu ki içine anlaması güçtü. Eve varmıştık. "Teşekkürler kahve için hoşçakal." dediğimde yine sarılmıştı. "Hoşçakal" Eve girerken istemsiz arkamı döndüm ve hemen içeri girip odama geçip kendimi yatağın üzerine bıraktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD