BULUŞMA

2777 Words
"Acaba giysem mi bu elbiseyi giymesem mi ?" kara kara bu elbiseyi düşünür oldum. Halâ kararsızdım ne yapacağıma karar verememiştim. Bunun için Gülçin'i eve çağırdım. Sakin sakin olanları anlatıyordum. Yine ağzı açık bir şekilde beni dinledi. "Ne diyorsun?" diye sorduğumda dudak büzüp omuzlarını havaya kaldırdı. "Bilemedim ki Akgül'üm şimdi ne diyeyim" bende bilmiyordum, işte bilsem kimselere sormazdım zaten. Bende bir cevap vermedim kalktım sigara yaktım. Arının o gece gönderdiği korumalardan beri gelen giden yoktu. Takipte edilmiyordum, nereye gidersem korumalar bırakıyordu aynı dizilerdeki hayata dönmüştü benim hayatımda. Dizide "yok artık bu böyle olmaz ki" dediğim ne varsa şu an ben yaşıyordum. Ne kadar güzel sakin bir hayatım vardı benim, ne diye böyle işlere bulaştıysam. Hep Afacan yüzünden. Biz susmaya devam ederken odaya Afacanla Emre girdi. Hoş geldin beş gittin sohbetleri falan filan. Emre'yi de geldiğimden beri görememiştim en son otogardan almıştı, bizi yemeğe bırakmıştı görüş o görüş. "Ne yapıyorsunuz bakalım kızlar hadi aşağı inelim ne diye duruyoruz oda da" derken aşağı işaret etti Emre. Afacanda oradan hemen lafa atladı tabi kendisi benim odamda kalmayı hiç sevmezde renkleri boğuyormuş onu. "Evet oda da tıkılıp kaldık hadi gidelim" Emreyle Afacan çoktan aşağı inmişti bile. Çayımız vardı zaten yanına kek kurabiye falan koyar yeriz diye düşündüm ve bizde aşağı indik. Mutfağa girdiğimizde Gülçin'de bende ağzımız açık olanları izledik. Emre çay koyuyor, Afacanda bizlere tabak hazırlıyordu. "Oo gençler gözümüz yaşardı vallahi" diye söylendi Gülçin kahkaha atarak. Gülçin'e masayı işaret edip oturmasını söyledim. Biz oturduk onlar çaylarımızı tabaklarımızı servis ettiler. Durum normalde tam tersi ama bugün ne olduysa böyle oldu. İyide oldu ama ne yalan söyleyeyim. Güzel tatil yapıyordum. Yine gitme vaktim geldiğinde gidecektim ve bugünleri yine özleyecektim. Çayımdan bir yudum aldım, onlar çoktan sohbete karışmıştı. Bende tam aralarına giriyordum ki telefonuma birden bir bildirim düştü. Baktığımda ise Arının mesaj attığını gördüm. Arın "Son bir gün. O elbise ile seni görmeye. Çok heyecanlıyım galiba :)" Cevapsız bıraktım. Bu kadar heyecanlanması nedendi bilmiyordum. Ben ise korkuyordum başıma gelecek olan bir şey varsa onlar için. Evet başıma ne gelecekse şimdiden korkuyordum. Şimdiden. Kafamı telefondan kaldırıp sohbetlerine katıldım. "Evet evet aynen öyle olmuş" dedim sohbetin ne olduğunu bilmeden. "Ne öyle olmuş sayın Akgül Aktaç bize de anlat bakalım" diye lafıma karşılık verdi Emre. Sanırım başımızdan geçenleri birde benden dinlemek istiyordu. Bedir zaten anlatmıştır da birde benden duymak istiyordu eminim. "Şimdi aynen şöyle olmuş Emre Beyazıt" diye lafa girip anlatmaya başlamıştım. Tabi dağ evi kısmının süslemesini anlatmadım. Dizinde uyuduğumu ceketi unuttuğumu. Gülçin biliyordu sadece. Ceket konusu hariç tabi. Artık o kadar çok anlatmıştım ki gayet sakin sakin anlatıyordum. Takipten de haberleri yoktu. Kimseye söylememiştim. Kimseyi telaşlandırmak istemiyordum. Zaten telaş edecek bir durumda yoktu. Vardı da yoktu. Ben yeteri kadar telaş ediyordum. Sevdiklerimin de telaşa girmesine gerek yoktu. Buluşacağımızı da söylemedim kimseye. "İşte böyle" dedim ve lafımı bitirdim. Emre beni şaşkınlıkla dinledi sakin oluşumu, başımıza gelenleri. "Bedirle neden gitmedin ki sen?" diye bir soru yöneltti Emre. "Kalabalık olmamak için" diye söyleyip sustum hemen diyecek bir cevabım yoktu çünkiü. Neyse ki Gülçin konuyu değiştirdi. "Haftaya hep beraber pikniğe gitsek diyorum ne dersiniz?" Afacan laf biter bitmez daldı ortaya "Olur neden olmasın, Sevdayı da çağırabilir miyim?" herkesin gözü bir anda Bedir'e döndü hafif korku, hafif kızgın bakışlarla bakıyorduk. "Olur, neticede sevgilin öyle de böyle de sevgilin" dedim içi rahat etsin diye ama benim içim hiç rahat değildi. Ya abisi de gelirse? Bu hafta zaten görüşecektik. Belki de gelmezdi. Piknik falan sevmezdi belki de. Şansa artık. "Teşekkür ederim ablacım" derken yüzünde güller açtı Afacanın. Hemen gidip haber verdi haftaya plan yapmasın diye. "Ne muzur bir çocuk olmuş bu ben yokken" diye geçirdim içimden. Emre ile Gülçin sohbetlerine devam ederken bende Arına mesaj attım. Akgül "Neden?" diye bir mesaj attım, anlar diye düşündüm. Anında mesaj geldi. "Bu çakır göz elinde telefon beni mi bekliyor acaba?" diye geçirdim içimden, yine ona söyleyemedim. Arın "Bilmem :)" Akgül "Anlamamazlığa vurma neden heyecanlısın?" Arın "Bilmem :)" Çocuk gibiydi sahiden. Anlam veremiyordum. Sahi bir gün kalmıştı yarın o elbiseyi giyecektim. "Ne yapıyorsun sen bakim telefonda Akgül Aktaç hanım prenses hazretleri" telefona dalmış halde yakaladı Emre beni, normaldir böyle şaşırmaları elimde pek telefon olmadığı için. "Bu cümleyi sarf etmek için ne kadar efor harcadığının farkında mısın Emre" "Farkındayım farkındayım, sen ne yapıyorsun onu söyle" diye çemkirdi yine. Bende Rena ile konuştuğumu söyleyecektim, biliyordum Emre Rena'dan hoşlanıyordu. İstanbul'a gelirken bir kaç kere Rena'yı da yanımda getirmiştim. Hem ailem merak ediyordu hem de o ailemi arkadaşlarımı merak ediyordu. Rena da Emreye karşı boş değildi ama işte çapkın bir kız Emre ona açılamadığı sürece o gitmezdi hayatta. "Hayatım sen kadınsın, kuğusun, gelecekse erkek gelmeli, açılacaksa erkek açılmalı" derdi. Belki de haklıydı bilemiyorum. "Hiç Rena ile konuşuyordum evde bir eşyası varmışta bulamamış onu yazmıştı" Rena der demez Emre'nin gözbebeği büyümüştü birden. Heyecanlanmıştı birden. "Anladım" diyebildi sadece "Selam söylersin bizden" bizden derken bile benden demek istedi aslında ama işte Gülçin var diye biz diye bahsetti. "Aleyküm selam söylerim tabi" Emre'ye kıkır kıkır gülerken Afacan geldi birden. Suratı hafif asıktı, hafif mutluydu kesin bir şey vardı kardeşimi tanırdım ben. "Ne oldu Afacan" dedim göz süzerek. "Size bir iyi haberim var bir de kötü hazır mısınız?" derken yüzünde anlam veremediğim bir ifade vardı. Hepimiz , "Hazırız" diye hep birlikte söyledik. "İyi haber Sevda gelecekmiş planını bozdu benim için, kötü haber abisi de yanındaydı ve beni davet etmiyor musunuz aşk olsun dedi gülerek bende onu davet etmek zorunda bıraktım" diğerleri hiç tepki vermese de ben biraz bozulmuştum. "Özür dilerim abla böyle olsun istemezdim" deyip sarıldı arkadan. Kollarını boynuma dolarken, çocuk gibiydi. "Önemli değil ablacım sen mutlu ol da" demekle yetindim. Zor yutkunmuştum. Hemen Arına mesaj atmam gerekiyordu. Afacan beni bırakıp çay doldurmaya gittiğinde telefonu elime alıp hemen Arına mesaj attım. Akgül "Piknik? Sende geliyorsun yani" gönderdim. İlk defa anında cevap alamadım. İşi var herhalde diye düşündüm. Telefonumu geriye bırakıp sohbete devam ettim. Günü öyle böyle bir şekilde geçirmiştik. Yemek yaparken anneme de yardım etmiştim. Birlikte yemek yapmıştık. Yemeği yedikten sonra babam seslendi salondan, "Akgül kızım bir çay koyda içeyim gül kokulu ellerinden" babam böyleydi. Anneme de bana da. Hep iyi davranırdı, en ufak bir kavgalarını görmedim bu zamana denk. Sınavdan kaldım, "olsun kızım bir daha ki sınava düzeltirsin üzme kıymetli canını derdi" bir şeyi yapamıyorsam "sen yaparsın Akgül'üm yeter ki kendinde inan güven" derdi. Böyleydi babam. Hiç umut kırmazdı aksine daha da güçlendirirdi. "Tabi babacım hemen getiriyorum" diye seslendim bende. "Annecim sende geç salona ben çayları alır gelirim" dedim. "Tamam yanına da bir şeyler getir balkona getir bizimkini babanı da çağır gelirse gelsin balkona" deyip balkona geçip oturdu koltuğa. Bende çayları doldurup yanına çaylık bir şeyler koydum. "Baba biz annemle balkondayız, sende gelir misin" diye seslendim. "Yok kızım dizim var bugün" babamın çayını ve tabağını götürdüm. "Çayın biterse seslen babacım" deyip öptüm yanağından. "Tamam yavrum" deyip oda beni öptü alnımdan. Balkona geçip annemle sohbet ettim. O sırada önümüzden bir araba geçti. O siyah araba. Beni takip eden. Biraz huzursuz oldum, anneme belli etmedim yani ben öyle sandım. Annem hemen anladı. "Ne oldu kızım iyi misin?" iyi miydim sahiden ? "İyiyim anne bugün yoruldum biraz çocuklar geldi ya" diye yalan söyledim. Gerçeği nasıl söyleyebilirdim ki. Yarın dışarı çıkacağımı da biliyordu yemek yaparken çıtlatmıştım biraz. "İyi olmuş boşver ne zamandır görüşmüyorsunuz" deyip gülüverdi annem. Canım annem.. Saat on iki sularında odama geçiş yapmıştım. Telefonu sessize aldığım için Arın mesaj attı mı atmadı mı haberim yoktu. Tam üç tane mesaj vardı Arından. Hemen açıp okumaya başladım. Arın "Evet ben piknikleri severim :)" "İstemiyorsan gelmeyeyim benim için problem yok rahatsız olacaksan. " "Tabi ki rahatsız olursun benimki de soru o gece başına gelenlerden sonra" bunları yazmıştı. Saat dokuz suları falan yazmış ve gece olmuş yazsam mı yazmasam mı diye düşünürken buldum kendimi. Ve en sonunda mesaj atarken yakaladım kendi kendimi. Akgül "Problem değil ben o geceyi unutmuş sayıyorum, tabi ki gelebilirsin Sevdanın abisisin neticede" Bu sefer cevap alamadım, direk telefonum çaldı. "Efendim" dedim heyecanımı bastırarak. "Nasılsın, ne yapıyorsun?" derken o heyecanlıydı sesine vuruyordu. "İyiyim sen nasılsın" diye karşılık verdim bende. "İyiyim sağol. Benim gönderdiğim araba orada değil mi ? O arabada yok piyasada sanırım" dedi. Şimdi "var akşam geçti" desem mutfağın önüne de bir araba gönderir, annem şüphelenir dururdu o yüzden bir şey demedim. "Evet burada, diğerinden de ses seda yok" demekle yetindim. "Tamam o zaman görüşürüz yarın" "Görüşürüz" deyip kapattım telefonu. Ve anında yine bir mesaj geldi. Arın "İyi geceler bal göz. Şey demeyi unuttum da. :)" Gülümsedim istemsiz. Akgül "İyi geceler çakır göz :)" Yatağa uzanıp yine hayâllere dalarken buldum kendimi. Uyandığımda yine evde kimse yoktu herkes işte annem dedikoduda, pardon bilgi alışverişinde. Telefona baktığımda Arından bir mesaj gördüm. "İyi alıştın he aslan parçası sabah mesaj akşam mesaj gece mesaj" kendi kendimle konuşmuştum. Arın "Günaydın :)" Bu sefer bende hemen cevap yazdım, tabi Arın gibi hemen yazamadım ama olsun. Akgül "Günaydın :)" Çayımı demleyip sosyal medyaya girdim. Alptuğ'unun profiline bakmak istedim nedense ve arama motoruna ismini yazdım direk o çıkıyordu zaten. Profili de açıktı. Gezmeye başlarken bir kızla fotoğraf çekilmiş ve atmıştı. İnanılmazdı. Alptuğ bir kızla fotoğraf çekip atmıştı. Zamanında çok istemiştim profiline bizim resmimizi koy diye ama koymuyordu. Şaşırmıştım. Onun profilinden çıkıp gezmeye devam ederken aklıma birden Arının istek attığı geldi. Baktım istek halâ duruyordu. Kabul edip bende ona istek attım, hemen anında kabul etti. Bu uyumuyor mu ya da elinde hep telefonlamı geziyor arkadaşlar. Arının eski bir hesabını daha bulmuştum takipçilerine bakarken. Profile tıklayıp gezmeye başladım. Ama bir dakika bu kız ? Çıkıp tekrar Alptuğ'unun profiline girdim, sonra tekrar Arın'ın profiline. Ama bu kız Arınla da berabermiş, şimdi Alptuğ'la. Ne alaka ? Şüphelenmeye başlamıştım. Arın'ın eski hesabı olmasına rağmen şüphelenmiştim. Bunların bir bağlantısı var mı acaba diye geçirdim içimden. Arına da soramazdım, ne diyecektim "eski sevgilin, eski sevgilimle sevgililer mi?" ne kadar saçma. Susup oturdum yerime bu meseleyi kurcalamamaya karar verdim şimdilik. Kalkıp çay doldurup balkona çıktım. Kahvaltı yapmayı canım istemedi bu gördüklerimden sonra. Telefonum çalıyordu mutfağa gitmeye de üşendiğimden gidip bakmadım. Telefonu mutfakta bırakmıştım. Birinci aramayı bırakıp ikinci aramaya geçince açmaya gittim. Alıcı gibi arıyordu resmen. "Efendim Afacan" dedim oflayarak puflayarak. "Neredesin abla sen ya açmıyorsun telefonlarımı" neydi şimdi bu ? "Balkondaydım Afacan gelmeye üşendim ne oldu?" dedim kaşlarımı da havaya kaldırarak. "Hiç ne yapıyorsun diye aradım akşam yemeğe gidecekmişsin Arın abiyle" derken ağzım açık kalmıştı. Şaşırmıştım. "Sen nerden biliyorsun?" dedim gayet sakin bir şekilde. "Sevda söyledi de oradan biliyorum dikkatli ol olur mu aklım sende kalmasın" derken sesi öyle çocuksu çıkıyordu, öyle masumdu çıkıyordu ki bu bizim Afacan olamaz dedim kendi kendime. "Ederim ablacım merak etme sen beni" "Ederim. Sen yine de dikkatli ol, hadi öpüyorum görüşürüz" "Görüşürüz" deyip kapattık telefonu. Arın, Sevdaya söylemişti demek ki. Kardeşimden sakladığım için pişman olmuştum. Ama ben belki kızar eder diye bekliyordum gayet sakinlikle karşıladı buda benim şaşırmama sebep olmuştu. Kardeşimden sakladığım içinde utanmıştım. Sonuçta sevgilisinin abisi ne olabilirdi ki özür mayetin de çıkaracaktı yemeğe. İyide hep birlikte çıkabilirdik, diye düşündüm sonrada. Halâ kafam karmakarışıktı. Çok zorlanıyordum. Vazgeçedebilirdim. Odama gidip kendimi hazırlanırken buldum. İlk önce uzun ılık bir duş alıp kendime geldim. Bugün hiç bir şey benim moralimi bozamazdı, hiçbir şey olmamış gibi devam etmem gerekiyordu. İyi ama nasıl? Mermileri, kapımdaki adamları nasıl unutup, devam edebilirdim hayatıma. Makyaj için Gülçinden yardım istedim. Güzel bir makyajın ancak onun elinin altından çıkabileceğini biliyordum. Zilin çaldığını duydum ve Gülçinin bu kadar erken geleceğine şaşırmıştım. Kapıyı açtım ama yine kimse yoktu, bu sefer yere bakma ihtiyacı hissettim bir kutu duruyordu hediye paketine sarılmış. Kutuyu elime aldım ve Gülçinin geldiğini gördüm. İçeri