Gözlerimi açtığımda elimi sıkıca tutan ve başını koluma koymuş olan Arına baktım ve kesik kesik söylediği cümleleri dinlemeye başladım.
"Allah'ım ne olur ona bir şey olmasın. Geç gönderdin erken alma" diye söyleniyordu.
Ne demek istemişti anlayamamıştım. Yeniden gözlerimi kapattım her tarafım ağrıyordu, canım acıyordu. Kafamın üstündeki bip bip bip diye ses çıkartan aletler, kolumdaki serum. "Ne olmuştu bana, hatırlamıyordum" yeniden gözlerimi açtım ve bu kez inlemeyle karışık
"Arın" diye seslendim.
Arın hemen başını kaldırıp bana baktı
"Allah'ım şükürler olsun. Bal göz nasılsın iyi misin?" deyip alnıma, saçlarıma bir öpücük kondurdu.
"İyiyim çok ağrım var sadece" dedim hafif yerimden doğrulmaya çalışarak.
"Dur dur fazla hareket etme" dedi Arın endişeli endişeli.
"Ne oldu bana neredeyim" hafif iniltiyle söyledim bunu.
"Sakin ol hayati tehliken yok sadece sıyırmış" şaşkın şaşkın Arını dinliyordum.
Akşamdan bana kalan sadece güzel bir yemek, valeyi beklemek. Sonrası zifiri karanlık.
"Anladım sen iyi misin sana bir şey oldu mu?" dedim telaş ederek.
"Ben iyiyim bana bir şey yapmadılar, keşke bana yapsalardı seni böyle görmektense daha iyiydi" elimi sıkı sıkı tutuyordu bırakmıyordu.
Bir anda odaya birileri girdi elimi bırakıp silahına davranıyordu ki Sevda, Bedir ve Gülçin'di gelen. Rahat bir nefes bırakıp yerine oturdu.
"Abla nasılsın"
"Akgül abla iyi misin?"
"Kuzum bir ağrın var mı?" diye peş peşe soru sıraladılar.
"Beni kurşun değil ama siz öldüreceksiniz iyiyim, annem'gilin haberi var mı?" dedim Bedir'e.
"Evet haberleri var gelirler birazdan. Kavga vardı restaurantın önünde silah atıldı oda sana denk geldi annem'gil böyle biliyor" derken şaşırmıştım.
Yalan söylememi istiyorlardı.
"Ama polise ifade verirken ne yaşadığını anlatabilirsin Akgül" bu ses Arından dı.
"Sen nasılsın abi iyi misin?" diye sordu Bedir.
"Kötü, pişman..." sadece bu iki kelimeyi söyledi.
Yüzünden de anlaşılıyordu pişmanlığı. Onunla ne zaman çıksak sonu hep hüsran bitiyordu.
Bedir gelip saçlarıma bir öpücük kondurdu. Annemin seslerini duyuyorduk dışardan
"Akgül... Akgül'üm." diye bağıra bağıra inletiyordu hastaneyi.
Bedir hemen kapıya koştu annemi susturup içeri almak için. Gelir gelmez sarılmalar, ağlamalar, duygusal sahneydi aynı.
"Anne dur canım acıyor" dedim inleye inleye.
Çünkü gerçekten çok canım acımıştı.
"Annem özür dilerim" dedi ve tek kaşını havaya kaldırdı ve cümlesine aynen şöyle devam etti "eşşeğin sıpası senin ne işi var kavga edenlerin arasında, bu arkadaşlar kim" diye sorup başını Sevda ile Arına çevirdi. Bedirden böyle bir hareket beklemiyordum ama
"Tanıştırayım annecim sevgilim Sevda yani müstakbel gelin adayın" annem şöyle bir Sevdaya baktı
"MaşAllah maşAllah ne kadar da güzel memnun oldum kızım bende Nesrin, Nesrin Aktaç" deyip elini uzattı Sevdaya.
Uzatılan eli öpüp
"Memnun oldum efendim sağolun, buda abim Arın Soylu" derken Arına baktı ama Arın o kadar kötüydü ki sonradan farkına vardı. Oda uzatılan eli öpüp
"Memnun oldum efendim" dedi ve babamla da tanıştılar.
Tanışma faslı bittikten sonra Bedir anneme seslendi
"Anne gel biz gidelim eve ablamın üstüne başına bir şey getirelim sabah taburcu olacak sabah geliriz" hemen itirazlara girişti annem.
"Olmaz yavruma kim bakacak tek başına bırakamam."
"Anne gidebilirsin hem Arın da burada merak etme zaten o kurtardı beni" dedim biliyordum çünkü annemle kalırsam annem başımın etini yerdi sabaha kadar.
"Ama..." derken hemen lafını böldüm
"Merak etme annem uzun zamandır tanışıyoruz zaten görüşüyoruz da aklın arkada kalmasın"
"Peki" deyip hep birlikte odadan çıktılar.
Arın'da tekrar yanıma oturdu. Sohbet etmek istiyordu ama lafa nasıl başlayacağını bilememişti.
"Akgül" dediği sırada lafını kestim.
"Bak bir şey söylemek zorunda değilsin, evet ikidir başımıza olaylar geliyor ama atlatılır. Sevda ile Bedir evlenecek biz hep ailecek görüşücez bu böyle sürmez zaten eminim ki. Sende kardeşinin ve bizim ailemiz için bu mafya türü olayları bırakırsın olur biter" derken bunları tane tane anlatmıştım.
Zar zor nefes alıyordum birde üstüne böyle uzun bir konuşma yapmak açıkçası biraz zor olmuştu.
"Ben zaten bıraktım bu işleri ama bu konu başka bir konu o yüzden bu kadar uzatmaları bende karşılık vermediğim için böyle uzuyor zaten."
Anladım tarzında başımı salladım. Odanın balkonu vardı benim serumda bitmişti, hemşire gelip serumu çıkarttıktan sonra gidip balkona oturup sigara içtim Arın'ın söylenmelerine rağmen yine de çıktım. Bedirle Sevda geldi sonradan beni zorla yatağa yatırdılar, uyuyup dinlenmem gerektiğini söylediler.
"Abi sende gel kantine inelim bir şeyler ye iç" diye söyledi Sevda ama Arın'ın pek umurunda olmadı.
"Nasıl yalnız bırakayım Akgül'ü olmaz" bu sefer Afacan devreye girdi
"O zaman bir çay bir tost alıp gelelim"
olur mayetinde kafasını salladı. Yaklaşık on, on beş dakika sonra geldi Bedir elinde iki çay, iki tost ile bana da getirmiş kereta. Bize tepsiyi verip Sevdanın yanına gitti sabaha kadar burada kalacaklarını söylediler. Yemeğimi bitirdikten sonra inlemeyle karışık
"ben biraz uyuyabilir miyim?" diye sordum Arın'a.
Başıyla onayladı ve ben gözlerimi kapatıp rüyalar alemine çoktan giriş yapmıştım. Çok yorgundum halsizdim hemen uyumuştum. Sabah taburcu olup evime varmıştım sonunda. Kendi yatağımda yatmak istedim, salonda yatamazdım babam televizyon izlerdi saygısızlık olur diye kabul etmemiştim.
Telefonum çalıyordu neyse ki yanıma koymuşlardı.
"Efendim" diye cevap verdim arayan Rena'ydı ve büyük ihtimal olanlardan haberi vardı.
"Nasılsın Akgül'üm nasıl oldun ağrın sızın var mı?"
"İyiyim iyiyim, sadece az bir ağrım var o kadar başka bir şeyim yok"
"dikkat et kendine bir şey olursa haber ver hemen gelirim biliyorsun" deli kız gelirdi sahiden.
"Sağol canım biliyorum teşekkür ederim" biraz konuştuktan sonra kapattık telefonu.
Telefonu koydum yerine bir arama daha geldi.
"Acaba ne söylemeyi unuttu" diye düşünürken arayanın Arın olduğunu fark ettim. Sanki görüyormuş gibi hafif kalktım, üstümü başımı düzeltip telefonu öyle açtım.
"Alo Akgül" sesi gayet sakin geliyordu.
"Efendim Arın" bende ona nazaran sakin bir sesle konuştum. Alıştığımdan mıdır nedir heyecanlanmıyordum fazla eskisi gibi.
"Nasılsın" diye bir soru yöneltti,
"İyiyim sen nasılsın" dedim içimdeki söylentileri kovarak.
"İyiyim, ağrın sızın falan var mı varsa hemen gelim gidelim hastaneye" niye bu kadar telaş ediyordu anlamıyordum, ağrım sızım olsa ailem zaten götürürdü halâ pişmanlığın acısını mı çekiyor acaba diye düşündüm.
"Teşekkür ederim iyiyim merak etme."
"...ederim" öyle bir duygu yüklü söyledi ki bu cümleyi ben bile ilk başta inanamadım ama halen pişmanlığın acısı diyorum kendime. Bir iki dakika konuşmadan telefon açık kaldı ve sessizliği bozan taraf Arın oldu
"Neyse sen dinlen bir şey olursa mutlaka ara görüşürüz"
"Peki görüşürüz" deyip kapattık telefonu.
Sonrası hayâllere dalma, uyuma. Neden hayâllere daldığımı da inanın bilmiyorum.
Bir haftayı öyle böyle evde yatarak geçirmiştim.
Hafta sonu gelmişti pikniği iptal etmek istediler durumum yüzünden ama ben iptal ettirmedim, biraz temiz havanın iyi geleceğine emindim. O kadar bunalmıştım ki evde bir hafta boyunca yatmanın bana göre olmadığını da anlamış bulundum.
"Ya hayır pikniği iptal etmeyin, temiz hava bana iyi gelecektir eminim" herkes suratıma öyle bakıyordu ki şaşkın şaşkın sanki vurulan onlar.
"Lütfen" diye cümlemi tamamladım. Herkes aynı anda tamam niteliğinde başını salladı.
"Tamam abla ama hiç bir şeye karışmak yok, yük taşımak asla yok, sadece oturacaksın" bunun olmayacağını bildiğimden kabul etsinler diye sadece "tamam" demekle yetindim.
Biraz uzanmak için salona geçtiğimde herkesin peşimden geldiğini gördüm. Kimi televizyon açtı kimisi telefona daldı. Bir hafta boyunca vurulduğumu duymayan kalmadı, evin salonu çiçekci dükkanına döndü. Sevda bir hafta içinde iki üç kez gelmişti sağolsun oda çok ilgilenmişti, sonuçta abisi yüzünden olmuştu. Herkes bir şeylerle ilgilenirken ben yine uykuya dalmıştım. Ne kadar uyudum bilmiyordum ama o kadar güzel bir rüyaydı ki.
Piknikteyiz hep beraber hiçbir sorun yok. İşin ilginç tarafı Alptuğ ve sevgilisi, Taha ve sevgilisi vardı. Taha, Alptuğun en yakın arkadaşı, rüyamdaki sevgilisi ise Gülçin'di.
Gülçin, Tahaya zamanında yanıktı ve bir süre birlikletelik yaşadılar, ama gel gelelim Taha, Alptuğ'un arkadaşı olduğu için
"Alptuğ sana bunu yaptıysa, Taha bana neler yapmaz" diyerek ayrılmıştı. Ve Taha ondan sonra başka hiç bir kızla beraber olmadı. Bırak beraber olmayı yan gözle bile bakmamıştı. O kadar güzeldi ki rüya hep birlikte piknik yapıyorduk, ben Arın'la dolaşmaya çıkıyordum, el ele. El ele sevgili gibi aynı.
Güzel olan yanı bir olay olmayışıydı.
Uyandığımda akşam olmuştu yarı karanlık, yarı aydınlık. Bizimkiler halâ burada . Emre ile Bedir televizyon izlemekle meşgul Gülçin çay demliyor sesinden belli bir yandan da annemle sohbet ediyor.
"Günaydın" deyip üzerimde ince serili olan battaniyeyi ayaklarımın yardımıyla üstümden attım. "Günaydın mı ? İyi akşamlar oldu abla" dedi Afacan sırıtarak.
Gözlerimi devirip kalktım yerimden.
"Nereye" diye azarladı Emre
"Bunaldım mutfağa gidicem biraz yürümekte gerek Emre'cim" koluma girip beni mutfağa kadar bırakıp geri salona döndü.
"Annem yatsaydın ya niye kalktın ki sen" kızmaması şaşırtmıştı, vurulmak güzel bir şeymiş diye düşündüm içimden.
"Yat yat nereye kadar biraz yürüyeyim bir haftadır yatıyorum zaten hem çayın kokusunu aldım da geldim" dedim ve gözlerimle çaydanlığı işaret ettim Gülçin'e.
Biraz ortam sessiz kaldıktan sonra Gülçin ayağa kalkıp çayları doldurmaya koyuldu.
"En sevdiğin kurabiyeden yaptım limonlu" ağzımın suyu akmıştı resmen, İzmir'de ki evimde her izinli olduğum zaman limonlu kurabiye yapar Rena ile birlikte yerdik. Çok severdi kurabiyemi. Adını anınca Renayı da bir haftadır aramadığımı farkettim.
"Rena aradı beni sana ulaşamayınca merak etmiş iyi olduğunu söyledim" teşekkürler mayetinde başımla onayladım.
"Bugün yemek yok galiba babam gelir birazdan" dedim gözlerim tencere tava yemek ararken.
"Bu akşam dışardan söyleyeceğiz anneni azıcık ikna ettim" diyerek sırıttı Gülçin.
Ağrım çoğalmıştı o sırada salona geri dönüp biraz daha uyumak istedim.
Ne kadar süre uyudum bilmiyorum ama birinin bana seslenmesiyle birlikte uyandım.
"Akgül.. Hadi kızım uyansana.. Akgül" gözlerimi açtım başımda Gülçin beni uyandırmaya çalışıyordu.
"Siparişler geldi yemek hazır"
"Tamam canım" diyerek kalkıp elimi yüzümü yıkayarak mutfağa gittim.
Yemek gayet sorunsuz geçmişti, elim her an yüreğim de sanki bir şey olacakmış gibi korkuyordum.
Çayımı yudumlarken acaba piknikte bir sorun olacak mı diye düşündüm. Sonrada bu düşünceyi kafamdan attım.
Saatler sonra Emre'yle, Gülçin'i uğurladıktan sonra odama çıktım yatmak için. Ama bütün uyku hakkımı kullandığım için uykum yoktu telefonumu kurcalamak istedim ama telefonumun da nerde olduğundan haberim yoktu. Oda da göz gezdirirken makyaj masasının üstünde buldum. Ekranı açtığımda bir sürü mesaj olduğunu fark ettim bildirimlere bakarken çok tuhaf bir şey fark ettim. Alptuğ bana sosyal medyadan istek atmıştı. Şaşırtmıştı bu beni bizim hikayemiz biteli çok olmuştu. Ne kadar oldu bilmiyorum ama o derece hatırlamıyorum bitirişimizi. Ne sildim, ne onayladım hiç bir şey yapmadan çıktım, zaten sosyal medyayı az kullanan biriyim şimdi hiç kullanmıyormuş gibi yapardım.. Mesaj bölümüne girip Rena'nın mesajını es geçip Arının mesajına baktım.
Arın "Daha iyi misin?.."
"cevap vermedin?.."
"kötü müsün yoksa?.."
"Akgül?.." deli midir nedir ?
Sevgilim olsa bu kadar üzerime düşmeyecek adam benim için endişeleniyor, tabi onun yüzünden oldu ama bu kadar endişelenmesi anlamsız.
Akgül "evet daha iyiyim bu kadar merak edilecek bir şey yok yarın göreceksin nasılsa o zaman anlarsın iyi miyim değil miyim?" yazıp gönderdim bakalım ne cevap verecek.
Sigara içmek için balkona çıktım usul usul Arın'ın gönderdiği arabalar sürekli değişiyordu vardiyalı şekilde sabah biri geliyordu, akşam biri geliyordu.
İyi dayanıyorlardı ben olsam "banane elalemin kızından korusun kendini" derdim.
Sigara ateşi yaklaştırıp yanmayı beklerken ben Arın'dan gelen mesajı okuyordum, her defasında bunu nasıl başarabiliyordu tabi anlamıyorum.
Arın "...ederim çünkü benim yüzümden oldu, (benim sayem de) olmadı benim yüzümden oldu sana dünyayı sersem kendimi asla affedemem bal göz."
bakar mısınız şu mesaja, bir insan nasıl mest olmasın.
Bende mest oluyordum ki son anda kurtardım paçayı tabi. Ne diyeceğimi bilemedim dudak büzüp gözlerimi tavana diktim, düşünüyordum. Her mesajımda biraz sinirli davrandığım için bu sefer yumuşak davranmak istiyordum.
Akgül "Olacağı varmış oldu ne yapalım Bedirle Sevda bir olduğu sürece bizde sürekli görüştüğümüz sürece bu böyle olacak."
dayanamamıştım ruhumda var anacım ne yapalım. Hemen cevabım geldi fazla bekletmeden.
Arın "Galiba öyle olacak" Galiba ?
Ne demek istedi ki bu şimdi, ben zarf atmıştım aslında Bedirle Sevda ne alakaydı? Bu olayın içinde kesin başka bir iş vardı ama neydi ? Kafamı kurcalıyordu. Rena'ya cevap vermediğim aklıma geldi onun mesaj kısmına girip ona da bir mesaj yazıp gönderdim. Telefonu cebime koyduktan sonra bir sigara daha yakıp gökyüzüne bakmaya başladım. Arın'ın mesajını da cevapsız bırakmıştım bir şey yazmak istememiştim hem ne yazabilirdim ki ?
"Tabi aslan parçası tabi hayatım hiç mahvolmadı zaten bide sen mahvet mi?" Tekrardan telefonu elime aldım çünkü üst üste bildirim gelmişti. Ve sosyal medyadan bir mesaj. İsimsiz bir hesaptı anlayamamıştım. Aynen şöyle yazıyordu
"Arının yanında durarak çok büyük hata yapıyorsun. Arın sana asla bakmaz güzelim"
bu mesajı bir bayanın yazdığı belliydi, profiline girip bakmayı denedim ama hiçbir şey yoktu.
Cevapsız bırakmak en iyisiydi kimliği belli olmayan biriyle Arın için münakaşa edemezdim. Kafamı kurcalamaya yetmişti bu yazdığı mesaj. Durduk yere ortalığı karıştırmak istemediğimden Arına da bir şey söylemeyecektim ama mesajı da elbette silmeyecektim. Saat gece yarısına geliyordu ağrılarımda artmaya başlayınca biraz uyumak iyi gelir diye düşünerek yatağıma geçtim.
"Hadi hadi şunları da al Emre" diye söylene söylene Emre'nin arkasından gitti Gülçin.
Bende arabanın kenarına yaslanmış piknik hazırlıklarını seyrediyordum kimse bir işe dokunmamı istemiyordu.
Elimi bir şeye uzatsam "Akgül dokunma biz hallederiz" diyerek bana bir şey yaptırmadılar.
Bende keyfime baktım ne yalan söyleyeyim. Gülçin'e seslenip yanıma çağırdım daha nereye gideceğimizden haberim yoktu
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum ellerimle yolu işaret ederek.
"Sevda aradı sabah Bedir'i, abisi harika bir yer biliyormuş sessiz sakin olan konum attı oraya gidiyoruz" diyerek telefonundan konumu gösterdi.
"Issız bir yer olmasında sessiz sakin olması iyidir şu bir kaç hafta yaşadıklarımı göz önünde bulundurunca" diyerek gözlerimi devirip omuz silktim.
"Bakacağız" deyip yanımdan ayrıldı Gülçin.
Emre ise el hareketleriyle arabaya geçmemi söyledi ve bende ön koltuğa kuruldum. Ön koltuğu kimseye kaptıramazdım arkada uykum geliyordu ve her seferinde uyuyordum.
&
Bir gün yine Emre'yle dışarı çıkacaktık. Gülçin ve Afacanda vardı. Afacan ön koltuğa oturup yerini vermedi pislik kardeş, bizde Gülçin'le arka koltuğa geçtik. Yolculuk yarım saat ya sürecek ya sürmeyecekti başımı koltuğa koyar koymaz uyumuştum ben uyuyunca herkesin de uykusu gelmişti ve o gün o uyku kaza yapmamıza neden olacaktı. Bu durum bir kaç kez daha tekrar edince beni ön koltuğa almakla buldular çareyi. O günden beridir hep ön koltuktayım kimseye kaptıramam.
&
Herkes arabaya yerleştikten sonra Emre konumu açıp hareket etmeye başladı. Bende radyo açmak için elimi uzattım ve o yine şarkı.
"Aşık oldum ben sana, gözlerine baka baka, elini tuttuğumda, kalbim durdu ata ata..." bu şarkı resmen hayat noktam olmuş gibiydi her yerde karşıma çıkıyordu.
Bende onunla birlikte şarkıya eşlik etmeye başladım
"Aşık oldum ben sana.. gözlerine baka baka.." arada bir bizimkilerin gözlerini üzerimde hissetsem de hiç bozuntuya vermeden devam ettim. Camı yarıladım sigaramı yaktım o arada telefonuma bildirim geldi bakmak için çantamdan çıkarttım.
"Biz yola çıktık geliyorsunuz dimi" mesaj Arındandı.
Sadece "evet" yazıp gönderdim.
O sırada yanımızdan jet hızıyla bir araba geçip yavaşladı. Bu beni takip eden siyah arabaydı.
"Olamaz" dedim içimden ama sesim dışa vurmuş olacak ki Emre yan gözle bana bakmaya başladı. Bir şey yok dercesine başımı salladım. Yolculuk bitmek bilmiyordu sıkılmıştım camı tamamen açıp bütün havanın içeri girmesini sağladım ve sohbet konusu açmaya karar verdim. Konuşa konuşa geldiğimizden vakit çok çabuk geçmişti.
Gözlerimiz Arın'la Sevda'yı ararken bizden önce gelmeleri şaşırtmadı tabi.
Onlar getirdikleri yiyecekleri sofraya kurmuşlardı çoktan bizimkilerde selamlaştıktan sonra başladılar sofrayı kurmaya.
Bana bir şey yaptırmadıklarından dolayı ben parka gidip salıncağa bindim. Yavaş yavaş sallanırken birden salıncağı demirinden birinin tutmayasıyla irkildim. Arındı.
"Selam" dedi gülerek. Dudaklarının yana kıvrılışı o kadar zarifti ki gözleriyle beraber bir bütünlük katıyordu adeta.
"Selam" dedim bütün sevecenliğimle.
"Sallama mı ister misin?" diye sorduğunda "yok artık mafya babasısın sen" diye içimden geçirdim. Bir şey söylemeden salıncağa iyice yerleştikten sonra sallamaya başladı. O kadar mutluydum ki bugün bir şey olmasın diye dua ediyordum içimden derken bizden baya uzakta olan siyah arabayı fark ettim. Acaba gece bana mesaj atanla ilgisi var mı yok mu diye düşünmeye başlarken aniden salıncağı durdurup arkamı döndüm.
"Çaktırmadan tam karşıya bak siyah araba burada" dedim. Arında fark etmişti.
"Tamam hallederim ben şimdi" deyip telefonunu çıkarıp birilerini aradı.
O sırada da beni sallamaya devam etti. Ben güzel güzel sallanırken Sevda yanımıza gelip
"abi, Akgül abla hadi her şey hazır sizi bekliyoruz" deyip salıncaktan inmeme yardım etti.
Sofra harikaydı uzun zamandır böyle piknik yapmamıştım. Sohbetler gülüşmeler. Arın'la kaçamak bakışmalar tabi bazılarında Gülçin'e yakalandık. Anlamıştı. Çaktırmadan beni dürtüp duruyordu. Sonrası bildiğiniz gibi oyunlar oynadık. Yakar top, voleybol tabi benim hareketlerim kısıtlı olduğu için pek oynayamamıştım. Erkeklerin maçı. Tek kelime ile mükemmeldi.
Sevda ile Bedir biraz yürüyüş yapmak istediklerinde Gülçin'de Emre'ye
"bizde yürüyelim çok yedim galiba" deyip gittiler yanımızdan sırf bizi yalnız bırakmak için.
"Ah Gülçin ah" diye saydırdım içimden.
Konuşmak istiyordu Arın ama pekte başarılı olamıyordu.
"Daha iyi misin?" diye sordu üzgün gözlerle.
"Daha iyiyim" deyip gülümsedim kendini iyi hissetsin diye.
Halâ gece gelen mesajı söylememiştim belki de Arın'ın eski profilinde gördüğüm kızdır diye düşündüm ama Alptuğ ile beraberdi neden böyle bir şey yapmak istesin ki diyerek vazgeçmiştim.
"Şey.. Haftaya bir bar club'ta arkadaşlarım çıkacakta acaba.." deyip duraksadı birden ve derin bir nefes alıp devam etti
"acaba hep beraber gider miyiz diyecektim sen ben Sevda ve Bedir" en azından sadece bana teklif etmedi buda güzeldi.
"Hafta sonu gelsin bakarız" dedim gözlerimi kaçırarak.
"Sevda Bedirle gelecek zaten onlar ayarladılar çoktan ama senin gelip gelmeyeceğini bilemediler ben söylemeyi istedim" deyip oda gözlerini kaçırdı bir bilse yanaklarının kıpkırmızı olduğunu kalkıp giderdi utancından.
"Bizde yürüyelim istersen biraz?" diye bir soru sorunca hemen kabul ettim çünkü bir haftadır yat yat bunalmıştım artık.
"Olur valla iyi gelir iyice bunaldım zaten" fazla uzaklaşmadan yürümeye başladık.
Masayı görebileceğimiz uzaklığa kadar yürüyüp geldik. Neredeyse bir on tur falan atmışızdır dinlenmek güzeldi ama daha dikişlerim tam iyileşmediği için fazla gelmiş olacak ki ağrımaya başladı geri dönüp tekrar oturup çocukları beklemeye karar verdik. Bir sigara alıp bana da uzattı ağzında tutuşmayı bekleyen sigara o kadar sabırsızdı ki bir an önce yanmayı bekliyordu nezaketen benim sigaramı yaktı ilk sonra kendi sigarasını yakıp dumanı savurduğunda sigara derin bir nefes almıştı. Dumanlar gözlerinin önünden geçince gözleriyle bir bütün olmuşlardı sanki.
"Bir adama bir sigara bu kadar mı yakışır?" diye içimden geçirdim.
Tıpkı sigaranın dumanı gibi dumanlıydı gözleri çakır dumanı. Çocuklarda geldiğinde biraz daha oturup kalktık. Çok güzel bir gündü sorunsuz bir gün geçirmiştik Arın'la. Günün sonunda bir şey olmazsa tabi. Herkes birbiriyle vedalaştıktan sonra Arın'la biz kalmıştık bizde vedalaşıp sarıldıktan sonra.
Yani sarıldıktan sonra, arabaya geçip oturdum yerime.
"Dışarda birer kahve içelim mi?" diye ortaya bir soru attı Emre.
"Olur ne zamandır içmiyoruz bir arada" diye söyleyip bana döndü Gülçin.
"Olur değil mi canım ağrın falan varsa söyle eve gidelim" elini omzuma koyup sevecen bir tavırla sıktı omzumu.
"Olur olur içelim" ağrım vardı ama onlar için kabul ettim.
Hem az bir vaktim kalmıştı zaten hep bir arada durmak en güzeli olacaktı. Kahve için bir cafe'nin önünde durduğumuzda etrafıma bakıyordum o kadar güzel bir yerdi ki birden gözüme biri takıldı.
Sanki Alptuğ'la fotoğraf çekilmiş kızı görmüş gibiydim ama tam emin olamadığımdan fazla üzerinde durmadım. İçeri girip siparişleri verdik yanına vazgeçilmezlerden tramisu tatlısını da söyleyip beklemeye başladık.
Siparişlerimiz geldiğinde kahvemi içmek için havaya kaldırdığımda kucağıma bir not düştü
"Arından uzak dur" bu neydi şimdi yeni düşman mı.
Notu elime alıp avucumun içinde büzdüm kimseye bir şey demeden. Eminim notu gönderen beni izliyordu bende keyifle sırıta sırıta içtim kahvemi. Daha sonra Emre hesabı ödemeye geçince bizde arabadaki yerlerimize geçtik yeniden. Eve vardığımda direk odama çıktım çok yorulmuştum. Sorunsuz silahsız mermisiz bir gün geçirmiştik ve çok eğlenmiştim. Huzurla yatağıma yatıp uykuya dalmak için beklemeye başladım.