girdikten sonra hemen odama çıktık. "Elinde ki ne Akgül" derken elimdeki kutuyu süzmekle meşguldü. "Bilmiyorum bende şimdi açıcam" deyip hediye paketini açmaya başladım. Sanki yavaşlandırılmış bir video gibi yavaş yavaş açıyordum. Gülçin'in söylenmeleri umurumda bile olmadı. İçini açtığımda çok güzel bir derganlık duruyordu ateş kırmızısı ve tabi ki bir not. "Göndermesem içimde kalırdı. Öyle zarif bir elbiseye böyle bir gerdanlık yakışır lütfen kabul et sende çok güzel duracağına eminim. Arın Soylu" birde imzasını bırakmış. "Ay Akgül çok güzel adam çok ince kız" deyip koluma vurdu Gülçin. "Ne yani bunu tak mı diyorsun hayatta olmaz emrivakiye giriyor resmen bu" sinirlerime hakim olamıyordum. "Ne diyeyim Akgül. Adam ince bir adam, zarif bir kıza zarif bir gerdanlık demiş, aslında oraya sen diyecekti ama elbise dedi utancından bence öyle." "Bakarız bakarız hadi makyajımı yap az bir zaman kaldı" dedim gerdanlığı aynalığıma bırakarak. Gözlerimi kamaştırıyordu ama bu kadarı da fazla değil miydi ? Birden telefonum çaldığında Gülçin gidip telefonumu getirdi. "telefonun çalıyor arayanda Arın" telefonu alıp açtım hemen tam lafa giriyordum ki o ilk önce davrandı. "Kızma kızma onu almadım aile yadigarı elbisene uyumlu olur diye düşündüm çok beğendiysen sende de kalabilir" ağzım açıkta kalmıştı. "Aile yadigarı mı ?" der demez Gülçin'den "oha" nidası koptu. Kolumla vurarak sus işareti yaptım gözlerimi büyüterek. "Evet aile yadigarı. O gün elbiseyi aldığımda kafamı patlattığın için, gerdanlık falan almadım, yoksa alacaktım başıma gelecekler için korktum" deyip güldü ve ben o gülüşün sıcaklığını kalbimde hissettim. "Teşekkür ederim" diyebildim sadece. Kalbim tutuşuyordu. "Rica ederim takarsan beni daha çok mutlu edersin iki saate alırım seni görüşürüz" "Görüşürüz" tekrar önümdeki gerdanlığa baktım ve çok güzeldi. Garip olan neden takmam için bana vermişti. Bir buçuk saatin sonunda hazırdım. Ağır olmayan bir makyaj, hafif dağınık topuzum, elbisem, gri renkteki ayakkabım işte hazırdım. Aynada bir daha, bir daha kendime baktım. İlk defa böyle bu kadar güzel oluyordum. Gülçin bir kaç kare fotoğrafımı da çektikten sonra gerdanlığı elime aldım ve takması için Gülçin'e verdim. O kadar güzel yakışmıştı ki kendime hayran hayran dalarken buldum kendimi. Gülçin'in seslenmesiyle kendime geldim "Akgül, Arın mesaj atmış kapıda bekliyormuş" heyecanlanmıştım. "Nasılım ?" derken buldum kendimi. Neden merak ediyordum ki nasıl göründüğümü sıradan bir yemekti işte. "Süpersin, harikasın, hadi bekletme" "Tamam" deyip odadan çıkış yaptık beraber. Kapıya geldiğimizde "Dikkat et kendine bir şey falan olursa masanın altına saklan" telaşlıydı biraz normaldi hiç böyle şeyler yaşanmamıştı. "Telaşlanma hiçbir şey olmayacak" derken ben bile kendimden emin değildim. Ağır adımlarla kapıyı açtım ve karşımda simsiyah bir takım giymiş ayağında pas parlak siyah rugan ayakkabı, yakasında kırmızı bir gül. "Allah'ım tam filmlerdeki gibi" diye geçirdim içimden. Arabanın kaputuna yaslanmış elleri cebinde beni bekliyor. Yavaş adımlarla yanına gittim, elimden tutup mağazadaki gibi döndürdü beni. "Ço.. çok.. çok güzel olmuşun Akgül" yine kekelemeye başlamıştı. Heyecanı çakır gözlerinden okunuyordu. Kendine gelip arabanın kapısını açması tam on dakika sürdü. Anca kendine gelebildi. Arabaya binip kemerimi bağladım bu sefer sorunsuz olduğuna sevinmiştim. Yeniden kokusunu ciğerlerime doldurmak zorunda kalmayacaktım. Yine elimi radyoya götürüp şarkı seçmeye başladım. Hareketli parçalara eşlik ettim. Yolculuk boyunca hiç konuşmadık. Restorana geldiğimizde arabayı valeye verip içeri geçtik. İkimiz adına rezervasyon ayırmıştı. "Arın Soylu ve Akgül Aktaç" sadece kendi adına değil ikimiz adına ayırmıştı. Bu hareketi daha çok hoşuma gitmişti. Gitmedi desem yalan olurdu. Masaya oturup siparişlerimizi verdik. Garson bize önden bir şarap doldurdu. Şarabın beni çarpacağını biliyordum ama yinede içmiştim. Yemeklerimizi yerken hafif başım dönüyordu. Sarhoş değildim ama çarpmıştı. "Bugün de bir olay olmaz değil mi Arın Soylu?" diye sormuştum kahkaha atarak. "Sarhoş mu oldun Akgül daha yeni geldik gece yeni başladı ve sen sarhoş mu oldun?" kafamı hayır anlamında salladım. "Çarptı sadece" yemekten sonra bir türk kahvesi isteyip kendime geldim az da olsa. "Neden buluşmak istedin Arın böyle bir yemeğe ihtiyacın yoktu ki?" diye soru sorarken buldum kendimi. Ne demesini bekliyordum halen anlamıyordum. Özür mayetinde pişman olduğu için çıkartmıştı işte. Birşey söylemedi cevapsız bıraktı. Öylece bana bakıyordu tutulmuş gibi. Sürekli gerdanlığıma odaklanıyordu gözü. "Gerdanlık çok yakışmış tahmin ettiğimden de çok" derken elimi tuttu. Midemde yanma hissettim birden. Hemen elimi çektim. Sıcaklığı yakıyordu beni "Teşekkür ederim" diyerek başımı öne eğdim utangaç bir halde. Yemek sorunsuz geçmişti. Demek ki rüyam çıkmayacaktı boşu boşuna huzursuzluk yaratmıştım kendime. "Sevda anlattı biraz İzmir de yaşıyormuşsun" derken suratındaki üzgün ifade görülmeye değerdi. " Evet diğer ay'a döneceğim" diye söyleyip konuşmaya devam ettim "bir aylığına geldim tatil için" söylerken gülmeye çalışıyordum. Yine ailemi, arkadaşlarımı bırakıp gidecektim hüzünlüydüm aslında ama gülümseye zorladım kendimi. "Anladım. Peki burada neden yaşamadın?" diye bir soru yöneltti. Böyle bir soru beklemiyordum. "İzmir de okudum, orda da bana göre bir iş bulunca orda kaldım. Gerçi gece ona, on bire kadar çalışmak bana göre değil ama idare ediyorum işte" bunu söylerken bile ne kadar yorulduğumun farkına varmıştım. İstanbul'a taşınmayı düşünüyordum elbette ama bundan kimsenin haberi yoktu. Sadece düşünce. "Anladım buralara tekrar dönme gibi bir planın yok anlaşılan" derken kafasını başka tarafa çevirmişti. "Hayır yok şimdilik" dedim. Biraz gülümsedi bu lafımdan sonra. "Hesabı isteyip kalkalım seni başka bir yere götüreceğim çok seveceğinden eminim" tamam anlamında başımı salladım. Hesabı isteyip bekledik. Arın hesabı öder ödemez kalktık. O kadar çok şeyden sohbet etmiştikki yarısını gerçekten hatırlamıyordum. Uğultulu sesten ibaretti herşey. Şarabın çarptığını anları hatırlamıyordum, kahveden sonrası aklımdaydı. Dışarı adım attığımızda ürpermiştim hava biraz serinlemişti, Arın bana yine ceketini vermişti. "Daha diğer ceketini veremedim Aslan parçası buda mı kalsın bende" diye söylendim içimden. Kapının önünde valeyi beklerken bir araba durdu camını açtı ve ateş etti. Ne olduğunu anlayamamıştım. Elimi karnıma bastırıp çektiğimde elimde kırmızı bir leke vardı. "Arın" diye seslendim. Yanıma geldi ve ben sonrasını hatırlamıyordum. Vurulmuştum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD